Dostoyevski, Don Kişot İçin: “Dünya üzerindeki en derin ve güçlü yapıt.” derken haklı mıdır?

Birkaç yıl önce Dostoyevski’nin bir savına denk gelmiştim: “Dünya üzerinde Don Kişot’tan daha derin ve güçlü bir yapıt yazılmamıştır.”

Hâliyle garipsemiştim, bununsa iki temel sebebi vardı: İlki bunu Dostoyevski gibi Suç ve Ceza’yı, Karamazov Kardeşler’i, Budala’yı, Yeraltından Notlar’ı, Ecinniler’i yazabilmiş bir dehânın söylemesiydi, ikincisi ise bu sava denk gelene kadar okumamış olduğum Don Kişot’u, şuradan buradan duyduklarım, okuduklarım nedeniyle bir mizah, modern romanın başlatıcısı mizâhî bir roman olarak düşünmemdi. Bu nedenle Don Kişot’un İspanyolca çevirisinden tam metin olarak iki ciltlik hâlini okudum, hiçbir şeyi atlamamak gerekiyordu.

Don Kişot, durumu yerinde sayılabilecek, Alonso Quijano isimli, toprağı ve yanında çalışan hizmetkârları olan bir soyludur. Fakat yaşadığı bu hayat, bu yaşlı ve cılız adamı memnun etmemektedir. Herkes bir şekilde yaşayıp zamanı geldiğinde de ölmektedir. Ve pek çoklarının hele hele Sancho Panza gibilerin özenerek yaşamak isteyecekleri bu yaşam Alonso Quijano?ya asla yeterli gelmemektedir. O herkes işinde, gücünde, günlük uğraşında iken sessizce odasına çekilir, dev kitaplığına gömülür ve bütün o şövalyelik romanlarını aralıksız okur. Bu bambaşka bir dünyadır, kahramanlığın, soyluluğun, dürüstlüğün ve yüce amaçlar uğruna hayatını fedâ edişin son bulmadığı, en soylu ruhlara göre bir dünya? İşte tüm günü bunlarla geçen Quijano, artık salt bir okur değil, aynı zamanda okuduğu tüm romanlardaki yüksek ruhlu şövalyelerle özdeşleşen bir insandır. Zaman zaman odadan kılıç sesleri, hayâli düelloların gürültüleri, Quijano?nun bağırış çağırışları duyulur. Hizmetkârlar efendilerinin aklını oynatmasından korkarlar ve gün geçtikçe de buna inanmaya başlarlar. Ama Quijano hiç ara vermez, sonunda o kadar çok kitap okumuş, dünyası bu kahramanlık hikâyeleri ile öylesine dolmuştur ki içinde yaşadığı Kutsal Katolik İspanya?yı hak ettiği günlere; dürüstlüğün kol gezdiği, refahın olduğu, doğudaki kâfir Müslümanların baskısından uzak bir İspanya?ya dönüştürmeye and içer. Yollara düşecektir, İspanya’yı karış karış gezecek, ne kadar haksızlık eden, gücünü kötüye, zorbalığa kullanan şövalye varsa onları yere serecek ve hayatını bu yüce amaç uğruna fedâ edecektir. Ve yola çıkar da.

Don Quijano, kendi yorgun, eski bir koşu atı olan Rosinante isimli atını alır, onu tıpkı okuduğu romanlardaki şövalyelere âit destansı bir at olarak görür, yanına da her şövalyenin bir yâveri olmasından hareketle şişman, uyuşuk ve paragöz Sancho Panza?yı alır. Sancho onun yâveri olacak, birlikte maceradan maceraya koşacaklar ve nihâyetinde bir gün memleketleri olan La Mancha?ya gururla döneceklerdir. Sancho kurnaz ama aklı kıt bir adamdır. Quijano?nun ona vereceği paraların hesabıyla bu işe atılır, karısı onu defalarca uyarsa bile. Sonuçta, Don Quijano bu kutsal göreve çıkarken ismini değiştirir ve kendisini artık La Mancha?lı Yaratıcı Asilzâde Don Kişot olarak anar. O Rosinante?sinin üzerinde, Sancho da yorgun eşeği Rucio?nun üzerinde yolculuğa çıkarlar.

Cervantes?in Kraliyet onayı ve telif haklarıyla yazmış olduğu Don Kişot, modern romanın öncüsü sayılmakla birlikte, yazıldığı dönem olan 17. yüzyıldan çok sonraları ortaya çıkacak olan Postmodernizm?in de dinamiklerinden birisi olmuştur. Çünkü Cervantes, roman boyunca sık sık araya girmekte, ilk kez bir yazarın, roman ile okuyucu arasına girerek ona bunun bir kurgusal üretim olduğunu haber vermektedir. Bunun yanında Cervantes sık sık kendi karakteri olan Don Kişot?la dalga geçmekte, onu zavallı, hayâlperest birisi olarak tanımlamaktadır. Bu nedenle, dönemin romanları ya da edebiyat kalıplarını yerle bir etmiş, bugün bile yeni yeni görmekte olduğumuz bir postmodern duruşu gerçekleştirmiştir. Peki Don Kişot bu macerada nelerle karşılaşır ve neler yaşar?

Uzun yolculuğu boyunca pek çok han ve insanla karşılaşır Don Kişot ile Sancho Panza. Bu gittikleri yerlerde Don Kişot?un yerinde durmaması nedeniyle sık sık başları belâya girerken Sancho Panza, genel olarak diğer insanlara Don Kişot?u tanımlayan kişi konumundadır. Her ne kadar diğer insanlar başına belâ alıp durmakta olan bu yaşlı hayâlperest için deli deseler de Sancho, efendisini öyle bir anlatır, öyle bir kalpten destekle yanında durur ki bu bir yerden sonra Sancho?nun kendisiyle yaşayacağı iç çekişmelere de neden olur. Don Kişot, döndüğü zaman, yanında vereceği hizmetlerden ötürü Sancho?yu bir eyâlete yönetici yapacağını söyler, öyle ya, üstün hizmetlerinden ötürü Kutsal İspanyol Devleti ona büyük bir toprak bağışlayacak ama toprakta, parada gözü olmayan asil şövalye bunu Sancho?ya verecektir. Bu açıdan Don Kişot?un en başından beri bir gün kendi topraklarına dönmeyi planladığını görürken, Sancho?nun soylulukta değil, toprakta, güçte, iktidarda gözü olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim her türlü sıkıntı ve belâya katlanma sebebi de budur.

Romanın en bilindik kısmı kuşkusuz Don Kişot?un yel değirmenleri ile olan düellosudur. Bu kısımda Don Kişot yel değirmenlerine amansız bir savaş açar, Rocinante ile birlikte son sürat bu değirmenlere saldırır. Çünkü Don Kişot artık gerçeklik ile gerçek üstünü birbirine karıştırmakta, bu yel değirmenlerini ona meydan okuyan, romanlarda sık sık anlatılan o kötü devlere benzetmektedir. Kutsal yolculuğu sırasında bu devlerin sık sık

kendisini durdurmaya, onu kutsal dâvâsından vazgeçirmeye çalışacağını bilmektedir. Nitekim sonuç felâket olur, Rocinante bir tarafa, Don Kişot bir tarafa devrilir. Ama o asla vazgeçmez, Sancho bu çarpışmaları gördükçe efendisinin aklından şüphe duymaya başlar, Don Kişot ise bunların Sancho?ya değirmen kendisine ise dev olarak görünmesini kötü kalpli cadıların büyüleri ile açıklar. Öyle ki yoluna çıkan her türlü şey, onu durdurmak, amacından saptırmak içindir. Bu nedenle yâverine ve ara sıra da kendisine büyüler yapılır, düşmanları farklı gösterilir. Böyle devam eder yolculuk. Bir an olur, sirke götürülmek için at arabalarındaki kafeslere konmuş olan aslanlara saldırır Don Kişot. Onları taşıyan herkes aslanların kafesten çıkmaları karşısında korkarken o bir an bile duraksamaz, aslanlara meydan okur. Sonrasında da yeni bir ismi olur: Aslanlar Şövalyesi Don Kişot.

Romanın asıl amacının romantik şövalyelik romanlarının o gerçekçi olmayan dünyalarını yere sermek olduğunu Cervantes de sık sık tekrarlar, biz de bunu anlarız. Don Kişot romantik tarafı temsil ederken, Sancho Panza ise çıkarcı, gerçekçi tarafı temsil eder. Artık eski kutsal değerler, onur ve dürüstlük kavramı kalmamıştır Cervantes?e göre ve böyle bir dünyada bunlara bağlı bir insan dâima alay konusu olur ve sık sık mağlubiyete uğrar. İşte roman boyunca Don Kişot?un yer yer yel değirmenleriyle, yer yer su değirmenleriyle savaşıp durması, her seferinde de yere serilmesi bundandır. Burada dikkatimizi çeken bir başka durum daha var, her şövalyenin muhakkak bir kutsal aşkı vardır. Öyle ki Hristiyan dünyasında ve anlatılarında bu şövalyeler her düello ve belâdan önce yalnızca iki kadına yalvarırlar: İlki Meryem?dir, ikincisi ise sevdikleri kadın. Böylece tüm belâlardan başarıyla çıkacaklarına inanırlar. Hayatında sadece bir kez uzaktan görmüş olduğu bir genç kızı kendisine eş yapar Don Kişot da hayâlinde, yine romantik ve gerçek dışıdır. Dulcinee du Toboso?dur onun adı. Her zaman bundan söz açar, Sancho?ya her zaman onun kutsallığından, sonsuz aşkından söz der. Aslında konuşmuşluğu bile yoktur onunla, ama kalpten sevmektedir. Tıpkı her durumu kendi dünyasına uygun bir hâle getirdiği gibi, onu da bir aşk formuna sokar, imkânsızın, bilinmeyenin aşkı böylece romantik bir temelde realizme dönüşmüş olur.

Romanın başında efendisine sâdık olan Sancho ise tüm bu düellolar ile giderek düşünmeye, kendi aklını kullanmaya başlar. Don Kişot?un aklını kaybetmek üzere olduğunu anlar, tüm o düelloların aslında palavra olmasından korkar ama onun korkusu efendisinin akıl sağlığından çok karısıyla bir ton kavga ettiği ama her seferinde de büyük bir eyâletin valisi olarak döneceğine dâir verdiği sözün boş çıkma olasılığı olur. Nitekim bu düşünceler Don Kişot?un ilk ciddi düellosuna çıkması ile bir an dağılır. Rakibi gerçek bir şövalye olan Don Kişot, yüksek kaderin cilvesiyle rakibini yener: Rakibi bir an sendelemiş, atı yüzünden Don Kişot?un kendisini yere sermesine karşı koyamamıştır. Bu anda Sancho tekrar güven tazeler, bu kader cilveleri, insanı realizmden alıp tekrar romantizmin kucağına götüren olaylardır. Bu yolculuk sırasında pek çok dük ve düşes ile karşılaşırlar, Don Kişot?un tüm bu hayâlperestliğine gülen bu insanlar, sırf o durumu anlamasın diye ona gerçekten asil bir şövalye gibi davranıp, her türlü rahatını sağlamasına yardımcı olurlar. Tüm bunlar Don Kişot?un kendisine, adım adım doğru yola, zafere gittiği izlenimini verir. Sancho?ya da öyle. Bu yolculuk sırasında da birkaç genç, iyi niyetli insanla karşılaşırlar, aralarından birisi de gerçek bir şövalyedir. Fakat hepsi de Don Kişot?un giderek bozulan sağlığından ve ruh dünyasından çıkamayacağından, kurtulamayacağından hareketle bir oyun düzenlerler. Bir düello olacaktır ve kutsal şövalyelik kurallarına göre eğer bir şövalye yere serilirse, diğeri onun canını alacak ya da onu bağışlarsa diğeri bu şövalyeliği bırakacaktır. Nitekim büyük umutlarla rakibine korkusuzca saldıran Don Kişot çok sert bir darbe ile yere serilir, her şey yerle bir olmuş, Cervantes?in romantizme inen çekici başımıza çakılmıştır. Bundan sonrası ise hepsinin eve dönüş yolculuğunda Don Kişot ile birlikte olmalarıdır. Umutları, hayâlleri, tüm o kurduğu dünyası yıkılan Don Kişot, yakınlarıyla birlikte tekrar döner. Sağlığı ise giderek kötüleşmektedir, Sancho?nun korkusu da budur. Efendisini menfaat dışında gerçekten sevdiğini anlar çünkü hiçbir zaman paranın hesabını yapmamış, inandığı değerler uğruna komik olsun ya da olmasın her türlü belâya gözü kapalı girmiştir. O artık bir devrin bitişi, bir daha yaşanmayacak olan onurlu, dürüst yaşamın sembolüdür. Bu nedenle mutsuzdur Sancho ve sürekli efendisine geri döndüklerinde her şeyin çok güzel olacağını, doğada birlikte yaşayacaklarını söyler. Don Kişot da ara sıra üzüntüyle ona bir tarlada birlikte çalışmak istediğini, doğa içerisinde, tüm bu düello ve çarpışmalardan uzakta huzurlu, basit bir yaşam istediğini söyler. Sancho da bunun hayâlini kurar çünkü yaşadıkları onca macera ikisini de yormuş ve üstelik şimdi efendisinin sağlığı giderek bozulmuştur.

Evlerine geri dönerler, Don Kişot?un sağlığı yerinde değildir, herkes büyük bir sevgi ve özlemle onu karşılar ancak çok geçmez gerçeği anlarlar, sağlığı giderek bozulan bu yaşlı adam, ölmek üzeredir. Buraya kadar her şey normal gider aslında ta ki Don Kişot?un ölüm yatağında önce yeğeni olan genç kızı çağırıp her şeyini ona bağışlaması ve kalan son parasını da vermek için Sancho?yu ayrıca çağırmasına kadar. Sancho ile olan son görüşmeleri işte budur, ona hakkı olan altınları verir Don Kişot, Sancho ise ilk kez para dışında bir şey ister

ondan: Hayâllerinden vazgeçmemesini, dayanabilmesini. Öyle ya, daha birlikte doğada çalışacak, tarlalarda yiyeceklerini üretip, çobanlık yapacaklardır. O muazzam yaşamı yaşayacaklardır. Ama öyle olmaz, Don Kişot ölmeden evvel ona son sözlerini söyler. İşte burada Cervantes son sözünü söyler: Don Kişot, romanın başından bu yana ilk kez pişman olmuştur, ilk kez her şeyin farkında olduğunu, tüm bu savaşların, düelloların aslında bir acınası yaşamdan ibâret olduğunu, her birinin de en başından beri yanlış olduğunu söyler. Girdiği her çarpışma, her dürüst, onurlu duruş için girilen çatışma bir mağlubiyettir. Pişmanlığı böyle oluşuna değil, gerçekten böyle yüksek bir amaç uğruna yaşayıp insanları bu yolla kurtarabileceğinedir. Tüm o şövalyelik kitapları şimdi can acıtan, beş para etmez kitaplara dönüşmüştür. Acı bir şekilde bunu anlamıştır Don Kişot ve kendisine karşı çıkan Sancho?ya söz hakkı vermez, yanıldığını bilir ve onu ölüme götüren asıl acı da bu olmuştur:

Hayatını üzerine inşâ ettiği her şeyin koca bir yalan olması?

Velhâsıl Don Kişot ölür, herkes hayatına döner. Ve Cervantes neden onu öldürdüğünü ekler: Öldürdüm çünkü öldürmeseydim onu tekrar diriltecekti başka yazarlar ve bu şövalyelik, romantizm, o yalancı romanlar devam edecekti. Bu geleneğin son üyesi olan Don Kişot?un ölmesiyle artık bu romanların önüne geçilecek ve belki de en gerçekçi, en samimi, en hayâlperest olan Don Kişot?un ölümüyle eski bir çağ kapanıp, yepyeni, acınası, iyilere ve dürüstlere yer olmayan dünya başlayacaktı.

Öyle de oldu.

İşte romanı bitirir bitirmez bunları düşünmüştüm, sonra tekrar Dostoyevski?nin sözünü hatırladım. Kendisi de, tam da Îsâ ve Don Kişot’tan hareketle Budala’yı, oradaki Prens Mışkin’i yazmış ve sonra da ?Böyle bir dünyada îsâ yer yüzüne gelseydi tam bir budala olarak görünürdü.? demişti. Sömürünün, acının, hilenin karşısında yüksek değerlerin, onurun, eski şövalyelik ruhunun yeni dünya gerçekleri ile hiç oluşunun, önemini kaybedişinin ama en önemlisi de bunlara hâlâ bağlı olanların budala olarak göründükleri, dalga geçildikleri ama en acısı da sonunda hatâlarını kendilerinin de kabul ettiği romandır Don Kişot. Bu bakımdan Dostoyevski sonuna kadar haklıdır, tıpkı onun dediği gibi:

Dünya üzerinde Don Kişot’tan daha derin ve güçlü bir yapıt yazılmamıştır.

Görsel: Andy Catling

Cem Evrim Aslan
23/08/2014, http://www.yalnizlarmektebi.com/

Yorum yapın

Daha fazla İnceleme, Makaleler
Dostoyevski: “Zorbalık karşısında duyarsız kalan bir toplum zehirlenmiş demektir”

“Kaplanlar gibi kana susamış insanlar var. Birisi; bir insan bedeni, eti ve ruhu üzerinde sınırsız hâkimiyet kurmaya görsün -ki aslında...

Kapat