Kategori: Otizm

Otizmli Bireylerin Özerklik ve Karar Alma Süreçlerinde Karşılaşılan Etik Sorunlar

Bireysel Özerkliğin Tanımı ve Otizm Bağlamındaki ZorluklarÖzerklik, bireyin kendi yaşamı üzerinde kontrol sahibi olma, kendi değerleri ve tercihleri doğrultusunda kararlar alabilme yetisidir. Otizmli bireyler için özerklik, bilişsel ve iletişimsel farklılıklar nedeniyle karmaşık bir kavram haline gelebilir. Örneğin, bazı otizmli bireyler sınırlı sözel iletişim becerilerine sahip olabilir, bu da onların tercihlerini

okumak için tıklayınız

Daniel Stern’in Görüşleri, Bebek-Bakım Veren İlişkisinde Karşılıklılık, Öznelerarasılık ve Sanat Psikoterapileri

Daniel Stern’in görüşleri, özellikle bebek-bakım veren ilişkisindeki öznelerarasılığın (intersubjectivity) önemi üzerine odaklanarak, otistik spektrumdaki çocuklarla sanat terapisi modelini şekillendirmede temel bir rol oynamıştır. Bebek-Bakım Veren İlişkisinde Karşılıklılık ve Öznelerarasılık Stern’in çalışmaları, bebek ile birincil bakım veren arasındaki karşılıklılığın (reciprocity) ve bunun gelişimin en erken aşamalarında başladığının önemine işaret eder. Bu

okumak için tıklayınız

Otizmin İç Dünyası

Otizmin iç dünyası, otistik spektrumdaki bireylerin duyusal deneyimlerinin, iletişim biçimlerinin ve benlik algılarının derinlemesine anlaşılmasıyla ortaya çıkar. Duyusal Deneyimlerin Yoğunluğu ve Aşırı Yüklenmesi Otistik bireylerin iç dünyalarının en belirgin özelliklerinden biri, duyusal sistemdeki farklılıklardır. Donna Williams gibi otistik bireylerin otobiyografik anlatımları, otizmle ilgili temel sorunun duyularla bağlantılı olduğunu göstermektedir. Bu

okumak için tıklayınız

Otizmde Sanat Psikoterapilerinin Psikodinamiği

Sanat terapisinin, otistik spektrumdaki çocuklarla yapılan çalışmalardaki kuramsal temel ilkeleri, çağdaş çocuk ve bebek psikolojisinden, özellikle duygusal gelişim ve ilişkiler üzerine yapılan araştırmalardan derinleşimle beslenir. Bu yaklaşımlar, otizmin temel özelliklerinden biri olan iletişim ve hayal gücündeki belirgin eksiklikleri ele alarak, sanatın bu alandaki dönüştürücü potansiyelini vurgular. 1. Otizmin Gelişimsel Eksikliklerinin

okumak için tıklayınız

Otizm Terapilerinde Zorlayıcı Yöntemlerin Etik Sınırları

Bireyin Özerkliği ve Onuru Otizm terapilerinde zorlayıcı yöntemler, genellikle bireyin davranışlarını şekillendirmek için dışsal baskılar içerir. Örneğin, Uygulamalı Davranış Analizi (ABA) gibi yöntemler, ödüllendirme ve cezalandırma mekanizmalarıyla davranış değişikliği hedefler. Ancak, bu tür müdahaleler, bireyin özerkliğine ne ölçüde saygı gösterdiği sorusunu gündeme getirir. Bireyin kendi seçimlerini yapma hakkı, özellikle otizmli

okumak için tıklayınız

Otizm ve Toplumsal Damgalanma: Etik Bir İnceleme

Toplumun Algısında Otizm Otizm spektrum bozukluğu (OSB), nörolojik ve gelişimsel bir durum olarak, bireylerin sosyal etkileşim, iletişim ve davranışsal esneklik alanlarında farklılıklar göstermesine neden olur. Ancak, toplumun otizmli bireylere yönelik algısı genellikle eksik bilgiye ve önyargılara dayanır. Bu durum, otizmli bireylerin damgalanmasına yol açar ve onların toplumsal entegrasyonunu zorlaştırır. Damgalanma,

okumak için tıklayınız

Otizm, siyasi bir konudur ve sağlık, eğitim, bilimsel araştırma, sigorta düzenlemesi ve sivil haklar gibi birçok farklı hükümet politikasını içerir.

Mevcut Politikacıların Otizm Konusunda Yetersiz Kalma Nedenleri Mevcut politikaların ve politikacıların otizm konusunda yetersiz kalmasının temel nedenleri, konunun kendine özgü zorlukları ve politika yapım süreçlerindeki engellerle ilişkilidir: Tedavi, Bakım ve Terapi Konusundaki Fikirler Kaynaklar, otizmle ilgili tedavi, bakım ve terapi yaklaşımlarını, bu alanlardaki tartışmaları ve uygulama zorluklarını detaylandırmaktadır: 1. Tedavi

okumak için tıklayınız

Otistik Çocuklarda Müziğe Fizyolojik Yanıt Farklılıkları

Duyusal İşlemleme Farklılıkları Duyusal işlemleme, otistiklerde erken evrede ayrışır ve kortikal entegrasyona uzanır. Nörotipiklerde superior temporal gyrus filtrelerken, otistiklerde zayıf filtreleme EEG’de N100-P200 gecikmeleri yaratır. Meta-analizler, alfa bandı gücünün %15-25 azaldığını ve dikkat dağınıklığına yol açtığını belirtir. HR ölçümleri, ritmik yanıtın uzadığını (30 sn) gösterir; amigdala-hipokampus hiper-reaktivitesi valence’i etkiler. Talamo-kortikal

okumak için tıklayınız

Nöroçeşitlilik ve Otizm Müdahalelerine Eleştirel Bir Bakış

Nöroçeşitliliğin Ortaya Çıkışı Nöroçeşitlilik paradigması, 1990’larda Jim Sinclair gibi otizm savunucularının öncülüğünde şekillenmiş bir yaklaşımdır. Bu paradigma, otizm gibi nörolojik farklılıkları bir bozukluk ya da tedavi edilmesi gereken bir durum olarak görmek yerine, insan beyninin doğal bir çeşitliliği olarak tanımlar. Sinclair’in “Don’t Mourn for Us” (Bizim İçin Yas Tutmayın) adlı

okumak için tıklayınız

Risperidon ve Otizm Tedavisinde Etkinlik ve Etik Sorular

Farmakolojik Müdahalelerin Bilimsel Temeli Risperidon, ikinci nesil antipsikotik bir ilaç olarak, dopamin ve serotonin reseptörleri üzerinde etki gösterir. Otizmde kullanım amacı, genellikle agresyon, öfke nöbetleri, kendine zarar verme ve hiperaktivite gibi ikincil belirtileri yönetmektir. Yapılan klinik çalışmalar, risperidonun bu belirtileri azaltmada etkili olduğunu göstermektedir. Örneğin, 2002 yılında yayımlanan bir çalışma

okumak için tıklayınız

Spektrumun Ötesinde: Otizm Anlatılarının Görünmez Kıldığı Deneyimler ve Haraway’in Siborg Manifestosu

Spektrum Kavramının Kökenleri ve Sınırları Otizm spektrumu, 20. yüzyılın sonlarında tıbbi ve psikolojik söylemlerde ortaya çıkan bir kavram olarak, otizmi tek bir tanı kategorisi yerine geniş bir yelpaze olarak tanımlar. Bu metafor, bireylerin bilişsel, duygusal ve sosyal işlevlerini bir çizgi üzerinde konumlandırarak çeşitliliği vurgular. Ancak bu yaklaşım, otizmi yalnızca belirli

okumak için tıklayınız

Sosyal Beceri Eğitim Programlarının Otizm Spektrum Bozukluğu Bireylerde Sosyal Etkileşimleri Geliştirme Potansiyeli

Sosyal Beceri Eğitim Programlarının Temel İlkeleri Sosyal beceri eğitim programları, otizm spektrum bozukluğu (OSB) olan bireylerin sosyal etkileşimlerini geliştirmek için yapılandırılmış müdahaleler sunar. Bu programlar, bireylerin sosyal ipuçlarını anlama, iletişim başlatma ve sürdürme, duygusal ifadeleri tanıma gibi becerileri kazanmalarına odaklanır. Genellikle kanıta dayalı yaklaşımlar kullanılarak tasarlanır ve bireysel ihtiyaçlara göre

okumak için tıklayınız

Otizmli Yetişkinler İçin Terapiyi Nasıl Daha İyi Hale Getirebiliriz?

Uyarlamalar, Deneyimler ve Nöroçeşitliliği Onaylayan Yaklaşımlar 1. Giriş: Bir Boşluğun İçinde Konuşmak Otizmli yetişkinler, ruhsal sağlık sorunları açısından yüksek risk altında. Kaygı, depresyon, yalnızlık ve sosyal dışlanma gibi deneyimler, yaşam kalitesini doğrudan etkiliyor. Dahası, destek aradıklarında çoğu zaman nörotipik normlara göre tasarlanmış hizmetlerle karşılaşıyorlar. Bugüne kadar birçok klinisyen, otistik bireyler

okumak için tıklayınız

Otizm Araştırmalarında Yanlış Şeyi Doğru Ölçmek mi?

Sandra C. Jones’un “Measuring the Wrong Thing the Right Way? Time to Rethink Autism Research Tools” makalesi, otizm araştırmalarında kullanılan ölçüm araçlarını ve metodolojiyi radikal biçimde sorguluyor. Artık Paradigma Değişiminin Zamanı 1. Giriş: Kimin Deneyimi, Kimin Ölçüsü? Otizm araştırmaları son yıllarda büyük adımlar atıyor. Bunun en önemli nedenlerinden biri, artık

okumak için tıklayınız

Otizm ve Zihin-Beden Terapileri: Neden Bilime Dayalı Bir Yaklaşım Şart?

Otizm Spektrum (OSB) sahibi bireyler ve aileleri, zaman zaman geleneksel tedavilerin ötesine geçerek “zihin‑beden terapilerine” yönelir. Bu terapilerin neler sunduğu, ne kadar güvenilir olduğu ve bilimsel olarak ne kadar desteklendiği hep merak edilmiştir. İşte bu sorulara yanıt arayan sistematik inceleme, bize önemli bir perspektif sunuyor. Bilimsel İncelemenin Özeti 2017 tarihli

okumak için tıklayınız

Otizm ve LGBTQIA+ Kesişimselliği: Çeşitliliğin Kökenleri

Bireysel Kimliklerin Çaprazlama Dinamikleri Otizm spektrum bozukluğu (OSB) ve LGBTQIA+ kimlikleri, bireylerin kendilerini ifade etme biçimlerinde benzersiz kesişim noktaları oluşturur. Araştırmalar, otistik bireylerde cinsel kimlik ve cinsiyet çeşitliliğinin, nörotipik bireylere kıyasla daha yaygın olduğunu göstermektedir. Örneğin, 2018’de yapılan bir çalışma, otistik bireylerin %15-35’inin kendilerini LGBTQIA+ olarak tanımladığını, bu oranın genel

okumak için tıklayınız

Otistik Bireylerin Cinsel Eğitimi ve Foucault’nun Cinsellik Anlayışı Üzerine Bir İnceleme

Toplumsal Normların Gölgesinde Yoksunluk Otistik bireylerin cinsel eğitimi, genellikle toplumsal normların katı sınırları ve önyargılar nedeniyle ihmal edilir. Toplum, cinselliği yalnızca belirli normlara uyan bireylerin hakkı olarak görme eğilimindedir; bu normlar genellikle nörotipik bireylerin davranış kalıplarına dayanır. Otistik bireyler, sosyal iletişim zorlukları ve davranışsal farklılıklar nedeniyle bu normların dışında algılanır

okumak için tıklayınız

Otizm Annelerinin “Süper Anne” Miti ve Tükenmişlik

Toplumsal Beklentilerin Ağırlığı Otizmli bireylerin annelerine yönelik “süper anne” söylemi, toplumun idealize ettiği bir anne imgesini yüceltirken, bu kadınların omuzlarına ağır bir sorumluluk yükler. Bu söylem, annelerin otizmli çocuklarının bakımında olağanüstü bir çaba göstermesi gerektiğini ima eder. Toplum, bu anneleri fedakârlık, sabır ve tükenmez bir enerjiyle donatılmış kahramanlar olarak resmeder.

okumak için tıklayınız

Otizm ve Nöroçeşitlilik Manifestosu (2018)

Beş Temel İlke 1️⃣ Engelliliğin Sosyal ModeliOtistik insanlar ve diğer nöroçeşitli bireyler, “bozuk” oldukları için değil; toplumun onlara kattığı engeller yüzünden engellenirler. Engellilik, bireyin içindeki bir kusur değil, toplumsal ve çevresel koşulların yarattığı bir durumdur. 2️⃣ Nöroçeşitlilik Yaklaşımıİnsanlık farklı beyin örgütlenmeleriyle çeşitlidir. Otizm, ADHD, disleksi, dispraksi gibi durumlar bu çeşitliliğin

okumak için tıklayınız

“Meltdowns’un Gizli Koruyuculuğu”: Yıkımın Arkasındaki Direniş

Giriş: Bir Kabullenme Hikâyesi Meltdown anları — o ani, bedensel seviyeyi tümüyle ele geçiren, içten gelen patlamalar— çoğumuzun anlatmakta zorlandığı deneyimlerdir. MaxField Sparrow’un sözleriyle: “Meltdownlardan nefret ediyorum… Bedeni ele geçirip kontrolü tamamen elimden alıyorlar. Beni hasta hissettiriyorlar… Bazen birkaç dakika sürüyor, bazen günler. Her şeyi durdurup, sadece toparlanmam gerekiyor.” (cle-autistes.fr)

okumak için tıklayınız

“Tedavi Değil, Kabul: Otizm Hareketinin Umudu”

Tedavi Değil, Kabul: Otizm Hareketinin Öyküsü ve Gücü Giriş Otizmle ilgili hikâyeler genellikle hastalık, tedavi ve “iyileştirme” odaklı ilerler. Ama ya bu bakış açısını tersine çevirebilirsek? 26 Haziran 2006’da NPR, bu değişimin ilk yankılarından birini “Autism Movement Seeks Acceptance, Not Cures” başlığıyla duyurdu. Bu sadece bir başlık değildi: Otistik bireylerin

okumak için tıklayınız

Delilik ve Nöroçeşitlilik: Kritik Bir Diyalog İçin

Akademik dünya ve aktivizm, uzun yıllar boyunca deneyim sahibi bireyleri, yani “söz konusu” olanları, bilgi üretim süreçlerinin dışında bıraktı. Ancak son yıllarda ortaya çıkan iki güçlü çalışma alanı, bu durumu değiştirmeyi hedefliyor: Delilik Çalışmaları (Mad Studies) ve Nöroçeşitlilik. Bu iki hareket, tıp ve toplumun baskıcı normlarına karşı ortak bir zemin

okumak için tıklayınız

Nöroçeşitlilik Hareketi: Neye İzin Verir, Neye İzin Vermez?

Nöroçeşitlilik hareketine karşı sıkça yöneltilen bir eleştiri, bu hareketin sadece “yüksek işlevli” otistikler tarafından desteklendiği ve “gerçekten engelli” olanların zorluklarını anlamadığıdır. Ancak bu suçlama, hareketin temel değerleriyle ve tarihiyle çelişir. Nöroçeşitlilik hareketi, nörolojik farklılıkları olan bireylerin insan olduğunu ve diğerleriyle aynı haklara sahip olmaları gerektiğini savunur. Yarım ölçülere izin vermez.

okumak için tıklayınız

Otizm, Cinsiyet ve Toplumsal Adalet

Otizm dünyasında tanınmış bir figür olan Josef Schovanec’in tartışmalı açıklamaları, otistik topluluk içinde derin bir rahatsızlık yarattı. Schovanec, Fransa’da bir “sahte otizm salgını” olduğunu, özellikle kadınların otistik olamayacak kadar sosyal olduğunu ve kötü niyetli teşhisler aldığını iddia etti. Ancak bu iddialar, otistik bireylerin deneyimini ve nöroçeşitlilik hareketinin temelini oluşturan prensipleri

okumak için tıklayınız

“Plus jamais rien sur nous sans nous”,

Bu ifade, “Artık bizimle ilgili hiçbir şey, biz olmadan (karar verilmesin)” anlamına geliyor. Fransızca’daki “Plus jamais rien sur nous sans nous”, özellikle hak mücadelelerinde, engelli hareketinde, feminist ve azınlık politikalarında kullanılan güçlü bir slogandır. Kökleri aslında II. Dünya Savaşı sonrası “Nothing about us without us” (Biz olmadan bizim hakkımızda hiçbir

okumak için tıklayınız

Asperger ve Otizm Mirası: Neden “Asperger” Demeyi Bırakmalıyız?

Otizm spektrumundaki bireyler için kullanılan terimler, sadece tıbbi etiketler değil, aynı zamanda derin tarihsel ve sosyal anlamlar taşır. Bu bağlamda, “Asperger” terimi, otistik topluluk içinde hem tartışmalı hem de acı verici bir mirasa sahiptir. Bu ismi kullanmaya devam etmek, sadece geçmişin karanlık gölgelerini bugüne taşımakla kalmaz, aynı zamanda otistik bireyleri

okumak için tıklayınız

Bir Meydan Okuma: Otizm Profesyonellerine Bir Sesleniş

Otizm hakkında konuşurken, genellikle dışarıdan gelen bir gözlemle karşılaşırız. Teşhisler, tuhaf davranışların ve eksikliklerin listesinden ibaret. “Sınırlı göz teması var,” “ince motor kontrolü zayıf,” “duygularını kontrol edemiyor.” Bu listeler, beni ve benim gibi otistik bireyleri, ne kadar “yetersiz” olduğumuzu gösteren bir veri yığınına dönüştürüyor. Peki ya bu listelerin ardında ne

okumak için tıklayınız

Nöroçeşitlilik Hareketi: Otistik Kimliğin Uyanışı

Otizm, uzun yıllar boyunca tıp tarafından bir “hastalık” ya da “bozukluk” olarak görüldü. Otistik bireylerin deneyimleri, tıp otoriteleri ve ebeveynler tarafından belirleniyordu. Ancak 1990’larda, internetin yükselişiyle birlikte, bu anlatı kökten değişmeye başladı. Nöroçeşitlilik hareketi, otizmi bir kusur değil, beynin farklı bir şekilde çalışması olarak kabul eden yeni bir paradigma sundu.

okumak için tıklayınız

Kuraldışı Filmi: Otizm Temsili Değil, Nörotipik Bir Fantezi

2019 yapımı Türkçe’ye “Kuraldışı” olarak gösterime giren (Hors-Normes- The Specials, Éric Toledano ve Olivier Nakache tarafından yönetilen 2019 Fransız drama filmidir. 2019 Cannes Film Festivali’nde yarışma dışı gösterildi. Film, Stéphane Benhamou ve Daoud Tatou’nun gerçek hikayesinden esinlenmiştir.) filmi, yönetmenlerin “iyi niyetli” bir otizm portresi sunma çabası olarak görülse de, otistik

okumak için tıklayınız

Otizm: Patolojikleştirme ve Normalleştirme Çelişkisi

Otizmin toplumda nasıl ele alındığına dair iki yaygın ancak birbiriyle çelişen yaklaşımı, patolojikleştirme ve normalleştirmeyi, gündelik hayat örnekleriyle açıklayacağım. Otizmi bir hastalık olarak görmek ya da onu yok saymak yerine, otistik bireylerin deneyimlerini anlamak ve desteklemek çok daha önemli. Patolojikleştirme: Otizmi Bir Hastalık Olarak Görmek Patolojikleştirme, otizmi bir “bozukluk,” bir

okumak için tıklayınız

“Biz Olmadan Bizim İçin Hiçbir Şey”: Otistik Savunuculuk ve Gündelik Hayat

Otistik bireylerin hakları ve temsiliyetleri söz konusu olduğunda, en güçlü sloganlardan biri şudur: “Biz olmadan bizim için hiçbir şey.” Bu söz, sadece bir talep değil, aynı zamanda otistik bireylerin kendi hayatları, ihtiyaçları ve deneyimleri hakkında söz sahibi olmaları gerektiği yönünde temel bir felsefedir. Bu slogan, otistik savunuculuğun kalbinde yer alır

okumak için tıklayınız

Otizm ve Boş Kalenin Anlam Ağı

Bruno Bettelheim’ın “boş kale” metaforu, otizm spektrum bozukluğu (OSB) olan çocukların dünyayı algılama ve çevreleriyle etkileşim kurma biçimlerini anlamak için güçlü bir kavramsal çerçeve sunar. Bu metafor, çocukların iç dünyalarının karmaşıklığını, toplumsal bağlardan kopukluklarını ve kendilerini dış dünyaya karşı koruma çabalarını betimler. Bettelheim, bu kavramı özellikle otizmin erken çocukluk dönemindeki

okumak için tıklayınız

Melatoninin Otistik Bireylerde Uyku Düzenlemedeki Rolü ve Uzun Vadeli Etkileri

Uyku Bozukluklarının Otistik Bireylerdeki Yaygınlığı Otistik spektrum bozukluğu (OSB) olan bireylerde uyku problemleri sıkça gözlemlenir ve bu durum, yaşam kalitesini ciddi şekilde etkiler. Araştırmalar, OSB’li bireylerin %50-80’inin uyku bozuklukları yaşadığını göstermektedir. Bu bozukluklar, uykuya dalma güçlüğü, sık gece uyanmaları, düzensiz uyku-uyanıklık döngüleri ve kısa uyku süreleri gibi çeşitli formlarda ortaya

okumak için tıklayınız

Yüksek İşlevli Otizm ve Asperger Sendromu: Nosolojik Ayrımların Çok Yönlü Analizi

Yüksek işlevli otizm (HFA) ile Asperger sendromu arasındaki nosolojik ayrımlar, tarih boyunca ve günümüzde hem klinik hem de bilimsel bağlamda tartışma konusu olmuştur. Bu metin, iki durumun tarihsel gelişimini, kavramsal temellerini, bilimsel sınıflandırmalarını, etik ve ahlaki boyutlarını, dilbilimsel etkilerini, toplumsal algılarını, gelecek öngörülerini ve sanatsal temsillerini ayrıntılı bir şekilde ele

okumak için tıklayınız

Ketojenik Diyetin Otizm ve Epilepsi Arasındaki Köprüdeki Rolü

Ketojenik diyetin otizm spektrum bozukluğu (OSB) ve epilepsi arasındaki ilişki üzerindeki etkileri, nörobilimsel, klinik ve toplumsal boyutlarıyla karmaşık bir konudur. Bu diyet, yüksek yağ, düşük karbonhidrat ve yeterli protein içeren bir beslenme modelidir ve özellikle epilepsi tedavisinde uzun süredir kullanılmaktadır. OSB ile epilepsi arasında sık gözlemlenen komorbidite, ketojenik diyetin her

okumak için tıklayınız

Buzdolabı Anne Mitinin Çöküşü: Otizmin Anlaşılmasında Bilimsel ve İnsani Bir Dönüşüm

Bettelheim’ın “buzdolabı anne” hipotezi, otizmin anne-çocuk ilişkisindeki duygusal soğukluktan kaynaklandığını öne sürerek 20. yüzyılın ortalarında psikanalitik teorinin otizm açıklamalarında önemli bir yer edinmişti. Ancak bu hipotez, bilimsel, toplumsal ve etik eleştirilerin birleşimiyle tamamen terk edildi. Kökenler ve İlk Kabul Bruno Bettelheim, 1960’larda otizmi açıklamak için “buzdolabı anne” kavramını ortaya attığında,

okumak için tıklayınız

Kelimeler, Bağlam ve Güç İlişkileri: “Otistik”ten Erillik–Dişilliğe

Birini aşağılamak için “otistiksin” demek; ➡ Ayrımcıdır, cehalet içerir, dışlayıcıdır. ➡ Burada otizm, bir kusur veya eksiklik gibi konumlandırılır. ➡ Kimliği, hakaret aracına dönüştürür. “Otistik olmak benim kimliğim” demek ise; ➡ Güçlendirici, kapsayıcıdır. ➡ Deneyimi sahiplenir, görünür kılar. ➡ Hakaret gibi kullanılan kelimeyi geri alır, onu özsaygının bir parçası hâline

okumak için tıklayınız

Stem Hücre Tedavileri ve Otizm: Bilimsel Gerçekler ile Umut Arasındaki İnce Çizgi

Stem hücre tedavilerinin otizm spektrum bozukluğu (OSB) tedavisindeki potansiyeli, hem bilimsel hem de toplumsal düzeyde yoğun tartışmalara yol açmaktadır. Bu tedavi yöntemi, yenilikçi bir umut olarak görülürken, aynı zamanda etik, bilimsel ve sosyal boyutlarıyla sorgulanmaktadır. Bilimsel Temeller ve Mevcut Araştırmalar Stem hücre tedavileri, hücrelerin yenilenme ve farklılaşma yeteneklerinden faydalanarak çeşitli

okumak için tıklayınız

Otizmde Cinsiyet Farklılıklarının Geleneksel Tanı Kriterlerine Yansımaları

Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), nörogelişimsel bir durum olarak bireylerin sosyal etkileşim, iletişim ve davranışsal esneklik alanlarında farklılıklar göstermesine yol açar. Sarah Bargiela gibi araştırmacılar, otizmin cinsiyet temelli farklılıklarını inceleyerek, geleneksel tanı kriterlerinin bu farklılıkları ne ölçüde yansıtabildiğini sorgulamıştır. Bu metin, otizmdeki cinsiyet farklılıklarının geleneksel tanı sistemlerine etkisini, bilimsel bir perspektiften,

okumak için tıklayınız

ABA Terapisinin Özerklik Eleştirisi ve Foucault’nun Biyopolitika Çerçevesi

Uygulamalı Davranış Analizi (ABA) terapisi, otistik bireylerin davranışlarını düzenlemeyi amaçlayan bir yöntem olarak uzun süredir tartışma konusu olmuştur. Özellikle özerklik ihlali eleştirileri, bu yöntemin etik boyutlarını sorgulamaya yöneltmiştir. Michel Foucault’nun biyopolitika kavramı, bu eleştirileri anlamak için güçlü bir kuramsal çerçeve sunar; bireylerin bedenleri ve davranışları üzerindeki denetim mekanizmalarını tarihsel ve

okumak için tıklayınız

Çocukluk Çağı Dezintegratif Bozukluğun Otizm Spektrumuna Dahil Edilişi ve Nörobiyolojik Temelleri

Çocukluk çağı dezintegratif bozukluk (Heller sendromu), nörogelişimsel bozukluklar arasında nadir görülen, ancak derin etkileri olan bir durumdur. İlk olarak 1908 yılında Theodor Heller tarafından tanımlanan bu bozukluk, otizm spektrum bozuklukları (OSB) ile benzer özellikler göstermesi nedeniyle DSM-5’te OSB kategorisi altına alınmıştır. Bu metin, Heller sendromunun otizm spektrumuna dahil edilme nedenlerini

okumak için tıklayınız

Otizm ve Kişilik Bozukluğu: Bir Yanlış Teşhis mi, Eşlik Eden Bir Durum mu, Yoksa İçsel Bir Özellik mi?

Otizm Spektrum (OSB) ve kişilik bozuklukları, özellikle Borderline Kişilik Bozukluğu (BKB) arasındaki ilişki, psikiyatri dünyasında uzun süredir tartışılan ve karmaşık bir konudur. Bu iki durumun, ilişkisel istikrarsızlıklar, benlik algısında dalgalanmalar, saplantılı katılık ve duygu durum değişkenliği gibi birçok alanda örtüştüğü bilinmektedir. Peki, bu örtüşmeler nasıl yorumlanmalı? Bir yanlış teşhis mi,

okumak için tıklayınız

Cinsiyet Disforisi: Neden Bu Kadar Önemli ve Otizm Spektrumundaki Bireyler İçin Anlamı Ne?

Bireyin atanmış cinsiyetiyle, yani doğduğunda biyolojik özelliklerine göre belirlenen cinsiyetiyle, hissettiği ve deneyimlediği cinsiyet kimliği arasında derin bir uyumsuzluk yaşaması durumu olan cinsiyet disforisi, son yıllarda daha fazla konuşulmaya başlandı. Peki, bu kavram neden bu kadar büyük bir önem taşıyor ve özellikle otizm spektrumundaki bireyler için neden kritik bir konu haline

okumak için tıklayınız

Otizm Spektrumunda Cinsellik ve Cinsel Kimlik : Neden Göz Ardı Edilir ?

Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), sosyal iletişim ve etkileşimdeki farklılıklar, kısıtlı ilgi alanları ve tekrarlayıcı davranışlarla karakterize edilen bir nörogelişimsel durumdur. Otizmli bireylerin genellikle göz teması kurma, ifadeleri okuma ve sosyal ipuçlarını anlama konusunda zorluklar yaşadığı bilinir. Ancak, bu bireylerin yaşamlarının önemli bir parçası olan cinsellik ve cinsel sağlık konuları ne

okumak için tıklayınız

Otizm Spektrumunda Duygusal Zorluklar: Aleksitimi Sandığımızdan Daha Yaygın mı?

Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), sosyal iletişim ve etkileşimde güçlükler ile kısıtlı veya tekrarlayıcı davranış ve ilgi alanlarıyla karakterize edilen nörogelişimsel bir durumdur. Ancak, otizmli bireylerde sıklıkla görülen duygusal işlemleme zorluklarının, sanıldığı gibi otizmin temel bir özelliği mi, yoksa aleksitimi adı verilen başka bir durumla mı ilgili olduğu son dönemde bilim dünyasında büyük

okumak için tıklayınız

Otizm Spektrumunda Bireylerin Güçlü Yönleri

Sonunda kim olduğumu biliyorum. Kusurlu değilim. Başarısız değilim. Ucube değilim. Otistiğim. Ve bu yüzden muhteşemim. Geç teşhis konulan otistik bir kadın olan Ysabel Otizmli kişilerin güçlü yönlerini kutlamak ve yalnızca otizmli kişilerin karşılaşabileceği zorluklara odaklanmamak önemlidir. Yüksek düzeyde engellilik yaşayan bazı otizmli kişiler güçlü yönlerini görmekte zorluk çekebilir, ancak nöroçeşitlilik,

okumak için tıklayınız

Otistik Bireylerin Karşılaştığı Zorluklar

“Geç teşhis konulmuş biri olarak benim için en üzücü şey, 35 yılımı her şeyin benim hatam olduğunu hissederek geçirmem oldu. Farklı olduğum için asla böyle hissetmemem gerektiği için olduğum kişi için üzgünüm.” Kris, otistik bir yetişkin Otizmli olmanın beraberinde getirdiği birçok güçlü yön olsa da , otizmli kişiler hayatları boyunca zorluklarla karşılaşma

okumak için tıklayınız

“Belki de Kimse Yardıma İhtiyacımız Olduğunu Bilmiyor”: Çifte Yükün Gölgesinde Çalışan Anneler

Otizmli çocuklara sahip çalışan annelerin omuzlarındaki görünmez yükü ve sessiz feryatlarını dile getiren bu cümleyi: “Belki de Kimse Yardıma İhtiyacımız Olduğunu Bilmiyor”: Avustralya’daki Otizmli Çocuğu Olan Çalışan Annelerin Deneyiminden Bir Not başlığı altında incelemek istiyorum. Bu cümle, sadece Avustralya’ya özgü bir deneyimi değil, tüm dünyadaki benzer durumdaki annelerin yaşadığı derin

okumak için tıklayınız

“Neler Hissettiğini Bilmek İsterdim”: Otistik Bireylerin ve Bakım Verenlerin Duygu Dünyasına Bir Bakış

Otistik bireylerle çalışan uzmanlar ve çoğunlukla ebeveynleri insan ilişkilerinin en derin ve çoğu zaman en zorlu arayışlarından birine işaret eden bu cümleyi sıklıkla dile getirirler : “Çocuğumun neler hissettiğini bilmek isterdim.” Bu ifade, özellikle otizm spektrumundaki bireylerle olan etkileşimlerimizde sıkça karşımıza çıkan, anlaşılma ve bağlantı kurma özleminin ta kendisidir. Bu

okumak için tıklayınız

Çocukluktan Yetişkinliğe Otistik İfade Biçimleri Değişiyor Mu ?: Yoğun Hareketten Mahremiyetin Şeffaflığına

Otizm spektrumundaki bireylerin çocukluktan yetişkinliğe uzanan yaşam yolculuklarında karşılaştığımız, dışarıdan bakıldığında birbirinden çok farklı görünen ancak kökeninde benzer nörolojik farklılıklar yatan davranış biçimlerini ele almak istiyorum: Çocukluk çağında görülen ileri hareketlilik ve çığlıklar ile yetişkinlik döneminde kişisel mahremiyet konularını pat diye toplum içinde dile getirme eğilimi. Bu davranışlar, otistik bireylerin

okumak için tıklayınız