Çırak Aranıyor – Toplu Şiirler 1 / Hatıram Olsun – Toplu Şiirler 2 – Refik Durbaş

Refik Durbaş?ın iki ciltlik, Toplu Şiirler toplamındaki İstanbul Hatırası (1998), Hatıram Olsun (2000), Kırk Dört Sıfır Dört (2007) adlı kitaplarında hatırayı yurt edinmiş olması ve tekrardaki ısrar, tematik bir sorunsalı mı dile getirmektedir yoksa poetik bir sorunu mu? Sözünü ettiğim problem sadece kitap adlarından kaynaklanmıyor, Rüya Tabirleri (2004) de, Gözbebeğim İstanbul (2004) da, temelde hatıra mantığı üzerinden kurulmuş şiirlerdir. Dahası Menzil (1992) ile Yol Uzundur Günden Ama Ölümden Kısa (2002), Çaylar Şirketten?in (1980) geçmişteki devamı gibidir. Hatıra mantığı üzerinden yazmak derken kastettiğim, bir dönemi, toplumun bugün geldiği momentine göre artık farklı bir paradigma olarak geçmişte kalanmış bir dönemini yurt edinerek yazma durumudur. Yaratıcılık bakımından nostalji, bugüne olan inancı yitirmek olduğu kadar bugünü dile getirememek demektir de; ve bence sorun, tematik değil, poetiktir.
Refik Durbaş, daha ilk kitabıyla kendinden yaşça büyük şairlere bile esin kaynağı olmuş bir şair. Örneğin, ilk kitabı Kuş Tufanı?ında (1971) yer alan Kalbim Büsbütün Hicran adlı şiirinin Gece en çok bana yakışıyor hüzün dizesini, Hilmi Yavuz, Bedreddin Üzerine Şiirler?de (1975) hüzün ki en çok yakışandır bize şekline dönüştürecektir.
Durbaş, aynı zamanda, toplumcu şiirin 60?lı yıllardan sonraki gelişimine en önemli katkıyı yapmış bir şair. Onu ayırıcı ve tek kılan özellik, toplumcu şiir içinde, ?yoksulların tinsel dünyasını?, şiirin tinsel evrenine sokmuş olmasından kaynaklanır. İşçi sınıfının tinselliği, Türk şiirine, denilebilir ki, Refik Durbaş?ın şiiriyle girer ama tekrar onun şiiriyle çıkar.
İşçilerin dünyasının şiirini yazmak girişimi, Türk şiirinde, Ahmet Oktay?ın, Her Yüz Bir Öykü Yazar kitabındaki, Kavel grevi direnişine atıfta bulunan, Gölgeler Sesi Örtemez şiiriyle başlar; Durbaş?ın, Çırak Aranıyor?u ile birlikte ete kemiğe bürünür, ancak toplumcu şiirin bu ideali, yine onun, Çaylar Şirketten (1980) ile birlikte son bulur. Bu tarih, Türk toplumcu şairlerinin, işçi sınıfından, en azından onun toplumsal ve tinsel dünyasının şiirini yazma çabasından vazgeçtiklerini gösterir bize.
Durbaş, çıkışını ve Türk şiirindeki yerini Çırak Aranıyor (1978) ile edinir. Bu kitap, sadece Durbaş?ın değil, aynı zamanda toplumcu gerçekçi şiirin olduğu kadar, 70?li yıllar şiirinin de başyapıtlarındandır. Kitaptaki Bir Dağ Yamacında, Kampana ve Beyaz Kehribar adlı şiirler, sadece içerik bakımından değil, teknik buluşları ve onların içdikişleri bakımından da benzersiz olarak değerlendirilir (Atilla Özkırımlı, Doğan Hızlan, 1978). Ama devrimci yenilik, arabeskin şiirin tinsel evrenine dâhil edilmiş olmasında ortaya çıkmaktadır. Şiirin arabeskleştirilmesi değil sözünü ettiğim; arabesk, şiirde anlatılan öznenin tinselliğini betimlemesi olarak ortaya çıkmaktadır: sanki hiç Fener-Beşiktaş maçına gitmemiş/ hiç film görmemiş Türkan Şoray?lı, Ayhan Işık?lı, Arzu Okey?li/ hiç ağlamamış Orhan Gencebay?ı, Selahattin Cesur?u dinlerken/ (Akşam Orhan Gencebay?ın ?Dertler Benim Olsun? pilağını alayım/ bir de resmini aynanın kenarına asmak için). Bu betimleme, arabesk müziğin şarkı sözlerini alıntılamaya kadar genişler. Böylece şiirde özne edinilen işçi çırağının veya ustasının yoksulluğu, yoksunluğu, ezilmişliği onun ruhsal dünyasıyla birlikte şiirin tinsel evreninde betimlenmiş olmaktadır. Bu bakımdan, Çırak Aranıyor için, Türkiye?de işçi sınıfının 70?li yıllarda bir yaşam alanı oluşturmasının yaygınlaşmasıyla arabesk müziğim yükselişi arsındaki hizaya dikkat çekmektedir, denilebilir. Dahası, Durbaş?ın şiirine göre, arabesk, işçi kesiminin tinselliğini dile getiren bir fenomendir. Tek şiirden oluşan Çaylar Şirketten?le bu betimleme daha radikalleştirilir.
Ancak üç yıl sonra yayımlanacak olan Nereye Uçar Gökyüzü ve arka arkaya yayımlanan Siyah Bir Acıda (1984), Yeni Bir Defter Şiirler Meçhul Bir Aşk (1985) ile birlikte, Durbaş?ın şiiri, öznesinin sınıfsal kimliği bakımından, 1980?le birlikte rotasının dışına çıkarak değişime uğrar ve işçi kesiminin bireylerini özneleştirmeyi terk eder. Gerçi, Nereye Uçar Gökyüzü?deki Değişen Nedir Güvercinleri adlı uzun şiirinde de arabesk müziğe atıf ve alıntılar yer alır, ancak Durbaş?ın şiir öznesi artık elitleşmiştir ve arabesk öğeler vulger unsuru olarak betimlenmektedir: Geçip gidiyor işte Ferdi Tayfur, Neşe Karaböcek, Orhan Gencebay/ el arabalarının hoparlörlerinden/ bulmacalı afişlerden.

Arabesk şiire dahil
Bu değişimi nasıl ve hangi düşünsel nedenle açıklamak gerekir? Öznenin ideolojik kimliği neden bu denli değişime uğramıştır? Bunun nedeni, 12 Eylül 1980 askeri darbesinde aranabilir mi? Bu pek mümkün değil. Çünkü Durbaş?ın şiirindeki değişimin nedenleri dönemin siyasal baskısından çok, çok daha temelde yer alan toplumcu şiirin poetik sorunlarının baskısıyla bağlantılıdır. İşaret ettiğim sorun, hümanizm ile altsınıf ve kesimlerin antropolojik gerçekliği arasındaki uzlaştırılamamış gerilimi dile getirir. Çünkü hümanizm, temelde elit ve üstsınıfların tinselliğini dile getirir (Felsefi Şiir, 61-74) altsınıfların tinselliği ise daha çok dini ritüel ile popüler müzikle ortaya çıkıyordu. Hem altsınıfların tinsel dünyasını yazmaya çalışmak hem de hümanist olmak, Türkiye?deki toplumcu şiirin yaşadığı temel gerilimlerden biri idi. Toplumcu şairler, bu gerilimi, genellikle altsınıfları tinselliği içinde yazma girişimini terk ederek hümanist olmayı tercih etmekle aşmaya çalışmışlar/çalışmaktadırlar. Toplumcu şiirdeki altsınıf ve kesimlerin dünyasındaki tinsellik eksikliğinin nedeni buradan kaynaklanır. Dolayısıyla Durbaş?ın da yoğun bir şekilde yaşadığı (ve yenildiği) poetik ve ideolojik gerilim, arabeski şiirin tinsel evrenine dâhil etme girişiminin hümanizme aykırı olduğu düşünsel çatışması olsa gerek. İşte bu gerilim durumunun prototip şairi olmuştur. Nitekim şifahi de olsa, Durbaş?a yöneltilen eleştirilerin en köklüsü, onun arabeski şiire sokmuş olmasına yöneliktir. Sanırım Salâh Birsel dışında, bu şiiri, bu özelliğinden dolayı ilginç bulup destekleyen bir başka şair yoktu. Bu eleştirinin önemli bir rolü olmuştur. Toplumcu eleştiri, bu eleştiriyi etkisizleştirebilirdi. Ama açıkça söylemek gerekir ise, 70?li yıllar, şiir eleştirisinin ortaçağ dönemini temsil eder.
Bu arada, arabesk müziğin, sol ve elit kesim içinde, 80?li yıllarda bile vulger olarak değerlendirildiğini ve ?kentsel yaşama katılamamış kırsal olanın? müziği olarak tanımlandığını unutmamak gerekir. Kentli yaşamın şiirini yazmayı hedefleyen toplumcu şiir anlayışının o yıllarda, neyle karşı karşıya kaldığını anlamak için bu cepheden de bakmak gerekir kuşkusuz. Ancak sol ve elit çevre içinde, arabesk müziğe ilişkin tanım, Meral Özbek?in çalışmasıyla (Popüler Kültür ve Orhan Gencebay Arabeski) değişime uğradı. Arabesk müzik, kırsal nüfustan gelen bireyin kentsel yaşama uymasını ve orada var kalmanın yolunu aramasını dile getiriyordu. Aslında Durbaş?ın, şiirinde özneleştirdiği bireyler de, tam olarak bu durumun bireyleriydi. Dolayısıyla Durbaş?ın, öyküdeki karşılığı, Sait Faik değil, Necati Güngör idi.
Menzil?e kadar, şiirini sözünü ettiğim elit özne üzerinden kurmayı deneyecektir Durbaş; sonra ise artık yitirilmiş olan hatıraya dönecektir. Değişmekte olan zamanı yakalayamamak, Durbaş?ın temel problematikidir. Çırak Aranıyor?da bile dile gelen, modern işçi sınıfı değil, tükenmekte olana geleneksel küçük meslek işçiliğidir. Durbaş?ın üzerine kendi adını kazıdığı ?usta? kelimesi, modern işçi sınıfının bir kavramı değildir.
Toplu Şiirler toplamına baktığımızda, Durbaş?ın şiirini, iki döneme ayırmak mümkün: Kuş Tufanı, Hücremde Ayışığı, Çırak Aranıyor ve Çaylar Şirketten kitaplarının yer aldığı ilk dönem; Nereye Uçar Gökyüzü ile başlayan ve Kırk Dört Sıfır Dört?e kadar gelen toplam on üç kitabın içinde yer aldığı ve daha çok epistemik bir nitelik gösteren ikinci dönem.
Ama her iki dönemde de değişmeyenin, Durbaş?ın şiirindeki anlatıcı-benin sürekli dolaşma halinde olan bir ben olduğudur. Ama bir gezgin olarak değil, daha çok muhabir olarak dolaşmaktadır bu ben. Muhabir konu alanıyla ilgili her nesneyi kayıt eder; gezgin ise sadece kendi deneyimini kaleme alır.
Refik Durbaş?ın temel temalarını ayrıca yazmak gerekecek.

Yazan: Yücel Kayıran
21/05/2010 tarihli Radikal Kitap Eki “Altsınıfların tinselliği” adlı yazı

KİTAPLARIN KÜNYESİ
Çırak Aranıyor,
Toplu Şiirler 1,

Refik Durbaş,
Kırmızı Yayınları,
2010
512 sayfa

Tanıtım Yazısı
sevda ne yana düşer usta hicran ne yana yalnızlık hep bana bana mı düşer usta? ?Refik Durbaş’ın şiiri iyi şiirin kırılganlıklarından beslenir; hiçbir koyu renk yoktur şiirinde. Birressamın tüpten sıkılan ham rengi kullanması gibidir. Duygulara, hüzünlere, ölümlere? umudu ve güzelliği katıverir. Birden bire hüznün umudu çıkıverir ortaya?? Kürşat Başar Kırmızı Yayınları Refik Durbaş’ın toplu şiirlerinin 1. Cildini ?Çırak Aranıyor? adıyla yayımladı. Refik Durbaş’ın şiirlerinde; hayatın gerçekleri ve duyarlılıkları sert ama etkin bir anlatımla ulaşır okura. Toplumsal temaları işlemesi, şiire getirdiği yeni temalar ve seslerle 1960 sonrası şiirimizin temel taşlarından olmuştur Refik Durbaş. Başta ?Çırak Aranıyor? ve ?Menzil? olmak üzere birçok şiiri Zülfü Livaneli, Yeni Türkü, Maria Farantouri ve Sadık Gürbüz olmak üzere birçok kişi ve müzik gruplarınca bestelendi.

Hatıram Olsun,
Toplu Şiirler 2,

Refik Durbaş,
Kırmızı Yayınları,
2010
472 sayfa

Tanıtım Yazısı
Kaderime sardım seni memelerinin akasyası değer değmez dilime Yüzün düştü yüzüme “Refik Durbaş’ın şiiri iyi şiirin kırılganlıklarından beslenir; hiçbir koyu renk yoktur şiirinde. Birressamın tüpten sıkılan ham rengi kullanması gibidir. Duygulara, hüzünlere, ölümlere… umudu ve güzelliği katıverir. Birden bire hüznün umudu çıkıverir ortaya…” Kürşat Başar Kırmızı Yayınları Refik Durbaş’ın toplu şiirlerinin 2. Cildini “Hatıram Olsun” adıyla yayımladı. Refik Durbaş’ın şiirlerinde; hayatın gerçekleri ve duyarlılıkları sert ama etkin bir anlatımla ulaşır okura. Toplumsal temaları işlemesi, şiire getirdiği yeni temalar ve seslerle 1960 sonrası şiirimizin temel taşlarından olmuştur Refik Durbaş. Başta “Çırak Aranıyor” ve “Menzil” olmak üzere birçok şiiri Zülfü Livaneli, Yeni Türkü, Maria Farantouri ve Sadık Gürbüz olmak üzere birçok kişi ve müzik gruplarınca bestelendi.

Yorum yapın

Daha fazla Şiir Kitapları
Yeryüzü Ayetleri – Furuğ Ferruhzad

(*) "Yaşarken dört kitabı yayımlanan Furuğ, genç yaşta ölümünden sonra neredeyse kırk yıl kimsenin dikkatini çekmemiştir. Furuğ şiirleri bu sürecin...

Kapat