Kategori: Psikoloji

Engin Geçtan’ın her bir anlatısı insana dairdir. İnsanın yaşamsal gerçekliklerle yüzleşme durumlarına, oradan ağanların içsel yansılarına içgörüsünün, bilgi ve sezgi gücünün penceresinden bakar.

Yeraltından Notlar’ı okurken bana çekici gelen yan, okumanın ilerlediği yerlerde ürkütücü olmaya başlamıştı. Camus’nün Yabancı’sından sonra Dostoyevski’nin bu labirentine girmek ezici gelmişti. Tüm bunların yeterince ayrımında mıydım? Sanmıyorum! Dahası, psikanalizle alışverişimin pek olmadığı bir yaş dönemindeydim. O günlerde, on yedi on sekiz yaşlarındaki bir gencin dünyasında, sağaltıcı gelebilen tek şey bütün klasik yapıtlardı. Sıkıntılar çektiğim

okumak için tıklayınız

Dr. Guy Leschziner, Beynin Gece Hayatı kitabında, narkolepsiden gece terörüne, uyku apnesinden uyurgezerliğe kadar uyku sorunlarını geniş bir yelpazede, hastalarından örneklerle bize sunuyor.

Sinirbilimci Guy Leschziner, Beynin Gece Hayatı’nda narkolepsiden gece terörüne, uyku apnesinden uyurgezerliğe uyku sorunlarına dair pek çok ilginç vaka sunuyor. Bilimsel verilere dayanan kitap, sıradan okurun anlayabileceği şekilde yazılmış. “Çok uyumak kaçmaktır, uyuyamamaksa yakalanmak.” Sigmund Freud Uykunun sağlığımız için önemli olduğunu biliyoruz ama neden uyumak zorundayız sorusuna bir cevap bulmak zor, sorgulanmaya ihtiyacı olmayan bir

okumak için tıklayınız

Sandy Hotchkiss, ‘Narsisistik Bir Dünyada Hayatta Kalma Rehberi’nde narsisist kişilik bozukluğu yaşayan kişileri anlamak ve onlarla başa çıkmak için ipuçları sunuyor ve öneriler geliştiriyor.

Narsisistlerin karakteristik düşünme ile davranış biçimlerini anlamak, onların verebileceği hasarlardan korunmak ve narsisizmi kontrol altına almak için değişik yol ve yöntemler üzerine büyük bir literatür bulunmaktadır. Narsisist kişilik bozukluğuna sahip kişilerle iş ilişkileri veya yakın ilişkilerde bulunan insanlar, bu kişilerin davranışlarındaki olağanüstü tutarsızlık karşısında şaşkına döner ve kafaları karışır. Sandy Hotchkiss, ‘Narsisistik Bir Dünyada Hayatta

okumak için tıklayınız

CARL GUSTAV JUNG: “Artık elinde mitolojinin anahtarı var. Ruhun tüm bilinçdışı kapılarını açmakta özgürsün,” diye düşündüm. Ama sonra içimden bir ses, “Bütün kapıları neden açasın ki?” diye fısıldadı ve …

Bilinçdışını irdelemeFreud’la yollarımız ayrıldıktan sonra bir kararsızlık dönemine girdim. Bu duruma uyumsuzluk demek abartılı olmaz sanırım. Dayanacak bir şey bulamadığım için sanki havada asılı kalmıştım. En önemlisi de, hastalarıma yeni bir tutumla yaklaşmam gerektiğine inanmamdı. Onlara herhangi bir kuramla baskı yapmak yerine, bir süre durup onlardan geleceklere kulak kabartmaya karar verdim. Amacım, işi şansa bırakmaktı.

okumak için tıklayınız

CARL GUSTAV JUNG’un Sigmund Freud hakkında düşünceleri

Sigmund FreudPsikiyatrist olmayı seçmekle zihinsel gelişme maceram başlamış oldu. Tüm saflığımla akıl hastalarını dıştan izlemeye başladım ve çarpıcı ruhsal süreçlerle karşılaştım. Bu vakaları içeriğini hiç anlamadan not ediyor ve sınıflandırıyordum. Zaten bu vakalar “patolojik” diye değerlendiriliyor ve iş orada bitiyordu. Zamanla daha iyi anladığım, paranoya, manik depresif delilik ve psikojenik rahatsızlık vakalarına yöneldim. Psikiyatri kariyerimin

okumak için tıklayınız

ALFRED ADLER: Dostoyevski, bir ara her şeye baş kaldıran bir ara her şeye baş eğen bir kimseydi. Uçurumların ta kıyısına geliyor ve korkuyla geri çekiliyordu.

Dimitri Karamazof’un, Sibirya’da maden ocaklarında umduğu şey, öncesiz — sonrasız uyumun (ahengin) türküsünü çağırmaktır. Suçlu ama mâsum babaKatili dine döner ve herşeyi — bağışlayan uyum içinde kurtuluşunu bulur- Bir elyazısındaki her kıvrılışı yorumlayabilen, düşüncelerini hiç zorluk çekmeden dile getirebilen ve başkalarının aklından geçenleri o saat kavrayan Prens Mişkin, tatlı tatlı gülümseyerek şöyle der: «On beş

okumak için tıklayınız

ALFRED ADLER: “Aşağılık duygusu, insanları durumlarını iyileştirmeye yönelten bir nedendir.”

Aşağılık ve Üstünlük Kompleksi Bireysel psikolojinin bulgulamalarından biri olan “aşağılık kompleksi”, öyle görülüyor ki bütün dünyada bilinir duruma gelmiştir. Pek çok ekolden psikologların benimsedikleri bu deyimden, muayenehanelerinde hastalarını tedavi ederken yararlandıklarını görmekteyiz. Ne var ki bu deyimi (her zaman) doğru dürüst anladıklarından ya da kullandıklarından hiç de emin değilim. Örneğin, kendisinde aşağılık kompleksi bulunduğunu hastaya

okumak için tıklayınız

ALFRED ADLER: “Hiç kimse kendi yaşam amacını eksiksiz tamamlayacak şekilde tüm ayrıntılarıyla bilemez.”

AŞAĞILIK VE ÜSTÜNLÜK KOMPLEKSİ Hiç kimse kendi yaşam amacını eksiksiz tamamlayacak şekilde tüm ayrıntılarıyla bilemez. Mesleğiyle ilgili amaçları konusunda böyle bilginin sahibi olabilir belki; ama bu, üstünlük amacına yönelik çabalarının ancak küçük bir bölümünü oluşturur. Amaca erişilse bile, ona varmaya yönelik çalışmalarda izlenen binbir yol vardır. Diyelim bir kimse hekim olmak istemektedir, hekim olmak pek

okumak için tıklayınız

ERICH FROMM: Kendilerini Kurtarıcı Sayanların Umudu

İnanç, umut ve bu dünyasal diriliş, klasik anlatımlarını, peygamberlerin mesihçi öngörülerinde bulmuşlardır. Onlar, Yunan tragedyasındaki koro ya da bir Kassandra gibi geleceği önceden haber vermezler; şimdiki zamanda varolan gerçekliği kamuoyunun ve yetkililerin gözbağı olmaksızın görürler. Peygamber olmak isteğinde değillerdir, ama hangi olasılıkları gördüklerini söylemek ve insanlara seçenekleri göstermek, onları uyarmak için kendi bilinçlerinin — “bilgili

okumak için tıklayınız

ERICH FROMM: Direnme gücü, dünya “evet” sözcüğünü duymak istediğinde “hayır” diyebilme yetişidir.

Direnme Gücü Yaşamın yapısında umut ve inanca bağlı olan ve onların bir halkasını oluşturan bir öge daha vardır: cesaret, ya da Spinoza’nın adlandırmasıyla, direnme gücü. Belki de direnme gücü belirgin, daha açık bir anlatım, çünkü günümüzde cesaret daha çok yaşama yürekliliğini değil de ölme yürekliliğini göstermede kullanılıyor. Direnme gücü, umut ve inanç’ı, boş iyimserliğe ya

okumak için tıklayınız

ERICH FROMM: Umut, inanç’a eşlik eden ruh halidir.

İnanç Umut yok olduğunda, yaşam olgusal ya da gizil (potansiyel) olarak sona ermiştir. Umut, yaşamın doğasında, insan ruhunun dinamiğinde varolan bir öğedir. Yaşamın doğasını oluşturan bir başka öğeye çok yakından bağlıdır. Bu öge, inanç’dır. İnanç, zayıf bir inanma ya da bilgi biçimi değildir; şuna ya da buna iman etmek değildir. İnanç, henüz kanıtlanmamış şeyin doğru

okumak için tıklayınız

ERICH FROMM: Umut Ne Değildir? Umut etmek nedir? Umudun Paradoksu ve Doğası

Umut Ne Değildir? Umut, daha büyük bir canlılık, daha büyük bir duyarlılık ve akılcılık sağlamak yönünde gerçekleştirilmek istenen her toplumsal değişimin, belirleyici öğesidir. Ne var ki, umudun doğası çoğu kez yanlış anlaşılmış ve umutla hiçbir ilişkisi olmayan, hatta umudun tam karşıtı olan yaklaşımlarla karıştırılmıştır. Umut etmek nedir? Çoğu kişinin sandığı gibi, dileklere ve isteklere sahip

okumak için tıklayınız

Masallardaki Ruh – Carl Gustav Jung

Okuyucuma günümüz düşleriyle ilgili daha fazla örnek sunmak isterdim. Ama korkarım, düşlerin bireyselliği daha ayrıntılı tasvir edilmeyi, elimizdeki kısıtlı yerden de daha fazlasını gerektiriyor. Bu nedenle biz, bireysel vakaların karmaşıklığıyla yüz yüze gelmeyeceğimiz ve ruh motifinin çeşitlemelerini, az çok benzersiz bireysel koşulları dikkate almadan inceleyebileceğimiz halkbilime dönelim yine. Ruh, düşlerde olduğu gibi mit ve masallarda

okumak için tıklayınız

Ruhun Düşlerde Kendini Göstermesi – Carl Gustav Jung

Ruhun psişik tezahürleri onun arketipik bir doğası olduğunu gösterir, yani ruh denen fenomen, insan psike’sinin bilinçöncesi yapısında evrensel olarak var olan özerk bir ilkimgeye dayanır. Benzer tüm konularda olduğu gibi, bu sorunla da hastalarımın düşlerini incelerken karşılaştım. İlk önce dikkatimi çeken şey, belirli bir baba kompleksinin “ruhsal” bir karakterde olmasıydı, yani babanın imgesiyle ilgili ifadeler,

okumak için tıklayınız

Carl Gustav Jung: OLUMLU – OLUMSUZ ANNE KOMPLEKSİ

Anne kompleksi denen kompleksin temelini anne arketipi oluşturur. Bu kompleksin annenin nedensel bir etken olarak açıktan açığa katılımı olmadan da oluşup oluşmadığı sorusu henüz yanıtlanabilmiş değildir. Deneyimlerim bana, özellikle de çocuk nevrozlarında ya da etiolojik olarak erken çocukluk evresine dek uzanan nevrozlarda, rahatsızlığın oluşumunda annenin daima aktif bir rol oynadığını gösterdi. Fakat her halükârda çocuğun

okumak için tıklayınız

Freud’un ve Jung’un Din Hakkında Karşılaştırmalı Görüşleri

II. FREUD ile JUNG Freud en derin ve göz alıcı kitaplarından biri olan The Future of an Illusion’da din ve psikanaliz sorununu ele alır. Mitsel ve dinsel düşüncelerin derin sezgilerin ifadesi olduğu sonucuna varan ilk psikanalist olan Jung da Psychology and Religion (Psikoloji ve Din) başlığıyla yayımlanan 1937 Terry Konferansları’nda aynı konuya değinir. Her iki

okumak için tıklayınız

Michael Foley: Bir sisteme teslimiyet son derece çekicidir ve bağımsızlık olasılığı gayet ürkütücü olabilir. Üstelik inananların daha mutlu olduklarına dair kanıtlar da mevcut. Öyleyse neden inanılmasın? Saçmalığını bilerek inanmak bile mümkün.

Arayış ve Kutsal Kâse The Times manşetten duyuruyordu: “BİLİM NİHAYET MAVİNİN ERKEKLER İÇİN OLDUĞUNU VE KIZLARIN PEMBEYİ YEĞLEDİĞİNİ KEŞFETTİ.”[107] Haberde bu cinsiyet farklılığın gerçekten var olduğunu gösteren bir araştırmadan bahsediliyordu. Neden peki? Günümüzün teorisini, insan davranışlarını Pleistosen devrinde evrimleşen yaşamdan kalma mekanizmalar olarak açıklayan evrimci psikolojiyi sahneye alıyoruz: “Kızlar pembeyi yeğliyordu çünkü üzümsü meyveleri (üzüm,

okumak için tıklayınız

Michael Foley: Reklam, idi geleneksel yolla, etkileyerek, pohpohlayarak ve uyararak tavlamaktadır.

Reklam ve İd Rüzgârın hiç dövmediği, yağmurun hiç kamçılamadığı, saatlerden, kapalı kapılardan, dilencilerden, çöplerden, duvar yazılarından, atıklardan, haşarattan ve karanlık arka sokaklardan yoksun, iklimi her daim ılıman, ışığı her daim parlak, geniş gezinti yollarının kesiştiği noktalarda çeşmelerin şırıltılarına flüt seslerinin karıştığı bir periler diyarı: Her yanı parıltılı alışveriş merkezinin vitrinlerinde, giysiler, ayakkabılar, çamaşırlar, kremler, losyonlar,

okumak için tıklayınız

Michael Foley: Kendinde Hak Görme Haklılığı ve Potansiyelin Cazibesi

Benlik üzerine fazla düşünmenin sınırlılığı, benliği yalıtılmış ve sabit, kişisel tarihten ve toplumsal şartlardan bağımsız bir varlık olarak görmekte yatar. Ama böyle bir benlik elbette mevcut değildir. Kültürel şartlandırmanın önemini ilk tanıyan Marx’tı: “İnsanların toplumsal varlıklarını belirleyen bilinçleri değildir. Tam tersine, bilinçlerini belirleyen, toplumsal varlıklarıdır.”[45] Freud, İd ve Ego’ya, İd gibi bilincin altında iş gören

okumak için tıklayınız

LACAN KRONOLOJİSİ – YAŞAMI, YAPITLARI ve FELSEFESİ

1901 JacquesMarie Emile Lacan, 13 Nisan’da Alfred Lacan (1873–1960) ve Emilie Baudry’nin ilk çocuğu olarak Beaumarchais Bulvarı 95 numarada Paris’te doğar. Babası bir yüzyıldan beri sirke üretimi ve ticareti yapan bir ailedendir. Sonraları sirkeye hardal, brendi, rom, cafe ve baharat ürünleri eklenmiştir. 1902 25 Aralık’ta kızkardeşi Madeleine doğar. Paris’te Stanislas 1903 Koleji adlı din ağırlıklı

okumak için tıklayınız