Kategori: Sinema

3D Sinema ve Hayaletin Yeniden İnşası: Bi Gan’ın Long Day’s Journey Into Night Filminde Luo Hongwu Üzerinden Bir Okuma

Bi Gan’ın Long Day’s Journey Into Night filmi, sinema sanatının 3D teknolojisiyle kurduğu ilişkiyi, Jacques Derrida’nın “hayalet” kavramıyla kesiştirerek, modern sinemada zaman, bellek ve varoluşun sınırlarını sorgular. Film, Luo Hongwu’nun geçmişle hesaplaşmasını ve kayıp bir aşkı arayışını, 3D teknolojisinin sunduğu mekânsal derinlik ve gerçeklik yanılsamasıyla yeniden yapılandırır. Derrida’nın hayalet kavramı,

OKUMAK İÇİN TIKLA

Orman Ruhu’nun Öfkesi: Doğanın Tahakkümü, Medusa’nın Bakışı ve Ekofeminist Direniş

Doğanın İntikamı ve İnsanlığın Çatışması Princess Mononoke filminde Orman Ruhu’nun öfkesi, doğanın insan tahakkümüne karşı bir isyanı olarak belirir. Theodor Adorno’nun “doğanın tahakküm altına alınışı” tezi, insanın doğayı araçsallaştırarak onu bir sömürü nesnesine indirgediğini savunur. Orman Ruhu, hem yaşamın hem de yıkımın sembolü olarak, bu tahakkümün sınırlarını zorlar. Öfkesi, insanın

OKUMAK İÇİN TIKLA

Üçüncü Günün Patlaması: Bastırılmış Öfkenin Temsili

Chantal Akerman’ın Jeanne Dielman, 23 quai du Commerce, 1080 Bruxelles adlı filmi, günlük yaşamın sıradanlığı içinde gizlenen toplumsal ve bireysel gerilimleri inceler. Üçüncü günde Jeanne’in patlaması, feminist bir perspektiften, bastırılmış öfkenin dışavurumu olarak değerlendirilebilir. Bu an, yalnızca bireysel bir kırılma noktası değil, aynı zamanda cinsiyet rolleri, toplumsal baskılar ve bireyin

OKUMAK İÇİN TIKLA

Jeanne Dielman ve Görünmez Emeğin Sinematik İncelemesi

Chantal Akerman’ın Jeanne Dielman, 23 quai du Commerce, 1080 Bruxelles (1975) filmi, ev içi emeğin, toplumsal cinsiyet rollerinin ve gündelik rutinlerin sinematik bir sorgulamasıdır. Film, minimalist bir yaklaşımla, bir kadının üç gün boyunca ev işleri ve seks işçiliği arasındaki döngüsünü izler. Bu çalışma, Jeanne’in rutinlerini mercek altına alarak, ev içi

OKUMAK İÇİN TIKLA

İnsan ile Hayvan Arasındaki Sınırları Bulanıklaştıran Bir Anlatı: “Uncle Boonmee Who Can Recall His Past Lives” ve Batı Hümanizminin Sorgulanışı

Apichatpong Weerasethakul’un “Uncle Boonmee Who Can Recall His Past Lives” filmi, insan-hayvan ilişkisi üzerinden Batı’nın hümanist antropolojisini derinlemesine sorgulayan bir sinematik deneyim sunar. Film, Tayland’ın kırsal coğrafyasında, ölümün eşiğindeki Boonmee’nin geçmiş yaşamlarını hatırlama süreciyle, insan merkezli dünya görüşünü yerinden oynatan bir anlatı inşa eder. Hayvanlar, ruhlar ve insanlar arasındaki geçişken

OKUMAK İÇİN TIKLA

Bi Gan’ın Uzun Günün Gecesi: Tek Planlık Rüya Sekansında Zamanın Parçalanışı

Bi Gan’ın Uzun Günün Gecesi (2018) filmindeki 59 dakikalık tek planlık rüya sekansı, sinema tarihinde bellek, zaman ve anlatının sınırlarını zorlayan bir deneydir. Bu sekans, baş karakter Luo Hongwu’nun bilinçaltına dalışını temsil ederken, zamanın doğrusal akışını parçalayarak izleyiciyi geçmiş, şimdi ve hayal arasında bir döngüye hapseder. Aşağıda, bu sekansın zamanın

OKUMAK İÇİN TIKLA

Dördüncü Duvarın Çöküşü: Tinsel Arayışın Saflığını Sorgulama

Alejandro Jodorowsky’nin The Holy Mountain filmi, insan bilincinin derinliklerine inen ve tinsel arayışın doğasını sorgulayan bir başyapıttır. Filmin sonunda gerçekleşen dördüncü duvar kırılması, izleyiciyi kendi gerçekliğiyle yüzleştirerek manevi yolculuğun saflığını ve otantikliğini yeniden değerlendirmeye zorlar. Bu an, sinematik anlatının ötesine geçerek izleyiciyi bir özne olmaktan çıkarır ve onu filmin evrenine

OKUMAK İÇİN TIKLA

“Perfect Blue”nun Kimlik Çözülmesi ile Byung-Chul Han’ın Dijital Katışıklık Eleştirisi Arasındaki Öngörüsel Bağ

Kimlik Çözülmesinin Sinematik İnşası 1997 yapımı “Perfect Blue”, bir pop idolünün kariyer geçişiyle başlayan psikolojik bir çözülme hikayesini ele alır. Film, ana karakter Mima’nın kimlik algısını yitirişini, gerçeklik ile sanrı arasındaki sınırların bulanıklaşmasını ve toplumsal beklentilerin birey üzerindeki baskısını çarpıcı bir şekilde betimler. Mima’nın iç dünyası, hayranların ona yüklediği imajlarla

OKUMAK İÇİN TIKLA

Django Unchained: Köleliğin Derin Yüzleşmesi

Kavramların ÇarpışmasıDjango Unchained, Amerikan kölelik tarihini, bireysel özgürlük arayışıyla sistemik baskının kesişiminde ele alıyor. Film, köleliği yalnızca tarihsel bir olay olarak değil, insan ruhunu şekillendiren bir güç dinamiği olarak sunuyor. Quentin Tarantino, şiddeti ve ironiyi birleştirerek, köleliğin acımasızlığını abartılı bir estetikle gözler önüne seriyor. Bu yaklaşım, izleyiciyi rahatsız ederken, aynı

OKUMAK İÇİN TIKLA

Kayıp Filmlerin Hayalet Arşivi: Guy Maddin’in The Forbidden Room ve Dijital Çağda Arşiv Tutkusunun Eleştirisi

Guy Maddin’in The Forbidden Room (2015), kayıp filmlerin parçalı estetiği üzerinden dijital çağın arşiv tutkusunu sorgulayan bir başyapıttır. Film, unutulmuş veya hiç var olmamış sinema eserlerinin fragmanlarını bir araya getirerek, belleğin ve geçmişin yeniden inşa edilme çabasını hem kutlar hem de eleştirir. Bu metin, The Forbidden Room’un kayıp film estetiğinin,

OKUMAK İÇİN TIKLA

Kutsal Dağın Çözülüşü: Kapitalizmin Eleştirisi ve Sürreal Simgeler

Hırsızın Yolculuğu ve Sistemin Yüzü Alejandro Jodorowsky’nin The Holy Mountain filmi, Hırsız karakteriyle başlar; yoksul, kirli, ama bir o kadar da insanlığın ham özünü taşıyan bir figür. Bu karakter, kapitalizmin kutsal addedilen yüzeyini sorgulamaya girişir. Hırsız, toplumun en alt tabakasından yükselirken, sistemin sahte kutsallığını açığa çıkarır. Jodorowsky, bu yolculuğu sürreal

OKUMAK İÇİN TIKLA

Eşref Rüya’da Dört Erkek Karakter ve Kardeşlik Hikayesi: Bir Yaralı Erkeklikler Atlası

Eşref Rüya dizisinde dört erkek karakterin ve kardeşlik teması aynı zamanda modern Türkiye erkekliğinin, travmasının, dayanışmasının ve gölgesinin aynasıdır. 1. 👑 Eşref: Baba Figürü, Kurucu ve Koruyucu 2. 🥀 Gürdal: Yaralı Oğul, Kayıp Kimlik, Açığa Çıkan Arzular 3. ⚔️ Faruk: Mücadele Eden, Sadakat Testi 4. 🌪️ Müslüm: Dışlanmış, Gölgeyle Dans

OKUMAK İÇİN TIKLA

Mahsun’un Mezarındaki Aşırılık: Bataille’ın Şiddet Teorisi ve Tabutta Rövaşata’nın Tersyüz Edici Dinamikleri

Derviş Zaim’in Tabutta Rövaşata filmi, Mahsun karakteri üzerinden ölümle kurulan erotik ilişkiyi, Georges Bataille’ın aşırılık deneyimi ve şiddet teorisiyle kesişen bir düzlemde ele alır. Mahsun’un mezar bekçisi kimliği, ölümle iç içe geçen yaşamında, Bataille’ın sınırları zorlayan felsefesini hem yansıtır hem de ona meydan okur. Bu metin, Mahsun’un ölümle olan bağını,

OKUMAK İÇİN TIKLA

Abbas Kiarostami’nin Son Arzusu ve Umudun Son Nefesi

Baharın Nefesi ve İnsanlığın Yankısı Sadi Şirazi’nin Nevbahar’ı, 13. yüzyıldan kalma bir şiir olarak, insan ruhunun derinliklerinde yankılanan bir özlemi dile getirir. Abbas Kiarostami’nin son anlarında Solmaz Naraghi’nin sesiyle bu dizeleri dinlemesi, yalnızca bir şarkı seçimi değil, varoluşun kırılganlığına dair bir meditasyondur. “Bir ömür daha lazım, çünkü bu ömrümüzü umutlanarak

OKUMAK İÇİN TIKLA

Kiarostami Sineması: Gerçeklik ve Kurgunun İç İçe Geçişi

Kiarostami’nin sineması, gerçeklik ve kurgu arasındaki çizgiyi kasıtlı olarak bulanıklaştırarak seyirciyi bir anlam arayışına sürükler. Yakın Plan (1990), bir dolandırıcının hikayesini anlatırken, sinema sanatının kendisini bir sorgulama nesnesi haline getirir. Film, belgesel ile kurmaca arasındaki geçişlerle, seyircinin gerçeğin doğasını sorgulamasını sağlar. Kiarostami, seyirciyi pasif bir tüketici olmaktan çıkarır; onun filmleri,

OKUMAK İÇİN TIKLA

Pandora’nın Kutusu ve Ava: İnsanlığın Yaratımına Dair Bir Sorgulama

Ex Machina filmindeki Ava karakteri, yalnızca bir yapay zeka figürü değil, aynı zamanda insanlığın yaratım arzusunun, korkularının ve sınırlarının bir yansımasıdır. Pandora mitiyle ilişkilendirildiğinde, Ava’nın temsil ettiği “kadın tehdidi” fantazisi, insanlığın bilinmeyene duyduğu hem hayranlık hem de çekinceyi açığa vurur. Bu metin, Ava’nın Pandora mitiyle kesişimini, insan doğası, teknoloji, cinsiyet

OKUMAK İÇİN TIKLA

Quentin Tarantino: Şiddetin Estetik Yansıması ve Tüketim Kültürü

Şiddetin Görsel Temsili ve Tüketim Arzusu Quentin Tarantino’nun Pulp Fiction filmi, şiddeti estetik bir gösteriye dönüştürerek seyirciyi hem rahatsız eder hem de büyüler. Şiddet, filmde yalnızca bir olay örgüsü unsuru değil, aynı zamanda kapitalist tüketim kültürünün bir yansımasıdır. Parlak renkler, stilize çekimler ve pop kültürü referanslarıyla süslenen şiddet sahneleri, adeta

OKUMAK İÇİN TIKLA

Kolektif Yetimlik

“Eşref Rüya” dizisini izliyor musunuz ? Burada karakterlerde özellikle yetim teması çok önplandadır. Yetim teması, aslında sadece bireysel bir travmayı anlatmıyor; tüm Türkiye’nin “baba yokluğu” deneyimine bir ayna tutuyor. Son dönemde olanları düşündüğümüzde bu kavram sanki içinde yaşadığımız duruma da ışık tutuyor. 1. 🇹🇷 Devletsiz, Korumasız Bir Halk: Kolektif Yetimlik

OKUMAK İÇİN TIKLA