Kategori: Psikoloji

İlişkisel Psikanaliz Hangi Kavramları Merkeze Alır ?

İlişkisel psikanaliz, özellikle klasik psikanalizin tarihsel olarak inşa ettiği katı “ikilikleri” ve “kutuplaşmaları” sorgulayan ve aşmayı hedefleyen modern psikanalitik yaklaşımlardan biridir… Psikanalizin tarihsel süreçte, özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerikan psikanalizinin “altın çağı” olarak adlandırılan dönemde, kendisini psikoterapiden ayırmak amacıyla çeşitli ikili karşıtlıklar üzerine tanımlar…. Bu dönemde psikanaliz derin değişim, asli değişim, içgörü, özerklik, beyaz

okumak için tıklayınız

Psikanaliz ve Psikoterapi Karşıtlığı ve İkililiği Üzerine

Psikanaliz ve psikoterapi arasındaki ayrım, modern psikolojik uygulamaların tarihinde önemli bir yer tutar ve çeşitli toplumsal, kültürel ve mesleki dinamiklerle yakından ilişkilidir. Okuduğum kaynaklarda psikanaliz ile psikoterapi arasındaki ilişkinin basit bir farklılıktan öte, tarihsel olarak derin bir kutuplaşma… ve ikili karşıtlık… üzerinden kurulduğunu göstermektedir. Psikanaliz, tarihinin başından itibaren kendini “öteki” olarak gördüğü bir şeye göre

okumak için tıklayınız

Psikoterapide Bakım ve Tedavi Tarihsel Süreç İçinde Birbirinden Nasıl Ayrıldı ?

Halk İçin Psikoterapi Kitabında özellikle bu konuda tartışılır. “Bakım” ve “tedavi” kavramlarının nasıl ayrıldığını anlamak; tarihsel, kültürel ve mesleki arka planını ortaya koymamızı, psikanaliz ve psikoterapi alanındaki etkilerini anlamanıza yardımcı olacaktır. Bakım ve tedavi arasındaki ayrım, modern tıp ve psikolojik uygulamaların gelişiminde önemli bir yere sahiptir ve bu ayrım, cinsiyetçi ve hiyerarşik toplumsal yapıları yansıtmıştır….

okumak için tıklayınız

Labirentler Bastırılmış Arzular mıdır? Gerçekliği Sorgulamak mıdır?

Girit’teki Minotor labirenti, Yunan mitolojisinde kaosun, korkunun ve insan doğasının karanlık yönlerinin bir yansımasıdır. Minotor, insan ile hayvan arasındaki bölünmeyi temsil eder; labirent ise bu kaotik doğanın hapsedildiği, ancak aynı zamanda çözülmesi gereken bir bilmece gibidir. Minotor, bastırılmış arzular, korkular veya içsel çatışmalar olarak görülebilir. Labirent, bu karanlık yönlerle yüzleşmek için girilen zihinsel bir yolculuktur.

okumak için tıklayınız

Klesha Nedir ?

Kaynaklara göre klesha, genellikle Doğu felsefesi ve yogada önemli bir kavramdır. Kaynaklar klesha’yı şöyle tanımlar: • Klesha, Yoga Sutra pratiğiyle üstesinden gelinmesi veya hafifletilmesi amaçlanan bir durumdur. • Zorlanımlı dürtüler olarak tercüme edilebilir. • İçgüdüsel bir tepidir veya insanın kaçamadığı bir mekanizmadır. • İnsanın maruz kaldığı şeylerdir. • Daha spesifik olarak, insanın ve dünyanın varlığı

okumak için tıklayınız

Doğu’da Bilinçsizlik Nasıl Yorumlanır?

Doğu’da bilinçsizlik genellikle “cehalet” (avidya) kavramıyla ilişkilendirilir ve oldukça olumsuz bir durum olarak görülür. İşte kaynaklardaki temel noktalar: • Cehalet (avidya), tüm diğer ıstırapların (kleshalar) zeminidir. Eğer cehalet olmasaydı, diğer ıstırapların bir etkisi olmazdı. Cehalet, baş düşmandır. • Bu anlayışa göre cehalet, ebedi olmayanı ebedi olarak, acıyı haz olarak ve Kendilik-olmayan’ı Kendilik olarak almaktır. Bu,

okumak için tıklayınız

Carl Gustav Jung, Simya ile Neden İlgilenmiş ?

Carl Gustav Jung – Yoga ve Meditasyon Psikolojisi kitabında simya ile neden bu kadar ilgilendiğine dair görüşlerini anlatmaktadır. Kitap, Jung’un simya felsefesi üzerine yaptığı seminer notlarından derlenmiş olup, bu konu Batı’nın ruhani ve psikolojik gelişiminin anlaşılması bağlamında ele alınır…. Jung’un simyaya olan ilgisinin temel nedenleri ve simyaya bakış açısı: 1. Batı’nın Ruhani ve Psikolojik Geleneklerinin

okumak için tıklayınız

Jungiyen Psikoloji ve Simya

Carl Jung’un simya hakkındaki görüşleri, Batı’nın ruhani ve psikolojik geleneklerini Doğu’nunkilere paralel olarak ele alma bağlamında sunulmaktadır. İşte kaynaklara dayanarak Jung’un simya hakkındaki temel görüşleri: 2. Simyanın Doğası ve Amacı: Simya, dışarıdan bakıldığında “aşağılık” veya “saçma” görünse de…, içeriden bakıldığında çok daha ilginçtir. Simyacılar, çalışmalarının ana noktasının görünüşte altın yapımı olduğunu sansalar da, bu sadece

okumak için tıklayınız

Carl Gustav Jung; Doğu İle Batı’yı Hangi Açılardan Karşılaştırdı ?

Carl Jung Yoga ve Meditasyon Psikolojisi kitabında özellikle Batı ile Doğu’yu zihin-anlam-insan-doğa vb gibi konularda karşılaştırır. Burada ele aldığı temel noktaları şu şekilde özetleyebiliriz; 2. Spiritüel Uygulamaların Doğası: ◦ Batı Dinleri/Spiritüelliği: Özellikle Hristiyanlık dışa doğru yöneliktir (komşuyu sevmek, cennetteki Tanrı vb.). Batı’da spiritüel veya dini uygulamalar genellikle akıldan değil, insandan bir bütün olarak bahseder. Simyanın

okumak için tıklayınız

Carl Gustav Jung’un Yoga ve Meditasyon Sembolizmini Yorumlama Şekli

Carl Jung’un metinlerdeki sembolleri nasıl psikolojik olarak yorumladığını ve bu psikolojik sembol okumasını nasıl yaptığını şu şekilde anlayabiliriz: Carl Jung, Doğu mistisizmindeki (Yoga, Budizm, Tantra) ve Batı hermetik geleneklerindeki (özellikle simya ve Hristiyan mistisizmi) sembollerin ve kavramların derin birer psikolojik anlam taşıdığına inanıyordu. Bu metinleri “spiritüalist metinler” olarak tanımlar ve bunların bilinçdışı psikolojisini anlama konusunda

okumak için tıklayınız

Carlo M. Cipolla’ın “İnsan Aptallığının Temel Yasaları” nelerdir? Aptal nedir, nasıl anlaşılır, nasıl mücadele edilir?

Carlo M. Cipolla’nın “İnsan Aptallığının Temel Yasaları” (The Basic Laws of Human Stupidity), 1976’da yayımlanan esprili ama derin bir makalede ortaya koyduğu, insan davranışlarını ve özellikle “aptallık” kavramını analiz eden beş temel yasadır. Cipolla, aptallığı bireylerin kendilerine ve başkalarına zarar veren irrasyonel davranışları üzerinden tanımlar ve bu yasalarla aptallığın toplumsal dinamiklerini ele alır. Aşağıda yasaları,

okumak için tıklayınız

Akhilleus, öfke ve intikam gibi güçlü duygularla hareket ederken onun kararlarını ne ölçüde rasyonel olmaktan uzaklaştırır?

Akhilleus’un İlyada’daki yolculuğu, insan doğasının en temel ikiliklerinden biri olan duygu ve akıl arasındaki gerilimi çarpıcı bir şekilde ortaya koyar. Homeros’un destanında Akhilleus, özellikle öfke (menis) ve intikam gibi güçlü duyguların etkisi altında hareket ederken, bu duyguların onun kararlarını rasyonel olmaktan ne ölçüde uzaklaştırdığı ve insan doğasında duygu ile akıl arasındaki dengenin nasıl kurulması gerektiği

okumak için tıklayınız

Karamazov kardeşlerin her biri (Dmitri, Ivan, Alyoşa), Freud’un id, ego ve süperego kavramlarıyla nasıl ilişkilendirilebilir?

Freud’un Id, Ego ve Süperego Kavramlarıyla Karamazov Kardeşlerin İlişkilendirilmesi Freud’un psikoanalitik teorisine göre, insan psikolojisi üç temel yapıdan oluşur: id (ilkel dürtüler, haz arayışı), ego (gerçeklik ilkesiyle hareket eden dengeleyici unsur) ve süperego (ahlaki standartlar, vicdan). Karamazov Kardeşler’de Dmitri, Ivan ve Alyoşa, bu kavramlarla ilişkilendirilebilir ve her biri, aile dinamikleri içinde bilinçdışı çatışmaları yansıtır. Dmitri

okumak için tıklayınız

Euripides’in Hippolytus’unda Arzu ve Ahlak: Lacan’ın Teorisi ve Antik Yunan Cinsiyet Normlarının Derinlemesine İncelemesi

1. Arzunun ve Yasanın Kesişim Noktası Euripides’in Hippolytus tragedyası, insan arzusu ile toplumsal düzen arasındaki gerilimi derinlemesine ele alır. Jacques Lacan’ın “arzu ve yasa” teorisi, bu çatışmayı anlamak için güçlü bir çerçeve sunar. Lacan’a göre arzu, bireyin eksiklik hissinden doğar ve bu eksiklik, simgesel düzenin (yasanın) sınırlarıyla şekillenir. Hippolytus’ta Phaedra’nın üvey oğlu Hippolytus’a duyduğu yasak

okumak için tıklayınız

Freud’un Bilinçdışı Kavramının Felsefi Temelleri Nelerdir?

Sigmund Freud’un bilinçdışı kavramı, modern psikolojinin temel taşlarından biri olarak kabul edilir ve yalnızca klinik psikanalizin değil, aynı zamanda felsefi düşüncenin de derinliklerine nüfuz eder. Bilinçdışı, Freud’un teorik çerçevesinde, insan psişesinin gözlemlenebilir bilincin ötesinde işleyen, bastırılmış arzular, anılar ve dürtülerin saklandığı dinamik bir alan olarak tanımlanır. Bu kavramın felsefi temelleri, hem Batı felsefesinin tarihsel gelişiminde

okumak için tıklayınız

Boşanma ve Evlilik Terapisinin Teknik Ayrışımları

Boşanma terapisi ile evlilik terapisi, çiftlerin ilişkisel dinamiklerini ele alan iki farklı terapi türüdür. Ancak, bu iki yaklaşım, amaçları, yöntemleri ve bağlamları açısından belirgin farklılıklar gösterir. Bu metin, her iki terapi türünün teknik ayrışımlarını çok katmanlı bir şekilde ele alarak, bu yaklaşımların bireyler, çiftler ve toplum üzerindeki etkilerini derinlemesine inceler. Amaç ve Odak Noktası Boşanma

okumak için tıklayınız

Çalışma Hayatında Etik Çatışmaların Çözümünde Kohlberg ve Gilligan Yaklaşımlarının Karşılaştırması

Etik Çatışmaların Doğası ve Çalışma Hayatındaki Yeri Çalışma hayatı, bireylerin değer sistemlerinin, kurumsal hedeflerin ve toplumsal beklentilerin kesiştiği karmaşık bir alandır. Etik çatışmalar, genellikle bireysel ahlaki ilkelerle organizasyonel çıkarlar ya da meslektaşlar arasındaki farklı değer yargıları arasında ortaya çıkar. Örneğin, bir çalışanın dürüstlük ilkesine bağlı kalması, şirketin kâr odaklı bir karar almasını zorlaştırabilir. Bu tür

okumak için tıklayınız

Freud’a göre uygarlık, insanları içgüdülerine karşı suçluluk duymaya iter mi?

Freud’a göre uygarlık, insanları içgüdülerine karşı suçluluk duymaya iter. Bunun nedenleri şunlardır: Sonuç olarak, Freud’a göre uygarlık, bireylerin içgüdülerini toplumun beklentileriyle uyumlu hale getirmek için sürekli bir mücadele içinde olmasını gerektirir, bu da doğal olarak suçluluk duygusunu doğurur.

okumak için tıklayınız

“Biliyorum Ama Yine de” başlıklı kitap, “bilmezden gelme” kavramı üzerinden, modern toplumun çelişkilerini ve bu çelişkilerin bireysel ve kolektif düzeydeki etkilerini inceliyor

Kimileri tarafından “bilgi çağı” olarak adlandırılan içinde yaşadığımız dönem, bizi paradoksal olarak yeni bir kavramla karşı karşıya bıraktı: Komplo teorileri. Bilgiye erişimin bu kadar kolaylaştığı bir çağda, yanlış bilgi ve spekülasyonlar da hızla yayılıyor. Dolaşımda olan bilginin fazlalığı kadar, bu bilginin doğruluğunun sorgulanmaması da komplo teorilerinin artmasına neden oluyor. 28 Ekim 2017’de internette Trump ile

okumak için tıklayınız

Massimo Recalcati’nin “Aşk Hayatında Affetmeye Övgü” adlı kitabında aşkın ortaya çıkışından bitişine kadar, geçmişten günümüze travmadan yasa ve ihanetten bağışlamaya kadar birçok aşk tezahürünü, kendi klinik pratiğinin inceliklerini de kullanarak okuyucuya aktarıyor.

Massimo Recalcati’nin “Aşk Hayatında Affetmeye Övgü” adlı kitabı Bilge Özsoy’un titiz çevirisiyle Telemak Kitap tarafından yayımlandı. “Kişideki eksik, ötekinde saklı değildir. Aşkın bütün sorunu budur” Jacques Lacan Bir kitapçıya girdiğimde, önceden belirlediğim listeme ek olarak yeni çıkanlar bölümünden, hiç bilmediğim bir kitap daha alırım. Bu bilmediğim kitapla olan randevu, her defasında farklı dünyalarla karşılaşmama vesile

okumak için tıklayınız