Butes ? Pascal Quignard

( * ) Haksız yere topraklarından kovulmuş insanlar için boş bir sandalye bırakmak gerek. Onlara birazcık gün ışığı sağlamak gerek ortaya çıktıkları günden bu yana çoktan geçip gitmiş ?bin yıllara? rağmen ?saatler? içinde fazladan bir gün ışığı.?
İçinde yaşadığımız gerçeklik, insanın nasıl yaşaması gerektiğini belirleyen verili durum, düşünce şekli, her ne kadar sistem dizgesine göre şekilleniyor gibi gözükse de, tüm bunların ötesine geçen insanın ?aşkın?lık durumu da binyıllara yaslanan temel duygu durumlarına dayanmış gibi gözüküyor. Hangi coşku, hangi hezeyan, hangi kopma durumu insanı sınırlayan ?katı? gerçeklikliği deler? Ya da durup dururken insana ?esriklik? hali nereden gelir? Butes, tüm bu soruları basit bir cevapla yanıtlamaktan çok, söz konusu soruları da içinde barındıran felsefi bir zeminde geziniyor. Pascal Quignard?ın kahramanının adını da taşıyan Butes?te, izlediği anakronik hat, antik çağdaki insanla bugünün insanını aynı duygu, aynı temel dürtülerde buluşturuyor. Söz konusu duygu ve dürtüler ise Quinard?ın ustaca betimlemeleriyle bugünün dünyasına odaklanıyor. Butes, Ege?de, Homeros?un İlyada?sı, Odysseia?sıyla gezinirken, suyun ve müziğin içinde beslediği, tümüyle insanın sinirlerinden, duygularından teşekkül etmiş bir özle buluşturuyor okuyucusunu. İçinde aforizmaları da gizleyen Butes, yoğunluklu ve üzerinde düşünülmeyi, daha doğrusu bir kez daha ?özgürleşme?yi yeniden ele alıp değerlendirmeyi gerektiriyor. Ölüm, yok olma, tehlike bugünün deyimiyle risk- dirimsel kaynaklar olarak çıkıyor karşımıza. Tabi tam da bu noktada, bugünün insanına ?çürüme? denen şeyin insanın özü?ne ilişkin bağların yitirilmesi mi neden oldu diye sormak gerekiyor. Zira Butes içinde yaşadığımız çağın en son geldiği ?gelişme? noktasında binyıllar öncesinin felsefi-düşünsel gelişiminin ilerisinde-gerisinde olmayı sorgulamaktan çok, en temel güdülerin tekrar yaratılması gereksiniminin aciliyetini hatırlatıyor.
Fransız yazar Pascal Quignard?ın, yayımlanmış birçok kitabı bulunuyor. Ancak Türk okuyucusu, Quignard?ı, Dünyanın Bütün Sabahları, Villa Amalia adlı yapıtlarıyla tanıyor. Quignard?ın eserlerinin şekillendiği felsefi zemin, onun aldığı felsefi eğitimle ilintili olsa da, daha çok onun eserlerinde tercih ettiği ana izlek olarak öne çıkıyor. Butes?te de gözlemlendiği gibi müziğin insanın yapı taşlarıyla ilintilendirilmesi onun müzisyen ve dilbilimci bir aileden gelişiyle bağlantılandırılsa da, Quignard, bugünün nobran dünyasında insanın yitirdiği, kendisi olan ritmleri onlara geri vermeye çalışıyor.

Her türlü bağdan kurtulmak…
Tam da burada, Foucault?nun Deliliğin Tarihi?ne vurgu yapmadan geçmemek gerekiyor. Delilerin serbestçe dolaştığı bir ortamdan duvarların arasına hapsedilmeleri, onlara ?deli? denilen toplumsal ortamla ilgili bir fikir veriyor kuşkusuz. Aslında deliler, Focuault?un da işaret ettiği gibi, sığındıkları fantastik dünyada içinde yaşadıkları çağın katılığını yumuşatıyorlar. Butes?i de önemli bir farkla, arkasına insanlığın felsefi, düşünsel, sanatsal birikimlerini almış günümüz deliliğine örnek olarak gösterebiliriz.
Butes, kısa bir yapıt olmasına karşın her bir betimlemeyle insanlığın yaşamsal çıkmazlarında odaklandığından ve aynı yaşamsal çıkmazlara insanlığın düşünsel, felsefi birikimini yatırdığından yoğunluklu bir kitap. Dolayısıyla, ele alınan her bir konu üzerinde durmayı gerektiriyor.
Butes?in izinden gidersek, yukarıda değindiğimiz ?delilik? olgusuna, bir de intihar ?sorunsalını? eklememiz gerekecek. Bu anlamda, ?kökensel itki? ifadesiyle kitabın en güçlü temasına ulaşabilir, zamanın, ortamın gürünür olan belirleyiciliğinin çok ötelerine gidebiliriz. ?Zamanın yapısı öyledir ki mevcut gibi görünen her şey kökensel itkinin borçlusudur. Doğayı taşıyan itme, her türlü yakın zamanlılıktan hep daha yakın zamanlıdır. Geçmişin bu atılımı yalnızca her türlü güncel eş zamanlılıktan daha güncelleştirici olmakla kalmaz, onu iten-fırlatan şeydir. Bir dalış gibi dalış. Kendini yukarıdan yukarıdan aşağıya doğru başı önde olmak üzere baş döndürücü bir biçimde fırlatmak tıpkı gri tüylü ve perde ayaklı kuşun gagasının önü sıra dosdoğru kaçan bir balığa yönelterek suyun dibine dalması gibi. Tıpkı gökyüzüne karışan bir avcı kuşun dalışı gibi yani yakalanmamış olanın durmadan asla yakalanmamış olduğu gibi.?
( * ) Yazan: Aysel Sağır
(16/07/2010 tarihli Radikal Kitap Eki’nde yayınlanan “Değişen ne?” adlı yazısı)

Tanıtım Yazısı
Pascal Quignard, yalnız günümüz Fransız edebiyatının değil, Dünya edebiyatının en güçlü romancıları arasında yer alıyor bugün. Sinemaya da uyarlanan Dünyanın Bütün Sabahları ve Villa Amalia aracılığıyla Quignard?la tanışma fırsatını bulan Türk okuruna, bu kez en son kitabını sunuyoruz. Butes, bizim yabancısı olmadığımız bir dünyaya, Homeros?un Ege?sine sokulan, ana kahramanını oradan çekip çıkaran nefis bir kısa roman.

Kitabın Künyesi
Butes
Pascal Quignard
Çeviren: Turhan Ilgaz
Kırmızı Yayıncılık
Temmuz 2010
80 sayfa

Pascal Quignard Hakkında Bilgi
1948 yılında Fransa?da doğdu. Dilbilimci ve müzisyen bir aileden gelmektedir. 1955-1958 yılları arasında Havre?de yaşadı. Liseyi Sévres kentinde okudu. Felsefe üzerine yükseköğrenim yaptı. İlk kitabı L?être du balbutiement (Adı Dilimin Ucunda) 1969?da yayımlandı. 1969-1994 arasında Gallimard yayınevinde editör olarak ve diğer kademelerde çalıştı. Deneme, roman, opera, masal, inceleme türlerinde eserler verdi. Yazarlığın dışında, müzikle de uğraşmıştır. Dünyanın Bütün Sabahları ve Villa Amalia adlı romanları sinemaya aktarıldı. 2000 yılında Monaco Edebiyat Ödülü?nü ve Fransız Akademisi Büyük Roman Ödülü?nü aldı. 2002?de Goncourt Ödülü?nü kazandı.

Yapıtları
(Kronolojik)

L’être du balbutiement, 1969
Alexandra de Lycophron, 1971
La Parole de la Délie, 1974
Écho, 1975
Sang, 1976
Hiems, 1977
Sarx, 1977
Les Mots de la terre, de la peur et du sol, 1978
Inter aerias fagos, 1979
Sur le défaut de terre, 1979
Le Secret du domaine, 1980
Le V?u de silence, 1985
Une Gêne technique à l’égard des fragments, 1986
Le Lecteur, 1976
Carus, 1979
Les Tablettes de buis d’Apronenia Avitia, 1984
La leçon de musique, 1987
Petits traités, 1990
Albucius, 1990
Le Sexe et l’Effroi, (Cinsellik ve Korku) (inceleme) 1994
Rhétorique spéculative, 1995
La Haine de la musique, 1996
La Frontière, 1998
Le Lecteur, 1976
Le Salon du Wurtemberg, (Paris: Gallimard, 1986)
Les Escaliers de Chambord, 1989
Tous les matins du monde, (Paris: Gallimard, 1991)
Vie secrète, 1998
Le Nom sur le bout de la langue, 1993
L’Occupation américaine, 1994
Le sexe et l’effroi,
Les septante, 1994
L’amour conjugal, 1994
Rhétorique spéculative, 1996
Vie secrète, 1998
Terrasse à Rome, (Roma’daki Teras) 2000
Tondo, 2002

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar
Ağlamak Güzeldir – Elfie Donnelly

İnsan sevdiklerini unutur mu hiç? Michael, annesi, babası, ablası ve dedesiyle mutlu bir hayat sürmektedir. Dedesi ile arasında çok özel...

Kapat