Kategori: Karl Marx

Marx Öldü, Yaşasın Marx!

1968 yılı, küresel bir dönüm noktası oldu. Sermayenin “altın yılları” sona erdi, Fordizm ve Keynesçiliğin krizleri derinleşti. Ancak bu sadece ekonomik bir kriz değildi; Amerika’daki karşı-kültür hareketlerinden, Fransa’daki Mayıs olaylarına ve İtalya’daki işçi mücadelelerine kadar uzanan, yeni bir sosyal isyan türü yükseliyordu. Bu isyanlar, sadece iktidarı ele geçirmeyi değil, bireysel

okumak için tıklayınız

Yoksulluktan Zenginliğe: Sınıf Bilinci Evrim Geçirir mi?

Karl Marx’ın teorisinin merkezinde yer alan sınıf bilinci kavramı, bir sosyal sınıfın kendi toplumsal ve ekonomik konumunu, sınıfının yapısını ve ortak çıkarlarını idrak etmesi anlamına gelir. Marx, bu bilincin işçi sınıfını devrime götüreceğine inanıyordu. Ancak bir bireyin yoksulluktan zenginliğe geçişi, yani sosyal hareketlilik, onun sınıf bilincini nasıl etkiler? Sınıf bilinci bu süreçte “evrim”

okumak için tıklayınız

Zenginlerin Sınıf Bilinci ve “Kim Kimi Kandırıyor?”: Tarihsel Örneklerle Bir Sorgulama

Karl Marx, sınıf bilincini genellikle ezilenlerin, yani işçi sınıfının kendi sömürülerinin farkına varması ve kolektif eyleme geçmesiyle ilişkilendirmiştir. Ancak Marxistler, sadece proletaryanın değil, egemen sınıfların da derin bir sınıf bilincine sahip olduğunu ve bunu kendi ayrıcalıklarını korumak için ustaca kullandığını savunurlar. Peki, tarih bize bu konuda ne söylüyor? Ve bu “sınıf bilinci” savaşında, kim kimi

okumak için tıklayınız

Marx’ın doktora tezinin “sükût suikastına” uğraması ne anlama gelmektedir?

Karl Marx, Kasım 1837’de Berlin’de Hukuk Fakültesi öğrencisiyken babasına yazdığı mektupta ağırlıklı olarak Kant, Fichte, Schelling, Hegel ve Aristo okuduğunu yazar. 1839 tarihinde sonradan Epikuros’un Felsefesi Üzerine Notlar adıyla yayımlanacak elyazmasını tamamlamış olmasından anlıyoruz ki, Marx 1838-41 yıllarında idealizme sırtını dönerek materyalizme olan ilgisinin tarihsel kökenleri üzerine yoğunlaşmıştır. 1841’de henüz

okumak için tıklayınız

Zamanın Tutsaklığı: Kapitalist Üretim ve Bireyin Zaman Algısı

Zamanın Kapitalist Dönüşümü Modern toplumlarda bireyin zaman algısı, kapitalist üretim ilişkilerinin etkisiyle köklü bir dönüşüm geçirmiştir. Sanayi devrimiyle birlikte, zaman, mekanik bir ölçüm aracı olarak yeniden tanımlanmış ve üretim süreçlerinin temel bir unsuru haline gelmiştir. Fabrika sisteminin ortaya çıkışı, çalışma saatlerini standartlaştırarak bireyin günlük yaşamını disipline etmiştir. Karl Marx, bu

okumak için tıklayınız

Marx’ın Sınıf Çatışması ve Prekarya: 21. Yüzyılın Çelişkileri

Sınıf Mücadelesinin Yeniden Tanımlanışı Karl Marx’ın sınıf çatışması teorisi, tarihsel materyalizmin temel taşı olarak, toplumsal değişimin motorunu üretim ilişkilerindeki antagonizmalarda bulur. Burjuvazi ve proletarya arasındaki çelişki, 19. yüzyıl sanayi toplumunun net sınıfsal ayrımlarına dayanıyordu. Ancak 21. yüzyılda, neoliberal küreselleşme ve teknolojik dönüşümler, emek piyasasını parçalayarak “prekarya” kavramını ortaya çıkardı. Prekarya,

okumak için tıklayınız

Žižek’in İdeolojinin Yüce Nesnesi ve Nevrotik Semptom Arasındaki Bağlantı

Slavoj Žižek’in düşüncesinde, ideolojinin yüce nesnesi (objet petit a) ile nevrotik semptom arasındaki ilişki, bireyin toplumsal düzenle kurduğu bağın karmaşık dinamiklerini açığa çıkarır. Bu ilişki, bireyin arzusunun hem toplumsal hem de bireysel boyutlarını, ideolojik yapıların işleyişini ve insan bilincinin çelişkilerini anlamak için bir anahtar sunar. Žižek, Lacan’ın psikanalitik kuramını, Marx’ın

okumak için tıklayınız

Toplumsal Düzenin Çelişkili Yüzleri: Fonksiyonalizm ile Çatışma Teorisinin Karşıtlığı

Toplumsal düzen, insan topluluklarının bir arada varoluşunu sağlayan temel bir kavram olarak, farklı kuramlar tarafından farklı biçimlerde ele alınmıştır. Émile Durkheim’in fonksiyonalizmi ve Karl Marx’ın çatışma teorisi, bu kavramı anlamlandırma noktasında köklü bir karşıtlık sergiler. Fonksiyonalizm, toplumu birbiriyle uyumlu parçaların iş birliğiyle işleyen bir organizma olarak görürken, çatışma teorisi, toplumsal

okumak için tıklayınız

Marx ve Weber: Toplumsal Dinamiklerin İki Zıt Yörüngesi

Karl Marx’ın tarihsel materyalizm yaklaşımı ile Max Weber’in Protestan ahlakı tezi, modern toplumların dönüşümünü açıklamak için geliştirilmiş iki temel kuramsal çerçeve olarak, insanlık tarihinin itici güçlerini ve toplumsal değişimin doğasını anlamada farklı yollar sunar. Bu metin, iki düşünürün yaklaşımlarını karşılaştırarak, onların insan toplumu, ekonomi, kültür ve birey-toplum ilişkilerine dair sunduğu

okumak için tıklayınız

Kapitalizmin Hayvan Emeğini Görünmez Kılma Süreci

Emek ve Değerin Yeniden Tanımlanışı Kapitalizm, insan emeğini ekonomik bir meta olarak merkezine alırken, hayvan emeğini sistematik bir şekilde görünmez kılmıştır. Hayvanlar, tarım devriminden bu yana insan topluluklarının üretim süreçlerinde kritik roller üstlenmiştir; öküzler tarlaları sürmüş, atlar yük taşımış, köpekler sürüleri korumuş, tavuklar yumurtlamıştır. Ancak kapitalist üretim ilişkileri, bu emeği

okumak için tıklayınız

Palestrina’nın Kontrpuanı ile Marx’ın Meta Fetişizmi Arasında Diyalektik Bir Bağ

Bu metin, 16. yüzyıl Rönesans müziğinin öncü figürü Giovanni Pierluigi da Palestrina’nın kontrpuan teknikleri ile Karl Marx’ın Kapital’de ele aldığı “meta fetişizmi” kavramı arasında diyalektik bir ilişki kurmayı amaçlamaktadır. Palestrina’nın polifonik müzik yapısı, bireysel seslerin bağımsızlığı ile kolektif uyumu birleştirirken, Marx’ın meta fetişizmi, kapitalist üretim ilişkilerinde insan emeğinin ve toplumsal

okumak için tıklayınız

Apple Ürünlerinin Statü Sembolü Olarak Commodity Fetishism Çerçevesinde Analizi

Apple ürünlerinin statü sembolü haline gelmesi, commodity fetishism (meta fetişizmi) kavramı üzerinden çok katmanlı bir analiz gerektirir. Karl Marx’ın meta fetişizmi, kapitalist toplumlarda metaların toplumsal ilişkileri gizleyerek, kendi başlarına bir değere ve güce sahipmiş gibi algılanmasını ifade eder. Apple ürünleri, bu bağlamda, yalnızca teknolojik araçlar olmanın ötesine geçerek sosyal statü,

okumak için tıklayınız

Kapitalizmin Gölgesinde Depresyon: Terapistin Marksist Yorumu Etik Sınırları Zorluyor mu?

Bu metin, bir terapistin Marksist perspektiften kapitalizmin yol açtığı depresyonu “uyumsuzluk değil, sağlıklı tepki” olarak yorumlamasının etik sınırları aşıp aşmadığını bilimsel bir dille inceliyor. Terapistin bu yorumu, bireysel ruh sağlığını toplumsal yapıların bir yansıması olarak ele alırken, psikoterapinin tarafsızlık ilkesini ve mesleki sorumluluklarını ne ölçüde zorlar? Metin, bu soruyu kuramsal,

okumak için tıklayınız

Hephaistos’un Zanaat Tanrılığı ve Marx’ın Emek-Yabancılaşma Kuramı: Antik Yunan’da Emek ve Toplumsal Statü

Hephaistos’un Mitolojik Kimliği ve Emek Kavramı Hephaistos, Antik Yunan mitolojisinde zanaat, ateş ve teknoloji tanrısı olarak öne çıkar. Fiziksel kusurları, tanrılar arasındaki dışlanmışlığı ve yaratıcı gücü, onun emeğin hem yüceltilmiş hem de hor görülen doğasını temsil ettiğini gösterir. Marx’ın emek ve yabancılaşma teorisi, emeğin kapitalist sistemde işçiyi kendi ürününden ve

okumak için tıklayınız

Sanal Benliklerin Kendi Gölgesine Dokunuşu

İnsan, Marx’ın yabancılaşma kavramında, emeğinin ürününe, kendine ve topluma yabancılaşırken, metaverse’te bu süreç dijital avatarlar üzerinden yeniden şekillenir. Avatar, bireyin özünü yansıtan bir ayna gibi görünse de, aslında bir yanılsama perdesidir. İnsan, kendi yarattığı bu sanal bedende hem özgürleşir hem de tutsak olur. Metaverse, bireyi fiziksel dünyadan soyutlayarak, onun kimliğini

okumak için tıklayınız

Biyoiktidar ve Artı-Değerin Kesişimi: Dijital Gözetim Çağında İktidarın Yeni Yüzleri

Foucault’nun biyoiktidar kavramı ile Marx’ın artı-değer teorisi, modern toplumların kontrol mekanizmalarını ve sömürü düzeneklerini anlamak için güçlü bir kavramsal çerçeve sunar. Biyoiktidar, bedenin ve yaşamın kendisini disipline eden, düzenleyen ve yöneten bir güç olarak ortaya çıkar; artı-değer ise emeğin sömürülmesi üzerinden kapitalist üretim ilişkilerini tanımlar. Günümüzde aşı pasaportları ve dijital

okumak için tıklayınız

Marx’ın Yabancılaşma Teorisi ve Kapitalizmin Eleştirisi

Yabancılaşmanın Kökenleri ve Kapitalist Üretim Marx’ın yabancılaşma teorisi, kapitalist ekonomik sistemin insan doğası üzerindeki yıkıcı etkilerini ortaya koyar. Ona göre, sanayi devrimiyle birlikte emek süreci radikal bir dönüşüm geçirmiş, insanın üretimle olan organik bağı kopmuştur. Geleneksel toplumlarda zanaatkâr, ürettiği nesne üzerinde tam bir hakimiyete sahipti ve eseriyle gurur duyabiliyordu. Oysa

okumak için tıklayınız

Hakim Sınıfın Düşüncelerinin Evrenselleşmesi: Marx’ın İdeoloji Eleştirisi

Karl Marx’ın ideoloji eleştirisi, toplumların düşünce sistemlerinin nasıl oluştuğunu, kimin çıkarlarına hizmet ettiğini ve bu düşüncelerin nasıl evrensel bir gerçeklik gibi kabul gördüğünü anlamak için güçlü bir çerçeve sunar. Marx, ideolojiyi, hakim sınıfın kendi çıkarlarını korumak ve meşrulaştırmak için kullandığı bir araç olarak tanımlar. Bu eleştiri, yalnızca ekonomik ya da

okumak için tıklayınız

Burjuva Yabancılaşmasının ve Meta Fetişizminin Kesişimi: Antonioni’nin Gece Filmi

Michelangelo Antonioni’nin 1961 yapımı Gece (La Notte) filmi, modern toplumun burjuva bireylerinin içsel ve dışsal çelişkilerini, ilişkilerindeki kopukluğu ve varoluşsal boşluğu çarpıcı bir şekilde ele alır. Film, Giovanni ve Lidia’nın evliliklerindeki çöküşü ve burjuva yaşamının anlamsızlığını merkeze alarak, bireylerin kendi duygularından ve birbirlerinden kopuşunu inceler. Bu bağlamda, Karl Marx’ın meta

okumak için tıklayınız

İnsanlığın Anlam Arayışı: Otomasyon Çağında Yeni Bir Varoluş

Otomasyon ve robotik teknolojilerin yükselişi, insanlığın iş, anlam ve varoluşla ilişkisini kökten dönüştürüyor. Makineleşmenin gölgesinde, işsizlik yalnızca ekonomik bir mesele değil, aynı zamanda insanın kendini yeniden tanımlama zorunluluğunun bir aynası haline geliyor. Marx’ın komünist ütopyası, emeğin ortadan kalktığı bir bolluk toplumu hayal ederken, Arendt’in vita activa kavramı, insanın eylem, iş

okumak için tıklayınız

Gatsby’nin Serveti ve Meta Fetişizmi: Amerikan Rüyasının Çözülüşü

F. Scott Fitzgerald’ın Büyük Gatsby romanındaki Jay Gatsby’nin serveti, Amerikan Rüyasının hem çekiciliğini hem de boşluğunu gözler önüne serer. Karl Marx’ın “meta fetişizmi” kavramı, bu servetin ardındaki toplumsal ve bireysel yanılsamaları çözümlemek için güçlü bir mercek sunar. Meta fetişizmi, kapitalist sistemde malların ve zenginliğin, kendi başlarına bir değer ve güç

okumak için tıklayınız

Ekonominin İktidar ve Ahlak Üzerindeki Evrimi

Merkantilizmin Doğuşu ve İktidarın İlk Çarkları Aydınlanma ve Adam Smith’in Dönüşümü Sanayi Çağı ve Marx’ın Eleştirisi 20. Yüzyılın Çatışmaları ve Keynes’in Dengesi Sanayi sonrası dünyada, ekonomi, iki büyük savaş ve Büyük Buhran ile sarsıldı. John Maynard Keynes, devletin piyasaya müdahalesini savunarak, Smith’in görünmez eline bir alternatif sundu. İktidar, artık sadece

okumak için tıklayınız

Post-Kapitalist Dünyada Ekonomi, Ahlak ve İktidar: Yeni Çerçeveler

İnsan Emeğinin Dönüşümü Marx’ın emek teorisi, kapitalist üretimde değerin kaynağını emek olarak tanımlar; ancak dijital ekonomi, bu çerçeveyi yeniden şekillendiriyor. Geleneksel anlamda emek, fiziksel üretimle sınırlıyken, dijital platformlarda veri, dikkat ve algoritmik çıktılar yeni birer değer formu haline geldi. Marx’ın “artı-değer” kavramı, artık yalnızca fabrika işçisinin sömürüsünden değil, kullanıcıların ücretsiz

okumak için tıklayınız

Heathcliff ve Justine Üzerinden Arzu, Sınıf ve Kutsalın Sınırları

Arzunun Ötekine Yönelimi Heathcliff’in intikamı, Emily Brontë’nin Uğultulu Tepeler romanında, yalnızca kişisel bir öfke ya da hınç olarak değil, aynı zamanda Jacques Lacan’ın “öteki” kavramı üzerinden derin bir arzunun izdüşümü olarak okunabilir. Lacan’a göre, özne kendi eksikliğini ötekinde tamamlamaya çalışır; Heathcliff’in Catherine’e duyduğu tutku, bu eksikliğin en somut biçimidir. Catherine,

okumak için tıklayınız

Kapitalist Toplumun Aynasında Rastignac’ın Hırsı

Rastignac, taşradan Paris’e gelen genç bir hukuk öğrencisi olarak, toplumsal yükselişin cazibesine kapılır. Hırsı, kapitalist toplumun sunduğu maddi ve sosyal ödüllerin peşinde koşarken, Marx’ın yabancılaşma teorisiyle açıklanabilir. Marx, kapitalist üretim ilişkilerinin bireyi kendi emeğine, ürününe, diğer insanlara ve nihayetinde kendine yabancılaştırdığını savunur. Rastignac’ın Paris’teki aristokratik çevreye girme çabası, kendi öz

okumak için tıklayınız

İnsanın Doğayla Savaşının Psikodinamiği

İnsanın doğaya savaşı, yalnızca bir çevre meselesi değildir; bu, insanın hakikatle ilişkisini, benliğiyle çatışmasını, iktidar yapılarını, bilinçdışını, hatta varoluşsal korkularını açığa çıkaran çok katmanlı bir dramadır. Şimdi bu olguyu multidisipliner olarak açalım. Psikanaliz, felsefe ve siyaset kuramını iç içe geçirerek: 🔥 1. Psikodinamik Yaklaşım: Doğayla Değil, Gölgeyle Savaş Jung: İnsan

okumak için tıklayınız

İnsanlar Neden İçinde Yaşadığı Düzeni Yeterince Kavrayamazlar ve Sermaye Birikiminin Gerçek Kaynağını Çoğu Zaman TAM olarak Farkedemezler ? 20 Bilimsel Ve Eleştirel Nedeni

Yazımız bu durumun olası nedenlerini açıklayan 20 Bilimsel Ve Eleştirel Nedeni ortaya koymaktadır. Tartışmaya açıktır ve önemli hipotezler öne sürmektedir. 1. İdeolojik Aygıtlar (Althusser) Devletin eğitim, medya, din ve aile gibi kurumları, halkın sisteme “rızayla” bağlanmasını sağlar. Bu yapılar, halkın sisteme rıza göstermesini sağlar. Yani işçi, emeğinin çalındığını değil,  hak

okumak için tıklayınız

Yabancılaşmanın Gölgesinde: Gig Ekonomisi, Kimlik Krizi ve Cassius Green’in Yükselişi

Marx’ın Yabancılaşma Teorisi: Kapitalizmin Zincirleri Karl Marx’ın “yabancılaşma” teorisi, kapitalist ekonomide bireyin kendi emeğine, ürünlerine, insan doğasına ve diğer insanlara yabancılaştığını savunur. İşçi, emeğini bir meta olarak satar ve bu süreçte yaratıcılığını, özerkliğini kaybeder; ürettiği şey ona ait olmaktan çıkar, yalnızca bir sermaye birikim aracına dönüşür. Kuramsal olarak, bu yabancılaşma,

okumak için tıklayınız

Alçakgönüllülük. Yalnız uşaklar alçakgönüllü olur, diyor Goethe. Sizce?

“Alçakgönüllülük. Yalnız uşaklar alçakgönüllü olur, diyor Goethe; ruhu uşaklaştırmak istiyorsunuz demek? Yoksa bu alçakgönüllülük, Schiller’in sözünü ettiği dehânın alçakgönüllülüğü mü, o zaman ilkin bütün yurttaşlarınızı ve hepsinden çok da sansürcülerinizi dâhi yapın.” Karl Marx, “Ueber de neueste Preussiche Zensurinstruktion,” MEGA, bölüm I, cilt 1, s. 154. Bu alıntı, alçakgönüllülük kavramına

okumak için tıklayınız

Karl Marx’ın ilk ve tek romanı: “Scorpion ve Felix”

Karl Marx’ın 19 yaşında kaleme aldığı Scorpion ve Felix adlı romanı Tetes Yayınları tarafından Selahattin Özpalabıyıklar çevirisiyle yayımlandı. Tetes Kitap kitabın Türkçe çevirisini yaptığı eserde Duncan Large’ın sunuş yazısı da yer alıyor. Marx’ın ilk ve tek romanı olma özelliğini taşıyan eser, Marx hayattayken yayımlanmadı. Tamamlanmamış olan eserin bazı bölümleri günümüze

okumak için tıklayınız

Karl Marx’la söyleşi (1871) “düşünen bir düşçü ve düşleyen bir düşünür”

Londra, 3 Temmuz – Benden Uluslararası Emek­çiler Birliği konusunda bir şeyler bulup çıkarmamızı istediniz, ben de bunu yapmaya çalıştım. Şu anda bu oldukça güç bir iş. Londra söz götürmez bir biçimde Birliğin karargahıdır, ama İngilizlerin bir korkuları var, tıpkı ünlü suikastten sonra Kral James’in her şeyden barut kokusu alması gibi, her şeyden

okumak için tıklayınız

Karl Marx ile Söyleşi 1871: Düşünen bir düşçü ve düşleyen bir düşünür.

DÜŞÜNEN BİR DÜŞÇÜ VE DÜŞLEYEN BİR DÜŞÜNÜR ENTERNASYONALİN ÖNDERİ KARL MARXLA GÖRÜŞME R. LANDOR 1871 EMEĞİN SERMAYEYE KARŞI AYAKLANMASI, ENTERNASYONALİN İKİ YÜZÜ, TOPLUMUN DÖNÜŞÜMÜ, BİRLEŞİK DEVLEILERDEKI GELİŞMELER Londra, 3 Temmuz — Benden Uluslararası Emekçiler Birliği konusunda bir şeyler bulup çıkarmamı istediniz, ben de bunu yapmaya çalıştım. Şu anda bu oldukça

okumak için tıklayınız

Kapitalist Bilinçdışı / Marx ve Lacan – Samo Tomsic

Karl Marx, Lacan’ın öğretilerinde bahsi geçen birçok kuramcıdan sadece biridir, diğer klasik düşünürler Lacan’ın yapıtlarında daha derin izler bırakmıştır – o zaman bunca etkilenme arasında Marx’a ayrıcalık tanımak niye? Kapitalist Bilinçdışı’nın başlangıç noktasını oluşturan varsayım, Marx’a göndermesinin Lacan’ın öğretisi içinde önemli bir gelişime işaret ettiği ve Freud’a ikinci bir geri

okumak için tıklayınız

“Karl Marx, Don Kişot konusundaki hayranlığını belirtti.”

ANSELMO LORENZO Kısa süre sonra bir evin önünde durduk. Kapıda saygın, muhterem görünümü olan yaşlı bir adam belirdi. Ona doğru ilerledim ve mahcup bir saygıyla, Enternasyonalin İspanya Federasyonu delegelerinden biri olarak kendimi tanıttım. Beni kucakladı, alnımdan öptü ve İspanyolca sevgi sözleriyle eve davet etti. İşte bu adam Karl Marx’tı. Aile

okumak için tıklayınız

“Biz hırsız değiliz, biz haydut değiliz – biz cesur ve iyi adamlarız.”

STENKA RAZİN ÜZERİNE HALK TÜRKÜLERİ O zamanlar Kazaklar Volga kıyılarında ayrı bir topluluk olarak yaşıyorlardı. 17. yüzyıl başında yaşanan huzursuz dönemde varlıklarını duyumsattılar ve Lehlerin Türklerle savaşına karıştılar. Wladislav onların gitmesine izin verdi ve onlara armağanlar sundu. Bu, Kazaklar arasındaki karşılıklı bağlılığı göstermektedir Ukrayna Kazakları, Lehlerin yardımına gelince aynı şeyi

okumak için tıklayınız

Dobrolyubov ve Çernişevski

1 Dobrolyubov ve Çernişevski çapında iki yazar, iki sosyalist Lessing yaratan bir ülke, birdenbire Bakunin gibi bir şarlatan, birkaç tane de kocaman sözlerle kurbağa gibi şişinip sonra da birbirlerini yiyen acemi çaylak ürettiği için batmaz. Aslında genç kuşak Ruslar arasında da fevkalade teorik ve pratik yeteneklere ve büyük bir enerjiye

okumak için tıklayınız

Sanatın Kökeni / Sanatsal Duyunun Tarihsel Gelişimi

1 Sanayi tarihinin ve sanayinin yapılaşmış nesnel varoluşunun, özsel insanal güçlerin açık kitabını, somut olarak varolan insanın ruhbilimini nasıl oluşturduktan görülüyor. Somut olarak varolan insan şimdiye değin insanın özüyle bağlantısı içinde değil ama her zaman yalnızca dışsal bir yararlılık bağlantısı içinde tasarlanıyordu. Çünkü –yabancılaşma içinde hareket edildiğinden– bu insanın özsel

okumak için tıklayınız

Yarasa Görünümlü Kelimeler Arasında – Bertell Ollman

YARASA GÖRÜNÜMLÜ KELİMELER ARASINDA I Bütün Marx okuyucularının karşılaştığı en zorlu sorun, Marx’ın kelimeleri “kendine özgü” kullanışıdır. Vilfredo Pareto, “Marx’ın sözcükleri yarasalar gibi; onlara bakan hem bir fare hem de bir kuş görebilir” diyerek, bu sorunu anlatmak için kullanılan klasik tanımlamayı yapıyor.9 Gerçekten de konumuzla ilgili bundan daha derinlikli bir

okumak için tıklayınız

Thomas More dair – Karl Marx, Friedrich Engels

Thomas More Utopia’sında der ki: “Başka yerlerde pek uysal ve evcil olan ve pek az yiyen koyunlar, şimdi, görüyo­rum ki burada [İngiltere’de] öyle obur ve yabanıl olmuşlar ki insanları bile yiyip bitiriyor, kırları, köyleri, evleri silip sü­pürüyorlar.?”Utopia, transí, by Robinson, ed., Arber, Lond. 1869, p. 41. Karl Marx, Capital vol.

okumak için tıklayınız

Shakespeare dair – Karl Marx ve Friedrich Engels

SHAKESPEARE  BİR  İngiliz tragedyasının bir tekilliği (singularity) olan ve Fransız duygularına pek itici geldiği için Voltaire’in sarhoş bir yabanıl dediği Shakespeare,126 yüce ile aşağılığın, kor­kunç ile gülüncün, kahramanca ile parodinin kendine özgü karışımıdır. Ama Shakespeare bir kahramanlık dramasınm önsözünü (prologue) söyleme görevini hiçbir zaman soytarıya bırakmaz. Bu buluşun hakkı koalisyon

okumak için tıklayınız

Karl Marx’ın gençlik yıllarını anlatan filmin fragmanı (2016)

Karl Marx’ın gençlik yıllarını ve Friedrich Engels ile tanışmasını anlatan “Genç Karl Marx” (Le jeune Karl Marx) filminin çekimleri bitti. İlk fragmanı yayınlandı. Haitili yönetmen Raoul Peck’in yönettiği film 3 Mart 2017’de gösterime girecek. Genç Karl Marx, 67. Berlin Uluslararası Film Festivali’nde de gösterilecek. Filmde Karl Marx’ı August Diehl, Friedrich

okumak için tıklayınız