Cemal Süreya: “Son derece utangaç bir adamım.”

“Bende utançla cüret arasında çok küçük bir mesafe vardır. Çocukluğumla bugünkü ben arasında da çok kısa bir mesafe olduğu için belki de bu. Herşey o günlerden kalma ve çok taze.”

Cemal Süreya’yı tanımış olanlar onun kişisel özelliklerinden söz açıldı mı utangaçlığını ayrıca vurgulama gereği duyarlar. Şiiriyle, yazılarıyla çelişik görünen, en deneyimli röportajcıyı bile zorlayan bir yanıdır bu. Bir örneğini onunla 1985’te Milliyet Sanat için konuşan Zeynep Oral veriyor: “Cemal Süreya ile ‘Konuşa-Konuşa’ya başlamak güç. Nereden başlamalı? On küsur yıldır girip çıktığı, oturup konuştuğu, çay içtiği, sohbet ettiği, yazı verdiği, tartıştığı şu gazete odasında yeryüzünün en utangaç, en içine kapalı insanı gibi görünen birine, ‘Yoksuluz gecelerimiz çok kısa/ Dörtnala sevişmek lazım’ diyen şiirlerinden nasıl söz açılır? Düzyazısıyla, şiir üzerine, şairler üzerine yaptığı saptamalarla, denemeleriyle başlayacak olsam, alacağım yanıtı biliyorum: ‘Ama bu konuda öyle çok yazdım ki şimdi tekrarı olur.”‘

“Son derece utangaç bir adamım. Yaşım 55. Mesela gidip bir dükkanda birşeyin fiyatını soramam. Başkalarına sordururum çoğu zaman. Bir şeyin yarım kilosunu alamam ..
Yazarken öyle değil. Çünkü yazmak hem bir sıkıntı, hem de bir kurtuluştur benim için. Yakın çevremde, belli bir yakınlık kurduğum insanlar arasında yazarkenki gibi bir tavrım vardır.”

Kendisinden bir şey istendiğinde “hayır!” diyememek utangaçlığının başka bir yüzü. Bağlanmaktan kaçındığı halde bağlayıcı teklifleri geri çeviremez. Aynı anda birkaç işi birden üstlenir; bu kez de yetiştiremeyeceği kaygısıyla bunalır.

Daha da bunaltıcı olan, topluluk önünde konuşmak. Pek çok deneyimi olduğu halde yenememiş bu korkuyu. Kadıköy Gençlik Kitabevi’nde düzenlediği edebiyat toplantılarının ilkinde de söz ediyor bundan:

“Gün yaklaştıkça rüyalar görürüm; bir şey soracaklar, ağzımdan tek sözcük çıkmıyor.
Şöyle bir şey haşlar: Keşke yağmur yağsa .. hatta hu insanlık dışı şeylere gider, deprem olsa da tehir edilse … Oraya gidersin korkunç! .. Korkunçluk nedir biliyor musunuz? Söze başlamadan önceki on beş dakikadır.”

Gençliğinde utangaçlığı yüzünden az konuşan biriyken son yıllarında fazla konuşmaktan utanç duyduğunu söylüyor:

“Son zamanlarda bana bir gevezelik gelmiş. Son zamanlarda diyorsam, bir kaç yıllık hikaye. Fazla konuşuyorum. Özellikle içki içerken, kimseye ağız açtırdığım yok. Yalnız hen, sürekli ben konuşacağım. Başkalarında eleştirdiğim şey bende belirdi. Hem de en kötü yanlarıyla. Bir iki kez uyarıldım da. Karşımdakini hiç dinlemiyormuşum. Çok dokundu bana. Ben yalnız yamalı bohça yapıyorum sanısındaydım. Farkındayım aslında. Hele hele yeni tanıdığım kişilerin yanında cümleleri soluk alır gibi art arda fırlatırken daha çok ayrımına varıyorum bunun. Tam o sırada, işte yine o durum başladı diye bir alt konuşmayı da kendimle yapıyorum, önlüyor muyum söz yayılımını? Ne gezer! Çarka girmişim bir kez. Yalnız kendimle olan alt konuşmada bir erteleme duygusu beliriyor. Bir daha yapmam. Yapmayacağım. Ama şu lafı bir bitireyim.
Yakınlarımın yanında ise, o utanç biçim değiştiriyor, yakınlarıma yönelen bir çeşit öfkeye de dönüşüyor. Ya da bir kırgınlığa.
Suskun kişi bilinirdim eskiden. Bu korkunç gevezelik nereden geliyor? Çok mu şımardım? Yazmanın yerini mi tutuyor? Yazmamanın bir belirtisi mi? Yaşın getirdiği bir şey mi? İşsiz kalma korkusundan mı kaynaklanıyor?
Son cümle, aykırı ve anlamsız gelse de, benim gerçeğim olarak çok önemli.”

Kaynak: A’dan Z’ye Cemal Süreya, Hazırlayan: Nursel Duruel, YKY

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Edebiyatın Vejetaryen Etkisi

Rusya’da yapılan bazı araştırmalara göre, nüfusun neredeyse yüzde 4’ü vejetaryen. Bu oranda klasik Rus edebiyatçıların da etkisi olduğuna inanılıyor.

Kapat