Bir Şeyin İşlevini Niçin Onu Kullanmadıkça Yitiriyoruz?

Hiç, bir köprünün üzerindeyken trafiğin tıkandığını, köprünün bütün o arabaları ve insanları taşıyıp taşıyamayacağını düşündüğünüz oldu mu?

Köprünün yıkıldığını, herkes ölümcül bir metal, tuğla ve beton yağmuru altında nehre düşerken yaşanacak kaosu ve korkuyu hayal edin. Neyse ki bu tip bir kazanın meydana gelme ihtimali oldukça düşüktür, zira çoğu köprü taşıdıklarından çok daha fazla sayıda araba ve insan taşıyabilecek şekilde inşa edilmiştir. Örneğin John Roebling, Brooklyn Köprüsü’nü bilerek üzerinde herhangi bir zamanda taşıyacağından altı kat fazla ağırlığı kaldırabilecek şekilde tasarlamıştır. Mühendislik jargonunda, Brooklyn Köprüsü’nün güvenlik katsayısı altıdır.

Mühendislerin köprü, asansör kabloları ve uçak kanatları gibi önemli yapıları tasarlarken benzer düzeyde yüksek güvenlik katsayıları kullanıyor olmaları gerektiğinden ötürü kafamız rahat olabilir ve olmalıdır da. Her ne kadar güvenlik katsayıları inşaat maliyetlerini artırsa da kullanılmaları mantıklı ve gereklidir, zira inşa ettiğimiz yapıların ne kadar güçlü olmaları gerektigi hakkında kesin bilgimiz bulunmamaktadır.

Peki ya vücudunuz? Bir kemiğini kırmış ve bir bağını veya tendonunu koparmış herhangi birinin teyit edebileceği gibi, doğal seçilim bunları bazı aktivitelerinizle baş edecek ölçüde yüksek bir güvenlik katsayısı ile oluşturmamıştır. Tabii ki evrim, insan kemiklerini, bağlarını yüksek süratte gerçekleşen araba ve bisiklet kazalarına karşı koyacak biçimde uyarlamamıştır, fakat niçin bu kadar çok insan bileklerini, kaval kemiklerini veya ayak parmaklarını yürürken ya da koşarken meydana gelen basit bir düşme sonucunda çatlatmaktadır? Daha da endişe verici olan şey, kemiklerin yavaş yavaş eridiği ve bunun sonrasında son derece kırılgan, hassas bir hal alarak çatladığı ve çöktüğü bir hastalık olan kemik erimesinin bu kadar yaygın olmasıdır. Kemik erimesi, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki yaşlı kadınların üçte birinden fazlasının kemiklerini kırmalarına sebep olmaktadır, fakat yakın zamana kadar bu hastalık yaşlı insanlarda ender olarak görülmekteydi. 4. bölümde anlatıldığı gibi, insanlarda büyükanneler yaşlandıklarında bastonlarıyla etrafta dolaşmak veya yatak İstirahatinde bulunmak için değil, çocuklarının ve torunlarının bakımlarına yardımcı olmak için evrilmişlerdir.

Ne yazık ki kapasitenin talepleri karşılama konusunda yetersiz kalmasının neden olduğu uyumsuzluklar, iskeletemizden başka yerlerde de su yüzüne çıkmaktadır. Niçin bazı insanlar devamlı soğuk algınlığına yakalanırken, diğerlerinin bağışıklık sistemleri enfeksiyonları atlatma konusunda daha başarılıdır? Niçin bazı insanlar aşırı sıcaklıklara alışma konusunda daha çok zorlanırlar? Niçin bazı insanlar ciğerlerine Fransa Bisiklet Turu’nu kazanacak kadar çok oksijen çekebilirken, diğerleri birkaç merdiveni zar zor çıkarlar? Hayatta kalmaya ve üremeye yönelik önemlerine karşın bu ve benzeri uyumsuzluklar niçin bu kadar yaygındır?

Vücutlarımızın kapasitelerinin, onları maruz bıraktığımız talepleri karşılayamamaları, bütün uyumsuzluklar gibi genellikle değişmiş gen-çevre etkileşimlerinin bir sonucudur. Bu etkileşimler içerisinde, yaşadığımız çevreler vücutlarımızın yeterli seviyede uyarlanmış olmadıkları biçimlerde değişmiştir. Yaşlandıkça bize miras kalmış olan genlerimiz çevreyle yoğun ve devamlı bir şekilde etkileşime girerek, vücutlarımızın büyümelerini ve gelişimlerini etkilerler. Fakat 10. bölümde bahsettiğimiz ve şeker gibi eskiden nadir olan bir uyaranın aşırı miktarda bulunmasından ötürü ortaya çıkan bolluk hastalıklarının aksine, bu hastalıklar önceleri bol miktarda bulunan bir uyaranın çok az miktarda bulunmasından dolayı meydana gelirler. Eğer gençken iskeletinize yeterince yüklenmezseniz, hiçbir zaman tam olarak güçlenemez ve yıllar geçerken beyninizi yeterince uyarmazsanız, potansiyel olarak demans gibi hastalıklara yol açacak şekilde bilişsel işlevlerinizi daha hızlı olarak kaybetme riskiyle karşı karşıya kalırsınız.2 Bu hastalıklara sebep olan etmenleri önleme konusunda başarısız olduğumuzda, aynı şartları çocuklarımıza miras bıraktığımız, hastalığın yaygın olarak kalmasına veya görülme oranlarının artmasına sebep olan sinsi kemevrim geribesleme döngüsünün oluşmasına izin vermiş oluruz. Kullanmama hastalıkları gelişmiş ülkelerde önemli ölçüde malullüğün ve hastalığın sebebidir. Ortaya çıktıklarında bu hastalıkları iyileştirmesi zordur, ama vücutlarımızın büyüme ve işlevlerini yerine getirme konusunda nasıl evrildiklerine dikkat edersek büyük oranda önlenebilir hastalıklardır.

Daniel E. Lieberman

İnsan Vücudunun Öyküsü
Sağlık, Hastalık ve Evrim
İngilizceden çeviren: Doç. Dr. Raşit Bilgin
Say Yayınları

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here