Bir Savunma Kalesi Olarak Deha: Winnicott’ın Gözünden Jung
D.W. Winnicott’ın C.G. Jung’un otobiyografisi (Anılar, Düşler, Düşünceler) üzerine yazdığı eleştirel inceleme her iki kişiyi de anlamak açısında n önemlidir.
Psikanaliz tarihinin en büyük kopuşlarından biri Freud ve Jung arasındaydı. Ancak bu kopuşun derinlerindeki trajediyi çok az kişi Donald W. Winnicott kadar keskin bir şefkatle analiz edebilmiştir. Winnicott, Jung’un otobiyografisini incelediği makalesinde, Jung’un devasa teorik sistemini “temel bir ruhsal yıkımın üzerine inşa edilmiş devasa bir savunma kalesi” olarak tanımlar.
Peki, bir dâhinin zihni nasıl olur da hem bir sığınak hem de bir kale haline gelir?
İyileşmemiş Bir Çocukluk: No:1 ve No:2
Winnicott’a göre Jung’un çocukluğu, “iyileşmemiş bir şizofreni”nin izlerini taşır. Jung’un kendi anlatımında dile getirdiği “Kişilik No:1” (gündelik çocuk) ve “Kişilik No:2” (yaşlı, otoriter ve zamansız kendilik) arasındaki bölünme, Winnicott için sıradan bir içsel zenginlik değil, erken dönem bir kopuşun (disosiasyon) işaretidir. Jung, tüm yaşamı boyunca bu iki kutbu birleştirmeye çalışmış; teorisindeki “bireyleşme” süreci aslında kendi içindeki bu yarayı dikme girişimi olmuştur.
Somut Annenin Yokluğu ve Arketipsel Sığınak
Winnicott’un sisteminde “yeterince iyi anne”, bebeğin dış dünya ile sağlıklı bir bağ kurmasını sağlayan köprüdür. Ancak Jung’un çocukluğunda anne figürü ruhsal olarak “yoktur” veya güvenilmezdir. Winnicott, Jung’un bu somut boşluğu doldurmak için “Anne Arketipi”ni ve “Kolektif Bilinçdışı”nı inşa ettiğini savunur.
Jung, dış dünyada bulamadığı nesneyi (anneyi), iç dünyasında mistik ve evrensel bir imge olarak yeniden icat etmiştir. Bu durum, Winnicott’un “geçiş nesnesi” teorisiyle taban tabana zıttır: Winnicott sembolleri dış dünyaya bağlanmak için kullanırken, Jung’un sembolleri (mandalalar, arketipler) dış dünyadan korunmak için inşa edilmiş birer savunma mekanizmasıdır.
Diri Diri Gömülme Korkusundan Mistik Sistemlere
Jung’un otobiyografisinde sıkça geçen “diri diri gömülme” veya “boğulma” fantezileri, Winnicott’a göre erken çocukluktaki nesne kaybının yarattığı dehşetin izdüşümleridir. Jung’un Freud ile olan ilişkisi de bu yıkımdan bir kurtuluş çabasıdır; Jung, Freud’da kendisini bütünleştirecek bir güç aramış ancak Freud’un nevroz odaklı yaklaşımı, Jung’un “psikotik” düzeydeki derin bölünmesini kavrayamamıştır.
Sonuç: Trajik Bir Başarı
Winnicott için Jung’un kuramı, bir “kendi kendini tedavi” yöntemidir. Jung, içindeki boşluğu ve kaosu, arketiplerden oluşan görkemli bir evrenle örtmüştür. Winnicott’un bu analizi bize şunu hatırlatır: Bazen en büyük entelektüel başarılar, ruhun en derin yaralarını hayatta tutma çabasından doğar. Jung’un kalesi o kadar büyüktür ki, bugün bile binlerce insan o kalenin içinde kendi ruhsal karmaşasına bir düzen aramaya devam etmektedir.
Kaynakça:
- Winnicott, D. W. (1964). Review of Memories, Dreams, Reflections by C. G. Jung. International Journal of Psycho-Analysis.