Kategori: Psikanaliz

Öfke Ve Hasedi Birbirinden Ayırmak Mümkün Mü ?

Erdoğan Çalak’ın İçimizdeki Magma: Haset kitabına göre, öfke ve haseti ayrıştırmak için şu pratik adımları ve gündelik hayat örneklerini kullanabilirsin: Hasetin İşaretleri: – Kıyaslama ve Yetersizlik: Birinin sahip olduğu bir şeye imrenip kendini eksik hissediyorsun. Mesela, iş yerinde bir arkadaşın övgü alıyor, sen ise “Neden ben değil?” diye düşünüyorsun. Bu, haset. – Rahatsızlık: Birinin mutluluğu

okumak için tıklayınız

Algının Tarihsel Süreci ( Psikanalitik Yaklaşımla )

“Algının tarihsel süreci” dediğimiz şey, sadece felsefi bir mesele değil; aynı zamanda psikanalitik gelişimin, öznel deneyimin ve estetik bakışın temelidir. Şimdi bunu hem psikanalitik hem fenomenolojik hem de ontolojik düzeyde açıklayayım: 🌀  Algının Tarihsel Süreci Nedir? Bu ifade, şunu ileri sürer: “Algı doğrudan, nötr, çıplak bir süreç değildir. Kişinin görülme deneyimleriyle, duygusal tarihçesiyle, öznel gelişimiyle

okumak için tıklayınız

Aynadaki Yüz: Winnicott’un Terapide “Görülmek” Felsefesi

“İyileşmedim ama ilk kez biri beni gördü.” Bu cümle, modern psikoterapinin entelektüel çözüm üretme telaşının ötesinde, insanı temel bir yere — “görülmeye” — çağırır. Donald Winnicott’un annelik ve terapi işlevi üzerine geliştirdiği düşünceler, terapötik ilişkinin kalbindeki en incelikli soruya yönelir: Terapist, hastaya onu nasıl geri verir? 1. Annenin Yüzü: İlk Ayna, İlk Tanıklık Winnicott’a göre

okumak için tıklayınız

Negatif Diyalektik ve Öznelliğin Etiği: Adorno’nun Çelişkileri ve Terapistin Sorumluluğu

Negatif Diyalektik Yaklaşım Theodor W. Adorno’nun negatif diyalektik yaklaşımı, bireyin toplumsal yapılarla olan çatışmalı ilişkisini ve öznelliğin bu gerilim içindeki varoluşsal mücadelesini anlamak için güçlü bir felsefi çerçeve sunar. Bu yaklaşım, bireyin kendi benliğini koruma çabasını, toplumsal baskıların ve ideolojik aygıtların yarattığı çelişkiler üzerinden ele alır. Negatif diyalektik, mutlak bir çözüme ya da uzlaşmaya yönelmek

okumak için tıklayınız

“Sevilmediğim, görülmediğim ve yönlendirilmediğim bir boşlukta büyüdüm.”

Babanın Yokluğunun Kız ve Erkek Çocuktaki Yansımaları “Yok Baba” deneyiminin kız ve erkek çocuk üzerindeki izleri farklı yönlerde gelişir ama ortak bir duyguya yaslanır: “Sevilmediğim, görülmediğim ve yönlendirilmediğim bir boşlukta büyüdüm.” Kız çocukta ve erkek çocukta bu durum psikanalitik, sembolik ve davranışsal düzeyde nasıl tezahür eder? 👧 Kız Çocukta Yok Baba: Sevgi Açlığı ve Eril

okumak için tıklayınız

Gölge, Fantezi ve Babasızlık – Politik Psikodinamiğe Giriş

Politik psikodinamik, bireylerin ve toplumların bilinçdışı dinamiklerini, gölge arketipler, kolektif fanteziler ve otorite figürlerinin yokluğu (babasızlık) üzerinden inceler. Bu kısa giriş, insan davranışlarının politik alandaki yansımalarını anlamak için psikanalitik bir çerçeve sunar. Bölüm 1: Liderlere Kolektif Gölge Projeksiyonu “Ben yapamıyorsam, o yapsın.” Toplumların içsel çatışmaları, bastırılmış duyguları ve yüzleşemedikleri arzuları zaman zaman tek bir figürde

okumak için tıklayınız

Günümüz Politik Baba Figürleri: Sevgi Vermez Ama Disiplin Eder

Günümüz politik arenadaki “baba figürü” temsillerini hem psikanalitik, hem ideolojik, hem de toplumsal bilinçdışı düzlemde eleştirel olarak okuyalım. Bu okuma; liderleri kişiler olarak değil, temsil ettikleri arketipler ve kolektif fanteziler üzerinden analiz edecektir. Politik liderler, özellikle kriz dönemlerinde halkın bilinçdışında bir **“baba ihtiyacı”**nı karşılar. Bu baba figürü: Bu figürü şimdi üç büyük eksende analiz edelim:

okumak için tıklayınız

”Ev, Sınıfsal Bilinçdışıdır. ”

Mekân, sadece mimari değil, ideolojik ve duygusal olarak da kodlanır. Yani ev dediğimiz şey sadece duvarlar ve çatılar değil; sınıf, aidiyet, bastırılmışlık, korunma arzusu ve dışlanma korkusu gibi derin anlamlar taşır. Şimdi bu düşünceyi çok yönlü bir şekilde açalım:”Ev, sınıfsal bilinçdışıdır” cümlesi üzerine kuracağımız bu açılım, hem mekânın psikoanalitik anlamları, hem de toplumsal yapının bastırdığı

okumak için tıklayınız

Babalar : Devlet Baba ile İdeal Baba

“Devlet Baba” ile “ideal baba” figürünün eksikliği, hem bireysel bilinçte hem kolektif yapıda derin travmalar ve krizler yaratır. 🏛️ “Devlet Baba” ile “İdeal Baba”nın Eksikliği: Psikopolitik Bir Okuma 🧠 1. İdeal Baba: İçsel Rehber ve Duygusal Koruyucu Jung’a göre ideal baba, dışsal bir kişiden çok, bireyin içinde zamanla gelişen ve benliğe yön veren bir yapıdır:

okumak için tıklayınız

Babanın Yokluğu : ” Yok Baba ”

“Yok Baba” ifadesi, yalnızca fiziksel olarak ortada olmayan bir babayı değil, sembolik, duygusal, ilişkisel ve psikolojik olarak eksik olan bir baba figürünü tarif eder. 🧠 1. Psikanalitik Tanım: Baba Var Ama Yok Lacan’a göre “Baba’nın Adı” (Le nom du père), sembolik düzenin temsilcisidir: “Yok Baba”, çocuğun iç dünyasında yerleşmemiş sembolik bir yasa demektir. 📌 Var

okumak için tıklayınız

Günümüz Dünyası ve Haset İlişkisi : Neler Oluyor ?

Erdoğan Çalak’ın İçimizdeki Magma: Haset kitabında, günümüz dünyası ile haset arasındaki ilişki, modern toplumun yapısal ve kültürel dinamiklerinin bu duyguyu nasıl körüklediği ve bireylerin ruhsal gelişimini nasıl sekteye uğrattığı üzerine detaylı bir şekilde ele alınıyor. Çalak, özellikle kapitalist sistem, tüketim kültürü ve dijitalleşme gibi unsurların haseti artırdığını ve insan ilişkilerini yüzeyselleştirdiğini vurguluyor. Aşağıda, bu ilişkiyi

okumak için tıklayınız

Hasedi Anlamak; Bazı Psikanalistlerin Görüşleri

Erdoğan Çalak’ın İçimizdeki Magma: Haset kitabında, haset duygusunu ve insan psikolojisini anlamak için çeşitli psikanalitik teorisyenlerden ve yazarlardan alıntılar yapılıyor. Çalak, bu yazarların fikirlerini kendi çerçevesine entegre ederek hasetin kökenini, gelişimini ve toplumsal etkilerini ele alıyor. Aşağıda, kitapta adı geçen yazarlar ve temel fikirleri özetlenmiştir: 1. Melanie Klein 2. Sigmund Freud 3. Donald W. Winnicott

okumak için tıklayınız

Haset Nasıl Artar veya Azalır ?

Erdoğan Çalak’ın İçimizdeki Magma: Haset kitabına dayanarak, haset duygusunu artıran faktörleri anlamak için bireysel, psikolojik ve toplumsal düzeydeki dinamikleri ele almak gerekir. Çalak, hasetin insan doğasında var olan bir enerji olduğunu ve bu enerjinin çeşitli koşullar altında yoğunlaşabileceğini vurgular. Aşağıda, haseti artıran başlıca unsurları detaylı bir şekilde açıklıyorum: 1. Yetersizlik ve Değersizlik Hissi 2. Kıyaslama

okumak için tıklayınız

Hasedimizi Kontrol Edebilir Miyiz ?

Erdoğan Çalak’ın İçimizdeki Magma: Haset kitabında hasedin kontrol edilmesi, bu duygunun insan doğasının bir parçası olarak kabul edilip doğru bir şekilde yönlendirilmesi gerektiği üzerine yoğunlaşıyor. Haset, temel bir enerji kaynağı olarak doğuştan geldiği için tamamen ortadan kaldırılamaz, ancak bilinçli bir çaba ve kişisel gelişimle yönetilebilir hale getirilebilir. Aşağıda, hasedi kontrol etmek için Çalak’ın sunduğu bakış

okumak için tıklayınız

Aynanın Kırılması: Winnicott’la Narsisistik Yaraya Bakmak

D. W. Winnicott’un düşüncelerini bugünün meseleleriyle buluşturmayı denemek psikanalizi anlamama oldukça katkı sunuyor. Onun kitaplarındaki derinliği farkettikçe yaklaşımının çok katmanlı ve derinliğiyle algımın farklılaştığını hissediyorum. Bu yazıda onun Oyun ve Gerçeklik kitabındaki bazı önermelerden hareketle konuya yaklaşımını tartışmaya açtım. “Ayna bakmak içindir. Ama bazen sadece bakılmak içindir.” İnsanın kendine temas etmesinin en kadim yollarından biri,

okumak için tıklayınız

“Yetersiz Anne, Öfkeli Çocuk: Aktarımda Rol Değişimleri”

Terapi odasının en canlı, en zorlayıcı ve en dönüştürücü dinamiklerinden birini, yani geçmişin hayaletlerinin sadece ortaya çıkmakla kalmayıp, rollerin sürekli değiştiği bir tiyatro oyununa dönüştüğü anları işaret ediyor. Psikanalitik terapi, geçmişin bugünü nasıl şekillendirdiğini anlamak üzerine kuruludur. Ve hiçbir geçmiş, erken dönem anne-çocuk ilişkisi kadar bugünün üzerinde kalıcı bir iz bırakmaz. Anne “yetersiz” olduğunda –

okumak için tıklayınız

Gündeliğin Dili: Dünyayı Sürekli Karşı Tarafın Gözüyle Görmek

🧠 “Karşı Taraf Gibi Düşünmeye Başlama” Nedir? Bu, genellikle şunların ifadesidir: Bu hâl, derin bir bağ kurma ihtiyacının ifadesi olabileceği gibi, ayrışamamış bir benlik yapısının göstergesi de olabilir. 🧬 1. İlkel Özdeşim (Primitive Identification) Çocuklukta anneyle simbiyotik ilişkide: Bebek annenin yüz ifadesiyle, sesiyle, duygularıyla bir olur. Yetişkinlikte ise kişi stres altında veya yoğun aktarım durumunda:

okumak için tıklayınız

İyiyim, Gerçekten mi?” – İyileşiyor Gibi Görünmenin Psikodinamiği

Terapi sürecinin en yanıltıcı ve en hassas anlarından birini, yani sahte bir iyilik halinin ardındaki karmaşık dinamikleri anlamak önemlidir. Terapide “İyiyim” demek, bazen en güçlü direniş cümlesi olabilir. Terapi odası, acıların, çatışmaların ve umutların dile geldiği bir sahnedir. Aylarca süren zorlu çalışmanın ardından, hasta bir gün seansa gelir ve o sihirli cümleyi söyler: “Biliyor musunuz,

okumak için tıklayınız

Psikoterapide “Kaygan Balık” Metaforu

“Kaygan balık” metaforu, yalnızca bir rüya imgesi değil; psikodinamik ilişkinin kalbinde atan bir varlık temsilidir. 🎭 “Kaygan Balık”: Ruhun Tutulamaz Parçası Rüya anlatısı üzerinden gidelim: “Bir anne bir bebeği yıkamaya çalışıyordu. Bebek, kaygan bir balık gibi elinden kayıyor, tutulamıyordu. Sonra suyun altında yüzüstü yatıyor, neredeyse boğuluyordu.” Bu imgeyi hem klinik hem mitolojik hem de beden

okumak için tıklayınız

Duyulmayan Sesler

Kaygan Parça, İçsel Müttefik: İlişkisel Tutulmanın Doğuşu “Beni tutamazsın. Ama tuttuğunda da dağılabilirim.”— Ulaşılamayan hastanın sessiz fısıltısı I. Sessizliğin Kıyısında: Ulaşılamayan Hastanın Anatomisi Ulaşılamayan hasta, terapi odasında fiziksel olarak bulunmasına rağmen, ruhsal olarak bir buhar gibi dağılır.Kimi zaman uykuludur, kimi zaman yorgun, kimi zaman saldırgandır.Ama bu davranışların ardında, genellikle tek bir ortak kök yatar: Tutulamamış

okumak için tıklayınız