Bırak tuzun kokmasını… Mars’ta hayat akacak, bizde su çürüdü!

erk-acarerMısırlılar… Hemen hemen 5 bin yıl önce uygarlıklarının temelini attı. Sosyal yaşamlarında sanatın ayrı bir yeri vardı. Yaşamayı da bir sanat gibi kabul edip keyfe, eğlenceye, güzelliğe, estetiğe değer verdiler. Kralları hayatın bitişine, ölümden sonra bile direndi. Bu yüzden kendilerini mumyalatıp gömdürdüler. Ebedi bir hayat, ezeli bir yaşam enerjisi vardı! Yaşama sevinci Mısırlı için ecele karşı zaferdi.

• • •

Pamukkale yakınlarında bulunan IV. yüzyıla ait bir mezar taşı üzerindeki yazılar günümüze ulaştı: “Değerli Appolinedes, ailen seni ağıt yakarak gömdü. Sen ki, genç erkekler arasında en iyisi ve hekimler arasında en beceriklisiydin. 18 yaşındaki akranların Tanrı’ya sitem ediyorlar. Bu anı altarını en son görev olarak Menendson dikti. O sana bir kardeş kadar yakındı.” Yazılanlar, ilahi adalete bir sitemdi. Ölüm, haksız bulunuyordu. Romalılar yolunu buldu. Kahramanları için ‘öldü’ yerine ‘yaşadı’ demeyi tercih etti!

• • •

Cengiz Han 1206 yılında Moğol İmparatorluğu’nu kurdu. Barbarın önde gideniydi… Dünyanın üçte birini kılıçtan geçirdi. Önce Şamanizm’e inanıyordu. İlerleyen dönemlerinde Taoizm ve Budizm’le tanıştı. Ünlü Taocu rahip Chang Chu’dan ölümsüzlüğü istedi. Bu dileği reddedilince inançla arasına mesafe koydu. Kılıçların arasında olsa da yaşamı seviyordu.
• • •
Henüz iki yıl önce, Amerikalı bilim insanları hayvanlar üzerinde yaptıkları deneylerde, yaşlanma sürecini geri çevirmeyi başardı. Araştırmacılar farelerin kaslarını gençleştirmek için bir kimyasal kullandı. Farelerdeki fiziksel değişimin insana uygulanabildiğinde 60 yaşındaki bir kişinin 20’sine dönebileceği belirtildi.

• • •

H2O… Su… Yaşam kaynağı… Bilim insanları, her yerde gece gündüz çalışarak yaşamı zorladıkları noktada Mars’ta suya benzer bir sıvı bulundu. ‘Başka bir yaşam formu mümkün mü?’ tartışmaları yapılıyordu… Yaklaşık olarak, Mısırlılardan 5 bin, Romalılardan 2 bin 300, Moğollardan 800, farelerin yaşlanmasının durdurulabileceğinin anlaşılmasından iki yıl sonra konuştu. H2O… Yaşam kaynağı… İşte; Mars’ta ona benzer bir şey bulunduğu gündü. Çocuklara ölü yıkamanın faziletini anlattı!

• • •

Dünya kurulduğundan beri insanın en büyük hedefi, ölümsüzlüğü sağlamak oldu, zalimler bile yaşamı kutsadı, bu ölüme, ‘yıkama’ üzerinden yağlama yaptı! Tarım, kadın, eğitim, sanat, bilim politikalarını anlatacak değildi, ölüme güzelleme çekti; “Ölü yıkamayı öğrenin!”

• • •

su-bile-curudu-76840-1.Türkiye’de bir cenazeye ilk kez 2012 yılında Ankara’da saldırıldı. Sıcak bir başkent günüydü. Ethem’in cenazesi… Kısa sürede alışkanlığa dönüştü. Düğünler ve cenazeler kutsaldı, küsler barışırdı. Fakat kutsal olan her şey ayaklar altına alındı. Ölen bir çocuğun annesi yuhalatıldı. Yerdeki cenazelerin kolu bacağı koparıldı. Bir kadının ölüsü çırılçıplak sokakta sergilendi! Mezarlar bombalandı. Bir dine inanıyorsan günah, inançsızsan ayıptı… Bunlarda örf, adet de kalmadı!

• • •

Dünyada yaşam kutsaldı; bu, 2015’in eğitim ve öğretim yılının başında çocuklara konuştu: “Bir Müslüman’ın imam müezzin aramaması lazım. Kendi ölüsünü kendisi yıkayabilecek bilgiye kabiliyete erişmesi lazım, işin aslı bu…”
Aziz Güler’in cenazesi… 10 gün oldu, verilmedi. IŞİD çetelerine karşı savaşırken öldü… Verilse, yıkanacak, verilse gömülecek!
Ölümden öte köy yok dedikleri… Dünyada yaşam su gibi akarken, bu köyün de ötesine geçti…

• • •

Ahmet Telli, cezaevinde yazdı:
“Çürüyen bir bedenin bile dayanılabilir kokusuna.
Kutuda kalan son bir yudum su, bu bile değildi artık.
Küstü, öldürdü kendini su…
Su çürüdü…”
Bırak tuzun kokmasını… Mars’ta hayat akacak, bizde su çürüdü!

***

Tetikçiler nerede duracak, seçim neden önemli!
Tatsız bir konuyu maalesef gerçekçi bir dille anlatmak gerekiyor. Ortada vücudunda kırıklar olan bir gazeteci var. Peki, bazı meslektaşları, meslektaşlarımız(!) onun hakkında ne yazıyor? Star’dan Ahmet Kekeç, ‘Sen gel gel, yaparsan gelirler’ diye başlık atmaktan çekinmiyor. Makalesinin(!) içeriğini de bu minvalde dolduruyor. Akşam gazetesi yazarı(!) Kurtuluş Tayiz ise, daha tuhaf bir başlık tercih edip şiddeti ‘mahalle kavgası’ basitliğine indirgiyor. Yazının sonuç kısmı HDP’ye, PKK’ye bağlanıyor. Tayiz; acayip bir korelasyonla, “Bir gazetecinin yediği yumruk kaç şehide bedel?” diye soruyor. Hakan’ın saldırıya uğraması kadar, onunla aynı görüşü taşımayan meslektaşları(!) tarafından, tiye, hafife alınması ve hatta hedef gösterilmeye devam edilmesi de vahim! Bunlara gazeteci yerine tetikçi demek daha doğru. Cüreti nereden aldıkları malum! Önemli olan ise nerede duracakları! Kısaca, her konu ister istemez seçime bağlanıyor, her sokak maalesef Erdoğan’a çıkıyor!

***

Şark usulü mafya
Cumhurbaşkanı Erdoğan sonunda Meclisi de Kazlıçeşme Meydanı’na çevirdi. Tarafsızlığını bir kez daha taçlandırırken, üslubu, yüz ifadesi ve konuşma biçimiyle ne kadar ‘sempatik’ olduğunu yine kanıtladı. Hürriyet gazetesi yazarı Ahmet Hakan’a saldırı tartışılıyor. Basına ayar verildiğinden, kaba kuvvetin kutsandığından söz ediliyor. Aslında tartışmaya bile gerek yok artık. Balık baştan kokuyor. İleri demokrasi masalının, gerçekte şark usulü bir mafya örgütlenmesi olduğunu görmek zor değil! Meclis’teki ilk güne, açılış konuşmasına bakınca her şey şüpheye yer kalmayacak bir şekilde ortaya çıkıyor!

ERK ACARER
http://www.birgun.net/ 03.10.2015

Yorum yapın

Daha fazla farkettiren yazılar, Makaleler, Politika
Suriye’de 2011’den bu yana aslında ne oldu, yarın ne olacak ?- I

Rus uçaklarının Idlib’in güneyindeki isyancıları bombalamaya başlamasıyla birlikte Suriye’deki iç savaşta yeni bir evreye girildi. Ancak hangi evreye girmiş olduk,...

Kapat