Kız Kulesi’ndeki Kızılderili, Sunay Akın

Kız Kulesi’ndeki Kızılderili
Bir yaz akşamı
Boğazın ortasındaki,
Kız kulesinin beyaz duvarlarında
Kızılderililerin vahşi olarak gösterildiği bir
Kovboy filmi izlediğinizi düşleyin…
İşte o an,omuzunuza konan
Martı kulağınıza şunları söyleyecektir;’
‘Kız kulesine bakıyorsun,
Kızılderililere de
ama gerçeği göremiyorsun…
Gel benimle.”

Sunay Akın imzalı, “Kız Kulesi’ndeki Kızılderili” adlı kitap, deneme türünde, Çınar yayınları tarafından 2005 yılında basıldı.
“Yukarı mahalleden gelen çocuklar ellerindeki mantar tabancaları ateşlerken bir yandan da bağırırlardı: ?Hepiniz öleceksiniz, pis Kızılderililer??Mantar tabancalarımız olmadığı için rolleri değiştirecek gücümüz yoktu. O yıllarda, çizgi romanlardan ve sinemadan Amerika yerlileri hakkında yalan yanlış bilgi edinen tüm çocuklar, Kızılderili olmanın sonunda kaybetmek anlamına geldiğini çok iyi biliyorduk. Yenilen taraf olacağımızı bilsek de, yaptığımız oklar ile aşağı mahalleyi savunmaktan başka şansımız kalmazdı. Çünkü, gideceğimiz başka bir yer yoktu!..

23 Nisan törenlerinde subay kılığına sokulup, okulun en önünde yürütülen, saçları özenle taranmış çocuklar gibi üniforma sahibi olduğumda çok sevinmiştim. Annem ile evden eve geziyor, ?Maşaallah? sözüyle birlikte yüzüme savrulan tükürükler karşısında bir hindi gibi kabarıyordum. Gerçeği sünnetçinin karşısına oturtulduğumda anladım: Üniformanın kan ile bir ilişkisi vardır!.. O günden sonra da, askerler karşısında çıplak savaşan Kızılderililerin sünnetten korktukları için üniforma giymediklerini sandım.

Ama en önemlisi, Nihat Erim?in 19 Eylül 1949?da yaptığı İzmit konuşmasında ?Yakın bir gelecekte Türkiye küçük bir Amerika haline gelecektir? sözünden habersiz olarak annemin makyaj malzemeleriyle yüzüme sürdüğüm savaş boyalarının politik bir tavır özelliği taşıdığını bilemeyişimdir.

Sokağımızda oturan üniversite öğrencilerinin ?Okulda içirilen Amerikan süttozlarını seviyor musun?? sorusuna verdiğim yanıta gülümseyerek, ?Sen de bizden olacaksın? demelerini de hiç unutamam: ?Annem temiz çocuk olmamı isterken, okulda neden tozlu süt içiriyorlar??

Kızılderililerin beyaz adamın yapmış olduğu katliamlara bir anlam veremeyişi gibi her sabah günlük, taze süt içirtilerek gönderildiğim okulda önüme neden süttozu konulduğunu da anlayamadım. Kentin en yüksek tepesine kurulan Amerikan üssü; otlayan inekler içeri girmesin diye, tel örgülerle çevriliydi!..”
(Sunay Akın’nın “Süttozu” yazısından alıntıdır.)

“Sunay Akın, bir “araştırmacı gazeteci” değildir. Gazeteci bile değildir. Altı üstü bir şair! Ama, “araştırmacı şair”…Sömürünün, zulmün, katliamın, savaşın suçluların, haber ve imge arasında, karmaşık, inanılmaz, ama kesinlikle doğru ve “kanıtlara dayanan” ilişkiler kurarak yakalayan bir “araştırmacı şair”… Metin Göktepe davasına, Şair Eşref, Nâzım Hikmet ve daha niceleri, onun çağrısına uyup ellerinde dizeleriyle tanıklığa gelirler. Üniversite öğrencilerinin eylemini desteklemek için, bin yıllar öncesinden Euklides’i getiren de; Bosnalılarla, Kürtlerle, “Cumartesi Anneleri”yle, Afrikalı halkların, Kızılderililerin, Eskimoların şiirlerini, söylencelerini buluşturan da odur. Bu kadar çok ilişki ve bağlantı kurmayı nasıl başarır, Sunay Akın?
Önce, Türk ve Dünya Edebiyatının ve sanatının muazzam birikimini bir bilgin titizliğiyle tarar. Hangi şair, hangi imgeyi nasıl kullanmış, romanlarda, heykellerde, filmlerde ne var, bulur. Sonra, bilginliği de, bilgiçliği de bir yana koyar, şiir işçiliğine girişir. Topladığı bütün malzemeyi kağıttan bir kayığa doldurur, Kızkulesi’ne, bütün halkların düş gücüyle kurulmuş evrensel ülkeye götürür. Gerçeğin tümünü kucaklayacak kadar kocaman bu küçük adacığın üzerinden, iyi ile kötünün, ileri ile gerinin kavgasının haberlerini yedi iklime duyuran sinyaller yaymaya başlar. O bir şey kazanmaz, ama duymayan kaybeder!”
Aydın Çubukçu


?Bizi boyayıp kendi suretlerine benzetmeye çalışan beyazlar, kendi deyimleriyle ?asimile? olmamızı istiyorlar. Bizim, mutluluk anlayışı maddeye dayanan ve hırs dolu insanlar gibi yaşayıp bundan tatmin olmamız gerektiğini düşünüyorlar. Bu, bizim yolumuzdan çok farklı.
Beyaz adam ?özgürlük? ve ?herkes için adalet? olduğunu söylüyor. Bizim adaletimiz ve özgürlüğümüz vardı, bu yüzden neredeyse kökümüzü kazıdılar. Bunu unutmayacağız.?
Amerika Yerlileri Büyük Konseyi – 1927

?İnanmakta güçlük çekiyorum, ama duydum ki onların Büyük Şefi herkesten üzerinde yaşadığı toprak ve sahip olduğu mallar için her yıl para topluyormuş. İnsanın yaşayabilmek için sahip olması gereken şeyler için bile her yıl para ödemesi gerekiyormuş. Eminim biz böyle bir kanun ile yaşayamazdık.?
Amcasından aktaran Charles Eastman (Ohiyesa) ? Siyu Kabilesi


?Bizim inancımıza göre mal mülk sevgisi, alt edilmesi gereken bir zaaftır. O, maddiyatçılığı davet eder. Eğer dizginlenmezse zamanla insanın dengesini bozar. Bu yüzden çocuklar daha küçükken cömertliğin güzelliğini öğrenmelidir.?
Charles Eastman (Ohiyesa) ? Siyu Kabilesi


?Biz hepimiz dürüst olduğumuz için, yoksuluz.?
Kızıl Köpek ? Siyu Kabilesi

Sunay Akın’nın Yaşam Öyküsü
Şair, yazar, gazeteci, araştırmacı. 1962 yılında Trabzon?da doğdu. Lise öğrenimini İstanbul Koşuyolu Lisesi?nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Fizik Coğrafya Bölümü?nden mezun oldu.
İlk şiirleri 1984 yılında dergilerde yayınlanmaya başladı. Arkadaşlarıyla birlikte 1989?da Yeni Yaprak şiir dergisini ardından 1990 yılında da Olmaz adlı şiir dergisini çıkardı.
1987 yılında Halil Kocagöz Şiir Ödülü?nü Noktalı Virgül adlı dosyasıyla aldı. 1990 yılında ise Orhon Murat Arıburnu Şiir Ödülü?nü Makiler şiiri ile kazandı.
Buluşlara dayanan, genellikle kısa şiirlerinde, Orhan Veli şiirindeki bir özelliğin günümüzde sürdürümcüsüdür. Bu tür şiire pek de özgü olmayan, yumuşak, lirik bir ses tonu vardır. Şiirlerinde özellikle ince yergi ögelerini kullanmadaki rahatlığı ile dikkat çeker. Cemal Süreyya?nın etkisinde sürdürdüğü şiirlerde, dil oyunlarına dayalı yoğun bir alaycılık ve şaşırtma; çocuklar ve hüzünle birlikte şairin ilgi ve duyarlılığını göstermektedir.
23 Nisan 2005 tarihinde 11 yıldır dünyanın dört bir yanından topladığı oyuncaklarla, hayali olan İstanbul Oyuncak Müzesi?ni Göztepe, İstanbul?da tarihi dört katlı bir konakta açtı.
Sunay Akın ilk şiirini 9 yaşında meteoroloji müdürlüğünde çalışan bir memurun kızına yazar. Kızın isminin baş harflerinin dizelerini oluşturduğu şiiri evlerinin terasında bulunan odunluk kapısının iç kısmına yazar. Kız balkona geldiğinde odunluğun kapısını açar. Mahsusçuktan!?
Ama şiir kızın gözüne hiçbir zaman takılmaz. Sunay Akın yıllar sonra ?Bir Şairdir Artık?, çocukluğunun geçtiği Trabzon?a gittiğinde sert geçen bir kışta, içindeki odunlarla birlikte kapının da sökülüp yakıldığını öğrenir. Şairin ilk şiiri ?Hava Muhalefeti? nedeniyle kayıptır.

Yorum yapın

Daha fazla Şiir Kitapları
‘Eksik Şiir’lerin Yolculuğu, Sezen Aksu

Sezen Aksu, yıllardır hayranlarının dilinden düşmeyen şarkılarının 2006 yılında sözlerini bir araya getirerek kitaplaştırdı. Sanatçının "Eksik Şiir"adını verdiği kitabında, 1975'ten 2006'ya...

Kapat