Cennetten Son Haberler – Umberto Eco

Aşağıdaki bölümler, cansız bedeni Ararat Dağı’nın bayırlarında bulunmuş olan gezeteci John Smith’in not defterinden alındı. Smith’in çalıştığı gazete onun özel bir görevle Küçük Asya’ya gönderildiğini doğruluyor, ama bu görevin niteliğini açıklamayı reddediyor.

Ararat, Ermenistan sınırında olduğu için bu medya yasağını uluslararası bir olaya neden olmamak için Dışişleri Bakanlığı koymuş olabilir. Smith’in vücudunda bazı ciddi yanıklar dışında hiçbir yara görünmüyor, onu bulmuş olan çobanın sözleriyle “sanki bir yıldırım çarpmış gibiydi.” Fakat Erzurum Meteoroloji İstasyonunun bize bildirdiğine göre son altı aydır bölgede herhangi bir fırtına, hatta şiddetli yağmur filan görülmemiş. Bu metin not defterinin başka hiçbir yerinde adı geçmeyen belirsiz bir kaynaktan Smith’e bir takım şeyler söylendiğini açıkça gösteriyor.

Yağmur! Bu lanet hükümetin işi! Görüyor musunuz? Yukarıdaki şu bulutu. Boyuna damlıyor. Ama bir yakınmaya kalkın. Bu çevrede onlardan yüzden fazlası olmalı. O görülesi irilikteki sirrüsleri oralara yerleştirmek için bir servet harcıyorlar. Halkla ilişkiler, diyorlar. Buralarda her şey ne güzel olacakken, dökülüyor. Bak, sana bunları söylüyorum, ama adımı verme: Bela istemiyorum. Ayrıca, merdivenin en aşağıdaki basamağıyım ben. İki bin yıldır buradayım, ama o bir yığın Hıristiyan Şehitle geldim ve bize köpek muamelesi yapıyorlar. Sizin hakkınız değil, diyorlar, aslanlara teşekkür edin siz. Ne demek istediğimi anlıyorsun? Kutsal Masumlar dışında gerçekten de yığının temeliyiz biz. Ama şimdi sana söylediklerimi on bin kere on bin kişiden duyabilirsin, belki de daha fazla, çünkü hoşnutsuzluk her yere yayılmış durumda. Bunun için, yaz, bir yere not et.

Dökülüyor, diyorum. Bu koskoca bürokrasi, ama hiçbir şey katı, sağlam değil. Hikaye de bu.

Ve O bilmiyor. Bir tek şey bile. Her şey Daha Yüksek Kademelerce yürütülüyor; onların sözleri yasa, hiçbir şeyi paylaşmamıza izin vermiyorlar. Makine dönüp duruyor yalnızca.

Bir şey bilmek ister misin? Bugün bile, on Müslüman öldürmüş olan biri hemen girebilir oraya: İlk Haçlı seferine kadar giden bir kural bu, kimse de karşı çıkmak için kılını kıpırdatmıyor Bunun için de her gün yirmi-otuz paraşüt birliği askeri yürüyüşle geliyor da, kimse parmağını oynatmıyor. Sana söylüyorum. Hala Albigense’lerin ortadan kaldırılması için bir büro var. Orada neler olduğuna dair hiçbir bilgi yok, ama bütün o başlıklı kağıtlarıyla ve özel çıkarlarıyla, o var.

Bu konuda bir şeyler yapmaya kalk. Dominyonlar —korkunç bir hizip bunlar hiç kimsenin kapıdan içeri bir adım atmasına izin vermez. Büyük ya da küçük, herkes aynı davranışı istiyor. İblis’e eski saygınlığını kazandırma girişimi üzerine çıkan şamatayı düşün. Yeterince kolay, öyle düşünmüyor musun? Aşağıya bir haberleşme kanalı açıyorsun ve koskoca kötülük sorunu çözülüyor. Aslında, genç kralların peşinde koştuğu da bu, ama görüyorsun nasıl susturulmuşlar. Ya Koruyucular? Bu konuda bir şeyler okudun mu? Çok aşağıda, insanlara çok yakın bir yerdeydiler; onları anlıyorlardı ve doğallıkla onların tarafını tutuyorlardı. Eh, Koruyuculardan bazıları arkadaşlıkta fazla ileri gitmiş olabilir; sınıf dayanışması, çok doğal bir şey. Öyleyse? Görevlerinden alındılar ve yeniden Primum Mobile’in{22} Kazan Dairesine atandılar. Ve Ona bir şey söylenip söylenmediğini hiç kimse bilmiyor —tekrar ediyorum, hiç kimse!. Kararlar, tezkereler çıkararak istediklerini yapıyorlar ve hiçbir şey kımıldamıyor yerinden. Bir milim bile.

Batlamyus reformunu kabul etmelerinin kaç yüzyıl aldığını düşün. Batlamyus öldüğünde, Pisagor reformunu bile henüz onaylamamışlardı, Yeryüzünün tepsi gibi düz olduğunu ve uçurumun kenarlarının hemen Cebelitarık Boğazının kenarındaki kayalıklarda başladığını ileri süren barbar modeli savunuyorlardı. Başka bir şey daha ister misin? Dante buraya geldiğinde, Batlamyus’la ilişkiyi pek kesmemişlerdi daha, hala bir Küreler Bakanlığı Müziği2{23} vardı; her gezegen güneş çevresinde dönerken skalada farklı bir ses çıkarsaydı, o zaman hep birlikte klavyede bir kedi dolaşıyor gibi olurdu, bir şamata yani. Deyimimi bağışlayın. Cehennem gürültüsü demek istemiştim.

Bir başka şey. Şunu bir dinleyin hele: Galileo Saggiatore’yi yayınladığında, burada hala Pisagor’un Karşıt dünyasını suçlayan bir kitapçık dolaşıyordu elden ele. Ama O, Karşıtdünya öyküsünü hiç duymadı, bunu tamamen güvenilir bir kaynaktan biliyorum. Bütün Ortaçağlar boyunca hep bilisiz tutuldu O; Seraphim Çetesi Paris’teki Teoloji Fakültesiyle işbirliği halindeydi, tüm sorunun sorumluluğunu üzerlerine almışlardı.

Eski Cennet günlerinde farklı bir varlıktı O. Görülebilecek bir şeymiş, dediklerine göre! Kişisel olarak görünür, Adem ve Havva’yı ziyarete gelirmiş, sesini bir işitmeliymişsin! Ondan da öncesi? O, tamamen kendi elleriyle kendinin yaptığı bir şeymiş. Peki o yedinci gün dinlenme konusu? Hah Dosyalama işini yaptığı zamandır o.
Fakat o zaman bile, evet, o zaman bile… Onun Kaosa el atması için nelerden geçmesi gerekmişti! Raphael ile öteki on ya da on iki kodaman vardı, karşı çıkıyorlardı; o zaman parsellenmiş olan Kaosu kalıt edinmişlerdi. Başkaldıranları geriye püskürtmelerinin ödülüydü bu… Bunun için de güç kullanması gerekmişti. Onun! Onu görmeliydin! Suların üzerinde hareket edişi, falan: Eski bir kovboy filminde imdada yetişen atlı gibi. Onu görmüş olan hiç kimse unutmadı bunu. Ah o eski güzel günler.

Başkaldıranlar mı? Eh, bu işler nasıl olur bilirsin. Şimdi Resmi Tarih var, bunun için de bir tek anlatı var, Koro’nunki, ama aslını sorarsan… İblis’i erken doğmuş bir faşiste, bir kripto-komüniste döndürdüler. Olsa olsa bir sosyal demokrattı o. Reform hakkında fikirleri olan bir entelektüel, hepsi bu, hani o ihtilallerde hep öldürülen türden. Gerçekte İblis ne istiyordu? Daha geniş bir temsil ve Kaosun daha adil bir bölüşümü. Peki zamanında Kaosu bölmüş olan kimse O değil miydi? Görüyorsun nasıl gidiyor işler, sonunda kendine geliyor, ama doğrudan Ona hiçbir şey söylenmemeli. Aydınlanmış, ha evet, öyledir O, mutlaka; ama her şeyden önce paternalist.

Öte yandan temsil daha çok uzaklarda henüz ve orada kalacak. Değişiklik isterdi sanırım O. Ama Daha Yüksek Sınıflar, onlar fısıldıyor onun kulağına. Şu Göreceliğe ne olduğuna bir bak. Bir karar çıkarmak bundan daha mı belalı olurdu? Kristalin’de yapılmış olan uzay-zaman gözlemlerinin, Merkür Göğünde yapılanlardan farklı olduğunu biliyor O. Ne demek istediğimi anlıyor musun? O elbette biliyor. Evreni O yaptı, tamam mı? Ama bunu söylemeye çalış. Seni doğrudan Primum Mobil Kazan Dairesine gönderirler. Başka çıkış yolu yok: Evreni ve kavisli uzayı genişletmeyi kabul edince Cennetin bölümlerini lağvetmek ve Primum Mobile’in yerine devamlı ve ayrıntılı bir güç kaynağı koymak zorunda kalacaktır. O zaman da bütün görevler ve memuriyetler gereksiz olacaktır: Venüs Göğü Egemenlikleri, Semavi Koruma Merkezi Göksel Hiyerarşisi, Cennetin Merkezi Yönetim Görevlileri, Primum Mobile’in Melekler Kurumu, Mistik Gül Muhafızları! Ne demek istediğimi anlıyorsun? Eski örgütlenme kaldırılıyor ve merkeze bağlı olmayan yeni bir personel çizelgesi kurulmak zorunda. Makamı olmayan on büyük Başmelek: Olacak olan bu. Başka bir deyişle, hiçbir şey olmayacak.

Primum Mobüe’ın kontrol odasına bir uğra da, E=mc2’den söz etmeye kalk. Sabotajdan mahkemeye verirler seni. Kazan Dairesi yöneticilerinin hala, Buridan’ın yönetiminde ve Saksonyalı Albert’in yazdığı Zor Kuramı ve Uygulaması adlı bir ders kitabıyla ve Vis Movendiye Kullanışlı Kılavuz’la eğitim gördüklerinin farkında mısın?

Karışıklıkların ortaya çıktığı yer burası işte. Daha dün Gezegenler İnisiyatifi Bürosu, Kuğu Bulutsusunun yakınında bir sistem kurdu. Duymalıydın onları. Episiklusun dengelenmesi diye bir şeyden söz ediyorlardı. Bin yıl anımsayacakları bir nova patlaması. Bütün bölge radyoaktif hale gelecek. O zaman bunun sorumlusu kim diye bulmaya çalış sen. Bir kazaydı, derler. Ama bir kaza Şans demektir, biliyorsun, Şans ise Kadim İnsanın İktidarı üzerine düşmüş gölge demektir. Bunlar pek öyle önemsiz şeyler değil ve O Biliyor bunu. Böyle şeylere karşı tetikte. Birleşik Yedi Cennete, Şans istatistiği yıkıcı kuramı üzerine kişisel olarak bir not yazdı.

Ne yapılabilir diye mi soruyorsun? Kökten bir yeniden örgütlenmeyle ve genişleyen yeni bir yapıyla her şey düzelebilir. Genişliyor, genişliyorsun ve güzel bir günde yeniden Cehennemle birleşiyorsun. Dediklerine göre bütün istedikleri de buymuş. Uyum, göksel uyum, her şeyi kucaklayan aşk. Duymalısın ne dediklerini. Ama hepsi laf, yalnızca konuşuyorlar. Jüpiter konuşmasında Cebrail, Önce Cennet politikamızdan söz etti. Daha yakından bakarsan, büzülen evren anlamına gelir bu. Cebrail! Ne garip biri! Elinden gelse, sınırsız bir Dünya ilan ederdi, Cehennem gibi. Dünyaya hiçbir zaman katlanamadı. Annuciation{24} törenini yönetti, ama tören boyunca dişleri sıkılıydı hep. Reddedemedi. Daha sonra o kız hakkında etrafta neler söylediğini bir bilseydin… Ona göre, Oğul çok fazla soldaymış. Anlıyor musun ne dediğimi? Ve Pentecost{25} yüzünden Ruhülkudüs’ü hiçbir zaman affetmedi. O on İki herif çok açıkgözmüş, öyle diyor, tek eksikleri dinsel toplantılarda anlaşılmaz bir dille konuşma yeteneğiymiş!
Zor bir adam ve bir demagog. Musa’yla işbirliği içinde. Cebrail’e göre yaratışın amacı seçkin kişileri Mısır’ın köleliğinden kurtarmaktı. Bunu yaptık artık, diyor, tamam öyleyse. Şirketi kapatalım, başka bir işe yaramaz. Eğer Oğul olmasaydı, Cebrail yapardı bunu şimdiye kadar.

Şöyle diyebilirsin: Eh, biz de Oğulu destekleyelim, zamanı gelince harekete geçecektir. Ama tehlikeli bu. Yaşlı Adam sanıldığından daha zekidir ve asla unutmaz O. Meleklerin bir kez daha cennetten atılması fikri burada herkesi korkutur. Bir de Hayalet var, nereye eğilse orada eser, dendiğine göre, bunun için de onun ne yanda olduğunu asla bilemezsin. Belki zamanı gelince çekilecek, ama o zaman biz nerede olacağız?

Oğul da… bak sana diyeyim. Sol kanattan o, doğruya doğru. Konuşmalarına bakarsan herkes solda. Ama —diyelim— belirsizlik ilkesini kabul eder miydi? İstersen, bir elektronun pozisyonunu, enerjisini, hatta doğum yılını tayin edebilirsin! Beni izle yalnız! Başkaları için bunun o kadar kolay olduğunu bilmiyor mu? Ama ona göre, entelektüellerin palavrası bu: “Cennetin bugünkü durumu,” dedi bu yıl Noel bildirisinde, “Krallığın gelenek saygısını korumakla birlikte geleceğe doğru çekincesiz ilerlemesini sağlayacak en iyi örgütlenme planını temsil etmekte!” Anlıyor musun?

Bütün bunlar saçma gelebilir sana. Dünya kendi bildiği gibi gidiyor, yine de; bu tipler kendi aralarında tartışıyorlar, ama bir başkası işin içine girer korkusuyla Dünyaya parmağının ucuyla dokunamıyor. Oysa bizim için hayat memat meselesi. Koloni gezegenler üzerinde yaşayanlar gerçekten de Krallıktan atıldılar. Atılımsalar, işkencelerden geçmek, cennetlerden birine yurttaşlık için başvurmak zorundalar. Sonra, boş ver. Bilirsin: Bütün gün bir halkada dans ediyorsun, aldığın tek haber Kutsal Görüşten. Evet, bütün evrende genişleyen şey. Koro’nun görülmek istediği, Başmelek Birliğinin Kutsal Görüş diye geçinmek istediği, gördükleri yalnızca bu! Gerisi sis. Sana ne diyorum, çocuk davranışı gösteriyorlar bize.

Ve O hiçbir şey bilmiyor bu konuda. Kendisinin düşündüğünü sanıyor, bu yüzden de her şeyin güzel olduğuna inanıyor. Bu yüzden Aristoteles modeline dokunmayacaklar; İlk Neden, mutlak aşkıncılık öyküsüyle yaltaklanıyorlar ona ve her şeyi gizliyorlar Ondan.

Bak dinle, bir tür panteist herifin biri değilim ben. Gerçekten de değilim. Yıkıcının biri olduğumu sanmanı ya da kıskanç olduğumu düşünmeni istemem. Bir düzenin gerekli olduğunda hepimiz hemfikiriz, Onunsa bu düzeni yönetmeye her türlü hakkı var. Yine de, bazı şeyleri kabul etmek zorunda. Zaman değişiyor, öyle değil mi?

Sana diyeyim, bu böyle gitmez. Huzursuzluk çok fazla. Halk hareket halinde. Kaynama noktasına geldik artık.
Bir on bin yıl daha geçsin. Göreceksin.

Umberto Eco
1961

Yanlış Okumalar adlı kitaptan
Çeviren: Mehmet H. Doğan
Can Yayınları

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here