Dilin Çalışma Sesi – Roland Barthes

Dilin Çalışma Sesi Roland Barthes’ın 1964-1980 yılları arasında kaleme aldığı edebiyat, dil ve gösterge üzerine yazıları bir araya getiriyor. Meşhur ‘Yazarın Ölümü’ başlıklı denemesinin de yer aldığı bu “eleştirel denemeler” ilk kez Türkçe’de yayımlanıyor.

Yazı’nın ve yazın’ın büyük ustası Roland Barthes’tan yolları çatallanan bahçede yürümek isteyen okurlar için. (Tanıtım Bülteninden)

Edebiyatın dil içinde yaşaması – Semih Gümüş
(03.02.2014, http://kitap.radikal.com.tr/)
Roland Barthes?ın Dilin Çalışma Sesi, edebiyatı dil içinde bir etkinlik olarak gören düşünürün bütünlüklü dil kuramının en önemli parçası.
Dili yalnızca düşünce için gerekli görmek, bilimsellikle kendini sınırlayan anlayış için temel ilke gibidir. Günlük hayatın iletişim dili hem olağan akışı içinde üstünde durmayı gerektirmez hem de üstünde durulacak bir nitelikte ortaya çıkma şansını hiçbir zaman bulamaz. Evet, dil insan ile birlikte ortaya çıktı ve insanı dilden bağımsız düşünmek olanaksızdır. Roland Barthes, Dilin Çalışma Sesi?nde bunun üstünde ayrıntılı biçimde duruyor.

Dili bilimsel ilkeler ve kültürün bütün alanları içinde incelemeye çalıştığımız zaman, onu kuralları, cümle yapısı, sözcük zenginliğiyle birlikte değerlendirmeye başlarız ama bu çalışmanın bütünü dilin kendisi için değil, işlevi için, yani hangi alanın aracı olacaksa onu nasıl anlattığını ortaya çıkarmak içindir. Dil araçtır orada.

Oysa edebiyat, kesintisiz biçimde öteki bütün alanlardan daha yüksek düzeyde ve daha kalıcı ve nitelikli gereksinimler ürettiği için, dili zengin ve yetkin biçimler almaya zorlar ama bu arada dilin kendisi için zenginliğini ve yetkinliğini de arar. Böylece dil, gerçek özgürlüğünü yalnızca edebiyatın içinde bulur.

Sözcüklerin anlamı üstüne kurulu bir dünyası var dilin. Önce sözcükler bulunmuş, onlarla konuşulmuş. Bunun yetmediği hemen görüldükten sonra bir araya gelen sözcüklerden söz dizisi, cümle, cümle yapısı, sonra da cümlelerin bir araya gelmesinden söylem ve metin oluşmuş. Roland Barthes?ın, söylem ?ya da metin? bir büyük cümledir önermesi, dili metnin üstüne çıkarır. Bu önerme kusursuz bir yapısal bütünlük arayan yazınsal metinler için elbette geçerliyken, işlevle kendini dışavuran öteki alanlarda karşılığını bulmaz.

Okuma ve dil ilişkisi
Demek okuma, edebiyat metni söz konusu olduğunda, her zaman dilin de okunmasıdır ve dili de anlama koşut biçimde okumaksızın metnin bütün anlamını çözmek olanaksızdır.

?Okumayı Yazmak? denemesinde kendi okuma biçimini anlatırken doğrusu az rastladığımız bir yaratıcılıkla konuşur Roland Barthes. Şu sözünü düşünerek okuyalım:

?Eleştiri genellikle ya mikroskopla yapılan çalışmalarla (yapıtın filoloji, otobiyografi ya da psikolojiyle ilgili ayrıntılarını sabırla açıklayarak) ya da teleskopla yapılan çalışmalarla (yazarı çevreleyen büyük tarihsel uzamı dikkatle inceleyerek) yol alır (bu durumu eleştirinin kötü bir niteliği olarak almıyorum).?

Kendisinin bu iki okuma türünü de seçmediğini belirtir Barthes. O, metnin bütün ayrıntılarını zihnine yerleştirmeye çalışıp sonra sabırla çözümleyip göstermeye çalışan bir okuma biçimini benimsemiştir.

Doğrusu, bir romanı okurken yazarını da düşündüğümü hatırlamıyorum. Asıl olanın metin olduğunu baştan öğrenmiştim. Yazardan, onun yaşadığı zamanlardan, düşünme biçiminden söz etmek gerekmiyor, bunları göz önünde tutmanın okuduğum romanın çözümlenmesine vazgeçilmez bir katkısı olduğunu da hatırlamıyorum.

Oysa romanın bütün öğelerini tek tek ayırt ederek ?soyutlayarak? anlamak ve her biri üstünde dururken onların bir araya gelerek oluşturduğu bütüncül yapıyı da kavramaya çalışmak, vazgeçemediğim okuma biçimi. Doğru okuma biçimi dediğim de bu. Ses ve Öfke ile Mrs. Dalloway?i keşfettiğim günden beri böyle okuduğumu anlatmıştım.

Sözcük seçimi ve onlarla kurduğu cümle yapısı, dili, kısa ve uzun cümle anlayışı, dolayısıyla ritmi, anlatım biçimi, buna bağlı olarak anlamı verme biçimleri, hikâyenin ve olay örgüsünün nasıl kurulduğu, kişileri ve kişilerin yaratılma biçimi yanı sıra onların davranışları ve iç dünyalarıyla sahicilikleri… Bunları okumaya çalışmak, elimizdeki metni yazınsal bir metin olarak okumanın yanı sıra, bize okur olduğumuzu hatırlatan, okur olma bilincimizi keskinleştiren biricik yoldur.

Dolayısıyla metnin anlamlarını bulmayı ve keşfetmeyi amaçlamayan okuma, okuma etiğini dışlamış demektir. Roland Barthes kastettiğim bu okumayı şöyle saptıyor: ?düzanlam basit, gerçek anlam olarak görülüp bir kural oluştururken yananlam çoğul anlamı mümkün kılıp okumayı özgürleştirir.? Yazınsal metni okuma biçimi, düzanlamı görmek değil ?o kendisi görünür?, açık ya da örtük yananlamları görmek, metnin doğrudan söylediklerinin ardındaki susku noktalarını konuşturup anlamı çoğaltmaktır.

Okumanın etiği
Bu okuma biçimi okuru edilginlikten çıkarır. Okur metnin karşısında bir öznedir artık ve metin de ?nesnesi olarak? onun öznellik alanı. Orada özgürlük vardır ve bu özgürlüğü bir etikle birlikte kullanır. Nasıl bir etiktir bu? Yazarın değil de yazarlığın etiğinden söz ettiğimiz gibi, okurun değil de okumanın etiğinden söz etmeliyiz. Okumanın etiği, okurun öznelliğini metnin doğasını bozmayacak biçimde kullanmasını gerektirir. Bunu yazınsal anlama indirerek söyleyelim: Metnin doğrudan anlamları yanı sıra var olan örtük, yan, öteki bütün anlamları ortaya çıkarılırken elbette zaman içinde gelecek bambaşka okurlar boyunca sayısız anlam verilebilir metne ama bu arada öyle anlamlar bulunabilir ki, onları metne vermek düpedüz zorlama, dolayısıyla metni bozma, aşırı yorumlarla olmayan anlamları vermeye de yol açabilir: işte okuma etiği bu bozuşturmayı önleyecek bir içtepi olarak var olur.

Anlamların verildiği, gizlendiği, neden sonra okuma sürecinde bulunduğu yer dilden başka nedir? Metnin öteki bütün öğelerini göz önünde tutarak düşünelim: dilden başka bir anlam taşıyıcı yoktur. Demek dil, edebiyatın, kendisinden çıktıktan sonra coğrafyasının bütün alanlarını dolaşıp geldiği yerdir, çıkış kapısıdır, yoksa içerde çaresiz kalakalır edebiyat. Dile bu değeri yazar kadar okur da vermelidir ki, okuduğunu anlayabilsin. Demek düzanlamın dışında, dolaylı, çoğul anlamlarla örülmüş bir metni sökebilmek için de dile bakarak okumak gerekir, hikâyenin ve öteki öğelerin çekiciliğini bunun yanı sıra okurken.

Dili böyle sıkıdüzenli bir anlama etkinliğinin nenesi olarak görmek, yazınsal metinde bir boşluk ya da boş söz olmaması gerektiğini de belirtir mi? Zaman zaman öykü için söylenir ya, tek bir sözcük fazla ya da eksik olmayacak; şiir için bunu belirtmek bile ayıptır; oysa roman için bu savda bulunmaktan kaçınılır, böyle bir ilke yokmuş gibi durulur. Öyleyse, romancının bazı dolguları gereksiz midir, süs müdür ya da betona karıştırılmış kum mudur? Yazınsal metinden söz ediyoruz, elbette romanda da gereksiz dolgu, süs ya da başka türlü hilelere yer yoktur. Yazar, yaptığı betimlemeleri hep belli nedenleri düşünerek yapar, boşa atıp dolu tutmaya da gönül indirmez.

Ve unutmayalım ki, bütün bunlar, ne yapılıyorsa bütünü, dille ve dil içinde yapılıyor ?başka nerede olabilir? Demek, bir roman ya da öykü ister toplumsal-siyasal sorunlarla kendini oluştursun, ister bireylik duygularını temel alsın, okuma biçimi ilkesel olarak aynı, yani dilin içeriği nasıl oluşturduğuna bakarak yapılacaktır.

?Dil, edebiyatın varlığıdır, dünyasıdır,? dedikten sonra şunu da ekliyor Barthes: ?Günümüzde dilin tüm sorumluluğunu üzerine alabilen tek alan edebiyattır.? Edebiyatın dil ile ilişkisi öteki alanlarda bulunmaz, öbürleri doğrularla yanlışları ayırt etmeye çalışırken edebiyat kendini her okuyana açık tutan bir özle ortaya koymaya çalışır.

Roland Barthes?ın Dilin Çalışma Sesi, birbirinden bağımsız yazılardan oluşsa da, başından sonuna edebiyatı dil içinde bir etkinlik olarak gören düşünürün bütünlüklü dil kuramının en önemli parçalarından sayılır.

DİLİN ÇALIŞMA SESİ,
Roland Barthes,
Çeviren: Ayşe Ece,
Necmettin Kâmil Sevil, Elif Gökteke,
Yapı Kredi Yayınları
2013, 406 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Denemeler
Hayvanların olmadığı çocukluk neye yarar ki? – Semih Gümüş

Elias Canetti yazarlarımdandır. Körleşme romanı ve yazılarının derlendiği Sözcüklerin Bilinci, Türkçede ilk yayımlandıkları günlerde kitaplarım arasında yer aldı. Canetti çağımızın...

Kapat