Danton’un Ölümü – Georg Büchner

“Alman romantizminin aksine yapıtlarında, insanları toplumsal, tarihsel ve psikolojik boyutları ile ele alan 24 yaşında ölen ve yaşamına üç eser sığdıran Karl Georg Büchner (1813-1837), 1835’de yazdığı ilk eser olan Danton’un Ölümü (Dantons Tod), Fransız Devrimi’ni konu alan bir yapıttır. Oyun, Avusturya’lı besteci Alban Berg tarafından tamamlanarak Woyzeck operası haline getirildi. Danton’un Ölümü, Alman edebiyatının ilk bilinçli dramı sayılmaktadır.
 Büchner’in 1833 yılında nişanlısına yazdığı mektupta sarf ettiği; “Kan görmeye alıştım, ama giyotin bıçağı değilim ben. İnsanoğlunun kutsandığı lanetli sözlerden biri de zorunluluk sözü. “Vurmak zorunlu olduğunda vuranın vay haline” deyişi dehşet verici” sözleri “Danton’un Ölümü’nün ana fikri olarak da düşünülebilir.
Fransız Devrimi sürecinde aristokrasiye karşı daha ılımlı olan taşralı burjuvaların oluşturduğu Jirodenler’e karşı zaferi kazanıp, iktidara yerleşen Jakobenler’in iki öncü ismidir Danton ve Robespierre. Jakobenler, bütün kalıntılarıyla ortadan kaldırmak istedikleri aristokrasiye karşı şiddet uygulama ve toplumsal eşitlik sağlama amacındadır.
Danton bir süre sonra, giyotinlerin artık durması gerektiği görüşüne yaklaşırken; Robespierre ?Dehşet, çünkü onsuz erdem güçsüzdür? aristokratların daha temizlenmesi gerektiğini savunur. Danton karakterinin bezgin ve umutsuz tutumuna da dikkat çekmek gerekir. Robespierre?nin ?ahlaksızlık” olarak tanımladığı “haz, keyif” düşkünlüğü ile birleşen bir bezginliktir bu. Sonunda, önce Danton karşıdevrimci olarak giyotini boylar, ardından da Robespierre…
Karl Marx’ın “…birinci Fransız Devrimi”nin partileri ve yığınları kadar kahramanları da, Romalı kılığında ve Roma?ya özgü cafcaflı sözler kullanarak, kendi çağlarının ödevini, yani modern burjuva toplumunun meydana çıkması ve kurulması işini yerine getirdiler? dediği isimler sırasıyla birbirlerini giyotine göndermiştir. Yoksullara ve herkese; eşitlik, özgürlük ve adalet vaat eden devrim, sonunda burjuva diktatörlüğe evrilmiştir.
Büchner, “Danton”un Ölümü”nde, yeni bir çağı açan büyük Fransız Devrimi”nin ekmek ve su isteyen yoksullara kesik başlar ve kan verdiğini söylüyor; Danton?un ağzından. Bu devrimin önemini yadsıyan bir tutum değil elbette. “Danton’un Ölümü” ile bütün bir Fransız Devrimi?ni anlatma iddiasında değil Büchner; sadece “devrim ve ölüm? temasına odaklanıyor.
Danton ve Robespierre?den söz edip; de Nâzım Hikmet?in ?İhtilali Kebir” şiirini anmamak olmaz: “Kahrol Danton./ Ölmelisin Robespierre?im…/ Yaşasın Marat! / Ben Babeuf?le beraberim?.
Babeuf mu? Fransız Devrimi?nin sol kanadı sayılan Eşitler Hareketi?nin önderi Babeuf, Komünist Manifesto?da şöyle anlatır: ?Feodal toplumun devrildiği ve herkesin galeyan içinde bulunduğu bir zamanda işçi sınıfının kendi sınıf çıkarlarını üstün kılmak için doğrudan doğruya giriştiği ilk teşebbüs, gerekli maddi şartlar oluşmadığı için başarısızlıkla sonuç vermişti.”
Tarihe düz bakınca Babeuf, “Danton’un Ölümü’nde şiddetle eleştirilen Robespierre’den daha da radikal görünebilir; ama devrim bu… Bir kez başladı mı; ilerlemeli. Öyle de olur hep. Danton?un oyunda söylediği “Biz devrimi yaratmadık, devrim bizi yarattı” sözünü anımsamakta fayda var. Bu sözü, ‘devrimin asıl gücünün “kahramanlar” değil, geniş halk yığınları olduğu” biçiminde okumak mümkün. Hal böyle olunca, aslolan da onların talepleri olmalı; hani Fransız Devrimi?nin eksik bıraktığı… Kesik başlar ve su gibi akan kanların nedeni de buralarda olsa gerek…
Mustafa Kara, 10.05.2005, evrensel.net

Danton’un Ölümü – George Büchner
1. Giriş

Büyük bir bölümü kurgusal olan Georg Büchner’in bu eserinin dramatik eylemini anlaşılır bir şekilde sergilemek için, sözü edilen eylemin teorik düzlemde genel hatlarıyla incelenmesi gerekir. Werling, bu konuda yaptığı çalışmasında, dramların, geniş anlamda, kurgusal konu itibarı ile bir “çıkış” noktasından” ve bu “çıkış noktası” üzerinde uygulanan öznel ve nesnel (özne dışı) etkiler sonucu durum değişikliği yaratılarak sağlanan “sonuç noktasından” oluştuğunu İleri sürüyor.(1) Söz konusu çıkış ve sonuç noktaları birbirinden farklı olmakla birlikte, neden-sonuç ilişkisi ile birbirine bağlanabilen durağan ve dinamik durumlardır; dramatik eylem, bu “durumlar” üzerinde denenen etkiler sonucu süreç içerisinde oluşan değişimlerle anlaşılır. Bu durumda, oluşan değişimleri belirlemek için, adına “durum” dediğimiz birimlerin yapılarının ve sınırlarının eser içinde tanınmaları gerekir. Ancak böyle bir aşamadan sonra kimin ya da neyin, kimi ya da neyi, nasıl etkilediğini ve değiştirdiği anlaşılır.

Tamamen kurgusal bir dünya sunan eserlerde, dramatik eylem bu şekilde belirlenir. “Danton’un Ölümü” oyununun incelenmesinde bu model tek başına yetersiz kalır; buna ayrıca okuyucunun, eserin mesajını doğru kavranması için, Fransız Devrimi’nden sonra gelişen tarihsel olayları eklemesi gerekir.

“Danton’un Ölümü” üzerine yapılan incelemelerde özellikle Büchner’in hangi kahramanın düşünce ve davranışlarını benimsediği sık sık tartışılan bir nokta. Tartışılan bir diğer nokta da esere damgasını vuran konunun hangi konu olduğu doğrultusundadır. Nasıl ki eserin yazarını kahramanlarından sadece birisiyle açıklayamıyorsak, konu olarak da ağırlıklı olan birden çok konu var. Büchner’in oyununu yazdığı tarihten önceki dönemlerde yaptığı teorik ve pratik çalışmalar gözönünde bulundurduğumuzda (daha lisedeyken kaleme aldığı “Hessen Kır Habercisi” adlı bildiri metni, Manifesto’nun habercisi olarak değerlendiriliyor) Robespierre ile karşılaştırabiliriz. Diğer taraftan gerek eser içinde gerekse tarih sahnesinde, devrimci kişiliğinden sapan Danton’un, Robespierre ve karşıt olarak savunduğu tezlerde de bir haklılık payı çıkarmak ve bu anlamda Büchner’i yer yer onun yanında da görmek mümkün.

Büchner, cesaretli ve kararlı kişiliği ile bu eserinde de olduğu gibi devrimlere sıcak bakan bir kişidir. “Danton’un Ölümü” oyununda devrimin başarısızlığa uğramasının nedenlerini gösterirken öfkesini, ailesine Haziran 1835’de yazdığı bir mektubunda şöyle ifade etmektedir: “Tabii ki Danton denen birisinden ve devrim haydutlarından, erdemli kahramanlar yaratacak değilim.”(2)

2. Çıkış Noktası

Eser, soylu bayan ve erkeklerden oluşan bir topluluğun, kendi yaşam tarzlarına uygun olarak hem değişik konularda genel tartışmalar yaptıkları hem de kağıt oyunu oynadıkları bir ortamla başlıyor.

Karısı Julie’nin pek kayda değer olmayan sorularına Danton, kendisine özgü bir yorumla bütün İnsanlığın ilgi odağında olan sorunları kapsayacak yanıtlar veriyor. Danton’un, eserin ilerleyen bölümlerinde açıklık kazanacak olan epiküryen yaşam anlayışı, daha şimdiden, kadınlar hakkında yaptığı açıklamada somutlaşıyor: “Siz kadınlar, insanı yalana bile sevdalandırırsınız.” (I,1 ) (3)

Julie’nin daha çok gönül okşayıcı “Bana inanıyor musun?” ya da “Beni tanırsın Danton”(I, 1) soru ve açıklamalarına Danton’un verdiği karşılıkta, insanın varoluşunu temellendiren bilgileri ve bunu anlamlı kılmak için verilen mücadeleyi kuşkuyla karşılayan düşüncelerini, düşünce dünyasının sınırlarını tanımamız sağlanmış oluyor.

Danton’un, ideallerinden koparak teslimiyeti benimsemesi, huzur anlamında, durgunluğu, devinimsizliği amaç edinmesi sonucunu doğuruyor.

DANTON: Hayır Julie, seni mezar kadar seviyorum.
JULİE: (yüzünü çevirerek) Oh!
DANTON: Hayır, dinle! Herkes mezarda durgunluğun olduğunu ve mezar ile durgunluğun aynı anlama geldiğini söylüyor. Bu söylenenler doğruysa ben, koynundayken, aslında yerin altında yatmış oluyorum. Sen tatlı mezar, dudakların ölüm çanlarım, sesin mezar seslerim, göğsün mezar ve kalbin tabutum.
BAYAN: Kaybettiniz (I,1)

Yukarıda yapılan alıntıdan yola çıkarak bütün eser incelendiğinde, hem Danton’un, eserin sonlarında karısıyla kavuşacağı mutlak durgunluğa duyduğu özlemden hem de BAYAN’ın, bize boşlukta duruyormuş gibi gelen, “Kaybettiniz” ifadesinden dolayı, oyuna adını veren kahramanın kaderinin Büchner tarafından henüz başlanmışken çizildiği görülür.

Burada ayrıntılarıyla işlemeye çalışacağımız oyunun çıkış noktası bölümünde gündemi belirleyen konu, devrime sırtını dönmüş Danton ile devrimin sonuçlanmadığını ve devam etmesi gerektiği görüşünü savunan Robespierre arasındaki çelişkiler ve çatışmaların saptanması üzerinedir. Karşılıklı olarak devrimin güncel durumu hakkında kaygılar dile getirilirken aynı zamanda okuyucunun iki grubun da bakış açılarını öğrenme fırsatı sağlanmış oluyor.

Oyunun ilk iki bölümünde Danton tarafı ile Jakobenler kendi devrim programlarının içerik ve sürecini tanıtıyorlar. Bu bağlamda birinci bölümün devamında, Danton ve taraftarlarının, devletin gelecekteki yapısı üzerine ileri sürdükleri önerileriyle karşılaşıyoruz. Danton’un yakın arkadaşlarından Herault, devletin oluşturulacak yeni yapısının, bireylere ne gibi haklar kazandırması gerektiği konusunda düşünceler ileri sürmektedir. Hem toplumsal hem de siyasal anlamda bireyi tarih sahnesine çıkaran Fransız Devrimi, Herault’a göre kendi devlet yapısında da şu özellikleri taşımalıdır:

“Anayasamızda, hak görevin, refah erdemin, meşru müdafaa cezanın yerini almak zorunda. Herkes kendi kişiliğini gerçekleştirmeli ve doğasına uygun olarak yaşayabilmeli. ister akıllı, ister akılsız; ister bilgili; ister cahil; ister iyi, ister kötü olsun, bu durum devleti ilgilendirmez.(4)

Yine Danton grubundan olan Camille, bu konudaki düşüncelerini şöyle ifade ediyor:

“Devletin yapısı, halkın bedenine sıkı sıkıya yapışmış saydam bir giysi gibi olmak zorundadır. Damarların her şişmesi, kasların her gerilmesi, sinirlerin her ani devinimi, izini belli etmeli. Vücut biçimi ister güzel, ister çirkin olsun, nasılsa, öyle olma hakkına sahiptir…”(I,1)

Buna karşılık halk tarafından “Mesih” (I, 2) olarak adlandırılan Robespierre’in politik programı kısa ve özlü; ona göre devrimin kaderini ve yeni yapılanmayı belirleyecek olan tek güç “halkın istenci “dir.(I, 2)

Oyunun, Danton ve arkadaşlarının kadınlı erkekli hoşça vakit geçirip tartıştıkları ilk bölümünden sonra, ikinci bölümünde, “bir sokakta” bütün sefaleti ile halkın gösterilmesi, kuşkusuz bir tesadüf değildir. Dikkati çeken bir diğer nokta da ikinci bölümde, Danton’un değil, Robespierre’İn sahnede halkla birlikte kendini göstermesidir. Bu ilk iki bölümün karşılaştırılması durumunda, yukarıda da değinildiği gibi, Danton taraftarlarıyla Jakobenler arasında hem düşünsel düzlemde hem de somut yaşamda kendini dayatan çatışma noktaları açıklık kazanır: “Bu zamana kadar birlikte varlığını sürdürmüş, her biri kendi içerisinde bir olgunluğa erişmiş, birbiriyle çelişen iki yaşam tarzı gözler önüne seriliyor. Sosyal konumu itibari ile çok kötü bir durumda olan halk, bu noktada, her iki grubun geleceği için harekete geçirilebilir belirleyici tek potansiyel güçtür. Halkı etkileyerek kendi görüşleri doğrultusunda değiştirmek isteği, her iki grubun amacı olarak beliriyor.

Tartışmamızın, özellikle dramatik eylemin incelenmesinde, çıkış noktasının temelini oluşturan, iki “sosyal sınıf” arasındaki farklar, eserde 1. YURTTAŞ tarafından şu şekilde betimlenmekte: “Zenginlerin mideleri yemekten patlıyorken, sizin ki açlıktan gurulduyor”; fakirler “yırtık ceketler” giyerken, zenginlerin “sıcak etekleri” var; çalışanların “kazandıklarını” zenginler, hiç çalışmadan, yan gelip yatarak yedikleri için “yumuşak ellere” sahipken, çalışanların elleri “nasırlı”. (I, 2)

Danton ve arkadaşları, eşlerine sevgi bağı ile bağlıyken, -ki Danton’un sevgisi, metresi Marion’a olan kösnül ve karısı Julie’ye olan psişik sevgisi diye iki ayrı şekilde tezahür ediyor(5), sokaktaki kadınlar, kızlar, KADIN kişisi tarafından betimlendiği kadarıyla, fahişeliğe kurban oluyorlar: “… kızım orda, o köşede aşağı doğru gitti; o iyi bir kızdır, annesi ile babasını doyuruyor.” (I, 2)

Bütün bu nedenlerden dolayı, sokaktaki adamın ilk yargısı “zenginlerin öldürülmesi” doğrultusundadır: “Okuma yazma bilen kim varsa, öldürün!”; kimin burnunu sileceği bir “mendili” varsa, o “Aristokrattır, asın fenere!”; her kim ki konuşurken saygılı davranıyor (“beyler”), o “bizden değildir” ve fenere asılması zorunluluğu vardır. (I, 2)

Danton ve arkadaşları, sürdürdükleri refah dolu yaşamı şu gerekçelerle haklı çıkarmaya çalışıyorlar. Halk yaşamdan “Zevk almıyor, çünkü iş onun zevk alma organlarını köreltmiş; sarhoş olmuyor, çünkü parası yok; geneleve gitmiyor, çünkü ağzı peynir ve kurutulmuş ringa balığı koktuğundan, hayat kadınları bundan iğreniyorlar.” (I, 5)

Çelişkiler ve çatışma noktaları sadece “zenginler” ile “fakirler” arasında değil, bizzat sokaktaki insanın günlük yaşamanın bir parçası halindedir: Kızının, herkesin gözü önünde fahişelik yapmasına öfkelenen SİMON, bunun sorumlusunun karısı olduğunu düşünerek onu öldürmek ister: “Bir bıçak, bir bıçak verin bana, Romalılar!” (I, 2) Bu arada Simon, daha çok Robespierre taraftarı etkili bir ajitatör rolündeki 1. YURTTAŞ tarafından, bu duruma kimlerin neden olduğu konusunda bilgilendirilir. Simon’un, bu konuşmadan sonra karısıyla barışması (I, 2) ve daha sonra Danton’un evinin yağmalanmasında etkin rol oynaması (II, 6), kendisinde bir bilinç değişiminin, dolayısıyla durum değişikliğinin olduğunu gösteriyor.

Yapılan bu konuşma ve tartışmalardan sonra halkın arasına katılan Robespierre de zenginler sınıfına uygulanacak yöntem konusunda halkla aynı fikirdedir: “… düşmanlarımız için bir kan mahkemesi kuracağız.” (I, 2)

Eserin I. perdesinin 1. ve 2. bölümlerinde Danton taraftarları ile Jakobenler’in, yaşam tarzları ve dünya görüşleri karşılaştırılarak tanıtıldıktan sonra, aynı perdenin 3.ve 5. bölümlerinde benzer bir karşılaştırmayla söz konusu grupların önderler tanıtılıyor.

Jakobenler, kendi klüplerinde düzenledikleri toplantıda, ülkenin diğer taraflarında, devrim sorunları konusunda aldıkları haberleri değerlendiriyorlar. Robespierre, Lyon kentinden gelen bir kişinin oradaki muhalif grupların toparlanan güçlerinden bilgiler vermesinden sonra, zorunlu bir seçim yapmakla karşı karşıya kalır: Ya “erdemi” (I, 3) kurtarmak için “şiddete” başvuran bir despotun kılığına bürünecek ya da “hayvan sürüsünden birisi” gibi, başka bir despot tarafından yönetilmeye razı olacak. “Zalime karşı özgürlüğün despotizmi” (I,3) şiarı, Robespierre’in, devrim karşıtlarını etkisiz hale getirmek için izlenecek şiddet politikasını meşru kılmak yönünde, ilk somut beyanı oluyor.

Diğer taraftan Danton, zamanını, “kösnül sevgi”(6) ile bağlı bulunduğu Marion ve birkaç kadınla geçiriyor. Bir taraftan Robespierre, yukarıda da değinildiği gibi, Danton’a karşı ideolojik ve eyleme yönelik hazırlıklar yaparken, diğer taraftan Danton kendini bütünüyle bireysel zevklerine kaptırmıştır. Sevgilisi Marion’a şu sözlerle yaklaşıyor: “Niçin senin güzelliğini tümüyle içime sığdıramıyor onu bütünüyle kuşatamıyorum? Kabaran sularımda yıkamak için seni, esirin bir parçası olmak istiyorum. (1,5)

Görüldüğü gibi oyunun başlangıcından bu aşamaya kadar oluşmuş bulunan iki karşıt grubun genel yaşayış tarzlarından, bu gruplara önderlik eden kişilere kendi çevrelerindeki tutumlarına doğru, hem içinde bulunulan durumu açıklayan, hem de bu durumlar sonucu çatışma noktalarını hazırlayan gelişmeler gözler önüne seriliyor. Sokaktaki insanın önderi konumundaki Robespierre, oluşturduğu “erdem ideolojisini” kurtarma operasyonunun hazırlıklarını yaparken, Danton’un büyük bir umursamazlıkla kendi bireyselliğini yaşamaya çalıştığını görüyoruz.
Paris’in, Robespierre’in devrim uğruna “Her şeyi, bizzat kendisini, kardeşini, arkadaşlarını” öldürebileceğini ileri sürüp dostu Danton’u uyarması, Danton üzerinde yeterince etki yaratmaz. Genel olarak kendisini çok önemseyen Danton’a göre “Onlar bunu göze alamazlar”, çünkü kendisi halkla bütünleşmiştir: “Benim adım! Halk!”; diğer taraftan, Jakobenler’in onsuz bir şey yapmaya “cesaretleri” olmadığından, ona “daha gereksinim” duydukları kanısındadır Danton. Buna rağmen Danton, Robespierre ile konuşması için, arkadaşları tarafından razı edilir(1,5)

Birinci perdenin son bölümünde Danton ile daha önce yoldaşı, şu anda muhalifi olan Robespierre arasında yapılan görüşme, her şeyden önce Danton’a, Robespierre’in gerçek düşüncelerini bizzat kendisinden öğrenme fırsatını tanıyor. Daha çok polemik yapılarak yer yer tartışmanın sınırlarının dışına çıkıldığı bu görüşmede, okuyucunun dikkati burjuva yaşam tarzı ile devrimci kollektif yaşam isteği arasındaki uyuşmazlığa çekiliyor. Robespierre, ”sosyal devrimin” daha sonuçlanmadığı ve “erdemin” (1,6) kurtarılması için verilen mücadeleye engel olacak her girişimin cezalandırılacağı görüşünü savunmaya çalışırken, buna karşın Danton, Robespierre’i bireylerin temel haklarını görmezlikten gelmekte suçluyor. Ona göre Robespierre, bireyin bir bütün olarak önemini kavrayamaz, çünkü o ne bir “kadınla yatmıştır” ne de “düzgün bir elbise” giymiştir. (1,6) O halde Robespierre’in, “Benim vicdanım temiz” (1,6), sözü, Danton’a göre, kendi kendisini kandırmaktan başka bir anlam ifade etmez.

Bu karşılaşmada dikkati çeken bir diğer noktada da Danton’un, düşüncelerini sıralarken daha fazla argümanlarla karşımıza çıktığıdır; buna karşın Robespierre’in yoruma açık nitelikteki kısa tümceleri, daha çok karşısındakine yönelmiş bir sorgu, hatta tehdit izlenimi yaratıyor. Bu bağlamda savunmaya çalıştığı “erdem ideolojisi” inandırıcılıktan uzaktır.

Yapılan bu görüşme ve tartışmanın anlamsız olduğunun farkına varan Danton, Robespierre’i “evrenin kolcusu” (I,6) olmakla suçlar ve öfkeyle yanından ayrılır. Şimdiye kadar Jakobenler’e karşı doğrudan hiçbir eylemi olmayan Danton, bu defa bazı önlemler almak niyetindedir: “(Dışarıya çıkarken PARIS’e) Yitirecek hiç zamanımız yok, kendimizi göstermek zorundayız!” (I,6)

Bu karşılaşmayla birlikte, birinci perdenin bitiminde dramatik eylemin anlaşılmasına yönelik ilk önemli bütünsel kategori olan “çıkış noktası”, Danton ile Robespierre arasında bir kopma ve mücadele başlamış olduğundan, açıklık kazandı. Bu son bölüm aynı zamanda eserin gerilim noktasının doruğa ulaştığı bölüm oluyor.(7)

3. Oluşturulan Çıkış Noktasına Değişik Grupların Etkileri
3.1.Halk

Büchner’in, Fransız Burjuva Devrimi’ni genel olarak konu edindiği “Danton’un Ölümü” oyununda, buraya kadar yapılan içerik ve yapısal çözümlemelerde, halkın ‘eyleme yönelik belirleyici tek güç”(8) hatta devrimin ilerlemesi ve sonuçlanması konusunda karar sahibî “temel güç”(9) olduğu gerçeği tartışma götürmez. Yazar, halka bu şekilde yaklaşmakla birlikte, eseri dikkatlice incelendiğinde, sokaktaki insanın birey olarak henüz devrimci bir kişiliğe bürünmediği görülür. Ailesine Haziran 1833’de yazdığı mektubunda, toplumsal “dönüşümlerin ancak kütlelerin zorunlu gereksinimleri sonucu” (10) oluşabilecekleri görüşünü savunuyorsa da, eserde betimlenen sefaletin “zorunlu gereksinimler (11) bağlamında yeterli olacaklarını düşünmemek gerekir. Büchner tarafından oyunda ele alınan halk, devrimin sınıfsal boyutunu kavrayıp bunun gerektirdiği örgüt yapısını oluşturmaktan henüz uzaktır.

Eserde gördüğümüz kadarıyla caddelerde, sokaklarda, gezinti yerlerinde, Adalet Sarayı önündeki alan ve Devrim Alanı’nda, hakkında pek bir şey bilmediğimiz halktan insanlar ve eylemleri anlatılmakta. Bunlardan sadece birkaçı, Simon, Adelaide, Rosalie ve Eugenie adları ile anılıyorlar; çoğunluğu oluşturan kesim ise 1.2.3. Yurttaş, Asker, Kadın, Sesler, Dilenci, Sokaktaki Destan Şairi, Adam ve Genç Adam gibi belirsiz sıradan insanlar. Bu durum, halktan insanların, “sosyal Fizyonomi ve mesleki statüleri doğrultusunda, henüz bir birlik sağlamadıkları” (11) gerçeğini yansıtıyor.

Halktaki huzursuzluk ve bunu oluşturan temel etkenler, halka yakınlığı ve devrimci kistliği ile tanınan Büchner’in bakış açısıyla abartılmadan betimleniyor; ancak halkın, bu somut durumunu gözonünde bulundurduğumuzda, tarihin bu döneminde, sınıfsal anlamda, sağduyudan uzak olduğu anlaşılıyor. Halk, devrimin hızına ayak uyduracak niteliklere sahip olmadığından, değişik önder kılıklı kişiler tararından maceralara sürükleniyor:

3. YURTTAŞ: Onlar bize, “Aristokratlar aç kurtturlar, öldürün onları!” dediler. Aristokratları fenerlere astık. Onlar bize, “Veto ekmeğinizi elinizden alıyor” dediler. Biz Veto’yu ortadan kaldırdık. Onlar, “Jirondenler sizi acınızdan öldürüyor” dediler, Jirondenler’i giyotine gönderdik.(1,2)

Birinci perdenin ikinci bölümünde anlaşıldığı kadarıyla, Robespierre’den yana davranan halk, Danton’un Devrim Mahkemesi önünde onlara dönerek “Siz ekmek istiyorsunuz, onlar size insan başları atıyorlar. Siz su istiyorsunuz, onlar size basamaklardaki kanları yalatıyorlar” (III,9) demagoji yüklü sözlerinden sonra neredeyse, bir sonraki perdede “Kahrolsun Desemvirn! Yaşasın Danton!” (III,10) diyerek her şeyi Jakobenler’in aleyhine ters yüz edecekti. Bütün oyun boyunca Jakobenler tarafından bir nesne olarak kullanılan halk, gözleri, (I,2)’de de olduğu gibi, dışardan bilinçli olarak empoze edilen şematik saplantılara çevrili olduğundan, bu defa da zamanında yapılan bir müdahale ile kontrol altına alınır:

2. YURTTAŞ: Danton’un şık elbiseleri var, Danton’un güzel bir evi var. Danton’un güzel bir karısı var. Burgon şarabı ile yıkanıp gümüş tabaklarda av eti yiyor ve kafayı bulunca karılarınız ve kızlarınızla yatıyor… Robespierre’in neyi var? Erdemli Robespierre. Onu hepiniz tanıyorsunuz.

HERKES: Yaşasın Robespierre! Kahrolsun Danton! Kahrolsun hain! (III,10)

Bu değerlendirmelerden sonra, halkın, eylemi belirleyen en önemli faktör olduğu tezi tekrarlanabilir; buna eklenecek önemli bir saptama da, halkın kendi kendini yönetme bilincinden yoksun olduğu ve sürekli birisine veya bir yerlere tutunma gereksinimini duyduğu gerçeğidir.

3.2.Jakobenler

Birinci perdenin son bölümünde Robespierre ile Danton arasında geçen tartışmadan sonra, halkın önderliğine soyunan her iki grubun da amaçları belirlenmiş oldu. Robespierre, Danton’a karşı “sosyal devrim daha bitmemiştir”(I,6) demekle onun dikkatini, devrimin, bu süreçte en yakın arkadaşları yaşamlarını yitirseler de, sürdürüleceği konusuna çekmektedir.

Robespierre, bu karşılaşma esnasında Danton ile yaptığı tartışmada erdem ideolojisini savunuyorsa da, asıl kişisel düşüncelerini aynı bölümün sonlarında sürdürdüğü monologda görüyoruz. Danton’un, “içinden hiç mi bir sesin gizlice usulca, ‘yalan söylüyorsun, yalan söylüyorsun’ dediği olmuyor?” uyarısına Robespierre monologda, kendi kişiliği ve yaptığı eylemlerden kuşku duyarcasına şu şekilde yanıt veriyor “Bilmiyorum, içimde bir şey birilerine yalan mı söylüyor.” (I,6)

Robespierre, St Just kendisiyle Danton ve taraftarlarına karşı yapılacak saldırı için alınacak önlemleri görüşmeye çalışırken, daha Danton’un sözlerinin etkisinden kurtulamamıştır; kendi kişiliğine karşı duyduğu kuşkuyu bastırmak için, yapılan önerileri alışılmamış şekilde onaylıyor: “Öyleyse çabuk, hemen yarın. Uzun bir ölüm mücadelesi istemiyorum! Birkaç gündür çok duyarlıyım. Yeter ki çabuk olsun!”(I,6) Devrim karşıtı ilan ettiği eski arkadaşlarına yönelik oluşan duyarlılığı, sürdürdüğü monologun sonunda en üst noktaya ulaşıyor “Camille’im! Hepiniz benden uzaklaşıyorsunuz -her yer tenha ve boş bense tek başınayım.” (I,6)

Robespierre, görüldüğü gibi, gerek halk ile konuşmalarında gerek Kamu Esenlik Komitesi’ndeki öncü rolüyle, olaylara müdahale edip durum değişikliğine yol açabiliyorsa da, Danton ve arkadaşlarına karşı alınan önlemlerde hiçbir kişisel katkı sağlamamıştır. Buna karşın St Just, alınacak önlemlerin planlarının hazırlanarak atılacak adımın zamanının gelip geçmekte olduğu konusunda onu uyarıyor “Saldırı şansını yitireceğiz. Daha ne zamana kadar böyle tereddüt edeceksiniz. Sen olmadan da eyleme geçmeye hazırız. Kararımızı verdik.” (I,6)

Jakobenler’in devrimin sürdürülmesine yönelik hazırlayıp uygulamaya çalıştıkları eylem planı, kolaylıkla seçilebiliyor Sokaktaki insanın ruhsal yapısını, Danton gibi, iyi tanıyan Robespierre, onların arasında onlara şu şekilde seslenmektedir: “Sen büyüksün halk. Sen kendini gök gürültüleriyle gösterirsin.”(I,2) Jakobenler Klubü’nde erdem ideolojisi siyasi program olarak sunuluyor; bu programın uygulanmasında ayrıca şiddet kullanılmaktan çekinilmeyecek.

Devrim sürecinde sadece ” aklın”(12) gerekleri doğrultusunda eylemlere soyunan St Just ise, devrimin önünde engel olarak duran Danton ve destekleyicilerinin yaşamlarına son verilmesi için her türlü kararı almaya hazırdır: “Neye mal olursa olsun, kendi ellerimizle dahi boğmamız gerekecekse, onlar ortadan kalkmalılar, cesaretinizi toplayın!” (III,6) St Just için devrim, bir ideal olduğu için önemlidir; kendisi halka yakın olmadığı gibi, devrimin, halkın yaşamına, durumunun iyileşmesine yönelik yeni değerler sağlamasıyla da pek ilgili görünmüyor. Karşıt görüşlülerin ölüme mahkum olmalarına geçerli bir zemin hazırlamak için doğa yasaları ile toplumsal olaylar arasında oluşum ve sonuçlanma açısından yakın benzerlikler kuruyor; bu bağlamda “tarihin akışının hızlı olduğu dönemlerde, daha fazla insanın yaşamını yitirmesinin” (II,7) doğal sayılması gerektiği görüşünde. Yargılama işleminin çabuk sonuçlanması, ona göre, herkes için büyük yarar sağlar, çünkü “devrim Pelias’ın kızları gibidir, insanları, gençleştirmek için, parçalara ayırır. “(II,7)

Ulusal Konvansiyon Meclisi ve halk, yargılanmakta olan Danton ve arkadaşlarının idamını istemelerine rağmen, Devrim Mahkemesi Başkanı, Danton “un yapılan suçlamaları sıkı bir savunmayla çürütmesi sonucu, böyle bir karar veremez. Bunun yaratacağı sonuçların, durumu tersine döndüreceğini düşünen Jakobenler, her şeye rağmen onları ortadan kaldırmak için, içeriğini bizzat kendilerinin “masal”(III, 5) olarak niteledikleri bir senaryo hazırlarlar. Hazırlanan bu oyunun başarıya ulaşmasıyla, çıkış noktasında belirlenen, devrim düşmanı olarak gördükleri Danton ve arkadaşlarını etkisiz hale getirme amacı gerçekleşmiş oldu.

3.3. Danton ve Arkadaşları

Jakobenler’in politikasının tehlikeleri konusunda oyunun 1. perdesinden itibaren Danton’u sürekli uyaran arkadaşları, Robespierre ile yapılan görüşmeden sonra son derece kaygılanırlar. İçinde bulundukları bu durumun kendileri tarafından yapılacak bir etki ile değişemeyeceğinin de farkındadırlar; bu tehlikeden kurtulmak için umut bağladıkları tek kişi Danton’dur. Bu yüzden ikinci perdenin ilk bölümünde Camille şu sözlerle Danton’a adeta yalvarır “Çabuk Danton, yitirecek hiç zamanımız yok.” Danton’un bu uyarıya verdiği karşılık ise, daha önce I,6’da vardığı eylem kararının aksine, kadercidir: “Ama zaman bizi yitiriyor.” (III,1) Lacroix’nun, olayların bu derece tırmanıp kendilerini tehdit etmelerine neden izin verdiğine dair sorusuna, “sıkıldığımdan dolayı” (II,1) yanıtını verir.

Tehlikenin ciddiyeti ve içinde bulundukları durumun tıkanmışlığını gören Danton taraftarları, durumun değiştirilmesine yönelik tek çözüm yolunun, Danton’un kaçması olacağı düşüncesindedirler. Önderleri Danton’un bu öneriye verdiği yanıt, birinci perdenin beşinci bölümünde yaptığı açıklamanın sadece bir tekrarıdır: “…buna cesaret edemeyecekler.” (II,1)

Durumun ciddiyetini Danton, Kamu Esenlik Komitesi’nin kendisi hakkında verdiği karardan ancak sonra kavrar; nitekim her şeyin bu noktaya kadar geleceğini “düşünmemiştir.” (II,3) Danton’un bu aşamadan sonra kendisine ve arkadaşlarına yönelik somut bir eylem planı oluşturması artık bir zorunluluk olmuştur. İkinci perdenin “Kır” adlı dördüncü bölümü bu bağlamda, onun için bir dönüm noktasını oluşturuyor Bu bölümde ölüm ile yaşam, dolayısıyla, teslimiyet ile eylem arasında vereceği kararda, eline geçen bu son fırsatı amacına uygun olarak seçmek zorundadır. Bir kaçma girişiminin betimlendiği bu bölümde Danton, saklanmadığı taktirde Jakobenler tarafından öldürüleceğini bilmesine rağmen, kendisine, örneğin kaçmak gibi, başkaları tarafından empoze edilmek istenen durumlardan kaçınır ve iç dünyasına kulak vermeyi yeğler. Monologda bütün düşüncesi sonuçta şu noktalarda yoğunlaşır:

“Kaldığım yer benim için değil, belleğim için güven verici olmalı; mezar bana hem daha fazla güven verir hem de hiç olmazsa unutmamı sağlar! Belleğimi ve beni öldürür. Ben mi yoksa belleğim mi? Yanıt basit.(Kalkar ve geri döner)” (II,4)

Danton’un, bireysel tutumundan esinlenerek eylemini belirlediğini düşündüğümüzde, ölmeyi seçmekle, ilk defa bu bölümde eylemleriyle uyuşan bir amaç edindiğini görüyoruz. Bu durumda birinci perdenin son bölümünde açıklık kazandığını belirttiğimiz dramatik eylemin çıkış noktası aslında Danton için geçerli sayılamaz; Danton’un sözü edilen bölümde Jakobenler’e karşı aldığı eylem kararının yüzeysel bir amacı ifade ettiği, bu bölümdeki tutumuyla açıklık kazanıyor. Edindiği bu yeni amaç, yani ölme isteği, Jakobenler’in ulaşmak için uğraştıkları amaç ile çakışıyorsa da, oluşumunu sağlayan güdülenme gerekçeleri farklıdır.

Oyunun üçüncü perdesinden sonra Danton ve yakın arkadaşlarının hapishaneye götürülmeleri, hareket alanlarını daraltıyor; bununla birlikte Jakobenler amacına bir adım daha yaklaşmış oluyorlar.

Danton ve arkadaşlarının Devrim Mahkemesi’nde görülen duruşması, Jakobenler, özellikle St Just için beklenmedik gelişmelere sahne oluyor. Mahkemede herkesin önünde, “… hiçlik yakında barınacağım yer olacak; yaşam artık bir yük benim için, isterlerse onu alsınlar benden” (III,4) sözleriyle Danton, ölmeyi istediğini, ölümü seçtiğini bildirmesi ve buna rağmen esaslı bir savunma yapması, durumunun olumlu yönde değişmesine yönelik bir hamle olarak görülmemeli; Jakobenler’in adaletsiz politikasını hedef alan sözleri, savunmasının temel amacıdır.

Bütün oyun boyunca kişiliği ve eylemleriyle birçok çelişki örneği sergileyen Danton, üçüncü perdenin yedinci bölümünde yeni bir sorunla karşılaşır: Yaşama bir anlam, bir değer verecek olan mutlak gerçeklik peşinde koşan Danton, onu “ölümde” bulacağına dair “umudu” (III,7) artık taşımıyor; çünkü, ona göre, “var olan hiçbir şey yok olamaz!” devamla “ve ben bir şey olduğuma göre; işte bu yürekler acısı bir durumdur!” (III,7) Bu yeni belirlemeden sonra Danton, yeni bir amaca doğru yeni eylemlere soyunuyor: “Ölemem, hayır, ölemem. Sesimizi duyurmak zorundayız…” (III,7) Mahkemenin ikinci oturumda “Halka sesleniyoruz” (III,9) sözleriyle durum değişikliği yaratmaya çalışıyorsa da, artık geç kalmıştır, zira Jakobenler bunun önlemini zamanında almışlardı: Mahkemeye sundukları önceden hazırlanmış bir senaryoda Danton ve arkadaşlarının bir ayaklanma planladıklarını gerekçe göstererek, sanıkların savunmalarına dahi fırsat verilmeden idam kararı alınması sağlanır.

4. Sonuç Noktası

Jakobenler, geliştirdikleri erdem ideolojisi kurtarma operasyonunda, halk destekli şiddet yoluyla Danton ve arkadaşlarının idam kararlarının infazını sağlarlar. (IV,7) Danton’un karısı Julie’nin daha dördüncü perdenin ilk tümcesinde “artık her şey bitti” (IV,1)sözü, bu bağlamda hem dramatik eylemin son durumunu, yani sonuç noktasını, hem de Julie’nin içinde bulunduğu durumu anlatıyor: Julie, yaşamda olduğu gibi, ölümde de kocasıyla birlikte olmak konusunda kararlı. Kendisinin, kocası ve onun arkadaşlarının ölümüyle sonuçlanan gelişmelere hiçbir olumlu veya olumsuz katkısı olmamasına rağmen, onlarla birlikte ölmek istemesi, ancak kendisi ile kocası Danton arasındaki sevgi ilişkisi ile açıklamak mümkün. Julie’nin, tıpkı kocası Camille’in ölümü üzerine dengesini yitiren Lucile gibi, gelişen olayların kurbanı olduğunu söyleyebiliriz.

Danton ve arkadaşlarının bolluk, halkın sefalet içinde sürdürdükleri yaşam şekilleri arasında karşılaştırmalar yapan Jakobenler, düşmanları öldükten sonra da bir senteze varamazlar; halkın durumunun düzeleceğine dair hiçbir ipucu yoktur görünürlerde. Bu durumda, Jakobenler’in verdikleri mücadelenin, halktan kopuk, özünden yabancılaşmış bir ideolojinin politik eyleme yansımasından başka bir şey olmadığı anlaşılıyor.

Çıkış ile sonuç noktalarını karşılaştırdığımızda, St Just’in dışında, hiç kimsenin amacına ulaşmadığını görürüz. Jakobenler’in, Danton ve diğer ”devrim düşmanlarını” öldürmeye yönelik yüzeysel amaçları, istedikleri gibi sonuçlandıysa da, onlara karşı savundukları erdem ideolojisinin bir alternatif oluşturduğu görüşü savunulamaz

Sonuç noktası, özetlemek gerekirse, hem Danton ve taraftarlarının adaletsiz olarak yok edilişlerini hem de Jakoben politikanın çökmekte olduğunun ipuçlarını gözler önüne seriyor. Danton, Jakoben ideolojinin çökeceğinden söz ederken Robespierre’e “altı ay bile zaman tanımadan” (IV,5), onu yanına çekeceğini vurguluyor.

Diğer taraftan, Jakobenler’in kalesi sayılan Kamu Esenlik Komitesi üyelerinin bir kısmı, bu uygulamalardan rahatsız olduklarını gizlemiyorlar:

BİLLAUD: Buraya kadar birlikte gitti yolumuz.
BARRERE: Robespierre, devrimden ahlak için bir dersane yapıp giyotini de ders kürsüsü olarak kullanmak istiyor.(lll,6)

Eser sonuçta bir çözüm sunmuyor. Sonuç noktasından yola çıkarak belirlediğimiz çatışma noktaları, yazılacak yeni bir oyun için dramatik eylemin çıkış noktası olabilir.

5. Burjuva Devriminin Gerçekçi Oyunu: “Danton’un Ölümü”

Değişimin ideal koşullarının yaratıldığı devrim ortamında bireysel ve toplumsal olmak üzere iki değişik/karşıt görüşün çatışması ve bu çalışmanın sonuçları/gelişmeleri Büchner tarafından ustaca işlenmiştir. Bir tarafta “yalnızlık melankolisi” (13) bireysel epiküryen yaşam tarzı sonucunda nihilizme yönelen eylemleriyle Danton, diğer tarafta görünürde halkın yanında, fakat yaşamdan kopuk soyut ve belirsiz ideolojileri ile Robespierre ve arkadaşları. Halk ise her iki grup tarafından kullanılagelen sağduyudan yoksun bir nesne.

Epiküryen yaşam tarzından hiçliğe özlem duyan ve eylemlerine bu doğrultuda yön vermeye çalışan Danton, bireysel yaşamında doruk noktasına aşarak patolojik bir kişiliğe bürünür. “Aydın bireyin krizi”(14) olarak değerlendirilen bu durum aynı zamanda burjuva devriminin de krizidir.

Genel olarak devrim konusunu Fransız Burjuva devrimi özelinde tartışmaya sunan Büchner, oluşturduğu kurgusal dramatik eylem sisteminde, toplumsal radikal dönüşümler için ne tek başına bir ideolojiyi ne de burjuvazinin her türlü tüketime yönelik çabalarını yeterli ve kabul edilir görüyor. Büchner bu eseri ile bize bir çözüm sunmadıysa da, çözüme yönelik üzerinde konuşulması gereken sağlam bir tartışma zemini yaratmıştır.

DİPNOTLAR
1. Werling, Susanne: Handlung in Drama Frankfurt, Bern 1989, s. 177.
2. Büchner, Georg: Werke und Briefe Münchner Ausgabe München 1988, s.305
3. Oyun dahil olmak üzere tüm Büchner alıntıları 2 numaralı dipnotta verilen Almanca baskıdan alınmıştır. Roma rakamları perde numarasını, diğer rakamlar olanlar da perdedeki bolümü gösteriyor. Adam Yayıncılıkla, Aziz Çalışlar tarafından yapılan ‘Danton’un Ölümü” çevirisini, içinde büyük yanlışlıklara ve yer yer çevirisi yapılmayıp atlanılan bölümlere rastlanıldığından, okuyucuya ne yazık ki öneremiyorum.
4. Gönül isterdi ki bu satırları okuyanlar bu alıntıda 1830’larda iletilen düşünce ile ülkemizdeki güncel bağlantıyı kursun ve kendince noktalı virgülden önce başlamak üzere şu eklemeleri de yapsın: “İster Türk, ister Ermeni, ister Çerkez, ister Kürt, ister Arap, ister Gürcü; bu durum devleti hiç mi hiç ilgilendirmez.”
5. Hinderer, Walter: Büchner-Kommentar zum dichterschen Werk. München 1977, s. 48.
6. Hinderer 1977, s.48
7. Kafitz, Dieter: Grundzüge einer Geschichte eines deustchen Dramas von Lessing bis zum Naturalismus. Bd.1. Königstein, 1982, s. 151.
8. Paschmann, Henri: Georg Büchner. Dichtung der Revolution und Revolution der Dichtung. Berlin, Weimar 1983, s.115.
9. Werner, Hans Georg: ”Dantons Tod”. Im zwang der Geschichte. Aynı yazarın yönetiminde hazırlanan kitapta: Studien zu Georg Büchner. Berlin, Weimar 1988, s.19.
10. Büchner 1988, s.280
11. Warner 1988, s.17
12. Werner 1988, s.25
13. Kafitz 1982, s.143
14. Kafitz 1982, s.141

Yeni İnsan Dergisi’nin, 15-16/17. sayısında, 1993 yılında 2 bölüm halinde yayınlanmıştır

Karl Georg Büchner’in Hayatı
( d.17 Ekim 1813 – ö.19 Şubat 1837) Alman oyun yazarıdır. 20. yüzyıl Alman tiyatrosunun temellerini atmıştır. Alman romantizminin aksine yapıtlarında, insanları toplumsal, tarihsel ve psikolojik boyutları ile ele aldı.
Büchner, Darmstadt yakınlarındaki Goddelau kasabasında doğdu. Doktorluğu meslek seçmiş bir aileden geliyordu. İlk öğretmeni annesi oldu. 1825’te liseye başladı. 1833 ekiminde eğitimini sürdürmek için Darmstadt’tan Giessen’e gitti, tıp fakültesine yazıldı. Giessen o yıllarda hükümete karşı gizlice yürütülen özgürlük eylemlerinin en yoğun olduğu yerlerden biriydi. Gissen’e gitmesinin üstünden çok geçmeden Büchner arkadaşlarıyla birlikte “İnsan Hakları Birliği” adını verdiği gizli bir birlik kurdu. İlk yapıtı olan Danton’un Ölümü’nü Büchner 1835’in ocak ve şubat aylarında Bildiri’nin kovuşturmasının sürdüğü o gerilimli günlerde yazmıştı. Yakalanan arkadaşları için duyduğu acı, onları ele veren hainlere beslediği üzüntü ve kendisinin de her an tutuklanabileceği endişesi Danton’u yazdığı günlerde kafasını kemirip durmuştu. Büchner yirmi dört yıllık kısacık yaşamının son üç yılına bir bildiri, bir öyküyle üç oyun sığdırmıştır.
1835’de yazdığı, ilk oyunu olan Danton’un Ölümü, Fransız Devrimi’ni konu alıyordu. 1836’da yazmaya başladığı fakat yarıda kalan oyunu Woyzeck sonradan Alban Berg tarafından opera olarak bestelendi. Lenz adında bir uzun Öykü yazmıştır. Maddeci düşünür Ludwig Büchner onun kardeşidir.

Bazı Oyunları
* Danton’un Ölümü
* Woyzeck
* Leonce İle Lena

Yorum yapın

Daha fazla Tiyatro oyunları
Godot’yu Beklerken – Samuel Beckett

Godot'yu Beklerken (Fransızca: En attendant Godot, İngilizce: Waiting for Godot), 1948 yılında Fransızca olarak yazıldı ve 1953'te Paris'de sahneye kondu....

Kapat