Kategori: Politika

Matrix, Gerçeklikten Kopuş ve Zizek’in Modern İnsanın Kapitalizme Sahte İsyanını İlanı

Slavoj Žižek’in popüler kültür anlayışı, Matrix filmiyle ideolojik ve felsefi olarak derin bir bağ kurar. Žižek, popüler kültürü bir eğlence aracı olmanın ötesinde, ideolojinin işleyişini hem gizleyen hem de açığa vuran bir alan olarak görür. Matrix (1999), onun bu yaklaşımı için mükemmel bir örnek teşkil eder, çünkü film, gerçeklik, özgürlük ve kontrol gibi temaları doğrudan

okumak için tıklayınız

Midas ve Tüketim

Kral Midas’ın altın arzusu, her dokunduğunun altına dönüşmesini dileyen bir kralın hikâyesidir; bu, insanın sınırsız arzusunun ve hırsının sembolüdür. Midas, bereket tanrısı Dionysos’tan aldığı bu güçle önce zenginliğin doruklarına ulaşır, ancak kısa sürede fark eder ki, dokunduğu ekmek, su, hatta sevgili kızı bile cansız altına dönüşür. Bu lanet, onun ruhunu kemiren bir açlığa dönüşür; çünkü

okumak için tıklayınız

Post -Truth Çağı, Tiranlık ve Cehalet

Post-truth çağında, hakikatin gölgeleriyle dans eden bir insanlık, Platon’un mağara alegorisinin zincirlerine vurulmuş gibidir. Platon’un felsefesinde cehalet, idealar dünyasının berrak ışığından yoksun kalan zihnin gölgelerle yetinmesidir; post-truth ise bu gölgelerin kasten çarpıtıldığı, hakikatin öznel arzulara teslim olduğu bir çağdır. Tiranlık, bu cehalet zemininde filizlenir; zira Platon’a göre, demokrasinin özgürlük tutkusunun taşkınlığı, kitleleri manipüle eden bir

okumak için tıklayınız

Émile Zola’nın Germinal’inde Etienne Lantier’in “Bizler köle değiliz! Aç kalıyoruz, ölüyoruz, onlar hâlâ daha fazlasını istiyor!” haykırışında haklı mı?

1. Etik Perspektiften: Adalet ve Sömürü Lantier’in çığlığı, adalet kavramına doğrudan bir çağrıdır. Adalet, Platon’dan Rawls’a kadar felsefi düşüncenin temel taşlarından biri olmuştur. Platon, Devlet’te adaleti, her bireyin hak ettiğini alması ve toplumsal düzenin uyum içinde işlemesi olarak tanımlar. Ancak Lantier’in dünyasında, maden işçileri, alın terlerinin karşılığını almaktan çok uzaktır. Düşük ücretler, tehlikeli çalışma koşulları

okumak için tıklayınız

Raskolnikov ile Bazarov zaman yolculuğu ile 21.yüzyıla gelseler ne konuşurlardı?

[Raskolnikov ve Bazarov, 21. yüzyılın kaotik bir metropolünde, neon ışıkların altında bir kafede oturuyorlar. Raskolnikov, modern dünyanın hızına ve tüketim çılgınlığına şaşkın, kahvesini yudumlarken dalgın. Bazarov, masadaki akıllı telefonu inceliyor, yüzünde alaycı bir gülümseme.] Raskolnikov: [Derin bir iç çekerek] Bu çağ, Bazarov, insanın ruhunu yitirdiği bir bataklık. Bak şu insanlara: hepsi bir koşuşturmaca içinde, ama

okumak için tıklayınız

Nietzsche, halkın otoriterleşmeyi desteklemesini nasıl açıklar?

Friedrich Nietzsche, halkın otoriterleşmeyi desteklemesini yalnızca politik ya da tarihsel değil, daha derin bir felsefi-psikolojik zemin üzerinde anlamlandırır. Onun yaklaşımı, bireyin iç dünyasına, değer sistemlerine ve varoluşsal yönelimine odaklanır. Bu eğilimi anlamak için Nietzsche’nin temel kavramları olan sürü psikolojisi, güç istenci (der Wille zur Macht), ressentiment ve nihilizm gibi yapıtaşlarını birlikte ele almak gerekir. 1.

okumak için tıklayınız

Steinbeck, “Fareler ve İnsanlar” romanında işçilerin dayanışma eksikliğini mi vurguluyor?

John Steinbeck’in Fareler ve İnsanlar (Of Mice and Men), Büyük Buhran dönemi Amerika’sında gezgin işçilerin varoluşsal ve toplumsal mücadelelerini ele alırken, işçilerin dayanışma eksikliğini çarpıcı bir şekilde vurgular. Bu eksiklik, yalnızca tarihsel ve sosyolojik bir olgu olarak değil, aynı zamanda felsefi bir sorgulamanın nesnesi olarak da romanın merkezinde yer alır. Steinbeck, birey-toplum diyalektiği, özgürlük-kader gerilimi

okumak için tıklayınız

1 Mayıs: İşçi Sınıfının Mücadele ve Dayanışma Günü yanlış mıdır? Sokrates, Marx, Nietzsche ve Simone de Beauvoir tartışıyor

(Sahne kararırken, birden ışıklar yavaşça yükselir. Sahnenin ortasında, etrafında kitaplar, eski felsefi metinler ve modern çağın sembollerini taşıyan objeler bulunan büyük bir masa vardır. Masanın başında Sokrat, Karl Marx, Friedrich Nietzsche ve Simone de Beauvoir yer alır. Arka planda, devasa bir takvimde “1 Mayıs” yazılı bir yaprak sallanmaktadır. Her bir filozofun, kendi zamanının öne çıkan

okumak için tıklayınız

Medya, teknoloji veya ideolojiler, Francis Bacon’ın putlar teorisi bağlamında nasıl bir “yanılsama” kaynağıdır?

Francis Bacon’ın Novum Organum’da ortaya koyduğu “zihnin putları” (idola mentis) teorisi, insan aklının hakikati çarpıtmaya eğilimli olduğu yanılsama kaynaklarını sınıflandırır: kabile putları (insan doğasının genel eğilimleri), mağara putları (bireysel önyargılar), çarşı putları (dil ve toplumsal etkileşimlerin yanıltıcılığı) ve tiyatro putları (otorite ve geleneklerin körü körüne kabulü). Medya ve Çarşı Putları: Dilin ve Anlatının Yanıltıcılığı Bacon’ın

okumak için tıklayınız

‘Hak ettiği gibi yönetilmek’; kaçınılmaz mı, trajik bir döngü mü?

“Hak Ettiği Gibi Yönetilmek” Argümanının İncelenmesi Bu argüman, genellikle siyasi otorite, toplumsal düzen ve bireyin sorumluluğu arasındaki ilişkiyi tartışan bir önermedir. Temel fikir şudur: Bir toplum, ahlaki ve entelektüel nitelikleriyle nasılsa, ona uygun bir yönetim biçimiyle yönetilir. Yani, eğer bir halk adaletsiz, cahil veya ahlaksızsa, sonuç olarak kötü bir yönetimle karşılaşması kaçınılmazdır. Bu düşünce, Platon’dan

okumak için tıklayınız

Burjuvazi, insanla insan arasında yalın kişisel çıkardan, duygusuz “nakit ödeme”den başka bağ bırakmış mıdır?

Burjuvazi, egemen olduğu her yerde, bütün feodal, ataerkil, idilik ilişkilere son vermiştir. İnsanı “doğal büyüklerine” bağlayan karmakarışık feodal bağları parçalamış, insanla insan arasında yalın kişisel çıkardan, duygusuz “nakit ödeme”den başka hiçbir bağ bırakmamıştır. Bu sözler, Karl Marx ve Friedrich Engels’in “Komünist Manifesto” (1848) adlı eserinden bir alıntıdır. Burada Marx ve Engels, burjuvazinin yükselişiyle birlikte kapitalist sistemin toplumsal ilişkileri nasıl dönüştürdüğünü

okumak için tıklayınız

Kapitalist Üretim Sanata ve Şiire Düşman mıdır?

Kapitalist üretim ve sanata/şiire olan etkisi karmaşık bir ilişkidir. Kapitalizmin temel amacı, mal ve hizmetlerin üretimi yoluyla kâr elde etmektir. Bu üretim mantığı, işbölümü, verimlilik ve piyasaya uygunluk gibi değerleri önceler. Sanat ve şiir ise genellikle piyasa mantığının dışında, estetik, anlam arayışı ve bireysel ifade ile ilişkilidir. Bu bağlamda, kapitalist üretimin sanata ve şiire düşman

okumak için tıklayınız

Zupančič’in bu kısa metni bir tür manifesto gibidir. Okurunu sadece dünya üzerine düşünmeye değil, aynı zamanda ona müdahale etmeye de davet eder.

Kaldı ki insanlar ne istediklerini bilmezler; oudis econ amartani, yani: İnsanların ahmaklığı, kötülüklerini bile aşar. Sokrates’i öldürmüşlerdir ama Sokrates onları tanımlayacak vakti bulmuştur. Kendisini suçlayanlardan intikamını ölümünü miras bırakarak alır.[1] Ama yine de, her şeye rağmen, biz“Bence bu yılın kitabı” diye başlayan bir cümlenin devamının başkaları nazarında pek kıymeti harbiyesi olmadığını gayet iyi biliyorum, ama

okumak için tıklayınız

Taner Timur, “Marksizm, İnsan ve Toplum” kitabında; Marksist olan ve Marx’tan etkilenen dört Fransız yazarın insan ve topluma dair düşüncelerini Marksist bir çerçevede ele alarak değerlendiriyor.

Taner Timur’un Marksizm, İnsan ve Toplum / Balibar, Seve, Althusser, Bourdieu adlı kitabı, Yordam Kitap tarafından yayınlandı. Taner Timur, “Marksizm, İnsan ve Toplum” kitabında; Marksist olan ve Marx’tan etkilenen dört Fransız yazarın insan ve topluma dair düşüncelerini Marksist bir çerçevede ele alarak değerlendiriyor. Timur, kitabının başında Balibar’ın “Marx’ın Felsefesi” kitabını temel alarak Balibar’ın Marksizmin sorun

okumak için tıklayınız

Fethiye Çetin’in ‘Zulamdaki Şiir- Parça Parça Anılar’ adlı kitapta, 12 Eylül rejiminin hukuksuzlukları ve temel insan haklarının nasıl ihlal edildiği anlatılırken, sistemin işleyişinin arka planı da ortaya konuluyor.

Avukat Fethiye Çetin’in yeni kitabı ‘Zulamdaki Şiir- Parça Parça Anılar’ çıktı. Kitapta cezaevindeki anılarına yer veren Çetin, idama bakış açısının o dönem değiştiğini anlattı. Fethiye Çetin’in ‘Zulamdaki Şiir- Parça Parça Anılar’ adlı kitabı okurlarıyla buluştu. Kitap, 12 Eylül dönemi Türkiye’sinde yaşanan insan hakları ihlallerini ve cezaevi deneyimlerini derinlemesine ele alıyor. Kitapta, 12 Eylül rejiminin hukuksuzlukları

okumak için tıklayınız

Evans-Pritchard’ın Azandelerde Cadılık, Kehanetler ve Büyü adlı kitabı günümüzde yoksulların ve işçilerin nasıl cadılaştırıldığını anlamamızı sağlayan oldukça değerli bir çalışma.

Evans-Pritchard’ın Azandelerde Cadılık, Kehanetler ve Büyü adlı kitabı Çağlar Enneli’nin çevirisiyle Nota Bene Yayınları tarafından yayınlandı. Daha en baştan söylemek gerekirse bilim, tam da Marx’ın dediği gibi, “her şey apaçık olmadığı ya da her şey göründüğü gibi olmadığı” için vardır. Tam da bu noktada artık şu soruyu sorabiliriz ki, görünenin ardındaki görünmeyeni görmek, apaçık olmayanı

okumak için tıklayınız

Bauman, Iskarta Hayatlar adlı yapıtında yüzyılımızı yakından ilgilendiren ve derinden etkileyen sosyal problemler arasında yer değiştiren büyük insan kitlelerini, modernleşme ve küreselleşme temelinde ele alıyor.

Bauman modernitenin küresel gerçekliğini rasyonel tahlil edebilen sosyal teorisyenler arasında önemli bir yere sahiptir. Çağdaşlarının ilgiyle takip ettiği Bauman hegemonyacı sosyoloji paradigmasının aksine, özgürleştirici sosyolojik düşünme yönteminin geniş bir okur kitlesine yayılmasında da etkili olmuştur. Pek çok yapıtında insanlık ailesini ilgilendiren meselelere ilişkin bir okuma alanı açan Bauman, Iskarta Hayatlar’da ise kendine özgü sosyolojik deneyimiyle

okumak için tıklayınız

Lauren Berlant, Zalim İyimserlik’te neoliberal kapitalizmin kişiyi kandırıp nasıl sömürdüğünü ortaya koyarken “iyi yaşam” fantezisinin absürtlüğünü gösteriyor ve hem umut krizini hem de umut tacirliğini resmediyor.

Neoliberal kapitalist sistem, öne çıkardığı bireycilikle kişiyi toplumun önünde konumlandırdığı gibi olumsuzlukları paranteze almayı öğütlüyor, hatta bunun hem propagandasını hem de ticaretini yapıyor. Sistem, herkesi liderliğe, iyi yaşama, olumlu düşünmeye ve bir şey olmaya çağırarak kendisine daha fazla hizmet etmeye ve bu güçle ayakta kalmaya uğraşıyor. Lauren Berlant, Zalim İyimserlik’te neoliberal kapitalizmin bu bağlamda kişiyi

okumak için tıklayınız

Kentler artık eskisi gibi kolay kolay iş bulunacak yerler değil, bulunsa bile ücretler dehşet verici düşük; yasaları ihlal ederek barınma, en basit belediye hizmetleri için sonu gelmeyen kavgalar ayrı bir sorun.

Dünya nüfusu hızla artıyor. Denildiğine göre 2050 yılında 10 milyar olacakmışız. Yine yapılan hesaplara baktığımızda bu artışın yüzde 95’i, daha şimdiden sorunlar içinde bunalmış, gelişmekte olan ülkelerin kentsel bölgelerinde olacak. Yedi sene sonra, nüfusu 1 milyondan fazla kent sayısı en az 550’ye ulaşacakmış. Bu rakam günümüzde 400, 1950 yılında ise sadece 89. Yine aynı yıldan

okumak için tıklayınız

Mike Davis, Gecekondu Gezegeni’nde Dünya Bankası ve IMF’nin kıskacındaki devletlerin gecekondulaşmayı engellemek için geliştirdiği önlemlerin yoksulların değil orta sınıfın işine yaradığını farklı ülkelerden ve politik teorilerden örneklerle sunmaya çalışıyor.

Türkiye’de herhangi bir seçim öncesinde ve sonrasında sıklıkla gündeme gelen, ‘küçük çaplı’ ekonomik/siyasal talepler etrafında şekillenen gecekondulaşma sorunu 2000’li yıllardan itibaren yerini ‘Mega Kent’, ‘Uydu Kent’, ‘Kentsel Dönüşüm Projeleri’… gibi devletlerin doğrudan müdahil olduğu bir tartışmaya bıraktı. İmar alanlarının büyüklüğü ve ekonomik getirileri bir tarafa, yapılaşmanın başladığı bölgelerin etnik ve kültürel yapısı göz önüne alındığında

okumak için tıklayınız