Godot’yu Beklerken – Samuel Beckett

Godot’yu Beklerken (Fransızca: En attendant Godot, İngilizce: Waiting for Godot), 1948 yılında Fransızca olarak yazıldı ve 1953’te Paris’de sahneye kondu. Zamanla ülke çapında bir ün kazandı. 1954 yılında Beckett tarafindan bazı değişikliklerle ingilizceye çevrildi ve başka ülkelerde de sahnelenmeye başladı.
(*) “Marvin Carlson, Tiyatro Teorileri’nde Beckett’in iyileştirilemez, Brecht’in ise iyileştirilebilir olanın dramını yapmayı seçtiğini söyler. Bu yoruma eklenmesi gereken şudur ki,
20. yüzyılın en etkili tiyatro yazarlarından İrlandalı Samuel Beckett’in oyunları şeylerin bir yanının değil hiçbir yanının iyileştirilemez olduğunu vaaz eder. (…)
 (*Barış Yıldırım’ın 20.01.2008 tarihinde Radikal Gazetesi’nde ‘Hayat absürd değil çok zordur’ yazısından alınmıştır.)

Samuel Beckett’ın en çok tanınan eseridir Godot’yu Beklerken. Gülünçlük ve tekrar üzerine temellenen ve absürd tiyatronun eseri olarak kabul edilen bu oyun, dünyaya ve insana ilişkin geleneksel ve yaygın kabulleri reddeder. Aristoteles’ten beri tiyatroya egemen olan kuralların, bu oyun için hiçbir geçerliği yoktur. Herhangi bir olayın dile getirilmesi, aksiyonun yükselmesi, alçalması ve çözüm noktasına ulaşması söz konusu değildir. Çünkü bu oyunda, bir olayın hikayesi yer almaz.Hiçbir yere götürmeyen bir yolun kenarında, yaprakları dökülmüş bir ağacın altında, yarı berduş yarı palyaço iki acayip insan, yani Vladimir ve Estragon, hiçbir zaman gelmeyecek olan Godot’yu beklerler. Birinci ve daha sonra ikinci perdede bir çocuk onlara Didi ve Gogo’nun (kendilerini böyle adlandırmaktadırlar) ertesi güne kadar beklemeleri gerektiğini belirten bir mektup getirir. Ama beklenen gerçekleşmez ve birbirlerine, efendi ile köle arasındaki şiddet ilişkisiyle bağlamış iki garip ve beklenmeyen kişi, yani Pozzo ile Lucky ortaya çıkar. Bu kişiler ikinci perdede görüldüklerinde, zamanın gaddar akışıyla düşkünleşmiş ve yaşlanmış haldedirler. Efendi kör, köle de dilsiz olmuştur. Vladimir ve Estragon ise değişmemiştir. Onlar bir şiddet ve egemenlik ilişkisiyle birbirlerine bağlı değildir ve sadece birlikte beklemek olan kaderlerini kabul etmişlerdir.

Oyunda tek tük aksiyona da rastlanır; kişiler ayakkabılarla ve şapkalarla oynar veya intihar etmeye çalışırlar. Ama hiçbir şey değişikliğe uğramadan kendini benzeyen bir günün sonu gelmezliğini ortadan kaldıramaz. Pozzo “bir gün doğduk ve bir gün öleceğiz; bu aynı andır” der. Seyirci belki de Tanrı’nın son imgesi, ulaşılabilir bir gerçeklik mi, yoksa onların hayal gücünün bir ürünü mü olduğunu hiçbir zaman bilemeyecektir.

“Beckett”in kişileri oyun boyunca karar veremeden beklerler. “Godot”yu beklerler. Onların dünyaları, Vladimir?in oyunun sonlarına doğru dediği gibi, mutlu mu mutsuz mu olduklarını tam kestiremedikleri, içinde gizini çözemedikleri zaman ile cebelleştikleri, renksiz bir düş-karabasan ortamıdır.
İrlandalı yazar Samuel Beckett, kendi sözcüklerinin ağırlığında bir adamdı; eserleri hayatın anlamsızlığını, gülünçlüğünü tarif etmeye çabalamış, sessizlik takıntılı tek başına ve yalnız bir kişilikti. Unutulmaz, çoğu kez acayip karakterlerin kol gezdiği traji-komik oyunları, yirminci yüzyıl tiyatrosunun en önemli eserleri arasında yer alıyor.

Beckett, 1969’da Nobel’e değer görülmüştü. Ancak törene katılmayı reddetmiş ve söylentilere göre, verilen paranın çoğuyla mücadeleci sanatçıları desteklemişti. Beckett 26 Aralık 1989’da Fransa’da ölene kadar yazmaya devam etti. Ama işi giderek zorlaşıyordu, sonunda şöyle demişti: “Her sözcük sessizlik ve hiçlik üzerinde gereksiz bir leke gibi.”

Godot’u beklerken adlı oyun üzerine / Samuel Beckett – Onur Eyüboğlu
Godot’u beklerken; Vladimir, Estragon?un sürekli devam eden bekleyislerinin, bir agaçtan ve taslıklardan olusan düz, ıssız bir mekanda, Godot?u beklemelerinin hikayesi. Godot gelmemekte, bir ulak vasıtasıyla da her gün bir gün sonra gelecegini söylemektedir; görünüse bakılırsa Vladamir ve Estragon?un beklemesi bosunadır; ama bir yandan da Godot?un gelmeyecegine dair bir izde yoktur.
Estragon, unutkan biridir, Godot?u beklediklerini, dün ne yaptıgını unutur, bu sayede dünde,ondan önceki günde Godot?u beklediginin farkında degildir ve hergün ilk günüymüs gibi Godot?u bekler. Sürekli mekandan ayrılmak ister ama arkadasının uyarısıyla Godot?u bekledigini tekrar hatırlayınca vazgeçer.
Sembolik olarak, daha az farkındalıga sahip, daha az akıllı, daha rahat insanlara bir göndermedir. Uyuyakalır, rüyasında mutlu olabilir. Vladimir ise daha akıllı, bilinçli ama durusu, durumu, eylemleri Estragon?dan pekte farklı olmayan biridir. Daha fazla farkında olmak bes para etmiyordur. Her ikisi, ve onlara ugrayan bir hizmetçi ve efendisi de; batmıs, varolusu anlamsızlık olarak bilincine almıs, yenilmis bireylerdir. Sözcükler olarak bu yenilgiyi dillendirmeseler de, içinde bulundukları konum yenilginin ta kendisidir.

Belki de en büyük yenilgileri, zaman, mekan algısından ve tanrıdan koparılmıs olmaları. Geçmeyen zaman, aniden gelen geceler, sürekli aynı yerde bekleyen insanlar ve bir çiflikte yasayan, bir türlü gelmeyen God(ot).
Oyun genel olarak bakılcak olursa küçük, tersi ispat edilemez mantık parçacıklarından olusuyor. Bir bütünlük, mantık parçalarının bizleri götürdügü bir yer yok tabi ki. Çünkü Beckett?a göre öyle bir yer yok.
Bir ateisttir Beckett, ama Camus gibi Tanrısız bir evrende insanı yüceltecek bir yasam biçimi seçmez. Beckett?ın kisileri, Tanrısızlıkta, karar vermeden beklerler. Bu durus bana kalırsa, tanrısızlık içinde en tutarlı durusdur. Beklemek. God(ot)?u beklemek. Beckett, bir yandan tanrısızlıkta ve tanrısızlıgın olusturdugu bütün anlamlarını yitirmis dünyada bekleme halini anlatırken, bir yandan da bunun tam tersi olarak kuralları olan bir yapıyla karsımıza çıkıyor; iki perdelik bir tiyatro oyunu.
Beckett, ?Molloy, Malone Ölüyor ve adlandırılamayan? üçlemesinde, karakter önce vücutsal olarak eksiltilir ve kavanozda yasayan ?adlandırılamayan?a dönüsür, bir yandan da dil de eksiltiliyordur.
Kısa cümlelerle baslayan bu eksiltme süreci, salt dogal seslere sonra da teybe kaydedilen
mekaniklesmis insan seslerine dönüsür. Aslında bir sonraki adımı tahmin edebiliyoruz. Susmak. Beckett?ta bunun farkındadır, yoksa ?Godot?u Beklerken? de her üç bes diyalogta bir uzun-kısa sususlar koymazdı. Tabi oyunlarının, romanlarının en basından beri bu son noktanın farkında olan Beckett tutarsızca davranmıs, susmak yerine, (görece) ?saçma?lamayı tercih etmis, karakterlerini susturmaya baslamadan önce birkaç kelime konusturmak istemis.
Her türlü alıskanlıgın acılarımızın susturuculugunu yaptıgını savunan birisi, yazma alıskanlıgına da bundan öte bir anlam ifade etmiyordur herhalde. Aldıgı nobel ödülü ödül törenine gelmemis olmasını da buna yorabiliriz. Peki onu üretime iten neydi?
Bu nokta da Yelda Eroglu?nun saptaması bizi bir noktaya götürebilir. Sanat, (her hangi bir zanaat gibi), insanın ölümlü yazgısına avunma yollarından biri. Sanat sayesinde, bir zamanlar dünyada oldugunu ispatlayacak olan ?sanatçı?; eserin izleyicileriyle birlikte ölümsüzlük sanısından payına düseni alacak, kısa süreli de olsa kendi varlıgına deger biçmesine yardımcı olacak. Yani Godot?yu beklerken, bir yar sevip, gözlerine dalıp, halini açmasını saglayacak.
Tanrı, Tanrısızlık arası salt metafizik bir okuma oyunu sınırlandırıyor bir yandan. San Quentin cezaevinde hükümlere oynanan Godot?u beklerken?i, mahkumlar soluksuzca izlerler. (halbuki paristeki ilk gösterimde zor anlasılır bulunmustu oyun). Oyun sonunda mahkumlara Godot?un ne oldugu soruldugunda ?dıs dünya?, ?toplum? gibi yanıtlar alınır. Oyunun bir basarısı da bu noktada, metin yazarın kendi baglamından neredeyse tamamıyle kopmus oldugundan, özdeslesmeye çok müsait. Ayrıca bu bana kalırsa, varolussal sorunlarımızın çözümü ya da bu sorunların farkına varılmasının, alınan egitim, ögretimle bir iliskisi olmadıgının örneği.
Yazılan metin, (Godot?yu beklerken?i okumakta dahil) topyekün bir anlamsızlıgı savunurken, ben ?Godot?yu beklerken?i? mutlaka okuyun diye ortalıkta dolasmayacagım. Takılın.

Kitabın Künyesi
Godot’yu Beklerken
Samuel Beckett
Kabalcı Yayınevi
Çevirmen : Tarık Günersel, Uğur Ün
Ekim 2000,
124 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Tiyatro oyunları
Venedik Taciri, William Shakespeare

1596-7 yılları arasında yazıldığı tahmin edilen Venedik Taciri (The Merchant of Venice), William Shakespeare'nin tanınmış bir oyunudur. Venedik Taciri içinde...

Kapat