Bir Şiirin Varoluş Prosesi – Serkan Engin

Bir şiirin varoluş prosesi, şair-şiir-okur elementlerinden oluşan bir sacayağına ihtiyaç duyar. Şair özne, kendisinin de dahil olduğu, dışındaki nesnel gerçekliği algılar ve onu kendi felsefi-politik algısı doğrultusunda, poetik imgelerin temel birimi olan sözcükleri kullanarak dönüştürür. Poetik imge, anlamca birbirine uzak iki sözcük arasında analojik bir ilişki kurulmasıyla oluşturulur ve –imgeci sosyalist şiire göre- şiir, poetik imgelerin bir ya da daha çok izlek etrafında metinsel bütünlük oluşturacak şekilde örgütlenmesidir.

Bir şiirin yaratılma prosesi, şair öznenin bilincinin ve bilinçaltının bileşkesinin ürünüdür. Önce, şair, yaşayarak, yaşamının her anıyla, okumak, izlemek, deneyimlemek gibi yaşamının tüm eylemleriyle ve kendisinin maruz kaldığı tüm eylemlerle şiire birikir. Bu proses, aylar boyunca da sürebilir yıllar boyunca da ve şiirin yazılma sürecine dahildir. Çünkü, bir şiirin yazılması birkaç saatlik bir süreç değildir, şairin o şiirin yazılması anına kadarki tüm geçmiş yaşamı artı birkaç saatlik bir süreci kapsar, – Picasso’nun kendi resimleri için dediği gibi -.
Bir şiirin, daha doğrusu ham poetik malzemenin niceliksel birikimi belirli bir seviyeye ulaştığında, ham poetik malzeme niteliksel dönüşüme hazır hale gelmiştir ve şiir, bir tetikleyici malzeme kullanarak şairi kendisini (şiirin kendisi) yazmaya zorlar. Şairin bilinci ve bilinçaltı arasındaki şiirin yaratılma sürecini başlatan bu tetikleyici malzeme, herhangi bir görsel, işitsel veya yazılı şey olabilir. Şiirin yaratılması, iç içe geçen hem aktif (bilinç tarafından) hem de pasif (bilinçaltı tarafından) prosesleri içerir.

Bir şiirin yaratılmasındaki aktif proses, şairin şiir tekniği, eski ve güncel şiir sanatı ve sanat tarihi üzerine sahip olduğu bilgi birikimiyle bağıntılıdır, çünkü bilgi birikimi olmadan, sadece yetenekle bir sanat eseri yaratılamaz.

Şairin beyninde (hem bilincinde hem de bilinçaltında) biriken ham poetik malzeme, sözcükler aracılığıyla önce sözel olarak beyinde, sonra da yazılı olarak kağıt veya bilgisayar sayfası üzerinde dilsel bir malzemeye dönüştürülür.
Şair tarafından algılanan nesnel gerçeklik, şairin beynindeki karmaşık proses aracılığıyla artık sanatsal bir gerçekliğe dönüştürülmüştür, ama şiir henüz ‘canlı’ değildir.

Bir sanat eseri, varolmak için alımlayıcılara (receptor) ihtiyaç duyar, aksi takdirde sanatçının kişisel (personal), özel (private) dışavurumundan öteye geçemez. Bu nedenle, şiir, okurlar olmadan varolamaz.

  • Bir okur bu şiiri neden okusun? 

Bir şiire varolma imkanı sağlayan, onu ‘canlı’ yapan anahtar soru işte budur.

Elbette, şiir okur olmak için, çağdaş bir şiiri algılayabilmek için, şair kadar olmasa da temel düzeyde ‘şiir tekniği, eski ve güncel şiir sanatı ve sanat tarihi üzerine bilgi birikimi’ sahibi olmak gerekir. Öyleyse, soruyu şöyle soralım:

  • Nitelikli şiir okurları bu şiiri neden okusun? 

Her şeyden önce, şiiriniz ile okurlar arasında ilinti kurulabilmesi için, şiiriniz kendisini okutabilmesi gerekir. Yoksa, kimse yazdıklarınızı okumak zorunda değildir.

Bir şiir, okurlara şiirin öznesiyle empati kurma veya bu öznede kendilerini bulma olanağını sağlayabilirse, şiirin varoluşunun üçüncü aşaması gerçekleşir.

Şimdi, şiiriniz ‘canlı’dır işte. Tamamlanmıştır, ama sona ermemiştir. Şiiriniz, okurların beyninde, onların algı düzeylerine göre, tekrar tekrar yeniden üretilecektir, ta ki hiç okuru kalmayana kadar.

  • ‘Canlı’ bir şiiri nasıl yaratabiliriz? 

Poetik imgeleriniz, kolektif bilinçdışına ve onun çekirdek yapıları olan arketiplere erişebilmeli ve sizin biricik yaşamınızda öte, başka kişi ve toplulukların realitelerini imleyen yapıda olmalıdır. Bu nedenle, öncelikle siz diğer kişilerle empati kurmalı ve sadece kendinizin değil onların da acıları, umutları, hayal kırıklıkları, mutlulukları ve kederlerinden bahsetmelisiniz.

Serkan Engin
Temmuz, 2018

Yorum yapın