C.G. Jung Hitler’i Destekledi mi? Bir Dehanın Üzerindeki Nazi Gölgesi ve Gerçekler
Psikoloji dünyasının en büyük efsanelerinden ve tartışma konularından biri, C.G. Jung’un Nazi sempatizanı veya anti-Semitist olduğu yönündeki iddialardır. Özellikle 1949’da Saturday Review of Literature dergisinde yayımlanan makalelerde, Jung’un yeni bir otoriter rejime zemin hazırlayan bir komplonun parçası olmakla ve Hitler’i desteklemekle suçlanması bu tartışmaları alevlendirmiştir. Peki, insan ruhunun derinliklerine ışık tutan bu büyük bilge, tarihin en karanlık diktatörlerinden birine gerçekten sempati duymuş muydu?
İşte bu iddiaların perde arkası ve Jung’un kendi kelimeleriyle verdiği yanıtlar:
“Hiçbir Zaman Nazi Sempatizanı Olmadım”
Jung, hakkındaki bu ağır suçlamalara son derece net bir dille karşı çıkar: “Kitaplarımdan herhangi birini okuyan herkes için benim hiçbir zaman bir Nazi sempatizanı veya anti-Semitist olmadığım açık olmalıdır”. Ona göre yazıları ve ifadeleri ya cehaletten ya da kötü niyetten dolayı bağlamından koparılarak çarpıtılmıştır.
Zentralblatt Dergisi ve Zorunlu Başkanlık
İddiaların en önemli dayanaklarından biri, Jung’un 1933 yılında Uluslararası Psikoterapi Cemiyeti’nin onursal başkanlığını ve Zentralblatt für Psychotherapie dergisinin editörlüğünü kabul etmesiydi. Ancak Jung bu görevi, Avrupa’daki doktorlar arasındaki bilimsel işbirliğini giderek yükselen Nazi intoleransına karşı korumak amacıyla kabul ettiğini belirtir. Hatta, Nazi yasaları yüzünden Alman şubesinden atılan Yahudi doktorların uluslararası cemiyete bireysel olarak tam üye statüsünde katılabilmelerini sağlayan özel bir maddenin kabul edilmesini başarmıştır.
Daha sonra derginin yönetimine Hermann Göring’in kuzeni M. H. Göring’in dâhil edilmesi ve Jung’un onayı veya haberi olmadan dergiye Mein Kampf (Kavgam) yanlısı bir bildiri konması, Jung’u son derece zor bir duruma sokmuştur. Jung defalarca istifa etmek istemiş, ancak İngiliz ve Hollandalı meslektaşlarının “kurumu kurtarmak adına kalması için” yalvarması üzerine “batan gemiden kaçan fare” olmamak için görevinde kalmış; nihayet 1939’da İkinci Dünya Savaşı başladığında istifa etmiştir.
“Aryan ve Yahudi Bilinçdışı” Meselesi
Jung’un 1934 yılında yazdığı bir makalede geçen “Yahudi ve Aryan bilinçdışı” hakkındaki sözleri de sıkça anti-Semitizm kanıtı olarak sunulmuştur. Oysa Jung, Yahudilerin 3000 yıllık kadim kültürleri sayesinde insanlık zayıflıklarının çok daha bilincinde olduklarını ve onlarla barışık yaşadıklarını; Aryanların (Cermenlerin) ise henüz barbarlıktan tam kopmamış bir “gençlik” aşamasında olduklarını ifade etmiştir. Jung, bu karşılaştırmayı kesinlikle anti-Semitik bir söylem olarak değil; aksine Yahudilerin Aryanlardan çok daha bilinçli ve medeni olduklarını vurgulayan, onların kültürel uyum yeteneklerini takdir eden bir “iltifat” olarak yapmıştır. Üstelik Jung; Gerhard Adler, Erich Neumann ve Ernest Harms gibi birçok Yahudi öğrencisi ve meslektaşıyla hayatı boyunca dostane ve üretken ilişkiler sürdürmüş, bu isimler de Jung’u anti-Semitizm suçlamalarına karşı savunmuşlardır.
Hitler ve “Güç Şeytanı”
Jung, Hitler’in Almanya’da kurduğu yeni düzeni Avrupa’nın tek umudu olarak gördüğü iddialarını da kesin bir dille reddederek “Hitler’e hiçbir zaman hayranlık duymadığım bir gerçektir” der. Onu, Alman halkının içinde kaynayan tüm gizli dip akıntılarının bir sözcüsü ve megafonu olarak görmüştür. İlk yıllarda bazı sosyal reformlar yapmış olsa da, “güç şeytanı” (power devil) Hitler’i tamamen ele geçirdiğinde, kontrolsüz kalan bu kolektif bilinçdışı güçlerinin dünyayı yıkıma sürüklediğini ve bunun en büyük trajedi olduğunu vurgulamıştır.
Nazilerin Kara Listesindeki Jung
Tüm bu suçlamaların en büyük ironisi ise Nazilerin Jung’a olan tutumudur. Jung, Mayıs 1934’te Bad Nauheim’da verdiği bir konferansta Sigmund Freud’un psikolojiye katkılarını saygıyla anınca Nazilerin kara listesine alınmış, daha sonra kitapları yasaklanarak yakılmıştır. Buna rağmen Naziler, zayıflayan itibarlarını güçlendirmek için dünya çapında saygınlığı olan İsviçreli bir dehanın adını kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaktan ve hakkında asılsız dedikodular (örneğin Hitler’in doktoru olduğu gibi) yaymaktan çekinmemişlerdir.
Buna karşılık Jung, Alman panzer tümenleri İsviçre sınırına sadece 65 mil uzaktayken ve ülkesinin işgal edilmesi halinde Nazilerin onu anında yok edeceğini bildiği halde, 1941 yılında totaliter devleti açıkça kınayan cesur bir konferans vermiştir.
Sonuç: Bireyi Yutan Kitle Cinneti
C.G. Jung bir Nazi destekçisi değildi; o, ideolojilerin ve kitle psikolojisinin bireyi nasıl yuttuğunu, insanın kendi ruhundaki karanlığı (gölgeyi) tanımadığında nasıl felaketlere sürüklendiğini anlamaya ve teşhis etmeye çalışan bir bilim insanıydı. Savaş sonrası yıllarda da Almanların işledikleri korkunç suçları bir “kolektif suç” olarak kabul edip dürüstçe yüzleşmeleri gerektiğini savunmuş ve Nazi liderlerini kelimenin tam anlamıyla “şeytanlar tarafından ele geçirilmiş” psikopatlar olarak tanımlamıştır.
Eğer Jung’un yazılarından ve hayatından alınacak bir ders varsa, o da kitle hareketlerinin yıkıcılığına karşı tek çarenin bireyin kendi bilincini ve içsel bütünlüğünü geliştirmesi gerektiğidir.
Kaynak : Jung Konuşuyor Kitabı