Carl G. Jung, Hitler’i bir ‘Büyücü’ Olarak Tanımlamasının Arkasındaki Psikolojik Nedenler Nelerdir?

Jung, ilkel toplumlardan günümüze uzanan liderlik yapılarını incelerken güçlü adamları iki ana kategoriye ayırır: Fiziksel gücüyle öne çıkan ve rakiplerini ezen “şef” (Mussolini ve Stalin gibi) ile gücünü fiziksel kaslardan değil, halkın ona yansıttığı doğaüstü yeteneklerden alan “büyücü/şaman” (medicine man). Jung’un Hitler’i net bir şekilde bu “büyücü” veya “medyum” kategorisine koymasının arkasında şu psikolojik nedenler yatmaktadır:

1. Fiziksel Güç Yerine “Kâhinsi” Görünüm:

Mussolini ve Stalin’in aksine Hitler’in bedeni klasik bir güç veya otorite vaat etmez. Jung, Hitler’in fizyonomisinde öne çıkan en önemli özelliğin, gözlerindeki o hülyalı ve “rüya görüyormuş gibi” bakan kâhin ifadesi olduğunu belirtir. Gücü siyasi veya fiziksel bir kuvvetten ziyade, kelimenin tam anlamıyla kitleleri efsunlayan “büyüsel” (magic) bir güce dayanır.

2. Kolektif Bilinçdışının Aynası ve Megafonu Olması:

Jung’a göre Hitler’in en büyük sırrı, Alman halkının kolektif bilinçdışının tam bir aynası olmasıdır. Hitler aslında konuşmalarında Almanlara yeni hiçbir şey söylemez; sadece onların bilinçdışında derinlerde hissettiklerini ve duyamadıkları fısıltıları büyüterek duyulur hale getiren bir “hoparlör” (megafon) işlevi görür. Özellikle Almanların o dönemde sahip olduğu, geç kalmışlıktan doğan “küçük kardeş” veya “aşağılık kompleksi”ne kusursuz bir şekilde tercüman olur.

3. “Ses”e (The Voice) İtaat ve Bireyselliğin Kayboluşu:

Büyücü figürlerinin en belirgin özelliği, rasyonel akılla değil, gizemli fısıltılarla yönlendirilmeleridir. Hitler, karar alırken içinden geldiğini söylediği bir “Ses”i dinler. Jung’un psikolojik teşhisine göre bu Ses, aslında 78 milyon Alman’ın onun içine yansıttığı (projekte ettiği) kendi kolektif bilinçdışlarıdır. Hitler’in kendi bireysel psikolojisi ve kişiliği neredeyse yok olmuş; kendini bu kolektif bilinçdışı güçlere adamış ve onların esiri haline gelerek adeta insanlıktan çıkıp koca bir “ulusun kendisine” dönüşmüştür.

4. Yabancılar Üzerindeki Etkisizliğinin Nedeni:

Hitler’in “büyüsü” evrensel değil, yalnızca Alman psikolojisine özgüdür. O, sadece Alman bilinçdışını yansıttığı için, bu psikolojik mirası paylaşmayan yabancılar üzerinde hiçbir etki bırakmaz. Yabancılar için o, içi boş bir maske, mizah duygusundan yoksun bir robot veya kumaşla kaplı ahşap bir iskelet gibi görünürken; Almanlar onun bu kâhinsi büyüsüne kapılarak onu bir tür peygamber veya “kurtarıcı” (Mesih) olarak yüceltirler.

Özetle Jung’un Hitler’i “büyücü” olarak tanımlamasının özü; onun rasyonel kararlar alan bir siyasetçi olmamasında, kendi bireysel aklını bir kenara bırakarak koca bir ulusun psikolojik buhranlarının ve kolektif arzularının vücut bulduğu, kitleleri hipnotize eden bir “medyum”a dönüşmesinde yatmaktadır.