Kategori: Psikoterapi

ABA Terapisinin Özerklik Eleştirisi ve Foucault’nun Biyopolitika Çerçevesi

Uygulamalı Davranış Analizi (ABA) terapisi, otistik bireylerin davranışlarını düzenlemeyi amaçlayan bir yöntem olarak uzun süredir tartışma konusu olmuştur. Özellikle özerklik ihlali eleştirileri, bu yöntemin etik boyutlarını sorgulamaya yöneltmiştir. Michel Foucault’nun biyopolitika kavramı, bu eleştirileri anlamak için güçlü bir kuramsal çerçeve sunar; bireylerin bedenleri ve davranışları üzerindeki denetim mekanizmalarını tarihsel ve toplumsal bağlamda inceler. Bu metin,

okumak için tıklayınız

Danışanların Terapi Sürecinde Duygu İfadesinde Gözetmesi Gereken Sınırlar ve Kaçınılması Gereken İfadeler

Terapi Sürecinde Duygu İfadesinin Önemi Terapi, bireylerin duygusal deneyimlerini anlamlandırma ve ifade etme sürecinde güvenli bir alan sunar. Duyguların sağlıklı bir şekilde paylaşılması, terapötik ilişkinin temel taşlarından biridir ve bireyin kendini keşfetmesine olanak tanır. Ancak bu süreçte, danışanların duygularını ifade ederken belirli sınırları gözetmesi, hem kendi psikolojik sağlıklarını hem de terapist-danışan ilişkisini korumak açısından kritik

okumak için tıklayınız

Otizm Spektrumunda Duygusal Zorluklar: Aleksitimi Sandığımızdan Daha Yaygın mı?

Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), sosyal iletişim ve etkileşimde güçlükler ile kısıtlı veya tekrarlayıcı davranış ve ilgi alanlarıyla karakterize edilen nörogelişimsel bir durumdur. Ancak, otizmli bireylerde sıklıkla görülen duygusal işlemleme zorluklarının, sanıldığı gibi otizmin temel bir özelliği mi, yoksa aleksitimi adı verilen başka bir durumla mı ilgili olduğu son dönemde bilim dünyasında büyük ilgi uyandırıyor. Peki, aleksitimi nedir

okumak için tıklayınız

“Neler Hissettiğini Bilmek İsterdim”: Otistik Bireylerin ve Bakım Verenlerin Duygu Dünyasına Bir Bakış

Otistik bireylerle çalışan uzmanlar ve çoğunlukla ebeveynleri insan ilişkilerinin en derin ve çoğu zaman en zorlu arayışlarından birine işaret eden bu cümleyi sıklıkla dile getirirler : “Çocuğumun neler hissettiğini bilmek isterdim.” Bu ifade, özellikle otizm spektrumundaki bireylerle olan etkileşimlerimizde sıkça karşımıza çıkan, anlaşılma ve bağlantı kurma özleminin ta kendisidir. Bu dilek, sadece bir merak değil,

okumak için tıklayınız

Çocukluktan Yetişkinliğe Otistik İfade Biçimleri Değişiyor Mu ?: Yoğun Hareketten Mahremiyetin Şeffaflığına

Otizm spektrumundaki bireylerin çocukluktan yetişkinliğe uzanan yaşam yolculuklarında karşılaştığımız, dışarıdan bakıldığında birbirinden çok farklı görünen ancak kökeninde benzer nörolojik farklılıklar yatan davranış biçimlerini ele almak istiyorum: Çocukluk çağında görülen ileri hareketlilik ve çığlıklar ile yetişkinlik döneminde kişisel mahremiyet konularını pat diye toplum içinde dile getirme eğilimi. Bu davranışlar, otistik bireylerin dünyayı nasıl algıladıklarına, duyguları nasıl

okumak için tıklayınız

Suçluları Cezalandırmak mı, Suça Yol Açan Koşulları Değiştirmek mi? Değişmeyen Sorular

Toplum olarak suçla nasıl başa çıkmalıyız? Bu, yüzyıllardır insanlığın zihnini meşgul eden, kolay cevabı olmayan bir soru. Bir yanda suçluların cezalandırılması ve adaletin tecellisi arayışı varken, diğer yanda suçun kökenindeki koşulların anlaşılması ve değiştirilmesi gerekliliği yatıyor. Bu iki yaklaşım, çoğu zaman birbiriyle çelişiyor gibi görünse de, aslında birbirini tamamlayıcı bir diyalog içinde ele alınmalıdır. Cezalandırma: Adalet, Caydırıcılık ve Güvenlik

okumak için tıklayınız

Sömürü ve Tahakküm Neden Hala Var? İnsan Doğası, Sistemler ve İdeolojiler Üzerine Bir Sorgulama

“Gelişmiş” toplumlar inşa etme iddiamıza rağmen, başkalarını sömürmek ve onlara hükmetmek gibi davranışlar neden hala tüm dünyada, hayatımızın her alanında varlığını sürdürüyor? Bu soru, insanlık tarihi kadar eski, ancak modern dünyada bile cevabı muğlaklığını koruyor. Bu karmaşık olgunun kökenlerine inmek için psikoloji, sosyoloji ve ekonomi gibi farklı disiplinlerin bakış açılarını birleştirmemiz gerekiyor. 1. İnsan Doğasının Karanlık Yüzü

okumak için tıklayınız

Batı Hayranlığının Psikodinamiği Mi ? : Türkiye Üzerine Psikanalitik Bir Bakış

Türkiye gibi Doğu ve Batı medeniyetlerinin kesişim noktasında yer alan toplumlarda, Batı’ya yönelik algı karmaşık bir yelpazede seyreder: yer yer hayranlık, yer yer eleştiri, yer yer de tam bir karşıtlık… Ancak Batı hayranlığı, özellikle Tanzimat’tan bu yana modernleşme ve çağdaşlaşma çabalarının önemli bir dinamikini oluşturmuştur. Peki, bu hayranlığın psikodinamik kökenleri neler olabilir? Freud’un “İd” ve “Ego” kavramları, “bastırma”

okumak için tıklayınız

Yeni, Mutlu Hayatımız mı? Kalkınma İdeolojisine Eleştirel Bir Bakış – Charles Eisenstein

Charles Eisenstein’ın “Yeni, Mutlu Hayatımız Mı? Kalkınma İdeolojisi” başlıklı makalesi, Batı’nın ilerleme, kalkınma ve mutluluk anlatısına keskin bir eleştiri getiriyor. Yazar, George Orwell’in distopyası “1984”teki manipülatif istatistiklerle başlayarak, günümüzdeki “her şeyin daha iyiye gittiği” yönündeki iyimser istatistiklerin arkasında yatan gizli önyargıları ve atlanan dehşetleri gözler önüne seriyor. Eisenstein, sayıların her zaman gerçeği yansıtmadığını ve ölçülemeyen

okumak için tıklayınız

“Bilinçdışı” Nedir ve Beyinde Nerede Konumlanmıştır? Mark Solms’tan Çığır Açan Bir Nöropsikanalitik Bakış

Psikanaliz ve nörobilim arasındaki köprüyü kuran en önemli isimlerden biri olan Mark Solms‘un “What is ‘the unconscious,’ and where is it located in the brain?” başlıklı makalesi üzerine kritik bir blog yazısı paylaşmak istiyorum. Bu makale, Freud’un teorilerine meydan okurken, aynı zamanda onları modern bilimsel kanıtlarla güçlendiriyor ve insan zihnine dair anlayışımızı temelden sarsıyor. Freud’un Büyük Yanılgısı ve

okumak için tıklayınız

İd Bilinçli” İse, Terapide Neyi Değiştirmeliyiz? Duygusal Kökenli Bilince Yeni Bir Bakış!

Psikanaliz ve Nörobilim Buluşunca, Terapi Nasıl Evriliyor? 💡 Ruhsal İyileşmede Yeni Ufuklar. Bu Perspektifte Terapi Nerede Duruyor? Solms ve Panksepp’in makalesi, bilincin ve duyguların nörobiyolojik kökenlerine dair sunduğu bu yeni perspektifle, terapinin rolünü ve hedeflerini yeniden düşünmemizi sağlıyor. Terapi artık sadece bilişsel içgörüye veya davranışsal değişime odaklanan bir süreç olmaktan çıkıp, duygusal deneyimin derin ve ilkel katmanlarına inen, çok

okumak için tıklayınız

Duyguların Beyinle İlişkisine Dair Son Dönem Bilgilerimiz Ne Diyor ?

Mark Solms ve Jaak Panksepp’in makalesi, duyguların beyinle ilişkisi konusunda çığır açan bir perspektif sunuyor ve geleneksel sinirbilim ve psikoloji anlayışını sorguluyor. İşte makalenin bu konudaki temel vurguları: 1. Duygular, Bilincin Kortikal Kökenli Olmadığının Kanıtıdır 2. Duygular, Bilinçli Algı ve Düşüncenin Temel Enerjisini Sağlar 3. Duygusal Durumlar ve Bilinç Düzeyleri Arasındaki İlişki 4. Duyguların “İçsel

okumak için tıklayınız

Psikanalizin Nörobilimle Kesişiminden Ne Öğrenebiliriz ?

Solms ve Panksepp Makalesinin Temel Savları Mark Solms ve Jaak Panksepp’in makalesi, Freudcu psikanalitik teoriyi modern nörobilimsel bulgularla harmanlayarak, bilincin ve zihinsel süreçlerin işleyişine dair çığır açan savlar ortaya koymaktadır. İşte bu makalenin en önemli temel savları: 1. Bilincin Kökeni Kortekste Değil, Beyin Sapındadır (İd Bilinçlidir) 2. Ego’nun Rolü: Bilinci İşleme ve Stabilize Etme 3.

okumak için tıklayınız

Psikanaliz Açısından Solms ve Panksepp Makalesinin Önemi: Bilinçdışının Nörobiyolojik Bir Temeli Var Mı ?

Mark Solms ve Jaak Panksepp’in “Id, Ego’nun Kabul Ettiğinden Daha Fazlasını Bilir” başlıklı makalesi, psikanaliz için devrim niteliğinde bir köprü görevi görüyor. Yüzyılı aşkın süredir felsefi ve klinik gözlemlere dayalı bir disiplin olan psikanalizi, modern nörobilimin somut kanıtlarıyla buluşturarak, Freud’un metapsikolojisine ampirik bir temel ve yeni bir boyut kazandırıyor. 1. Psikanalizin Bilimsel Temellerini Güçlendirmek Freud’un kendisi de kariyerine bir

okumak için tıklayınız

Sanat Terapisinin Kurumsal Bağlamda Kullanımı Üzerine Bir İnceleme

Sanat terapisi, bireylerin duygusal, zihinsel ve sosyal iyilik hallerini desteklemek amacıyla yaratıcı süreçleri kullanan bir tedavi yöntemidir. Ancak, psikiyatrik kurumlarda bu yöntemin bir “yatıştırma teknolojisi” olarak kullanılıp kullanılmadığı, derin bir tartışma konusu olmuştur. Bu metin, sanat terapisinin bu bağlamdaki rolünü, bireylerin özerkliğini destekleme potansiyeli ile kurumsal kontrol mekanizmaları arasındaki gerilimi incelemektedir. Çeşitli disiplinlerden yararlanarak, bu

okumak için tıklayınız

Uygulamalı Davranış Analizi (ABA) ile DIR/Floortime: Otizmde Karşılaştırmalı Bir Analiz

Otizm spektrum bozukluğu (OSB) olan bireylerin temel belirtilerini ele almada kullanılan iki önemli yaklaşım, Ivar Lovaas tarafından geliştirilen Uygulamalı Davranış Analizi (ABA) ve DIR/Floortime modelidir. Her iki yöntem, sosyal iletişim zorlukları, tekrarlayıcı davranışlar ve sınırlı ilgi alanları gibi otizm belirtilerine farklı yaklaşımlar sunar. Bu yazıda, iki yöntemin felsefeleri, uygulamaları ve etkileri karşılaştırılacaktır. Felsefe ve Yaklaşım

okumak için tıklayınız

Boşanma ve Evlilik Terapisinin Teknik Ayrışımları

Boşanma terapisi ile evlilik terapisi, çiftlerin ilişkisel dinamiklerini ele alan iki farklı terapi türüdür. Ancak, bu iki yaklaşım, amaçları, yöntemleri ve bağlamları açısından belirgin farklılıklar gösterir. Bu metin, her iki terapi türünün teknik ayrışımlarını çok katmanlı bir şekilde ele alarak, bu yaklaşımların bireyler, çiftler ve toplum üzerindeki etkilerini derinlemesine inceler. Aşağıdaki paragraflar, bu farkları çeşitli

okumak için tıklayınız

Kara Masalın Terapötik ve Kültürel Derinlikleri

Karanlık Hikâyelerin Kökeni ve İnsan Deneyimi Masallar, insanlığın kolektif bilincinde derin izler bırakan anlatılar olarak, tarih boyunca farklı kültürlerde ortaya çıkmıştır. “Kara Masal” (Bluebeard) gibi karanlık temalar içeren hikâyeler, genellikle korku, yasak ve bilinmeyenle yüzleşme gibi evrensel insan deneyimlerini ele alır. Bu tür anlatılar, bireylerin iç dünyasındaki çatışmaları dışa vurmak için bir araç olarak işlev

okumak için tıklayınız

Analitik Psikolojide İmgenin Dansı: Sembolik, Doğrudan ve Postmodern Bilinç

Analitik psikolojinin kurucusu Carl Jung için imgeler, insan psişesinin derinliklerine açılan kapılardır. Genellikle sembolik anlamlarıyla ele alınan bu imgeler, bilinçdışının mesajlarını bilince taşıyan aracılardır. Ancak Jung, imgelerin yalnızca sembolik yollarla değil, aynı zamanda doğrudan ve sembolik olmayan şekillerde de ortaya çıkabileceğinin farkındaydı. Bu durum, özellikle senkronistik vizyonlarda ve bazı rüya deneyimlerinde belirginleşir. İmgenin İki Yüzü:

okumak için tıklayınız

Modern ve Postmodern Bilinç: Gelişimsel Bir Yolculuk ve Terapötik Meydan Okumalar

Bilincin Batı kültüründeki tarihsel evriminde modern bilincin ötesine geçerek “postmodern bilinç” adı verilen yeni bir olgunun ortaya çıktığı görülüyor. Özellikle, bu yeni bilinç halinin psikopatolojiyle ilişkisini ve terapötik yaklaşımların nasıl değişmesi gerektiğini anlamamız gerekiyor. Modern Bilinç: Kurtuluş ve İç Çatışma Modern bilinç, Batı medeniyetinin büyük bir kültürel ve tarihsel başarısı olarak tanımlanır. Bu bilinç formu,

okumak için tıklayınız