Carl G. Jung Politikayla Açıktan Neden İlgilenmedi ?
Carl Gustav Jung, siyasetle doğrudan ilgilenmemesinin ve politik bir figür olmaktan kaçınmasının ardında yatan temel nedenleri kendi sözleriyle ve analitik yaklaşımıyla birkaç başlık altında açıklamıştır:
1. Dünyayı Kurtarmanın Yolunun Bireyden Geçtiğine İnanması
Jung, dünyadaki büyük sorunların çözümünün kitle hareketlerinde veya siyasi programlarda değil, bireyin kendi iç dünyasında başladığına inanırdı. Siyasi ve kitle hareketlerinin, bireyleri toptan yutarak onların kimliklerini ve ruhlarını kaybetmelerine neden olan tehlikeli süreçler olduğunu savunuyordu. Jung’a göre bir insanın evrene yapabileceği en büyük katkı kendi içsel bütünlüğünü sağlamasıdır: “Kendi özel ve kişisel çatışmalarınızla ilgilenin, böylece dünya çatışmasını milyonda bir milyonda bir oranında azaltmış olursunuz”.
2. Siyasetçi Değil, Bir Psikoloji Gözlemcisi Olması
Jung, siyasi olaylara bir politikacı veya ideolog olarak değil, tamamen tarafsız bir bilim insanı olarak yaklaşmıştır. Bu durumu şu sözlerle açıklar: “Siyasi olaylara karışmayı hiçbir zaman arzulamadım, ancak endişeli bir İsviçreli seyirci ve vicdanlı bir psikolojik gözlemci olarak, içinde yaşadığımız zamanın rahatsız edici olaylarına doğal olarak belirli tepkiler verdim”. Ayrıca, dünya liderlerinin (örneğin Kruşçev veya Eisenhower) zihinlerinin nasıl çalıştığı hakkında çok derin konuşmaktan da bilerek kaçınmıştır; çünkü aksi takdirde “siyasete burnunu sokmakla suçlanacağının” farkındadır.
3. Siyasi Olayları “Kolektif Bilinçdışı” Fenomenleri Olarak Okuması
Jung için diktatörlükler, savaşlar veya ideolojiler salt rasyonel siyasi meseleler değil, kolektif bilinçdışının ve kadim arketiplerin patlamasıyla oluşan psikolojik fenomenlerdir. Örneğin, II. Dünya Savaşı’na giden süreçte Hitler’i rasyonel bir siyasetçi olarak değil, Alman halkının bilinçdışındaki komplekslerin bir “megafonu”, gücünü siyasetten değil “büyüden” alan bir şaman/medyum ve mitolojik “Wotan” arketipinin bir yansıması olarak analiz etmiştir. Onun gözünde siyaset sahnesi, aslında devasa bir psikolojik salgının veya kitle cinnetinin laboratuvarıydı.
4. Yanlış Anlaşılma ve Çarpıtılma Tehlikesi
Jung, ideolojiler üstü kalmaya çalışmasına rağmen, siyasi atmosfere veya kitle psikolojisine dair yaptığı nesnel tespitlerin cehalet veya kötü niyetle çarpıtıldığını tecrübe etmiştir. Nasyonal Sosyalizmin yükseliş döneminde Avrupa’daki uluslararası psikoterapi cemiyetini ve Yahudi meslektaşlarını korumak için siyasi olmayan bir görev üstlendiğinde, yazdıkları bağlamından koparılarak haksız yere “Nazi sempatizanı” ve “anti-Semitist” olmakla suçlanmıştır. Bu tür asılsız komplo teorileri ve saldırılar, onun günlük siyasi tartışmalardan uzak durma kararının ne kadar isabetli olduğunu göstermiştir.
Özetle Jung, insanlığı tehdit eden asıl tehlikenin doğal afetler veya dışsal düşmanlar değil, kontrolden çıkmış insan ruhu (psişe) olduğuna inanıyordu. Siyasi sistemlerin veya ideolojilerin bu tehlikeyi çözemeyeceğini gördüğü için, tüm yaşamını siyaset arenasında harcamak yerine, bireyin kendi karanlığıyla yüzleşmesini sağlayan psikolojik araştırmalara adamıştır.
Kaynak: Jung Speaks Kitabı