Şizofreni En Uzak Ülke, Levent Mete

Şizofreni, insanı bilincin köşesine sıkıştırıp, bilinçdışına sığınmak zorunda bırakan bir ruhsal bozukluk.

Alışılagelmiş algılama ve yorumlama biçimlerine yabancılaşan kişi, içinde yaşadığı toplumdan kopuyor ve kendi iç dünyasının derinliklerinde sürüklenmeye başlıyor. Bu olağandışı ve korku verici serüveni yaşayanların ağzından dinlemek ve dünyayı onların gözünden seyretmek şizofreni konusunda bilinçlenmenin ilk basamağı.

“Bir Ruh Sağlığı Merkezi’nin gazetesinde yayınlanan şiir şizofreniyi şöyle tanımlıyor:

Renklerin Solduğu Yer
Hiçbir renk yok
Siyah ya da beyaz değil
o yalnızca gri.
Pompeii’nin külleri gibi gri
Gecenin karanlığı değil
Ne de günün ışığı
Gri ölü bir adamın yüzüdür
Gülümsemez
Gözyaşı dökmez
Cesareti yoktur
Korkusu yoktur
Yürekli değil
Atılgan değil
Demir değil
Altın değil
Yaralanmaz
İyileşmez
Tanrı değil
Ya da şeytan
Gri olan
Yalnızca gridir.”
Şizofreni En Uzak Ülke,sayfa 38/39

Şizofreni, aynı zamanda, en çok ilgi çeken ruhsal bozukluklardan birisi. Hangi etkiler altında oluştuğu, nasıl bir beynin ürünü olduğu ve yakaladığı kişileri elinden kurtarıp yeniden aramıza kazanma olanakları binlerce araştırmacıyı çevresinde toplayan dev bir araştırma alanı oluşturuyor. Onu, yaşayanların yardımıyla içeriden ve bilimin açtığı pencereden bakarak dışarıdan gözlediğinizde, insana özgü varoluş biçimleri konusundaki kavrayışınızın genişlediğini farkedecek, şizofreninin yalnızca hekimleri ve araştırmacıları değil, ruhbilim ve toplumbilim konusunda düşünmeye çalışan herkesi ilgilendirecek kadar evrensel bir sorun olduğunu anlayacaksınız.

“Elinizdeki kitap, öncelikle şizofreni adı verilen olağandışı yaşantının tanıtılması amacını taşıkamtadır. Bu nedenle 1. bölümde, şizofreniyi yaşayan kişilerin bulunduğu noktadan, dünyaya onlarla birlikte bakmaya ve bu alışılmış dışı varoluş tarzını gözünüzde canlandırmanızı sağlayacak bazı ipuçları gösterilmeye çalışılmaktadır. Dolayısıyla, bu bölümde söz daha çok şizofreniyi yaşayan kişilere bırakılmış, onların konuşmalarına, yakınmalarına ve akıl yürütülmelerine yer verilmiştir.

2. Bölümde, şizofreni tanısının nasıl konduğu, eşlik eden ruhsal ve organik bileşenler, olası oluşum nedenleri ve onu yatıştırmak, kişiyi elinden kurtarıp yeniden aramıza kazanmak için neler yapılabileceği gözden geçirilmektedir. Bu nedenle 2. bölümde şizofreni konusunda yapılan araştırmaların ve sağaltım (tedavi) uygulamalarının sonuçları üzerine biçimlenen bir tanımlama çabası izleyecek, bu ruhsal bozukluğu, onun önlenmesi ve sağaltımıyla uğraşan bir ruh hekiminin gözünden göreceksiniz.

3. Bölümse, şizofreni tanısıyla sağaltım gören bir genç kızın kısa yaşam öyküsüdür. Bu bölümde, ilk iki bölümde anlatılanlara bir bütünlük kazandırılmaya, şizofreniye yönelik iç ve dış gözlem verileri gerçek bir yaşam öyküsü üzerinde biraraya getirilmeye çalışıldı. Bu kitap, şizofreniye içtenlik ve anlayışla içeriden ve nesnel bir gözle dışarıdan bakılmasını sağladığı oranda amacına ulaşmış sayılacaktır.” Kitabın “sunuş” bölümünden alıntı.

“Şizofreniyi yalnızca sağltılması gereken bir ruhsal bozukluk olarak görmek, onun kendine özgü mantığı ve olağandışı dünyasıyla ilgilenmemek, yaşamlarının önemli bir bölümünü şizofreni içinde geçiren insanlara sırt çevirmek ve onları aramıza dönünceye kadar yok saymak anlamına geliyor. Gerçeğin dışına düşmüş olan bu kişlerin bir insan ve birey olara varlıklarını sürdürebilmeleri için onları önemseyen ve anlamaya çalışan birilerine gereksinimleri vardır. Ancak, bu özel dünyaya olan ilginin korunması yalnızca şizofreniye giren kişler için değil, bizler için de önem taşıyor. Çünkü eğer şizofreninin dünyasına duyulan ilgi yitirilirse, insana özgü yaşantı biçimlerinden biris onu yaşayanlarla birlikte gözardı edilöiş olacak ve insanlık adı verile toplam biraz eksilecek

Onları en iyi anlayanlardan birsinin, Silvano Arieti’nin dediği gibi şizofrenide rol oynayan “çevresel faktörleri engellemek çoğu zaman toplumu geliştirmek ve medeniyeti ilerletmek anlamına gelir. Bu, pek çok insanın iy ebeveynler olmasına engel olan eşitsizliklerle ve ayrımlarla savaşmak demektir. Bu, mutsuz evlilikleri önlemek anlamına gelir. Bu, iyi komşuluk ilişkileri geliştirmek, sağlıklı insan ilişkilerini ilerletmek, okulllarda iyi bir psikolojik gözetim sağlamak, rehberlik ve psikoterapi sunmak anlamına gelir. Bu, insanların çekmeleriyle savaşmak için bir tane daha hem de çok önemli nedenimiz olduğunu öğrendiğimiz anlamına gelir.”
Şizofreni En Uzak Ülke, “Sonsöz”, sayfa 132

Levent Mete’nin Yaşam Öyküsü
İzmir Atatürk Araştırma ve Eğitim Hastanesi Psikatri Kliniği şef yardımcısı. Psikiyatri doçenti. Bilimsel dergilerde ve gazetelerde yayımlanmış 60’ın üzerinde makalesi var. 1993 yılında Türk Psikiyatri Dergisi ve 1998’de Psikiyatri Derneği Araştırma Ödüllleri’ni kazandı. “Depresyon:Hüzünden Melankoliye”ve ilk romanı “Aşk Romanları Yazan Adam” kitapları bulunmaktadır.

Yorum yapın

Daha fazla İnceleme
Matematik ‘yaramaz’dır! Akıl yürütme, mantık ve matematik; Ahmet Doğan

"Ne yazık ki, çocuklarımızı statik düşünmeye alıştırırız. Çocuk küçükken alabildiğine öğrenme, merak duygusu içindedir; ama aileden başlayan ve okulda devam...

Kapat