Kategori: Psikanaliz

Cinsellik, Suskunluk ve Ailenin Bastırma Mekanizmaları

(Kızgın Damdaki Kedi filminde susturulan arzu ve konuşulamayan beden) 🧊 1. Brick’in Sessizliği: Arzunun Sansürlenmiş Hâli Brick, yalnızca babasıyla ya da karısıyla konuşmayı reddetmez — arzusunu da inkâr eder.Bu suskunluk, sadece yasla ya da suçlulukla açıklanamaz.Asıl mesele: konuşulmasına izin verilmeyen cinselliktir. 🎭 Tennessee Williams’ın özgün oyunundaki homososyal (ve muhtemelen eşcinsel) bağ, filmde yumuşatılmıştır.Ama Brick’in Skipper’a

okumak için tıklayınız

Anneye Sadık Kalmak, Babayı Onaylamak:

Kimliğimizin Sessiz Bedeli “Sadakat duygusu, kim olduğumuzu değil, kim olmamıza izin verildiğini gösterir.” Bazı hayatlar, bir seçim değil; bir yükümlülük olarak yaşanır.Sevilmek için susmak, aidiyet için benliğinden vazgeçmek zorunda kalanlar…İçimizde bir ses hep fısıldar: “Anneni üzme.”“Babanı hayal kırıklığına uğratma.” Çocukluk bu sadakat emirleriyle örülür.Ve yetişkinlik, kimliğimizin bu koşullu yapbozlarını bir araya getirme çabasıdır. 🧠 Sadakat:

okumak için tıklayınız

Sevgi mi, Sadakat mi?

“Ailenin İçindeki Sessiz Pazarlıklar Üzerine Psikoanalitik Bir Bakış “Ben seni olduğun gibi sevdim”…Gerçekten mi? Her ailenin içinde söylenmemiş cümleler, görünmeyen sözleşmeler ve koşullu duygular vardır.Dışarıdan bakıldığında bu ilişkiler sevgi dolu gibi görünür…Ama içlerinde çoğu zaman bir sadakat pazarlığı döner: “Benim istediğim gibi davranırsan seni kabul ederim.”“Beni utandırmazsan seni severim.”“Benim yolumu seçersen var olursun.” Tıpkı Tennessee

okumak için tıklayınız

Sadakati En Çok Kim Bekler ? Anne mi ? Baba mı ?

Sadakat… İnsan ilişkilerinin temel taşlarından biri, çoğu zaman sorgulamadan beklenen, bazen ise en derin yaraların kaynağı. Peki, bir çocuğun hayatında bu beklentiyi en yoğun kim taşır: Anne mi, yoksa Baba mı? Bu soru, bireysel ve kültürel farklılıklarla şekillenen, psikolojinin derinliklerine uzanan karmaşık bir alanı işaret eder. 🧠 Psikodinamik Açıdan: Figür Sadakati neden ister? Altındaki ihtiyaç

okumak için tıklayınız

Baba’yı Öldürmeden Adam Olunur mu?

“Baba’yı öldürmek” metaforu, sadece psikanalizin temelini oluşturan değil, aynı zamanda bireysel gelişim ve toplumsal evrimin anahtarını barındıran güçlü bir kavramdır. Freud, Lacan ve Jung’un bu konudaki yaklaşımları, bireyin olgunlaşma ve kendi öz benliğini inşa etme sürecindeki evreleri ve zorunlulukları farklı derinliklerde açıklasa da, hepsinin ortak paydası sembolik bir ölümü işaret etmeleridir. Burada kastedilen, biyolojik babanın

okumak için tıklayınız

Kiralık Dairelere Sıkıştırılan İnsan: Modern Yersizliğin Psikodinamiği Bölüm 1

Kiralık bir evde yaşıyorum. Babamın gençliğinde alabildiği – sahip olduğu bir eve karşılık henüz bir artı bir dairede yaşamanın bir anlamını düşünürken bu yazıyı toparlamaya çalıştım. “Kiralık dairelere sıkıştırılan günümüz insanı” bendim, arkadaşlarım ve aslında hepimiz olduğunu gördüm ve bunun bir sistem sorunu olduğunu yalnızca bir konut krizine değil, aynı zamanda benliğin, aidiyetin, kimliğin ve

okumak için tıklayınız

Şiboletler: Kimliğin Şifresi, Dışlanmanın Anahtarı

Şibolet kavramını Halk İçin Psikoterapi kitabında psikanalizin şiboletleri üzerinden duymuş ve merak etmiştim. Aslında kelime, hem etimolojik hem de politik-psikolojik olarak derin çağrışımlara sahip. Günümüz Türkiye’sinde ötekileştirme, kültürel ayrımcılık, sınıfsal semboller ve kimlik kontrolü bağlamında son zamanlarda düşündüğüm için ksıa bir deneme yazısı yazmak istedim. Bazı kelimeler sadece anlam taşımaz; bir halkın var olup olamayacağını,

okumak için tıklayınız

Hislerin Gıdıklayarak Gelmeyeceğini Bilmek.

Ordinary People filminde terapist, hastasına ”Hissetmek hakkında bir nasihat sana Hislerinin seni gıdıklayarak geldiklerini haber vermeleri beklentisinde olma “ diyordu. Bazı insanlar duygularını bir melodi gibi bekler: Yumuşak, uyumlu, yavaşça yükselen bir notayla geleceğini zannederler. Oysa hisler, sandığımız kadar nazik değildir. Hele bastırılan, yok sayılan, bilinçdışında birikirken şekil değiştiren duygular… Onlar, kapıyı çalmadan gelen misafirler

okumak için tıklayınız

Üçüncü Alan Olarak Potansiyel Mekân: Güven, Yaratıcılık ve Kültürel Süreklilik

Potansiyel mekân, bireyin iç dünyası ile dış gerçeklik arasında kurulan yaratıcı bir ara alan olarak tanımlanır. Bu alanın varlığı, içsel yaşantı ile dış dünyadaki nesneler arasında bir bağ kurmamıza olanak tanır. Ne yalnızca içsel bir fantezidir, ne de dış dünyaya tam bir teslimiyettir. Bu nedenle, potansiyel mekânın varlığı, diğer iki alanın – içsel dünya ve

okumak için tıklayınız

Ayrı Olmadan Birlikte Olmak: Potansiyel Mekânın Paradoksu

Winnicott’un potansiyel mekân kavramı, hem paradoksal hem de olağanüstü yaratıcı bir süreci tanımlar. Bu kavram, iki nesnenin – bebek ve anne gibi – birbirine hem bağlı hem de ayrışmış olabileceği özel bir alanı ifade eder. İlk bakışta çelişkili gibi duran bu hal, aslında bireyin iç dünyasını oluşturan temel koşuldur. 🔹  Paradoks Nedir? Bebek, nesneler dünyasını

okumak için tıklayınız

Derrida’nın Mirası ve Klinik Psikolojide Hikaye Yazımı

Yazının Arkeolojisi: Derrida’nın Kavramı Jacques Derrida’nın “yazı” kavramı, dilin ve anlamın sabitliğini sorgulayan bir felsefi bıçak gibidir. Yazı, onun gözünde, yalnızca bir iletişim aracı değil, aynı zamanda anlamın sürekli ertelendiği, çoğullaştığı ve çözüldüğü bir sahnedir. Logocentrizmi eleştiren Derrida, sözün üstünlüğünü değil, yazının akışkanlığını yüceltir; çünkü yazı, bireyin kendi varoluşsal anlatısını oluştururken hem özgürleştirici hem de

okumak için tıklayınız

Nietzsche’nin Tragedyası: Aile, Birey ve Terapötik Estetik

Tragedyaya Nietzscheci Yaklaşım Nietzsche’nin tragedyaya olan ilgisi, insan varoluşunun kaotik ve çatışmalı doğasını kucaklayan bir estetik çerçeve sunar. Ona göre tragedya, yalnızca bir sanat formu değil, aynı zamanda insan ruhunun en derin çelişkilerini sahneye taşıyan bir yaşam felsefesidir. Doğuşu Tragedyanın adlı eserinde, Apolloncu düzen ile Dionysosçu coşku arasındaki gerilim, bireyin kendi iç dünyasındaki çatışmaların bir

okumak için tıklayınız

Oyun, Kültürel Hayat ve Potansiyel Mekan İlişkisi

Üçüncü alanı anlarken “oyun” ile “kültürel hayat” arasındaki farkı netleştirmek çok önemli, çünkü bu ikisi aynı zeminden (potansiyel mekân) doğsalar da yapı, amaç, şekil alma biçimi ve toplumsal bağlamları açısından ayrışırlar. 🎭  Oyun mu, Kültür mü? Ortak Zemin: Potansiyel Mekân Winnicott’a göre hem oyun hem kültürel üretim aynı “geçiş alanından” – yani üçüncü alandan –

okumak için tıklayınız

Kolektif Bilinçdışının Devlet Sembolleriyle Dansı

Carl Gustav Jung’un semboller ve kolektif bilinçdışı kavramları, insan psişesinin derinliklerinde yatan evrensel anlam kalıplarını işaret eder. Devlet destekli eğitim sistemlerinde kullanılan semboller –bayraklar, ulusal marşlar, törenler ve ritüeller– bu evrensel kalıplarla bireylerin bilinçaltını şekillendiren güçlü araçlar olarak ortaya çıkar. Sembollerin Arketipsel Kökleri Jung’a göre semboller, kolektif bilinçdışında kök salmış arketiplerin dışa vurumudur. Bayraklar, marşlar

okumak için tıklayınız

Sanatın Terapötik Dönüşümü: Freud’un Yüceltme Kavramı ve Çift Terapisinde Yaratıcı İfade

Freud’un Yüceltme Kavramı ve Sanatın Psişik Kökenleri Freud’un yüceltme (sublimation) kavramı, insanın bastırılmış arzularını ve içsel çatışmalarını sanatsal yaratıma dönüştürerek toplumsal olarak kabul edilebilir bir forma büründürmesini ifade eder. Bu, yalnızca bireyin kaotik dürtülerini dizginlemesi değil, aynı zamanda bu dürtüleri estetik bir düzlemde yeniden inşa etmesidir. Sanat, Freud için bir tür arınma sahnesi; bilinçdışının fısıldadığı

okumak için tıklayınız

Winnicott’un “Potansiyel Mekân” Kuramı Bağlamında Ne Yapılmalı, Neden Yapılmalı ve Sonuçları Ne Olur ?

✅  Yapılması Gerekenler: Liste, Açıklama ve Yorum 1. Bebek-anne ve bebek-ebeveyn ilişkisinin ilk evrede korunması 📌  Açıklama: Çocuğun yaşamının erken döneminde kurduğu güvenli, tutarlı, duyarlı ilişki, onun potansiyel mekânını inşa edebilmesi için şarttır. Bu ilişki; ihtiyaçlara zamanında cevap verilmesi, duyguların ayna tutulması ve “yeterince iyi” bir bakım deneyimiyle şekillenir. 💬  Yorum: Bu, bireyin ayrılık deneyimini

okumak için tıklayınız

Ailenin Tarihsel Terapisi: Foucault’nun Söylem Analizi Işığında

Söylemin Gücü ve Ailenin DoğuşuMichel Foucault’nun tarihsel söylem analizi, kavramların ve kurumların, tarihsel süreçlerde güç ilişkileri aracılığıyla nasıl inşa edildiğini ortaya koyar. Aile, modern toplumlarda bir sevgi ve dayanışma yuvası olarak idealize edilse de, Foucault’nun merceği altında bu kavram, tarihsel güç dinamiklerinin bir ürünü olarak belirir. Aile, yalnızca bireylerin bir arada yaşadığı bir birim değil,

okumak için tıklayınız

Jung’un Arketipleri ve Sanat Terapisi

Arketiplerin Kadim Çağrısı Carl Gustav Jung’un mitolojik arketiplerle çalışması, insan psişesinin derinliklerinde yankılanan evrensel sembollerin bir haritasını çizer. Kahraman, bilge, ana, gölge gibi arketipler, mitolojilerin kadim hikâyelerinden süzülerek modern insanın bilinçaltına yerleşir. Sanat terapisi, bu arketipleri bir ayna gibi kullanarak bireyin iç dünyasını görünür kılar. Bir tablodaki kaotik fırça darbeleri ya da bir heykelin sessiz

okumak için tıklayınız

Bir İlişkide Haset Yaşadığımı Pratik Şekilde Nasıl Anlarım ?

Bir ilişkide haset yaşadığını anlamak, duygularını farkındalıkla gözlemlemeyi ve belirli işaretlere dikkat etmeyi gerektirir. Erdoğan Çalak’ın İçimizdeki Magma: Haset kitabında haset, “benim olmayan bir şeye sahip olma isteği” olarak tanımlanır ve yetersizlik hissiyle tetiklendiği belirtilir (s. 70). Aşağıda, bir ilişkide (romantik, arkadaşlık veya ailevi) haset yaşadığını pratik bir şekilde anlaman için Çalak’ın psikanalitik çerçevesine dayanan,

okumak için tıklayınız

Algının Kavrayışın Yerini Alması Mesesi

Bu ifade — “Algı, kavrayışın yerini alır” — hem felsefi hem de psikanalitik açıdan çok katmanlı ve rahatsız edici bir gerçeğe işaret eder. 🔍 1. İfade Ne Demek? Algı: Duyusal deneyime dayalı yüzeysel görme, işitme, hissetme gibi tepkisel farkındalıktır. Kavrayış (comprehension): Derinlemesine anlama, bağlam kurma, içselleştirme ve anlamlandırma eylemidir. Bu durumda: “Algı, kavrayışın yerini alır”

okumak için tıklayınız