Kategori: Psikoloji

Saçmalığın Mutluluğu – Michael Foley

20. yüzyılın huzur kaçırıcı birçok keşfinden biri, yaşamın özünde saçma oluşuydu. Fikri ilk ortaya atan Kafka’ydı. Kafka’nın arayış öykülerinde kahraman sürekli hüsrana uğrar; Şato’ya veya Baro’ya bir türlü giremez ama aynı ölçüde arayıştan da vazgeçemez. Bir başka deyişle anlam arayışında anlam asla bulunamayacaktır ama buna rağmen arayışa devam edilmelidir. Kafka edebiyatta bu temayı işlemeye devam

okumak için tıklayınız

VİKTOR E. FRANKL: Yaşamın anlamı insandan insana, günden güne, saatten saate farklılık gösterir. Bu nedenle önemli olan, genelde yaşamın anlamı değil, daha çok belli bir anda bir insanın yaşamının özel anlamıdır.

YAŞAMIN ANLAMI Bir doktorun bu soruya genel terimlerle cevap verebileceğinden kuşkuluyum. Çünkü yaşamın anlamı insandan insana, günden güne, saatten saate farklılık gösterir. Bu nedenle önemli olan, genelde yaşamın anlamı değil, daha çok belli bir anda bir insanın yaşamının özel anlamıdır. Sorunu genel terimlerle ortaya koymak, bir satranç şampiyonuna sorulan soruyla kıyaslanabilir: “Söyleyin Ustam, dünyadaki en

okumak için tıklayınız

VİKTOR E. FRANKL: Varoluşsal boşluk temel olarak kendini can sıkıntısı durumunda dışavurur. İnsanlığın, bunaltı ve can sıkıntısından oluşan iki uç arasında sonsuza kadar mekik dokumaya mahkûm olduğunu söyleyen Schopenhauer’i anlayabiliriz.

VAROLUŞSAL BOŞLUK Varoluşsal boşluk, yirminci yüzyılın yaygın bir olgusudur. Bu anlaşılır bir şeydir; bunun nedeni, gerçek bir insan olduktan sonra insanın yaşadığı iki yönlü bir kayıp olabilir. Tarihin şafağında insan, bir hayvanın davranışlarını belirleyen ve güvence altına alan bazı hayvanca içgüdülerini kaybetmiştir. Cennet gibi, bu güvenlik de insana sonsuza kadar kapanmıştır; insan seçim yapmak zorundadır.

okumak için tıklayınız

VİKTOR E. FRANKL: Varoluşsal engellenme de nevroza yol açabilir.

VAROLUŞSAL ENGELLENME İnsanın anlam istemi (will to meaning) de engellenebilir, bu durumda logoterapi “varoluşsal engellenme”den söz eder. “Varoluşsal” terimi üç şekilde kullanılabilir: 1. Kendisini, yani özellikle insan olma durumunu anlatmak için; 2. Varoluşun anlamı için ve 3. Kişisel varoluşta somut bir anlam bulmaya yönelik arayış, yani anlam istemi anlamında. Varoluşsal engellenme de nevroza yol açabilir.

okumak için tıklayınız

VİKTOR E. FRANKL: İnsanın anlam arayışı, içgüdüsel itkilerin “ikincil bir ussallaştırması” değil, yaşamındaki temel bir güdüdür.

ANLAM ÎSTEMİ İnsanın anlam arayışı, içgüdüsel itkilerin “ikincil bir ussallaştırması” değil, yaşamındaki temel bir güdüdür. Bu anlam, sadece kişinin kendisi tarafından bulunabilir oluşuyla ve böyle olması gereğiyle, eşsiz ve özel bir yapıdadır; ancak o zaman bu, kişinin kendi anlam istemini doyuran bir önem kazanabilmekledir. Bazı otoritelere göre anlamlar ve değerler, “savunma mekanizmalarından, tepki oluşumlarından ve

okumak için tıklayınız

FREUD: Uygarlık, bireye belirli bir miktar yoksunluğu zorla kabul ettirir ve diğer insanlar, bireyin uygarlığının ahlaki kurallarına rağmen ya da uygarlığın kusurları nedeniyle bireye belirli bir ölçüde acı verirler.

– III – Dinsel düşüncelerin kendine özgü değeri nerede yatmaktadır? Uygarlığın uyguladığı baskı ve talep ettiği içgüdüsel feragatlerin neden olduğu uygarlık düşmanlığından söz etmiştik. Uygarlığın yasaklamalarının kaldırıldığını -yani, insanın hoşuna giden herhangi bir kadım cinsel nesne olarak alabildiğini, bu kadının aşkı uğruna rakiplerini veya karşısına çıkan bir başka kişiyi duraksamadan öldürebildiğini ve hatta diğer insanların

okumak için tıklayınız

FREUD: “Ezilen sınıfların, yöneten ve onları sömüren sınıfla özdeşleşmesi daha büyük bir bütünün yalnızca bir parçasıdır. Çünkü, öte yanda, ezilen sınıflar efendilerine duygusal olarak da bağlanabilirler. Düşmanlıklarına rağmen onlarda kendi ideallerini görebilirler.”

– II – Farkında olmadan ekonomik alandan psikoloji alanına geçtik. Önceleri, uygarlığın değerli niteliklerini mevcut zenginlikte ve bu zenginliğin bölüşümünü düzenleyen kurallarda arama peşindeydik… Ama, her uygarlığın, işe zorlama ve içgüdülerden feragat temelinde yükseldiğini ve dolayısıyla kaçınılmaz olarak bu taleplerden etkilenenlerin muhalefetini doğurduğunu gördükten sonra uygarlığın temel olarak ve yalnızca zenginliğin kendisinden, bunu temin etme

okumak için tıklayınız

FREUD: Şimdiki durumun, gelecek hakkında bir yargıda bulunmamıza yarayacak gözlem noktalan sağlayabilmesi için, insanların şimdiki durumla aralarına bir mesafe koymaları gerekir.

– I – Kişi belirli bir uygarlıkta uzunca bir süre yaşayıp sık sık bu uygarlığın kökenlerini ve nasıl bir yol izleyerek geliştiğini keşfetmeye çalıştığında, bazen karşı yöne de bir bakarak bu uygarlığın akıbetini ve hangi dönüşlere uğramaya mukadder olduğunu sorma gereksinimini duyar. Ama, böyle bir soruşturmanın değerinin daha başından birkaç unsur tarafından azaltıldığı çok geçmeden

okumak için tıklayınız

Sigmund Freud: Saldırganlık, mülkiyet ile yaratılmamıştır; mülkiyetin henüz son derece kıt olduğu tarihöncesi devirlerde saldırganlık neredeyse sınırsız olarak hüküm sürmekteydi.

V Psikanalitik çalışma, nevrotik denen kişilerin, cinsel yaşamın tam da bu engellenmelerine katlanamadıklannı bize göstermiştir. Bu kişiler, belirtileri ile kendilerine yan tatminler bulurlar. Ancak bunlar da ya kendi başlarına acılara yol açar, ya da kişinin çevre ve toplum ile ilişkilerinde güçlüklere neden olarak acı kaynağı haline gelir. Bu son olgu kolayca anlaşılabilir, ancak diğeri karşımıza

okumak için tıklayınız

Freud’da Toplum, Kültür, Din Felsefesi – Ali Babaoğlu

Başlangıcından itibaren psikanalitik kuram din, sosyoloji, uygarlık tarihi ve güzel sanatlar alanlarına da yayılıp yansımaya başlamıştır. Bu yansımalar belki psikanalizin yüzyılımız eğilim ve düşünceleri üzerine yaptığı en önemli etkidir. Asıl amacı olan psikiyatri ve tıp alanındaki etkisinin görece zayıfladığı sırada doruğa çıkmış görünen bir etki. Bugün özellikle uygulamalı sosyoloji denilebilecek olan politika, ekonomi ve eğitim

okumak için tıklayınız

Freud: “Uygarlık ile sevgi arasındaki çatlak kaçınılmaz gibidir.”

IV Görev o denli büyük görünüyor ki, insan ürktüğünü itiraf edebilir. Yine de bulup çıkardığım birkaç şey var: îlk insan dünya üzerindeki kaderini iyileştirmenin -sözcüğün tam anlamıyla- kendi elinde olduğunu keşfettikten sonra, başka bir insanın kendisi ile birlikte mi yoksa kendisine karşı mı çalışacağını önemsemezlik edemezdi. Öteki insan, birlikte yaşamanın yararlı olduğu bir iş arkadaşı

okumak için tıklayınız

Sen Benim Kim Olduğumu Biliyor musun? / Kibrin Tarihi – Ari Turunen

Hemen her dinde günah olarak değerlendirilen; farklı kültürlerde mitlere konu olan; toplumsal yaşamda öteden beri kınanan; binlerce oyuna, romana, filme malzeme olan kibir insanlık tarihi kadar eski bir olgu. Ari Turunen, kibrin kültürel tarihini eğlenceli ve renkli biçimde, tarihten onlarca örnekle yazıyor. İmparatorlukların ve insanlığın başına gelen yıkımlarda, felaketlerde kibrin, kendini beğenmişliğin, başkalarını hor görmenin,

okumak için tıklayınız

Çalınan Dikkat / Neden Odaklanamıyoruz? Johann Hari

Gazeteci-yazar Johann Hari, son yıllarda bir şeylere odaklanmakta ne kadar zorlandığını fark ettiğinde suçu önce kendisinde aramış. Ama sonra aslında çoğu insanın aynı sorundan muzdarip olduğunu görmüş. Böylece meseleyi araştırmaya, uzmanlarla görüşmeye başladığında çok daha derin ve kapsamlı nedenlerin söz konusu olduğunu keşfetmiş. Çalınan Dikkat’te Hari bu nedenleri detaylarıyla ele almanın yanı sıra, dikkatimizi geri

okumak için tıklayınız

Anlam İstenci – Victor E. Frankl

İnsanın Anlam Arayışı kitabının yazarı, Nazi toplama kamplarından sağ çıkabilen ender insanlardan olan Viktor E. Frankl bu kitabında da anlamın peşinde… Okuru kendisiyle birlikte anlamın anlamı üzerine düşünmeye çağırıyor. Frankl’a göre mutluluk veya haz peşinde koşmak değil, bir anlama sahip olup onu gerçekleştirmeye çalışmaktır insani varoluşun ayırt edici özelliği. Ve varoluşsal boşluk çağı dediği günümüzde,

okumak için tıklayınız

Duyulmayan Anlam Çığlığı – Victor E. Frankl

Bu kitapta, logoterapinin öncüsü Viktor E. Frankl, kitle nevrozu boyutuna ulaşan varoluşsal boşluğun altını çiziyor. İnsanın anlam arayışı; terapide bulunması gereken ve terapinin amacını oluşturması göz ardı edilemeyecek bir durumdur. Yazar bu görüşünü örnekler vererek desteklemektedir. Örneğin; Amerika’da intihar girişiminde bulunmuş üniversite öğrencileriyle yapılan ankette, katılanların çoğu girişim nedenlerini ‘yaşamın anlamsızlığına’ bağlamaktadırlar. Üstelik sosyal açıdan

okumak için tıklayınız

Hayatın Anlamı ve Psikoterapi – Viktor Emil Frankl

Hayatın anlamına sarsılmaz bir inançla sarılan bu kitapta Viktor E. Frankl, hayatın, dünyanın, varoluşun anlamını kavrayamaması sonucu insanın içine yuvarlandığı, intihara sürükleyebilen umutsuzluk ve çaresizliğe çözüm getirmeye çalışıyor. Frankl’a göre çözüm ya da terapi hayatın somut gerçekliği içinde anlamı bulmaktan geçiyor; acının, umutsuzluğun, hastalığın ve ölümün bu anlam inşasındaki işlevini ve yerini inkâr etmekten kaçınmamız

okumak için tıklayınız

İnsanın Anlam Arayışı – Victor E. Frankl

İnsanın en derin arzusu nedir? Acıyı aşmak ve varoluşun çetin koşullarında anlam aramak mümkün müdür? Yaşamın bizden ne beklediğini keşfettikten sonra bunu umutsuz insanlarla paylaşmak mücadeleyi güçlendirir mi? Peki insanı insan yapan nedir? Yirminci yüzyılın önde gelen psikiyatrlarından Viktor E. Frankl, 30’un üzerinde yabancı dile çevrilen ve bütün dünyada 12 milyondan fazla satan İnsanın Anlam

okumak için tıklayınız

Mutluluğu ölçebilir miyiz? Aykırı düşünceler

Şimdiye kadar mutluluğu büyük ölçüde sağlık, gıda ve zenginlik gibi fiziksel koşulların bir ürünü gibi düşünerek ele aldık: İnsanlar daha zengin ve daha sağlıklıysa daha mutlu olmalıdırlar. Fakat gerçek bu kadar basit mi? Filozoflar, rahipler ve şairler binlerce yıldır mutluluğun ne olduğuna ilişkin düşündüler ve çoğu, en az fiziksel koşullar kadar toplumsal, ahlaki ve ruhani

okumak için tıklayınız

Çocuk ve Ergen Eğitiminde Anne Baba Tutumları – Prof. Dr. Haluk Yavuzer

YAYGIN ANNE BABA TUTUMLARI 1. Anne Baba Eğitiminin Önemi Doğumdan itibaren çocuk, etrafını saran fiziksel ve sosyal çevreyle uyum savaşı verirken, bu çabasında en büyük desteği anne ve babasından alır. Kendini ifade edebilmeyi, kendi kendini yöneten (otonom) bir birey olabilmeyi ailesinden öğrenir. Özellikle anne-baba, çocuğun kişiliğinin oluşumunda temel rolü olan özdeşim modelleridir. Çocuk bu özdeşim

okumak için tıklayınız

Dürtü denetimi ne demektir? Dürtü denetimi bozuklukları nelerdir? Tedavileri için neler yapılabilir?

İnsanlarda hareketleri denetleyen, hareketlere egemen olan güdüler ve dürtüler vardır. Normalde dürtülerimizi, eğitimle edinilmiş yetilerimizle denetim altında tutarız. Toplumsallık özelliklerimiz buna amirdir. Böylelikle toplumumuza, çevremize uyum sağlarız. Bu sırada içimizdeki güdüleri ve dürtüleri denetim altında tutarız. Öfkelerimizi, dileklerimizi başıboş ve olabildiğine serbest bırakamayız. Çevremize, yakın ve uzak toplumumuza göre bunları sıkı bir şekilde denetleriz. Ancak

okumak için tıklayınız