Biraz Pisliğin Bir Zararı Olmaz

Pek çok insan için mikroplar hastalıklara ve yiyeceklerin bozulmasına sebep olan zararlılardır. Ne kadar az olurlarsa o kadar iyi! Bu yüzden hummalı bir şekilde evlerimizi, giysilerimizi, yiyeceklerimizi ve vücutlarımızı sabun, çamaşır suyu, buhar ve antibiyotikler dahil, mikrop öldürücülerle dezenfekte ederiz.

Pek çok anne-baba çocuklarının ellerine aldıkları her pis şeyi ağızlarına götürmelerine de engel olmaya çalışır -görülüyor ki bu durdurulması imkansız bir içgüdüdür (benim kızımın da bebekken çakıl taşlarına özel bir ilgisi vardı). Daha temiz olmanın daha sağlıklı olduğuna yönelik varsayımı çok az kişi sorgular ve ebeveynler, reklamcılar ve diğer pek çok insan devamlı olarak bize dünyanın tehlikeli mikroplarla dolu olduğunu hatırlatırlar. Ve haksız da değildirler. Pastörize etme, sanitasyon ve antibiyotikler tıptaki diğer gelişmelere göre çok daha fazla hayat kurtarmışlardır.

Fakat evrimsel bir bakış açısından, yakın zamanlardaki vücutlarımız ile vücutlarımızın temas ettiği her şeyi dezenfekte etme konusundaki çabalarımız anormaldir ve bazen zararlı sonuçlar da doğurabilir. İlk olarak siz, sadece “siz” değilsiniz. Vücudunuz, doğal olarak sindirim sisteminiz, solunum sisteminiz, deri ve diğer organlarınızda yaşayan ve trilyonlarca organizmadan oluşan bir mikrobiyoma ev sahipliği yapmaktadır. Bazı hesaplamalara göre vücudunuzdaki bu yabancı organizmalar kendi hücrelerinize göre on kat fazla sayıdadır ve ağırlıkları birkaç kiloyu bulur.27 Milyonlarca yıl boyunca bu mikrobiyel organizmalarla ve kurtlada beraber evrilmiş bulunuyoruz ve bu da mikrobiyomunuzun büyük bir kısmının niçin ya zararsız olduklarını ya da sindiriminize yardımcı olma, derinizi ve kafa derinizi temizleme gibi önemli işlevleri olduğunu açıklamaktadır.28 Onların size ihtiyacı olduğu kadar, sizin de bu minik canlılara ihtiyacınız bulunmaktadır ve bunları yok etmenizin de bir bedeli olur. Neyse ki antibiyotikler ve parazitlere karşı kullanılan ilaçlar mikrobiyomunuzu tamamen öldürmemektedir, fakat bu kuvvetli ilaçların aşırı kullanımı, bazı yararlı mikroplan ve kurtları yok eder ve bu da yeni hastalıklara yol açabilir.

Bu bölümle de alakah ve gözünüzün önünde olan her şeyi dezenfekte etmemek veya antibiyotik ve diğer benzeri ilaçları kullanmamanız için bir başka sebep, bazı mikropların ve kurtların bağışıklık sistemine doğru şekilde yüklenme konusunda kritik rollere sahip olmalarıdır. Nasıl kemiklerinize büyümeleri için baskı gerekliyse, bağışıklık sisteminizin de sağlıklı gelişimi için mikroplara ihtiyacı vardır. Vücudunuzda bulunan herhangi başka bir sistem gibi, gelişmekte olan bağışıklık sistemi de var olan taleple kapasiteyi dengeleyebilmek için çevresiyle etkileşime girme ihtiyacı duyar. Zararlı ve istilacı bir organizmaya karşı yetersiz bir bağışıklık tepkisi ölüm anlamına gelebilse bile aleıjik bir reaksyon veya otoimmün hastalık şeklinde, vücudun kendi hücrelerine saldırdığı aşırı bir tepki de tehlikelidir. Dahası, diğer sistemlerde olduğu gibi, hayatın ilk yıllarının bağışıklık sisteminin gelişiminde de özellikle önemli hazırlayıcı etkileri vardır. Annenizin rahminin görece korunmuş ortamından çıkıp bu zalim dünyayla ilk tanıştığınızda, pek çok yeni mikrop tarafından saldırıya uğradınız. Pek çok yenidoğan gibi, siz de bitmek bilmeyen bir sürü soğuk algınlığı ve sindirim sistemi sorunu yaşadınız. Bu soğuk algınlıkları strese sebep olmuşlardır, ama aynı zamanda beyaz kan hücrelerinizin zararlı bakteriler ve virüsler gibi çok çeşitli zararlı patojenleri tanımayı ve yok etmeyi öğrendiği, uyarlanabilen bir bağışıklık sisteminin gelişimine yardımcı olmuştur.29 Eğer emzirildiyseniz, pek çok antihadi ve benzeri koruyucu faktör içeren ve bir nevi bağışıklık şemsiyesi oluşturan anne sütü de sağlıklı olmanıza katkıda bulunmuştur.

Avcı-toplayıcı çocukları tipik olarak üç yıl boyunca anne sütü ile beslenirler, bunun büyüdükleri ve pek çok mikrobun ve kurdun olduğu ortamlarda henüz olgunlaşmamış bağışıklık sistemlerine büyük yardımı olur. Çiftçiler çocuklarını daha erken yaşlarda sütten kesmeye başladıktan sonra, daha fazla patojen bulunan ortamlar yaratmalarına ek olarak, çocuklarının bağışıklık sistemlerini de zayıflatmışlardır.

Belli bir miktar kirliliğin bağışıklık sisteminin sağlıklı gelişimi için normal ve gerekli olması fikrine, hijyen hipotezi denmektedir. İlk olarak David Strachan tarafından resmen dile getirilmiş olan bu hipotez,31 inflarnatuvar bağırsak hastalığından otoimmün bozukluklarına, bazı kanserlerden otizme kadar pek çok hastalığa karşı bakış açımızı değiştirmiştir.32 Bunun ilk uygulaması, bağışıklık sisteminin niçin bazen alerjilere sebep olduğuna dair varsayımlar ortaya koymak olmuştur. Alerjiler bu bölümde tartışılmış diğer örneklerin aksine, kapasitenin talebi karşılayarnarnası sonucunda oluşrnazlar. Bundan ziyade, bağışıklık sisteminin normalde zararsız olan yerfıstığı, polen veya yün gibi maddelere aşırı tepki vermesiyle oluşan inflarnatuvar tepkilerdir. Pek çok alerjik reaksyonun etkileri hafiftir, ama herkesin bildiği gibi, ağır ve hayati tehlike arz eden haller de alabilirler. En korkutucu alerjik tepkilerden biri, akciğerlerin hava kanallarının etrafındaki kasların kasılması ve yine bu kanalların iç çepederinin kabarmasıyla, nefes almanın zorlaştığı veya imkansız hala geldiği astım krizidir. Deri kızarması, göz kaşıntısı, burun akıntısı ve kusma gibi pek çok başka alerjik tepki de bulunmaktadır. Kemevrime işaret eden, oldukça endişe verici bir eğilim alerjinin ve astımın gelişmiş ülkelerde yükselişte olmasıdır. Yüksek gelirli ülkelerde, bulaşıcı hastalık oranları düşerken, astım ve diğer bağışıklık sistemi ile alakalı bozuklukların görülme oranları 1960’lardan beri üç katına çıkmıştır.33 Örneğin yerfıstığına alerjisi olan insan sayısı, son yirmi yıl içerisinde Amerika Birleşik Devletleri’nde ve diğer zengin ülkelerde iki katına çıkmıştır.34 Genetik değişikliklerin ve bu hastalıkların tanısı konusundaki ilerlemeler bu hızlı ve yeni eğilimleri açıklayamayacağı için, çevrenin kısmen de olsa mutlaka bu hastalıklarda payı vardır. Acaba aradığımız suçlu beraber evrildiğimiz bazı mikroplara ve kurtlara yeterince maruz kalınmıyor olması olabilir mi?

Aşırı hijyenin nasıl ve niçin süt veya polen gibi zararsız maddelerin potansiyel olarak ölümcül reaksyonları tetiklemelerine sebep olduğunu incelemek için, bağışıklık sisteminizin sizi nasıl koruduğunun üzerinden kısaca geçelim. Vücudunuza ne zaman yabancı bir madde girse, özel hücreler bunları sindirir ve parçalarına ayırır ve antijen olarak bilinen parçaları, yılbaşı ağacı süsleri gibi bu yabancı maddelerin üzerinde sergilerler. Bütün vücudunuzda bulunan ve yardımcı T hücreleri adı verilen başka bağışıklık hücreleri bunlara doğru çekilerek antijenlerle temas kurar. Çoğu zaman yardımcı T hücreleri antijenlere karşı toleransiıdır ve hiçbir şey yapmazlar. Ama bazen bir yardımcı T hücresi bir antijenin zararlı olduğuna hükmeder. Bu olduğunda yardımcı T hücresinin önünde iki seçenek bulunur. Birincisi, devasa beyaz kan hücrelerini harekete geçirerek antijeni olan her şeyi yutmalarını ve sindirmelerini sağlamaktır. Bu tür bir hücresel tepki virüs veya bakterilerle enfekte olmuş hücrelerin tamamen yok edilmesi için idealdir. Karuruzda veya vücudunuzdaki başka sıvılarda yüzen istilacılarla baş etmek için daha ideal olan diğer yöntem ise, yardımcı T hücrelerinin yabancı antijenlere karşı özel antihadiler üreten hücreleri etkinleştirmektir. Birkaç farklı çeşit antihadi bulunmaktadır, ama alerjik reaksiyonlar neredeyse daima, IgE immünoglobini adı da verilen, IgE antibadileriyle ilişkilidir. Bu antihadiler antijene bağlandıklarında, ona tüm güçleriyle saldıran başka bağışıklık hücrelerini de bulundukları ortama çekerler. Kullanılan silahlar arasında histaminler gibi inflamasyonlara (kızarıklık, burun akınhsı veya akciğerdeki kanalların kapanması gibi) sebep olan kimyasallar bulunur. Bunlar da ayrıca kas kasılmalarını tetikler ki onlar da astım, ishal, öksürme, kusma ve diğer nahoş belirtiler şeklinde istilacıları kovmanıza katkıda bulunurlar.

Antihadiler sizi pek çok ölümcül patojenden korumalarına rağmen, yanlışlıkla yaygın ve zararsız maddeleri hedef aldıklarında alerjilere sebep olurlar. Bu ilk kez gerçekleştiğinde tepki genellikle hafif veya orta düzeyde olur. Fakat bağışıklık sisteminizin hafızası vardır ve aynı antijenle ikinci defa karşılaştığınızda, o antijene özel antihadi üreten hücreler, saldırmaya hazır bekleme durumundadırlar. Aktive olan hücreler hızlı bir şekilde kendilerini kopyalarlar ve sırf o antijen için çok yüksek miktarlarda antihadi üretirler. Bu tetik çekildikten sonra, saldırı hücreleriniz bir katil arı sürüsü gibi tepki vererek sizi öldürebilecek kadar ciddi bir inflamatuvar tepkisine yol açarlar. Bu pencereden bakıldığında, aslında alerjik reaksyonlar yardımcı T hücrelerinin yanlış yönlendirilmeleriyle meydana gelmiş hatalı bağışıklık tepkileridir. Yardımcı T hücreleri niçin böyle hatalı bir şekilde zararsız maddelerin ölümcül düşmanları olduklarına karar verirler? Ve bu tepkinin mikropsuzlukla ve kurtsuzlukla ne ilgisi vardır?

Alerjilerin pek çok sebebi bulunmakla birlikte, gelişimin erken dönemlerinde anormal düzeydeki steril şartlar, bunların niçin günümüzde yaygınlaştıklarını açıklamaya birkaç şekilde yardımcı olurlar. İlk hipotez, farklı yardımcı T hücreleri ile alakalıdır. Çoğu bakteri ve virüs, enfekte olmuş hücreleri büyük bir balığın küçük bir balığı yemesine benzer bir şekilde yok eden, beyaz kan hücrelerini harekete geçiren yardımcı Tl hücrelerini aktive eder. Buna karşın yardımcı T2 hücreleri yukarıda bahsettiğimiz inflamatuvar tepkilerine yol açan antihadilerin üretimini tetikler. Hepatit A gibi belli enfeksiyonlar yardımcı Tl hücrelerini tetiklerken, yardımcı T2 hücrelerini bastırıdar.35 Hijyen hipotezinin ilk hali insanlar tarihlerinin büyük bir kısmında devamlı olarak orta düzeyde enfeksiyonlada savaştıkları için, bağışıklık sistemleri de bakterilede ve virüslede daima orta düzeyde meşguldü ve bu da yardımcı T2 hücrelerinin sayısını sınırlıyordu. Çamaşır suyu, sterilizasyon ve antibiyotik sabunlar bulunduğumuz ortamları mikropsuz bir hale getirdiklerinden beri, çocukların bağışıklık sistemlerinde dolaşan ve bir işe yaramayan yardımcı T2 hücrelerinin miktarı artmış ve bunlardan bir tanesinin korkunç bir hata yaparak zararsız bir maddeyi düşman olarak hedef alma ihtimalini yükseltmiştir. Bu durum meydana geldiğinde, alerji oluşur.

Hijyen hipotezinin ilk şekli çok dikkat çekmiş olsa da neden bu kadar çok alerjinin daha çok yaygınlaşmakta olduğunu tam olarak açıklamamaktadır. İlk olarak, her ne kadar yardıma Tl hücreleri bazen yardımcı T2 hücrelerini düzenlese de bu hücreler genelde beraber çalışılırlar.36 Buna ek olarak, son birkaç onyılda kızamık, kabakulak, kızamıkçık ve suçiçeği gibi yardımcı Tl hücrelerini harekete geçiren pek çok viral enfeksiyonun kökünü kurutmuş bulunmaktayız. Fakat bu hastalıkları geçirmiş olmak, alerji oluşumuna karşı hiçbir koruma sağlamamaktadır. “Eski dostlar” adı verilen alternatif bir fikre göre pek çok alerjinin ve bağışıklık sisteminin hatalı tepkilerinin daha fazla görülüyor olmalarının kaynağında mikrobiyomlarımızı ciddi anlamda anormalleştirmiş olmamız yatmaktadır.38 Milyonlarca yıl boyunca çevrelerimizde daima var olan sayısız mikrop, kurt ve diğer küçük canlılarda yaşadık. Bu mikroorganizmalara tamamen zararsız olmasalar da bağışıklık sistemimizin bunlara tüm gücüyle saldırmak yerine müsamaha göstermesi büyük ihtimalle uyarlanımsaldı. Mikrobiyomunuzdaki her canlıyla büyük bir savaş vererek devamlı hasta olma durumunda, hayatın ne kadar sefil ve kısa olacağını hayal edin! Bağışıklık sistemlerimiz ve patojenler birbirlerini tam olarak dengede tuttukları bir nevi soğuk savaşvari denkliğe boşu boşuna evrilmediler.

Bu açıdan baktığımızda, alerji gibi pek çok hatalı bağışıklık tepkisinin, gelişmiş ülkelerde yükselişte olmasının sebebi, bağışıklık sistemlerimizin bu “eski dostlar”la birlikte evrilmiş olan ve eskilere dayanan dengesini bozmuş olmamızda yatmaktadır. Antibiyotikler, çamaşır suyu, ağız gargaraları, su arıtım tesisleri ve diğer hijyen şekilleri sayesinde geniş bir yelpazeyi kapsayan küçük kurtlar ve bakterilere maruz kalmıyoruz. Kurtlada ve mikroplarla baş etmek zorunda kalmayan bağışıklık sistemimiz, birikmiş enerjilerini yapıcı bir şekilde harcayabilecekleri imkanlar olmadığı için başları belaya giren haşarı gençler gibi, aşırı aktif bir hal almıştır. “Eski dostlar” hipotezi hayvanlar, kir, su ve diğer kaynaklardan çok çeşitli mikroplara maruz kalmanın düşük alerji oranları ile ilişkisini açıklamaktadır.39 Bununla birlikte bu hipotez bazen belli parazitlere maruz kalmanın MS ve inflamtuvar bağırsak hastalığı gibi otoimmün hastalıklarının tedavisine yardımcı olması yönünde artmakta olan kanıtları da açıklar.40 Çok da uzak olmayan bir gelecekte doktorunuz tedavi için size kurt veya dışkı yazabilir.

Kısaca, astım ve diğer alerji tiplerinin, mikroorganizmalara düşük seviyelerde maruz kalınmasının, biraz tezat bir biçimde, zararsız bir yabana maddeye aşırı tepki verilmesine sebep olan bir dengesizliğe katkıda bulunduğu uyumsuzluk hastalıkları olduklarına işaret eden yeterince delil vardır. Fakat bağışıklık sistemi yukarıda anlatıldığından çok daha karmaşıktır ve çoğu genetik olan pek çok başka etkenin de kilit roller oynadığı kesindir. Örneğin ikizlerin aynı tip alerjilere sahip olma ihtimalleri, olmamalarından daha yüksektir.42 Her ne kadar alerjiye sebep olan genlerin insanlarda bulunma sıklığının hızla artıyor olması, pek muhtemel olmasa da kirlilik ile yiyeceklerde, havada ve suyumuzdaki toksik kimyasallar gibi bağışıklık sistemimizin işleyişini bozan çevresel etkenler kesinlikle çok daha yaygınlaşmıştır.

Hijyen ve “eski dostlar” hipotezleri bazı bağışıklık bozukluklarını tedavi etme şeklimizin bazen kemevrime bir örnek teşkil ettiğine işaret etmektedir. Alerjik bir tepkinin belirtilerine odaklanmak hayatidir ve bazen hayat da kurtarır, ama en başta bunlara engel olmak için bunların sebeplerini de ele almamız gerekir. Belki çocukların mikrobiyomlarının olmaları gerektiği gibi olmalarını sağlarsak, hayat tehlikesi yaratan alerjiler ile bazı otoimmün hastalıklarına yakalanma ihtimalleri azalacaktır. Nasıl ki çocuklar için doğru yiyecekler ve egzersiz gerekliyse, sindirim sistemleri ve solunum yollarında doğru mikroorganizmların var olması da aynı şekilde gereklidir. Dahası hastalanıp antibiyotiklere ihtiyaçları olduğunda (ki bunlar hayat kurtarır, doğrudur), belki de antıbiyotik tedavilerinden sonra daima probiyotiklerle devam edilerek “eski dostlar” ın geri dönüşüne ve bağışıklık sistemlerinin olmaları gerektiği şekilde meşgul edilmelerine yardımcı olunmalıdır.

Daniel E. Lieberman

İnsan Vücudunun Öyküsü
Sağlık, Hastalık ve Evrim
İngilizceden çeviren: Doç. Dr. Raşit Bilgin
Say Yayınları

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here