Kategori: Politika

“İşçilerin kaybedecek hiçbir şeyleri yok, ama kazanacak tüm dünyaları var, 1 Mayıs 1919” Moskova’daki Rusya Devlet Kütüphanesi koleksiyonunda bulundu. Sanatçı Alexander Petrovich Apsit tarafından tasarlandı.

“İşçilerin kaybedecek hiçbir şeyleri yok, ama kazanacak tüm dünyaları var, 1 Mayıs 1919” Moskova’daki Rusya Devlet Kütüphanesi koleksiyonunda bulundu. Sanatçı Alexander Petrovich Apsit tarafından tasarlandı.

okumak için tıklayınız

İkinci Enternasyonal’in dördüncü kongresi olan (1896) Uluslararası Sosyalist İşçi ve Sendikalar Kongresi için hazırlanan afiş. İngiliz ressam Walter Crane tarafından tasarlandı.

İkinci Enternasyonal’in dördüncü kongresi olan Uluslararası Sosyalist İşçi ve Sendikalar Kongresi için hazırlanan afiş. İngiliz ressam Walter Crane tarafından tasarlandı.

okumak için tıklayınız

Türkiye’de ilk 1 Mayıs şiiri…

Türkiye’de işçi sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayıs’la ilgili ilk şiir emekçi kadın şair Yaşar Nezihe Bükülmez tarafından 1923 yılında Aydınlık Dergisi’nde yayınlanmıştır. Şiiri şöyledir: 1 Mayıs Ey işçi… Bugün hür yaşamak hakkı seninken Patronlar o hakkı senin almışlar elinden. Sa’yınla edersin de ‘tufeyli’leri zengin Kalbinde niçin yok ona karşı yine bir

okumak için tıklayınız

DOSTOYEVSKİ: Siz ya da çocuklarınız açlıktan ölseniz bile çalmaya hakkınız yoktur. Ama erdeminizden çalıyorsanız akan sular durur…

(…) Hırsızlık iğrenç bir şeydir, alçaklıktır. Cezası kürektir. Çok şeyi bağışlamaya hazırdır burjuva, ama hırsızlığı dünyada bağışlamaz. Siz ya da çocuklarınız açlıktan ölseniz bile çalmaya hakkınız yoktur. Ama erdeminizden çalıyorsanız akan sular durur… Yürekten bağışlarlar sizi. Faire fortune (Zengin olmak) istiyorsunuz demektir, mal sahibi olmaya çalışıyorsunuz. Yani doğanın yasasına uyuyor, insanlık görevini yerine getiriyorsunuz. Bu

okumak için tıklayınız

Toplumsal Hareketler (Bazen) Nasıl Fark Yaratabilir? David S. Meyer

Toplum söz konusu olduğunda ve özellikle kitlesel eylemden bahsedilecekse etki-tepki birlikteliğini atlamamak gerekiyor. Kolektif bir tepki ve hareket, değişimi ve dönüşümü tetikleyip bir başarı getirebilir. Zamanını ve uygun koşulları bekleyen eylemler ve onların doğurduğu sonuçlar birer örnek olarak karşımızda duruyor. Siyaset sosyolojisi uzmanı David S. Meyer, Toplumsal Hareketler (Bazen) Nasıl Fark Yaratabilir? başlıklı araştırmasında, uzak

okumak için tıklayınız

SLAVOJ ŽIŽEK: Hayatta kalma tarzımız kolektif aklımızın olgunluğuna bağlı.

Antroposen’e Hoşgeldiniz Global ısınmadan çıkan ders şu ki, insanoğlunun özgürlüğü, dünya üzerindeki hayatın istikrarlı doğal parametrelerle (sıcaklık, havanın bileşimi, yeterli su ve enerji kaynağı) oluşturduğu bir arka plan sayesinde mümkün olmuştur: İnsanlar, ancak, dünya üzerindeki hayatın parametrelerini ciddi biçimde bozmamak için yeterince marjinal kaldıkları sürece “istediklerini yapabilirler”. Özgürlüğümüzün global ısınma ile somutlaşan sınırları, bizzat özgürlük

okumak için tıklayınız

SLAVOJ ŽIŽEK: Alışılageldik varoluş şeklimizin temel çerçevesini dengesizleştirecek bir felaket tehdidi ile karşılaştığımızda ilk ve kendiliğinden tepkimiz, gizli bir anlam arayışına girmek oluyor: Böyle bir tehdit doğduğuna göre bir şeyleri yanlış yapmış olmalıyız, diyoruz… Anlam olsun da çamurdan olsun:

Rumsfeld ve Arılar Öyleyse kaçınmamız gereken bir çifte tuzakla karşı karşıyayız: Bir yanda, çevre felaketlerini bilim ve teknoloji yoluyla çözülebilir bir probleme indirgeyerek ekolojiyi “ideolojik olmaktan çıkarma” [de-ideologize] eğilimi; diğer yanda da, ideolojiyi New Age mitolojisi usulü “tinselleştirme” eğilimi. Bu iki yaklaşım, ekolojik problemin ekonomik, politik ve ideolojik köklerini açıklayan somut bir sosyal analizi paylaşıyor.

okumak için tıklayınız

SLAVOJ ŽIŽEK: Tabiat zaten kaotiktir, en vahşi afetleri, anlamsız ve öngörülemez felaketleri yaratmaya eğilimlidir. Bizlerse onun hain kaprislerine acımasızca tabiyiz, bizleri kollayıp gözeten Tabiat Ana diye bir şey yok. Tabiatın dengesini bozuyor filan değiliz, sadece onu sürdürüyoruz.

Sakınmanın Yolları Peki, ekolojik tehditler gerçekten de o kadar başa çıkılamaz mı? Liberal kapitalizmin bazı müdafileri çevreci harekete “XXI. yüzyılın Komünizmi” diye dudak büküyor; her ne kadar Marksizm öldüyse de yepyeni yeşil urbalarını kuşanmış çıplak kral bize musallat olmaya devam ediyor, diyorlar. Guy Sorman 2001’de şöyle yazıyor: “Bunlar bildik asilerden değil; Yeşiller, tabiatı insanın üstüne

okumak için tıklayınız

SLAVOJ ŽIŽEK: Almanlar, “Bizim cephede durum ciddi, ancak feci değil,” diye bir mesaj gönderir; Avusturyalılar da cevap verir: “Bizim cephedeyse durum feci, ama ciddi değil.”

“Feci Ama Ciddi Değil!” Birinci Dünya Savaşı’nın ortalarında bir zaman, Alman ve Avusturya ordu karargahları arasında cereyan eden bir telgraflaşmaya dair (muhakkak ki, sonradan uydurulmuş) bir anektod nakledilir. Almanlar, “Bizim cephede durum ciddi, ancak feci değil,” diye bir mesaj gönderir; Avusturyalılar da cevap verir: “Bizim cephedeyse durum feci, ama ciddi değil.” Çoğumuz, en azından gelişmiş

okumak için tıklayınız

Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i – Cem Eroğul “Tarih, sıcağı sıcağına, siyaset çorbası daha pişmekte iken yazılabilir mi?”

Tarih, sıcağı sıcağına, siyaset çorbası daha pişmekte iken yazılabilir mi? Bugüne dek bunu eşsiz biçimde başarmış bir tek yapıt var: Marx’ın, Louis Bonaparte’ın 2 Aralık 1851’de Paris’te gerçekleştirdiği hükümet darbesinden hemen sonra yazmaya başladığı ve Şubat 1852’de tamamladığı inceleme: Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i.100 Kendisinden bu değerlendirmeyi yazmasını, New York’a sığınmış olan ve orada haftalık bir

okumak için tıklayınız

Machiavelli: Acımasızlık ile merhamet üzerine ve sevilmek korkulmaktan daha mı iyidir, yoksa tersi mi?

Acımasızlık ile merhamet üzerine ve sevilmek korkulmaktan daha mı iyidir, yoksa tersi mi? [1] Yukarıda sıraladığım öteki özelliklere geçerek belirtmeliyim ki, her prens acımasız değil, merhametli sayılmayı arzulamalı; ne var ki, bu merhameti asla kötüye kullanmamaya özen göstermelidir. Cesare Borgia acımasız kabul ediliyordu, gene de bu acımasızlığı Romagna’yı düzene sokmuş, birleştirmiş, buraya barışı ve itaati

okumak için tıklayınız

Machiavelli’nin Prens’inde erdem, talih ve özgür irade

Prens’te Erdem, talih ve özgür irade Prens’te “erdem” (virtù), ahlak ya da dindeki anlamının ötesinde bir anlam taşır: Erdem, bir amaca ulaşmak için uygun araçları kullanma yetisidir; kişi bunu yaparken, elverişli “fırsat”tan (occasione) yararlanabilmeli ve “talih”in (fortuna) olumsuz etkilerinin üstesinden gelebilmelidir. Dolayısıyla, erdem kavramı, güç, beceri, yetenek, kararlılık gibi anlamları içerir. Cömertlik, merhamet gibi ahlaki

okumak için tıklayınız

Machiavelli’nin Prens’inde siyaset, ahlak ve din

Prens’te siyaset, ahlak ve din Machiavelli, Doğu’nun siyasetname ve Batı’nın “prensin aynası” (speculum principis) geleneğinden farklı olarak, Prens’i soyut dinsel ya da ahlaki ideallere değil, tarihsel örneklerin değerlendirilmesine ve somut gözlemlere dayandırır. Tarihsel örneklerin önemli işlevlerinden biri, öykünme modelleri olmalarıdır. Machiavelli’ye göre, “insanlar hep başkalarının açtığı yollarda yürür ve eylemlerinde taklitle yol alırlar . .

okumak için tıklayınız

Machiavelli’nin Prens’inin arka planını, sanat, bilim ve edebiyatta yoğun bir etkinlik dönemi olan İtalyan Rönesansı oluşturur.

Machiavelli’nin yaşadığı dönemde İtalya TARİHSEL ARKA PLAN: Prens’in arka planını, sanat, bilim ve edebiyatta yoğun bir etkinlik dönemi olan İtalyan Rönesansı oluşturur. Michelangelo ve Leonardo da Vinci, Machiavelli’nin çağdaşlarıydı; ünlü katedraliyle Floransa, Rönesans sanatının merkezlerinden biriydi. Din alanında da köklü bir dönüşüm yaşanıyordu: VI. Alexander gibi papaların yönetimi yüzünden Katolik Kilisesi’nin otoritesi sarsılmıştı ve Almanya’da

okumak için tıklayınız

Machiavelli’nin Prens’i, yayımlandığı andan başlayarak, hararetli tartışmalara yol açtı. Özellikle İngiltere ve Fransa’da kitabın içeriği ahlakçıların saldırısına uğradı.

Prens, yayımlandığı andan başlayarak, hararetli tartışmalara yol açtı. Özellikle İngiltere ve Fransa’da kitabın içeriği ahlakçıların saldırısına uğradı. Bazı Kilise adamları, kitabı şeytanın eseri olarak nitelendirdiler, yazarını ise pagan bir anlayışı savunmakla, kötülük kaynağı olmakla suçladılar. Bu süreç içinde Makyavelci, Makyavelcilik terimleri doğdu. “Makyavelcilik”, günümüz sözlüklerinde de “her türlü ahlak yasasının hiçe sayıldığı siyaset anlayışı; dürüstlükten

okumak için tıklayınız

Niccolò Machiavelli: İnsanlar, özellikle hükümdarlar nelerden övgü, nelerden yergi alırlar?

1. Şimdi de sıra bir hükümdarın uyrukları ve dostlarına nasıl davranması, hangi tutum içinde olması gerektiğini incelemeye geldi. Bu konuda çok yazıldığını biliyorum. Ben de yazıyorum, ama şimdiye dek yazılanlardan ayrıldığım için kendini beğenmişlikle suçlanacağımdan kuşku duymuyorum. Ne ki, benim niyetim anlayana yazmak olduğu için imgelem dünyasının değil, somut gerçekliğin ardından gitmenin gereğini düşünüyorum. Çoğu

okumak için tıklayınız

Niccolò Machiavelli: Hükümdarlıkların gücü nasıl ölçülmelidir?

1. Bu hükümdarlıkların özelliklerini incelerken bir başka konuya da bakmak gerek. Bir başka deyişle, çok büyük bir devlete sahip bir hükümdar gereksinim duyduğunda kendi başına ayakta durabilir mi, yoksa kendini savunmak için hep başkalarından mı yardım almak zorundadır? Şimdi ben konuyu daha iyi irdeleyebilmek için ya insan ya da parasal güçlerine dayalı olarak karşılarına kim

okumak için tıklayınız

NICCOLÒ MACHIAVELLI: Alçakça yollardan hükümdarlığa ulaşanlar üstüne

1. İnsanoğlunun tümüyle yazgının yardımı ya da kendi becerisine yaslanmadan yalın yurttaşlıktan hükümdarlığa yükselmekte başvurulabileceği iki yolu daha vardır. Bunlardan birinin cumhuriyetlerden söz edildiğinde ayrıntılı olarak ele alınması gerekse de, bence, burada da unutulmamasında yarar vardır. Bunlardan biri alçakça ve iğrenç yollarla iktidarı ele geçirmeye dayalıdır; öteki de yurttaşlarının onayını alarak ülkesinde hükümdar olmaktır. İlk

okumak için tıklayınız