“Dante, Akla ve Erdeme Çağrı” adlı tiyatro oyunu – Hülya Senday Tuncer

SUNUŞ
Herkes dünya edebiyatının en ünlü isimlerinden biri olan Dante?yi ve onun tanınmış eseri Divina Commedia?yı, (İlahi Komedi) bilir.
Divina Commedia?nın yazılmasına neden olan olaylar, koşullar, Dante?nin, yaşamında yatmaktadır. Divina Commedia?yı konu alan bir tiyatro oyunu yazarak seyircilere sahne aracılığı ile bu eseri tanıtacağım.
Oyun iki perdeden oluşmaktadır. Eserin başkahramanı Dante ALİGHİERİ?dir.
Oyunun birinci perdesini Aristo?nun, üç birlik kuralına uygun olarak kaleme aldım.
(Zamanda, eylemde, mekânda birlik)
Birinci perdede, seyirciler Dante?nin, yaşam öyküsünü kendi söyleminden dinler. Dante, doğumundan, ölümüne kadar başından geçen olayları anlatır, bu yüzden birinci perde tek kişilik bir oyundur. Dante ve Divina Commedia arasındaki ilişkiyi seyircilerin daha iyi anlayabilmeleri için, Dante?nin, hayatını sembolik hareket ve davranışlarla gösterdim. Örnek olarak; Dante ve Beatrice ?nin, aşkını birinci ve ikinci aşk tanrılarının araya girmesi ile dile getirdim. Birinci perdede: gösterilen günah grupları ve eserin özgünlüğünde olan hayvanlar (Panter, aslan, kurt) birinci sahnede yer almıştır. Bu üç hayvan belirlenmiş olan günahlarını oluşturan niteliklerini sahnede kendi ağızlarından seyirciye aktarmışlardır.
Oyunun ikinci perdesini, üç birlik kuralını düşünmeksizin yazdım. Bu ikinci perdede olaylar: Dante, Vergilius- Dante, Beatrice arasında geçen konuşmaları içermektedir.
Bilindiği gibi, Divina Commedia?nın doğmasında etkinleşen düşüncelerden biri, akla, vicdana olan övgüdür. Aklın egemenliğinde olan vicdanın duygusal düşüncesindeki davranışıdır, bilincidir. İkinci perdenin birinci sahnesinde, bu duygusal düşünce bilincini Dante ve Vergilius, arasında geçen konuşmalarla seyirciye ileterek vurguladım.
Divina Commedia?da, üzerinde durulan diğer önemli ana düşüncelerden biri de Tanrıya, ulaşma, yakarma, af dilemedir. Tabii bu düşünce tanrısal hizmeti simgeleyen bir kadın aracılığı ile olacaktır.
İkinci perdenin ikinci sahnesinde: bu konuyu Dante ve Beatrice, arasındaki konuşmalarla ifade ettim. Bununla birlikte, cehennem?de üç günah grubunu konu alan hayvanların da ikinci sahnede yer aldığını gösterdim.

Oyunun sahnelerini eserin çağından esinlenerek gerçekleştirdim, böylece ortaçağı çağrıştıran dekoru, kostümü, efektleri kullandım. Masanın, sandalyenin, Dante?nin, kostümünün XIII. yüzyılın özelliklerini anımsatacağını ortaya koydum.
Oyunda hazırlanacak müziklerin, XIII. yüzyılın özelliklerini taşıyacağını yansıttım, oyunun konularına göre müzikler seçtim. Örneğin, oyunda lavta, lir, org gibi müzik aletlerini eserlerinde kullanan Iacopo PERİ ve Caccini?nin kompozisyonlarından faydalanılacağını duyumsattırdım. Saint SEANS?ın ?Hayvanlar karnavalındaki? seslerin, efektlerin yer alacağına değindim.
Işıkları oyunun çeşitli sahnelerinde gerekli kılınacak değişikliklere göre ayarlanacağını saptadım.
Oyunumu hem Türkçe hem de İtalyanca yazdım. Dante ve Divina Commedia?nın, sahnelenmiş bir oyunun olup olmadığını fakat özgün olan bu çalışmayı yaparak, Dante ve Divina Commedia?yı, bu ürünümle oyunlaştırmaktan mutluyum.
H. Senday TUNCER

KİŞİLER
DANTE: 35 yaşında, orta boylu, Floransalı, bir şair. Başında şairlik işlevini simgeleyen zeytin dalı taşımaktadır.
Genç EROS: Orta boylu aşk tanrısı, biraz çocuksu; aşk okunu göğsünde taşır.
BEATRİCE: Kıvırcık saçlı, mavi gözlü, sarışın güzel bir genç kız
Olgun EROS: Geniş omuzlu, uzun boylu, genç bir aşk tanrısı; göğsünde aşk oku taşır.
VERGİLİUS: 40 yaşında; ünlü bir Latin şairi; başında şairlik işlevini simgeleyen zeytin dalını taşır.
Panter: Orta boylu, beyaz yeleli, sarışın çekici bir genç kız
(Şehveti, kadınca bir hovardalığı simgeler.)
Aslan: Siyah yeleli, dağınık saçlı, çıplak ayaklı bir genç erkek
(Gururlu, kibirli, kendini beğenmişliği simgeler.)
Kurt: Siyah yeleli, dağınık saçlı, hırpani görünüşlü, elbisesi parçalanmış yamalı bir genç kız (Kıskanç, haris bir kişilik görüntüsü çizer.)

I.SAHNE
I. PERDE

?Dante, genç Eros, Beatrice, büyük Eros, panter, aslan, kurt?
(Sahne karanlıktır, fon müziği başlar. Sahnenin sağında Dante?nin, çalışma masası, koltuğu, tanrısal acımayı, yakarışı anımsatan heykeller, çeşitli yerlerde tanrısal inancı gösteren resimler, duvarlarda ortaçağı çağrıştıran heykeller, masanın üstünde toplanmış kâğıtlar ve kitaplar, mürekkep hokkası, bir kandil. Bir köşede Floransa, komunesini gösteren İtalyan haritası vardır.)
DANTE: (Koltuğunda oturur, kitaplar ve kâğıt yığınları arasında kalemini sürekli hokkaya batırıp çıkararak yazı yazmaktadır, bununla birlikte masanın üzerindeki mum bitmek üzeredir. Dante, etrafına bakar, alçak sesle konuşmakta, başka bir mum almak için ayağa kalkar, onu mumluğun içine koyar, seyircilere bir göz atar, müzik biter, normal ses tonu ile konuşmaya başlar.)
Dante ALİGHİERİ?yim ben, 1265 yılında Floransa?nın, bakir uçsuz bucaksız topraklarında doğdum. Ailem soyluydu, fakat çok zengin değildi. Ama her şeye rağmen iyi bir eğitim aldım. Gençliğimde söylev sanatıyla uğraştım, güzel konuşma ve Latince yazmayı öğrendim. Çocukluk yaşlarımdan itibaren şiir yazmaya büyük bir yeteneğim vardı, böylece şiirle ilgilenmeye başladım. Dizelerimi yazarken, doğal olarak zamanımın şairlerini model olarak aldım. İlk önce, Sicilya Şiir Okulunun, şairlerinin izinden gittim. Sonra kadının erdemli bir birey olduğunu ve iç güzelliğe sahip bir ilahî simgeye yaraştığını dizelerine döken Dolce Stil Nuovo, ozanlarının akımından etkilenerek şiirler yazdım. Şiirsel tecrübelerimin merkezi, ana konusu kadınlık olgunluğunu davranışlarıyla beni derinden etkileyen, Beatrice, oldu.
(Beatrice, ismini söyler söylemez, ses tonu değişir, gözlerini yukarıya kaldırarak sahnenin boşluğuna acı ve hafif bir gülümseme ile bakar.)
Bana ilham veren esin kaynağım, Beatriceydi. İlk aşkım, ilk mutluluğum Beatrice. Kadınımı övmek, heyecanımı hissettirmek için şiirler yazıp kaleme aldım. Beatrice?yi, ilk kez 9 yaşındayken gördüm. Bu küçük kıza âşık oldum.
(Müzik tekrar başlar, kırmızı bir ışığın altında: Genç Eros, müziğe uygun ritmik hareketlerle sahneye girer, Dante?nin, etrafında dolaşır, Dante?nin kalbine aşk okunu dokundurur, sahneden yavaş adımlarla uzaklaşır. Dante, ayaktadır, etrafına bakar, müzik biter.)

DANTE: (Çevresine özlem dolu acı ile bakar.)
9 yıl sonra Beatrice ile tekrar karşılaştım. Beatrice, güzel bir genç kız olmuştu. Konuşma tarzı, nazik hareketleri beni etkilemişti.
(Pembe ışığın altında, Beatrice, sahneye girer; Dante?nin, pozisyonu, Beatrice ile karşı karşıyadır. Dante, Beatrice?yi, görmez. Beatrice, ayaktadır. Müzik başlar olgun Eros, sahneye kırmızı ışık altında girer, Dante?nin, kalbine aşk okunu dokundurup, onuBeatrice?nin kalbine koyar. Dante ve Beatrice?nin, etrafında dönüp, sahneden ritmik hareketlerle çıkar bununla birlikte, kırmızı ışığın altında Beatrice?de sahneyi terk eder. Müzik biter.)
DANTE: (Ayakta, heyecanlanmış acı bir sesle)
Böylece Beatrice?ye, adanmış ?Yeni Yaşam? adlı bir eser yazdım. Fikirlerim duygusal düşüncemle çarpışarak karanlığa inat mı inat yarışıyordu zamana karşı, sadece dokunuşu ve öpüşü var olacaktı. Gecenin yalaz aydınlığında, davranışsal bilinç tedirgin bu uyumsuzluk içinde, içimdeki bene sesleniyordum serzenişlerimle birlikte. İşte bu duygusal düşünce yoğunlaşması içinde Beatrice?mi, 1290 yılında, sonsuza kadar kaybettim.
(Onu ağlamalı, iç çekişli bir tarzla söyler. Işıklar hafifçe karartılır. Yüzü üzüntülüdür.)
Beatrice?min, acısı, varlıksal yok oluşu ben de derinden ve sonsuza kadar sürecek yasa boğdu. Dönülmez noktasında sarmaladın beni, kişilik olgunluğumun verdiği döşenmiş yolların aralığında, ey kadınım, kim ağlar bir lavta tınısında, kim hüzün sancısıyla kıvranır duygusal düşünce birlikteliğimle birlikte seninle, artık yeter bu yenilgi yılgınlığı, uyansın artık tenindeki ateşin beni yakışı, çoğalıp artsın direngen kişiliğinle yaşam kaynağın, ey Beatrice, sen artık benim gönlümün ilâhısın. Yitik topraklara ekilirdi sevgi, ama sen yitmedin. Sen ey uğrunda canımı ortaya koyacağım kadınım. Kaynayan suyun havada buhar olup uçması gibi sonsuzluklar diyarına karıştın böylece, yetişmişti senin iffetin karşısında imdada çarpışan bedenlerimiz ve onların beyinde bıraktığı izler örneği, sevgi diye yanıp tutuşan yaşam içsel doğasının içinde bulacaktır, kaybettiği sevgisini.
(İnatçı, kararlı ses tonu ile anlatımına devam eder. Dante?nin, vücut pozisyonu seyircilere doğrudur, elini masaya dayar.)
Beatricem, her zaman ben de tanrısal üstünlüğü ve temizliği hatırlatmıştır. Ancak böyle bir güzellik Tanrı?ya lâyıktır. Tanrı ile boy ölçüşebilecektir. İşte Beatrice?min, ben de uyandırdığı mükemmel duygularla eserimi yazdım. Beatrice 1290 yılında ölmüş olsa bile, bu eserim onu ölümsüzleştirecekti.
Acımı dindirmek için, kendimi avunç etmek amacıyla felsefe çalışmalarıma yoğunluk verdim, hocam olarak saydığım Vergilius?u örnek alarak daha çok çalıştım.
(Vergilius, sahneye girer. Dante?ye, yakındır. Dante?ye elini verir. Bakışırlar.)
DANTE: 1295 yılından itibaren siyasi yaşamım başladı, 15 Temmuz ?dan 15 Ağustos?a kadar geçen bu süreç içinde, ?Priore? seçildim. Şehrimin siyasi yaşamında etkin görev aldım. Ah!
(Yüzünü seyircilere çevirerek, derin bir şekilde iç çekerken bu sözleri söyler ve arkasını döner.)
Yaşadığım çağda papalar ve imparatorlar arasında anlaşmazlıklar, savaşlar vardı. Papalar siyasi erki elinde tutmak istiyordu. İmparatorlar ise ruhani işlerle meşgul oluyordu, bu yüzden İtalya?daki bu çatışmalar siyasi partilerin oluşmasına yol açtı. Guelfiler, papa?yı destekliyorlar, onun siyasi görüşünü kabul ediyordu. Ghibelliniler imparatorun tarafındaydı. Bu siyasi partiler arasında İtalya?da uzun zaman sürecek kanlı savaşlar oldu. Bu olaylar yüzünden çok acı çektim. Ah! Ah! İtalya.
(Üzgün bir şekilde, ses tonu hiddet dolu, İtalya haritasına ve Floransa komunesinin bulunduğu yere doğru bakar.)
Ah! Floransa! Sen bu duruma nasıl düştün! Böyle bir duruma ben nasıl katlanacaktım ha! Priore olarak görevim kolay değildi. Şehrimde güveni ve düzeni sağlamalıydım fakat onu yapamadım, papalar ve imparatorlar tarafından yapılmış haksız, dürüst olmayan işler yüzünden bunu şehrimde sağlayamadım. 1266 yılındaki Benevento savaşından sonra, Ghibellini?lerin, partisi güçten düşmeye, zayıflamaya başladı. Floransa?da, Guelfiler iki gruba ayrıldı: siyahlar ve beyazlar. Siyahlar papa?nın politikasını destekliyordu, beyazlar imparatorun düşüncesini benimsemişlerdi. Şehrim bu iki grubun arasındaki anlaşmazlıklar yüzünden mahvoldu, bir kâbusa dönüştü şehrim. Papa?ya saygı duyuyordum, papa?nın fikirlerine katılıyordum fakat papa siyasi sorunlarla ilgilenmeyecekti, gücünü devleti yönetmek için kullanmayacaktı, bireylere tanrısal, kurala boyun eğmeyi öğütleyecekti, vicdanlarının içine serpiştirilmiş güzellikleri keşfetmenin gerekli olduğu gerçeğini ortaya koyup çıkaracaktı. Bu keşmekeşlikte bölüşülmeyen tamah ve hırs nereden ileri gelmekteydi? Paylaşılmayan pay, neydi? Birliğin ve beraberliğin verdiği güven ve huzur içinde zor muydu acaba yaşamak? Tabii ki, hayır.
Karşılıklı güven, huzur ve sevgi duyumsatılmaksızın bir devleti korumanın olasılığı imkânsızdı, birbirini hiçliğe doğru götüren fikirlerin karşı karşıya gelmesi yurdu ve zamanı yok etmeye yetecekti böylece.
(Bu sözlerini seyircilere bakarak söyler.)
Priore, olduğum zaman, papa 8. Bonifazio?ydu. Toscana, bölgesindeki topraklarını genişletmek istiyordu bu yüzden, beyaz ve siyahlar arasındaki anlaşmazlıklar, çatışmalar onu ilgilendirmiyordu.

Ben de, papa?nın düşüncesine hak vermiyordum. Çünkü papa haksızdı. Böylece siyahların tarafında olmadığım için sürgüne gitmek zorunda kaldım. İlk zamanlarda, şehrime bir gün dönebileceğimi ümit ediyordum, bu amaç doğrultusunda; arkadaşlarımla ilişkimi kesmedim fakat onlar arasında da anlaşmazlıklar olduğunu anlayınca, onlardan da koptum. Tek başıma kaldım. Yaşamımın geri kalanını çeşitli prenslerin yanında geçirdim.
(Biraz durur, birkaç kâğıda bakar, yeniden konuşmaya başlar.)
Sürgün, aklımın ufkunu şehrimin sınırları dışına kadar genişletti.
(Ses tonu insanlık kelimesinde daha derindir.)
Sadece Floransa? da, yaşayan halkıma değil, ama bütün insanlığa da yüzümü çevirdim.
(Hangisi, nasıl, niçini söylerken, şaşırmış gözlerle bakar, ses tonu değişir.)
Bu anlaşmazlıkların sebepleri hangisidir?
Bireyler nasıl bu düzensizlikte yaşayabilirler?
Niçin bireyler birbirlerini öldürüyorlar?
(Elleri havada, avuç içleri yüzüne doğru masaya yaslanacak şekilde durur.)
Ah! Bu insanlar! Bu olayların gerçek nedenlerinin bilincindeyim. Her şeyden önce, toplumsal uzlaşma yok, insanlar diğer insanları çıkarları uğruna kullanıp sömürüyorlar, diğerlerini aldatıyorlar.
( Göz ucu ile seyircilere anlamlı anlamlı bakar.)
EVET, evet
(Konuşurken başını eğer)
Fakat işte bu nedenler düzensizliğin ve kargaşanın sebepleridir.
(Heyecanlanmıştır, hemen sahneye doğru döner. İç çeker.)
Artık insanlar diğerlerini düşünmüyorlar, gelecekleri hakkında plan yapmayı unutmuşlar. Eğlenmeyi tercih etmişler. Ölümden sonra ne yapacaklarını bilmiyorlar.
(Ses tonu sertleşir.)
Vicdanlarını kaybetmişler, sağduyuları da yok.
(Tanrı?yı ararcasına sahnenin boşluğuna bakar.)
Bireyler hem Tanrı?yı, hem de yasaları bir kenara bırakmışlar. Çünkü davranışlarının iyiliğini, kötülüğünü, doğruluğunu, yanlışlığını, haklılığını, haksızlığını saptayacak özgür anlayışa sahip değiller. İçsel olarak yargılama gücünden yoksunlar. Aksine, bireyin kendisinden önce başkalarının iyiliğini, yararını düşünüp yardımcı olması iç benliğindeki sevgi yumağının gelişmediğini, kök salmadığını göstermektedir bu yüzden. Bu aşamayı ise elde etmek için yeryüzünde ?Özgecilik? anlayışının bütünselliğini kavramak gerekir. Çünkü Tanrı, bireyleri manevi mutluluğa götürecektir; Yasa ise, bireyler arasındaki düzenin korunmasında, aracı olacaktır. Gördüğümüz üzere: İki yapı da yozlaşmıştır. Floransa, komunesinde.
(Günah gruplarını gösteren panter, aslan, kurt sırayla sahneye girerler.)
(Şehvet, panter sahneye girer. İzleyicilere ukala bir tarzda, parlak gözlerle bakar, küçümseyici alaycı bir tavırla ayakta durmaktadır.)
PANTER: Şehvetim ben. Şehvet.
(Diyerek bağırır.)
Yüzyıllardan itibaren farklı cinslerin yaşamlarını yaşamlarından alan, onların uslarıyla oyun oynar gibi oynayan kösnüğüm, işte ben. Her derde devayımdır, aile kuran, çocuk yapan çil çil yavru doğurtan ben, daha ne isterseniz yerine getirmeye hazırım. Aman dikkatli olun, kuyruk ucuma basmayın benim, yalayarak ısırıveririm sizi. Aman ha! Aman ha!
(Diyerek, alaycı bir davranışla sahnenin her iki tarafında dolaşır. Kibiri simgeleyen aslan, hızlı ve kararlı adımlarla sahneye girer. Dişlerini gösterir pantere küçümseyici tarzda bakar.)
ASLAN: Kibirliyim. Kibirli işte.
(Diyerek bağırır ve hiç kimseye selam vermez, karşısındaki kişilerden selam almayı bekler.) Ey dostlar, kâfirlerin en büyüğüyüm ben, selamsız sabahsız dalarım içeri, gündüzüm yok, gecem ise nafile, başkasından beklerim bana selam vermesini, niye ben önce vereyim ki! Kendimi büyük görürüm her zaman, uluyum ben, uluyum. Gerçekte alçakgönüllü olan birey kendini bir varlık olarak hissetmediği için tevazu göstermeye çalışır, bu nitelikte bana göre günahların en büyüğüdür, ben günahkârım, büyüklük ve üstünlük ancak ve ancak bana yaraşır. Büyük âlimler der ki ?Kibirliye kibirli görün!
(Ah diyerek haykırır, kişiliğindeki nitelikleri övmeye devam eder.)
Böylece onu küçük ve hakir görmüş olursun!? Sakın ha! Sakın. Kanmayın bu sözlere, ben her zaman ?Ruh fakirliği? içinde ?Ruh zenginiyim.?
Aynı zamanda, insanlığın kurtuluşu yeryüzünde benim aracılığımla olacaktır. Oysa, alçakgönüllülük ister cahilden, isterse de çocuktan duyumsatılsın imanı hiç kuşkusuz ki kabul etmek duygusal düşünceme erişmeyip yakınlaşmaz, herkesin üstünde tanrısal bir güçle donanmış yasalar önünde serbest bırakılmış bir şelaleyim!
(Bütün bu cümleleri alaycı ve şarkı söylüyormuş gibi gür sesiyle haykırır.)
Bireylerin hep kötü yönlerini görerek ve ortalık çok bozuldu diyerek böbürlenirim.
Sanki yamaç sırtlarında dolaşan atmacalar gibi. Kibirliyim kibirli, hükümranlıkları yerinden oynatan bozguncu bir oyuncuyum, yeryüzünde. Bir kölenin hükümdarın tacını başına geçirerek onun kürsüsüne de oturup hükmetmesine benzetilirim sürekli.
Kendime karşı el pençe divan durulmasını arzu ederim, alay ederim bireylerle, birlik ve beraberlikten hoşlanmam, besin kaynağım kargaşa ve düzensizliktir, benim ebedi mutluluğum ancak ve ancak bu keşmekeşliğe bağlı.
Her durumda herkesi küçük görürüm, başı gözü ile bireylerle alay ederim. Çünkü kibrime ve gururuma aşığım. Bireylere dünyada tek kurtuluş yolunun kibirli olmaktan geçtiğini öğretirim, böylece saadetlerin en yücesini yaşatırım bireylere.
KURT: Ben?de kıskancım, ihtirasım.
(Diye bağırır.)
Hey! Baksana bana aslan, üstündeki sarı renkli pantolon ne kadar alımlı parıl parıl parlıyor yaldızları, versene bana,
(Seyircilere dönerek).
Biliyor musunuz?
(Hı, hı, hı.)
Ben, sarı rengi çok beğenirim ve hep giymeyi arzu ederim, fakat onu kimseyle paylaşmak istemem, bedenimin uzuvları alevler altında kalmışçasına sürekli elde etmeyi ve sahip olmayı yaşamım boyunca ilke edinirim ben, yeryüzüne barışı, huzuru yaymak için. Bireyin doğasında var olan doğal bir duygu bütünü olmama rağmen hiç doymam, her şeyin benim olmasını isterim. Devamlı imrenerek geçmiştir yaşamım, elde edemediğim nesnelere, bireylere imrenerek bakarım, kendi benliğimden ödün vermeden onlar gibi olmayı istemek tek amacım ve hedefimdir benim. İster sevgi de olsun isterse de kendimle ilişkili nesnelerde bir başkasının ortaklığına veya üstün durumda olmasına dayanamam.
Hırslıyım, ama çok bildiğiniz gibi değil, içimi kemiren, gittikçe beni yiyip bitiren ve kafamın içersinde yinelenip duran duygularımı kontrol edemeyişimden ileri gelmektedir bu niteliğim.
(Elini oval olarak havadan yere doğru bir su içermişçesine kaldırarak uzatır.)
Öfkem sınırların ötesine taşmakta, bu yüzden değersizim ve mutsuzum, yalnızlık bununla birlikte çaresizlik içinde boğuluyorum. Bütün bu sıkıntılar beni bir ağ gibi sarıp sarmalamış oynamakta benimle. Bu yüzden bireylere karşı saldırma çabası içindeyim. O kadar ki tek avuntum işte bunlar: sahiplenme, elde etme ve saldırma.
Arkadaşlarımın içinde en çok aslanı kıskanırım, aslan heybetiyle, davranışlarıyla canına okuyor bireylerin, ya ben! Ya ben! Zavallı kurt kardeş. Her şeye malik olmadığım zamanlarda hiçbir şeye sahip olmamanın acısıyla biçareliğim ortaya çıkmakta.
(Sahnenin ortasına diz çökerek uluyarak ağlar bu üç hayvan. Dante?den, biraz uzakta durmaktadırlar. Dante, konuşurken bu üç günah grubu, birbirlerini okşarlar.)

DANTE: İşte insanlık bu günahlar yüzünden acı çekmekte, tahtlar devrilmiş, devletler parçalanmış. Yüzyıllar bize dünden bugüne, bugünlerden yarınlara kadar bunlar yüzünden çekilen acıları anlatır.
Şimdi sizlere sesleniyorum günahkârlar topluluğu, cennet ve cehenneme girecek zavallıların kimler olduğu hakkında sizleri bilgilendirmek için, ?Cehennem bana zalimlerle birlikte bu üç gurup günahla cezalandırılanlar girecek? diye yanıtladı. Cennet de ona şu şekilde karşılık verdi: ?Bana zayıflarla birlikte yoksullar girecek.?
Tanrı, berikine ?Sen benim cezamsın, seninle dilediğime işkence ederim, böylece beni inkâr edip isyan edenlere de yerin yedi kat dehlizlerinde kaybolma cezası veririm?, diye buyurmuştu. Ötekine de ?Sen benim rahmetimsin, seninle dilediğime rahmet ederim, bana kulluk edenin yanındayım ve bağışlayıcısıyım, sizin her biriniz için iman edip doğru yoldan ayrılmamış olanlara karşı mükâfat vaat ederim, ödüllendiririm.? Diye nitelendirilen bu koşullandırılmış emirlere kimse kulak asmamıştır.
Ama ben ya ben bu buyruk altında tanrısal gücün işlevinin göz ardı edilmemesi gerektiğini savunmaktayım. Kaynayan kazanda su buhar olup havaya karıştığı gibi bireyler de mutluluklarını cennette, mutsuzluklarını cehennemde yaşayacaklardır. Bu yolu şaşıran ben?de günahkârım, günahımın bedelini ödemeye hazırım.
(Üç hayvan konuşmayı bitirdikten sonra müziğin ritmik hareketi ile kendi etraflarında döner ve Dante?nin etrafında dans ederler. Dante, onlardan uzaklaşmaya çalışsa bile, kaçmayı başaramaz. Onlar Dante?ye dokunurlar, Dante, onları isteksizce okşamak zorunda kalır. Onları okşadığı için üzüntülü olan Dante?nin, yüzü şimdi pişmanlıkla doludur. Üç hayvan sıra ile dışarıya çıkarlar. Dante, masada oturmuştur. Düşüncelidir ve başını kaldırır.)
DANTE: İmparator halkını doğru bir biçimde yönetmiyordu, hakkaniyetinden ayrılmış doğruyu eğriyle karıştırıyordu. Devletin kurallarına önem vermiyordu, halkının sosyal haklarına, vicdanına kulak asmayıp değer vermiyordu, her şeyi menfaati için yapıyordu. Papa ise kendi sorumluluğunu unutmuştu, dünyasal gücü de elinde tutuyordu, her ikisi de dini devlet işleriyle birlikte karıştırıp kendi menfaatleri için kullanıyorlardı.
İnsanlığın iki güneşi olan bu iki rehber halkına zarar veriyordu. Halk da, başıboş koşan atlar gibi yolunu şaşırmıştı. Yeryüzünde toplumsal düzen nasıl sağlanacaktı? İnsanların ne papa ile ne de imparatorla çözüm bulma olasılıkları yoktu.
(Dante, kuvvetli sesi ile kendi kendini yargılar, konuşmaya devam eder.)

Tek çözüm, Tanrı?dır. Tanrı, çocuklarını yalnız bırakmaz, asla görevini hem papa, hem de İmparator gibi unutmaz. Bireyler her zaman hata yaparlar, fakat Tanrı, hatasızdır. Bu amaç doğrultusunda; Tanrı, dünyayı kötülüklerden ve kusurlardan temizlenmesi için birini gönderecekti. Bunun için bir kurtarıcının geleceğine inanıyordum. Bir anda, ben, evet ben; bu kurtarıcı ben olabilirdim, fakat imparator ve papa olmayan biri nasıl insanlığı kurtarabilirdi?
Tabii ki, bir eser yazarak. Tanrı, tarafından tanrısal bir göreve çağrıldığımı hissettim. Benim bu görevim bir eser yaratarak: İmparatora papa?ya bireylere de günahlarını, kusurlarını göstermekti, bu ilkem doğrultusunda; onlara kurtuluş yolunu da hazırlayacaktım. Bu yüzden
kendimi zamanın peygamberi, yargıcı kabul ettim.
(Sesini indirir, kelimelerin üstüne basarak anlamlı bir şekilde ısrar eder.)
İnsanlığın sorunları hakkında düşündürtecek bir esere gereksinim vardı. İnsanlar günah işliyorlardı çünkü erdemin davranış biçimini benimsemedikleri için aklını kullanmıyordu, mutluluğa ulaşmak için hırsları, tutkuları gerçeği görmeyi engelliyordu. Eğer bir insan aklını kullansa asla hata yapmayacaktı, vicdanına, sağduyusuna kulak verecekti, böylece Tanrı?ya ulaşacaktı. İşte bu eserimde, bireyler hatalarını göreceklerdi, hatalarının nedenlerini ve sonuçlarını anlayacaklardı ve günahlarından dolayı pişman olacaklardı.
Yapıtım insanlara kurtuluş yolunun neler olduğu hakkında bilgi verecekti, öğretici, eğitici ve birey ahlâkını olgunlaştırıcı bir eser olacaktı. Bu ilkemle birlikte; yapıtım sadece Floransa trajedisiyle değil, bütün insanlığın sorunlarını içeren bir trajedinin konusu olacaktı. Bütün insanlığı ilgilendiren sorunların çözümü ben ?günahkâr? Dante ALİGHİERİ?nin, davranışsal bilincinde toplanmıştı, sevapla günahın ayırt edilme gerçekçiliği ancak bu başyapıtımdaki olayların uslara kazınmasıyla gerçekleşebilirdi.
(Bu sözlerini alaycı bir gülümseme ile söyler.)
İnsanlığın bu görünümü bir trajedi görünse bile, gerçekte bir komedidir. Tanrı?nın hizmetinde olacakları yerde, bireyler günah işlemeye devam ediyorlar. Bu karşıtlık komedi değil de, nedir?
(Elleri yukarıda, sesi kısık ve yorgundur. Elini boğazına koyar ve sözlerine devam eder.)
DANTE: Üç bölüme ayrılır, eserim: Günahlarından dolayı acı çeken ruhlar cehennemde, kötülüklerinden arınanlar Arafta, tanrıya ulaşanlar ise cennette.
(Yerine oturur, döşeme üzerine düşmüş olan kitabını alır, tek tek sayfalarına bakar.)
Artık çok yorgunum. Şimdi kendimi ağzımı açamayacak kadar yorgun duyumsuyorum. Ölüm kapımı çalıyor.
(Dante koltuğuna oturmuştur, bacağını gerer, derin bir şekilde nefes alır ve seyircilere şu şekilde seslenir.)
Gülmüyorum nadasa bırakılmamış bir ekin tarlası gibi, törpülendi mi yaşamım yarıya, düşlerdeyim, geziniyorum imgeler ve kâğıt parçacıkları arasında, bir bakmışsınızdır ki yalnız kalmışsınızdır ölüm karşısında, sevginin tohumunu atan şefkatin çıkar uğruna kullanılarak çamura bulanması özlem dolu geleceğe meydan okumakta, heyhat! Bir nehrin akmasını beklersiniz derya gibi ?birey? in, soluğunda, sığınaklara hapsedilmiştir ?sevgi? uçsuz bucaksız orman diplerindeki yarını yitmiş bekleyişler altında, yıkmak için bu yazgıyı mücadele etmeden geçmenin olanaksızlığını kendi beyninde oluşturulan ?sevgi? var olmaya devam edecektir sürekli, şimdiye kadar kenardan geçmiştir akan ?su? yılgıyla savaşım alanında, doğanın yarattığı çaresizliğe düşen ?birey? yenik düşecektir bu etkileşimin doruğunda, birbirine yeter ki yabancılaşmasın ?birey? ötekileşmesin karşısındakine sevgi sözcüklerinin ağızlarda gezdirildiği kırpıntıların uzantısında.
(Böyle söyler ve koltuğunda oturarak gözlerini kapatır.)

(Birinci Perdenin Sonu)

II. PERDE
I. SAHNE
(Dante, panter, aslan, kurt, Vergilius)
(Karanlık bir orman, meyvesiz ağaçlar, kurumuş yapraklar, hiçbir yaşam belirtisi yok. Dante, sahnenin ortasındadır, yere uzanır, yerin üstüne ellerini ve başını koyar. Işık Dante?nin, üzerindedir. Dante, yavaş yavaş hareket ettikçe, ışığın hareketi sahneyi aydınlatmaya başlar; ellerini oynatır, başını sallar. Gözlerini açamayacak kadar uykusu vardır. Bir kez daha gözlerini kapatır. Sonra gözlerini açar, bu hareketi üç defa yapar. Belini doğrultur, yavaş yavaş elini belinin üstüne koyar, gerinir, ayağa kalkar, çevresine bakar, nerede olduğunu anlayamaz, zig zaglar çizerek, sahne etrafında döner. Şaşkındır. Vahşi hayvanların seslerini işitir ve sonra sesler kesilir.)
DANTE: Ben neredeyim? Buraya nasıl geldim? Ne kadar karanlık bir yer!
(Çevresine bakınır.)
Hava ne kadar soğuk!
(Kollarını birbirine kavuşturur. Üşüdüğünü hisseder.)
Ne kadar farklı bir yer, fırtınada denizden kurtulmaya çalışan bir tayfa gibi hissediyorum, kendimi. Nasıl olduğunu bilmiyorum, bütün gece toprakta nasıl sürüklendim!
(Vahşi hayvanların seslerini işitir, nefes alır, aniden elbisesine ve yüzüne bakar, elbisesi ve yüzü kirlidir. Yüzünde hayret ve şaşkınlık veren bir ifade vardır.)
Ne oldu? Bu ormana nasıl geldiğimi anımsamıyorum.
(Gözleri boşlukta, gerilmiş omuzlarla, toprağa doğru açılmış parmaklar. Bir anda Dante?nin gözü ışıklı bir perdeye takılır ve gülümseyerek tepeye bakar.)
Ben, ben bu karanlık ormandan kurtulmalıyım. Işık saçan tepeye gitmeliyim, aydınlık hayat dolu, neşeli seslerin geldiği bu tepe, umudun, doğruluğun beslendiği, kaybolmuş iç huzurumun bana sunacağı ferahlığı geri verecek bir yaşam kaynağı tepesi.
(Dante, ayaktadır, sahnenin sağına doğru yürür. Müzik başlar. Hayvanların sesleri gelir ve ışıklarla aydınlatılmış tepeye doğru bir adım atar, panter?le karşılaşır, ikinci adımda aslanla, üçüncü adımda kurtla karşılaşır. Dante, sahnenin sağındadır. Dante, tepeye çıkmaya hazırdır.)
İşte, çıkmak istediğim göz kamaştırıcı bu tepe, mutluluğun, kahkahaların, neşenin olduğu, barışın, dostluğun sağlandığı ve bununla birlikte herkesin gitmek isteyip de ona ulaşmayı başarmadığı aydınlık beyaz bir tepe.

(Dante, bir adım atar, panter pençelerini kaldırır, Dante?nin, vücudunu siper yapar, Dante hızlı bir şekilde geçmeye devam eder ama onu yapmayı beceremez. Dante, geriye doğru dönmeyi düşünürken, panter sahneden çıkar, aslan girer, gözleri açlıktan dönmüş, saldırmaya hazırdır. Dante, şaşırır. Aslan sahneden çıkar ve sonra zayıf kurt ilerler. Dante?ye, doğru gelir. Dante, üç adım geriye çekilir, karanlık ormandadırlar.)
DANTE: Bu hayvanların yüzünden bana yaşamımın anlamını veren, beni ben yapan değerleri oluşturmuş bu sevgi tepesine gidemiyorum, hani nerede bulacağım mutluluğumu, bu hayvanlarla mı birlikte acaba? Sevdamı yollara döken bu kaybolmuşluk içinde başımı toprağa eğdiren düşüncelerim taşların, çakılların içine işlemesi savaşım verdiriyordu kendimle, bunaltılarımın zaman zaman göç ettiği benliğimle birlikte yanlış doğru çelişkisiyle donatılmış yeryüzünde gecenin ölümü sabahın doğumuna ışık tutarak hükmediyordu yalnızlaşan çöreklenmiş beynimin nefesinde. Tepenin doruklarına doğru içselleşiyordum samimi, içten yüzlü beyinlere, özünü veren her fidanın sevecenlik içindeki dürüstlüğüyle
?Doğruluk haktır. Tanrıdandır.?
Kelimelerindeki ruhuyla birlikte sarmallaşan davranışıyla eylemleştirmiş pirüpak varlığını korumaktaydı yansıtarak olanı, biteni bu evreni âlem içinde.
Gitmek istediğim ve arzularımı gerçekleştireceğim tepede yaşamakta olanlar tertemiz bireylerden oluşmaktaydı. Ama ben, zavallı Dante, kaybolup yitmiş biçare, acaba ne yapabilirim şimdi?
(Bir taş bulur, oturur.)
Karanlık ormanda burada ne yapacağım ben? Bu üç hayvan kimsenin o tepeye ulaşmasını arzu etmiyor. Rüyada mıyım ben acaba bu âlemde, sahte gülücüklerin arasında kalan ucundan yakalayınca zamanı bir adım atıyor öteki güne. Düşüncelerimden haykırıyor yarım ağzım biri gülerek diğerine, karda yürüyerek izini belli etmemecesine taşıyor elimde ölüm nağmeleri ağlarken gülen, gülerken ağlayan. Arasındaki çelişki hızarla kesilmiş bir buzun sertliğinde rüya âleminin çığırtkanlığına ses vermeyen dürüstlük oluşumuyla kaybolup gitmekte hızını alamamış kâbuslar eşliğinde.
Verimsizliğiyle birlikte orman benim kâbusumdu, yüzyıllara uzanacak sevda boşluğumda. Her bireyin bir ormanı sığınaktı. Kaçış yoluydu. Ama bu orman sahte yüzlerle dolu kötülüklerin barınağıydı yapmacık davranan, olduğu gibi görünmeyen mış, mışlara adanmış bir dünya, ben bu değilim aslında; bireylere ve insanlara doğruluğu, iyiliği gösterip irdelemek için yola çıkmış bir ?Derviş?im.
Ve böylece insanlığa uğradıkları haksızlıklar karşısında tanrının, buyruklarına boyun eğilmesi gerekliliğini gösteren bir ?Üstat?ım, tabii ki, günahlarımdan arınmış bir biçimde.

(Oturduğu yerde sallanır, ısınmak için kalkar. Yavaş yavaş ağır adımlarla sahneye Vergilius, girer, sesi cılızdır, Dante?nin, ismini telaffuz eder, Dante, korkar. Karşısında bir insan figürü belirir belirmez, ağzı açık kalır. Sahnede Vergilius, yaşamından bahseder, cehenneme geliş nedenini açıklar, Dante?yi, teselli etmeye çalışır.)
DANTE: (Yere eğilmiş, ellerini havaya kaldırmış, Vergilius?a bağırır.)
Bana acı ey yüce mürit, senin engin deryandan faydalandığım halde günahkâr oldum, yasaklanmış günahları işledim, suçluyum ve günahkârım.
VERGİLİUS: (Zayıf sesi ile konuşmaya devam eder.)
Ey, ozanların piri Dante, acındırma kendini, sadece beni dinle, seninle uzun uzadıya konuşacağız, sakin olmaya çalış, kendini kapıp koyuvermek sana yakışmaz. Biliyorsun: ben insan değilim, bir zamanlar insandım, akrabalarım Lombardia?lıydı, Iulius CESARE, zamanında doğdum, Roma?da yaşadım. Beni yakın dostlarım bir ?ağaca? benzetir, mevsimler geçtikçe dalları, yapraklanan ağaç başka başka şekillere girse bile şairler aşınmaz yollarla birlikte büyür, işte ben oyum. Her devirde başka kıymetler bulurum, yıllarca filizlendim, yeteneğim bu yetinin gelişmesine olanak tanıdı. İyi bir eğitim aldım, güzel yazma ve konuşmayı öğrenecek kadar şiir yazmaya başladım, ?Aeneas? isimli bir kitap kaleme aldım. Klasikler içinde yer almıştır. Yere düşen bir yaprağın yağmurlar altında hiçliğe karışması gibi ben de sonsuz yolculuğuma çıkıp bir daha yaşama geri dönmemek amacıyla gözlerimi kapayacağım. Dinle bak: Dante, işlediğin suçların cezalarını ?Sen? çekmeyeceksin, sadece tanık olacaksın bu günahları kimlere ait olduğunu ve ders alacaksın. Niçin sen acı çekiyorsun böylece?
Mutluluk tepesine çıkma yetinin niçin kaybolduğunu düşünmüyorsun?
DANTE: (Vergilius?un, tam karşısında durur.)
Sen VERGİLİUS?un, şairlerin şiirlerin babası, baş ustası. Senin öğretini benimsedim. Eserlerini büyük bir zevkle okudum, fikirlerin bana yaşama dayanma gücü verdi.
Kırmızı bir gülün açmakta olduğu güne merhaba diyerek sevgi dolu yaşamı senden öğrendim. Bireylere nasıl yaşamalarını öğreten ve bununla birlikte doğruluğu, vicdanı simgeleyen sen bir kez daha bu karanlık ormana geldin, beni burada tek başıma bırakmadın, eserlerini okurken kalbimde ve aklımdaydın.
Buradan korkuyorum. Üç vahşi hayvan benim huzurla donanmış sağduyuyla örtülmüş ışıltılı tepeye çıkmama izin vermiyorlar. Ne yapabilirim? Onlar kuvvetli, ben zayıf.

VERGİLİUS: (Hafif bir ses tonu ile konuşur. Kelimeler ağzından teker teker dökülmektedir artık.)
Korkma! Cesaretli olmalısın, bu üç hayvan senin tepeye ulaşmanı engellese bile, oraya gitmek için sen başka bir yol bulacaksın, dinle; Ben buradayım, cehenneme senin için geldim. Tanrısal güzelliği, simgeleyen Beatrice sana yardım etmem için beni yolladı. Şimdi üzülme, endişelenme. Seni seven ve her zaman sevecek olan dostlara sahipsin. Cehenneme birlikte gideceğiz, günahların suç ve cezalarını göreceğiz. Aklını, sağduyuyu kullanma yetisinden yoksun, duyularının etkisinde kalan ruhların ölünce nasıl acı çektiklerine tanık olacağız. Sesimi işittiğinde, korktuğunu fark ettim. Yüzyıllar boyunca, insanlar akıllarını kullanmadıkları, uslarına gereken önemi vermedikleri için hep günah işlediler. Onlar her günah işlediklerinde, sesim daha güçsüzleşti. Eğer insanlar duyularına önem vermemiş ve ona göre davranmamış olsaydı, ben daha canlı olacaktım, sesim de daha kuvvetli çıkacaktı. Cehennem hırslarına, tutkularına yenik düşen günahkâr ruhlarla dolu, çukurların içinde acı çekmekte olan ruhların umutsuz bağrışmaları seni kesinlikle yapacağın işlerden ala koyup yıldırmasın, sen bir insanoğlusun, çukurların içinde acılarına acı katan ruhların umutsuz haykırışlarını duyacağız birlikte. Bir gün yanmaktan dolayı mutlu olan ve kutsal ruhlara yaklaşmayı umut edenleri göreceksin, sonunda kutsal ve mutlu ruhların olduğu yere gideceksin. Beatrice cennette sana eşlik edecek. Seni Beatrice?ye teslim edeceğim. Günahsız olduğum halde, vaftiz edilmediğimden dolayı, kusursuz olan Tanrı, her şeyin sahibidir. Tanrı, katına ulaşmış ruhlara ne mutlu!
(Üç vahşi hayvan sahneye çıkar, kendilerini betimleyen günah türleri için hep birlikte ağızdan cehennemin 34. bölümünü okurlar.)
?Her ağızda dişler bir günahkârı öğütüyordu Bir değirmen gibi, böylece aynı anda üç günahkâr birden işkence görüyordu.?

( Sahnenin perdesi kapanır, açılır.)

II. PERDE
II. SAHNE
?Vergilius, Dante, Mutlu Ruhlar, Beatrice?
(Müzik hafif armonilerle, kuşların neşeli ötüşleriyle birlikte başlar. Yapraklar yeşildir, meyveler yerde dağınıktır. Sahne çeşitli ışıkların kaynaştığı bir hava içinde, günahlarından sıyrılmış ruhlar dizisi ellerindeki çiçeklerle birlikte sahneye girer, çiçekleri yere serper. Ruhlar dizisi sahnede toplanır, Beatrice?nin gelişine kadar müzik eşliğinde dans eder. Beyaz bir koltuğa oturmuş Beatrice?yi taşıyan ve elleri, yüzleri temiz olan ruhlar yavaş yavaş sahneye girerler, elbiseleri beyazdır. Vergilius sahneden uzaklaşır. Beatrice çemberin içinden ayağa kalkar, müzik eşliğinde dans eder, ruhlara dokunur, herkes ellerini Beatrice?ye uzatır, elbisesini okşar. Sahnenin sağında Dante, onlara bakar. Beatrice, hareketlerini yavaşlatır. Müzik bitmek üzeredir. Ruhlar toplanırlar, sahnenin sağından koşarak çıkarlar. Beatrice ve Dante sahnede kalırlar, Dante, Beatrice?nin gözlerine bakar.)
BEATRİCE: ( Ayakta, alımlı ve çekici bir şekilde Dante?ye, bakar. Dante?yi alaycı bir şekilde azarlar.)
Vergilius, sana acı çeken ruhları gösterdi, değil mi? Evrensel yargıya ulaşmayı arzu eden, mutluluğu acıya tercih eden ışıktan çok karanlığı seven zavallıcıkları gördün, doğru mu yoksa tam aksine mutluluğun doruğuna ulaşmış, özgürlüğün içsel devinimini elde etmiş ruhlar arasına mı karıştın? Bedenleri ve kişilikleri ile birlikte acı çeken ruhlar kim bilir ne kadar mutludur, şimdi!
(Ona alaycı bir şekilde gülümser.)
Fakat burası cennet, mutluluğun, ışığın şehri; çevrene bak, nasıl canlı.
(Dante, susar. Beatrice?ye hayran hayran bakar.)
Her yerde Tanrı?ya, layık olan ruhların gülüşlerini duyuyorsun.
Beyinde atılır tohumu filizlenerek, büyür gün geçtikçe, yaşamda canlanır ?sevgi? gözlerin davranışsal bilincinde gelişerek, bu bir birikimdir yüzyıllara sığmayan şefkat, sevecenlik, doğruluk: ?dürüstlük? içinde. İç yakınma öykünmesi midir acaba kişiliği dağlayan yalnızlığın sarmalında? Yolgeçen hanı mıdır yoksa ?Sevgi?? Aksine yaşamın özü, umudun kaynağı. Fırtınalarla dolu geçen ve şimşekler çakan bir yolculuktan sonra direngen bir kişinin elde ettiği amansız bir içsel ve doğasal devrim, bir yenilenme, bir başkaldırış: ?Var oluş? tur sürekli topraktan beslenip büyüyen renk cümbüşü içindeki çiçeklerle birlikte.
(Derin bir şekilde nefes alır. Müzik başlar, gülüşler, mutluluk dolu bağrışmalar Dante?yi, çevreler.)

DANTE: (Sesleri dinlerken şaşırmıştır, yüzü ciddidir.)
Evet, onları duyuyorum, burası sıcak, mutluluk dolu.
(Gözlerini yukarıya kaldırarak, derin bir nefes alır.)
Oh! Karanlıktan, cehennemden kurtulduğum için mutluyum. İşimizi cehennemde bitirdikten sonra orada kalmanın ne anlamı var? Fakat sen, sen Beatrice, niçin bana böyle davranıyorsun? Bana karşı niçin soğuksun? Bu yokluk sensizlik aldı beni götürdü dağlar gibi uzanan boşluk içinde, bu kaybediş ruh soğukluğundan değil, hiç olup toplumsal kargaşadaki yok oluşta, yanılsamaya düşebilir her bir birey sırtında yük çıkarırken yokuşta, bırakmayı dener birey gönül sıkışmalarını, bir türlü beceremez düşüp kayar, korkmaz tekrarlar bu hareketi direngen kişiliğiyle ve başarıdır artık sonu, toplumsal düzensizlikte. Bir kez, sen bana hoş dakikalar yaşattın, bana yaşama sevincini, bir erkek olmanın onurunu sundun. Tanrı, katına gelmeden önce, benim günahkârları tanımamı sen istedin. Senin istediğini yaptım. Karanlık ormandan korktum ve her şeyi bırakıp çekip gitmeyi düşündüm o anda, Vergilius geldi ve bana senin isteğini belirtti. Senin teklifini kabul ettim. Senin koruyuculuğunda sakinim ve rahatım.
BEATRİCE: ( Ayakta, gülümseyerek duruyordur.)
Evet, bu yolculuk ve biz
(Nefes alır.)
Koruyucu melekler: senin bu sözlerin beni rahatlattı. Artık Tanrı?ya, ulaşmaya hazırsın. Kavganın ve nefretin olmadığı meleklerin bulunduğu yere geleceksin. Cehennemde görüp yaşadığın acılardan ders aldığını fark edip, anladım. İşte, insanlık bu durumda, hatalarından dolayı cehennemdedir. Sen de bir insansın, insanlığın bireyisin. Sana sinirlenmemin sebebi; doğruluğu, vicdanı bir kenara bırakıp iterek, dünyevi zevkler içine dalarak gerçeği unutmuş olmandır. Gerçekte, İnsanoğlu her zaman mutluluğu arar. İnsan ruhani dünyanın mükemmelliğini tanımadığı, unuttuğu için hata yapar, yanlış mutlulukları kendine seçip feda eder ve böylece yıkıma sürüklenir. Günahkârlar yanlış yollarda mutluluğu arayan zavallılardır bu yüzden onlar cehennemde çektikleri cezalarda gerçeği bulmuşlardır, dünyada işledikleri suçlarını, hatalarını anlamışlardır ve pişman olmuşlardır. Senin de günahkârların mutsuzluklarını, acılarını paylaştığını ve böylece duyumsadığını hissediyorum. Sen de onların korkunç acılarını yaşadın bu yüzden Tanrı?ya, kutsal ruhların yanında yer almaya hak kazandın. Artık, şimdi rahatım.

DANTE: (Dante?nin, yüzü heyecandan ve sevinçten kızarmıştır, hiçbir sorunu olmayan bir adamın gülüşü vardır artık yüzünde.)
Cennet benim için zamana dönüştür. Aynı zamanda, doğduğum ana doğru bir dönüşümdür. Vergilius cehennemde benim korkularımı giderdi, karşımda ergin kişi Vergilius?du, ama sen Beatrice beni ana ile kundak çocuğu ilişkisine götürdün alaca karanlığın ayazından kurtararak, dehlizlerin içinden çıkartarak. Anne sevgisiyle yoğrulan bu yürek seninle birlikte çarpmakta, Beatrice, Beatricem. Bana ana ocağını yaşattın ve yaşatıyorsun. Ocağımızda tüten sevgi çemberi seninle bütünleşti sonsuza kadar. Sıcacık yuvamın anasısın, annemsin, ?Mamma.? Evet. Beatrice, beni en iyi biçimde sen anladın. Artık, kâbus bitti, her şeyi yaşadım ölüm, hayat, yalnızlık, sevgi, umut, gerçek yaşamım seninle birlikte artık burada yaşıyor. Bu güzelliklerle, iyiliklerle yeniden doğdum. Bir aşk kıvılcımından yaşamı sorgulamayı bana sen öğrettin. Seni kaybetmeyi arzu etmiyorum bu yüzden asla bana öğrettiğin bilimden, insan olmanın onurundan ayrılmayıp, anımsayacağım.
(Beyaz elbiseli günahlarından arınmış ruhlar dizisi sahneye gelir ve Dante ve Beatrice ile birlikte cennet 33. bölümünü hep bir ağızdan söylerler.)
?Anımsadıklarımla ilgili sözlerim, meme emen bir çocuğun sözlerinde bile yetersiz kalacak bundan böyle.?
(Hep birlikte birbirlerine ellerini uzatarak yavaş yavaş sahneden çıkarlar.)

(Oyunun Sonu)

HÜLYA SENDAY TUNCER
Yaşam Öyküsü
1964 yılında Ankara?da doğdu.
1990 yılında, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, İtalyan Dili ve Edebiyatı Bölümünden
mezun oldu. Sürekli basın kartı sahibidir. Ahmet Yılmaz Tuncer ile evli olup,
Zeytinli, Balıkesirde oturmaktadır.
İlk yazısı, ? Berfin Bahar ? dergisinde yayımlandı.

Yazılarının Yayımlandığı Dergiler
Berfin Bahar / İletişim Dergisi / Güncel Sanat / Her Şeye Karşın Edebiyat / İdakörfez fanzin
Tersakan Toros / Viran ve Bahar / Liman Dergisi / Edebiyat Galerisi / Kahve Molası
İnsancıl Dergisi / Sanat Sokağı / Kasaba Sanat Dergisi / Ahlat Gazetesi / Sarı Koza Edebiyat
Aşkın-(e) Hali / Amatörce Edebiyat / Hedef Sanat Edebiyat / AkçayAkçay Yaşam ve Kent Kültürü Antalya Sanat / Gerçemek Kültür ve Sanat Dergisi / Herfene Edebiyat / AkçayAkçay Aydındere Haber / Afrodisyas Sanat / Ayna İnsan / Marmara Haber / Akdoğan / Tay Dergisi/ Sunak Edebiyat Dergisi/Maki edebiyat Dergisi/Mavi Yeşil Dergisi/

Yorum yapın

Daha fazla Tiyatro oyunları
Ayı (Dokuz Kısa Oyun) – Anton Çehov

Anton Çehov (1860-1904): Oyun ve hikâyeleriyle hayatın yalınlığı ve karmaşası içindeki insanlık durumlarını büyük bir duyarlılıkla işleyerek dünya edebiyatına damgasını...

Kapat