Diktatörlük, iki kere ikinin beş ettiğini söyler

0

NASIL yapıldığını anlıyorum. Ama NEDEN yapıldığını anlamıyorum.

Önceleri de pek çok kez olduğu gibi, acaba deli olan ben miyim diye düşündü. Belki bir deli yalnızca tek kişilik bir azınlıktı. Bir zamanlar, dünyanın güneş çevresinde döndüğüne inanmak bir delilik belirtisi sayılıyordu, bugün ise geçmişin değiştirilemez olduğuna inanmak… Bu inancı besleyen tek kişi kendisi olabilirdi ve eğer inancını kimse paylaşmıyorsa o halde bir deliydi. Ama deli olduğu düşüncesi onu kaygılandırmıyordu. Onu dehşete düşüren, yanılmış olması olasılığıydı.

Çocuklar için yazılmış tarih kitabını aldı. Büyük Biraderin kapaktaki resmine baktı. İnsanı donduran o gözlere baktı. Büyük bir kuvvet üzerinize basınç uyguluyordu sanki; kafatasınızı delip beyninize balyozla vuruyor, inançlarınızı söküp alıyor, sizi beş duyunuza bile inanmamaya zorluyordu. Sonunda, Parti iki kere ikinin beş ettiğini duyuracak ve insan da buna inanmak zorunda kalacaktı. Bu sav eninde sonunda öne sürülecekti, durumlarının mantığı bunu gerektiriyordu. Yalnızca deneyimlerin geçerliliği değil, dış gerçeklerin varlığı bile düşünce sistemle-rince yadsınıyordu. Gerçeğe karşı çıkan öğretilere karşı çıkmanın tek yolu sağduyudan ayrılmamaktı. İnsanı ürküten, başka türlü düşündüğü için öldürülmek değil, onların haklı olabilecekleri olasılığıydı. İki kere ikinin dört ettiğini nereden biliyorduk? Ya da yerçekimi yasasının geçerliliğini? Ya da geçmişin değiştirilemez olduğunu? Eğer geçmiş ve dış dünya yalnızca beynimizde var oluyorsa ve beynin kendisi de denetlenebiliyorsa… Öyleyse bu araştırmanın yararı neydi? Ama hayır! Birden tüm cesaretini topladı, güçlendi. Hiçbir görünür nedeni olmadığı halde O’Brien’ın yüzü kafasında canlanmıştı. Şimdi eskisinden de daha kesin olarak biliyordu. O’Brien onun yanındaydı. O’Brien için tutuyordu günlüğünü. O’Brien’a yazıyordu: Bir sonu olmayan ve kimsenin okuyamayacağı, ama birisi için yazılmış ve bununla biçimlenen bir mektup gibiydi günlük.

Parti, size, gözlerinize ve kulaklarınıza inanmamanızı söylüyordu. Bu onların temel ve en önemli emirleriydi. Kendisine doğru yöneltilmiş muazzam güçleri, herhangi bir Parti üyesiyle bir tartışma durumunda, ne kadar kolaylıkla safdışı kalacağını, onu yanıtlamak şöyle dursun, anlamakta bile güçlük çekeceğini düşününce, içine bir umutsuzluk çöktü. Buna karşın haklı olan oydu, öbürleri yanılıyordu. Aptalca da olsa ortadaki gerçek savunulmalıydı. Somut dünya yaşıyordu ve yasaları değişmezdi. Taş sert, su ıslaktır, destek almayan cisimler dünyanın merkezine doğru düşerler. Sanki O’Brien’la konuşuyormuş ve önemli bir ilke öne sürüyormuş gibi şöyle yazdı:

Özgürlük iki kere ikinin dört ettiğini söyleyebilmektir.

George Orwell
1984
Birinci Bölüm sayfa 8

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here