Dünyanım tüm kadınları; birleşin ? Eray Ak

Ayten Kaya Görgün ilk romanıyla okuyucuların karşısında. Görgün bu ilk romanda, kadının toplumdaki yerini sorguluyor. Aile içindeki kadın algısını kaşıyan, kadın-erkek ilişkilerinde kadının neden hep ?ezilen? taraf olduğunu tartışan ve erkeğin bu toplumda kadına ettiği türlü eziyete rağmen neden hâlâ ?saygınlığının? sorgulanmadığı vurgusunu yapan bir roman Arıza Babaların Çatlak Kızları. Bunun yanında kimlik, dil ve aidiyet gibi uçta görülen ancak tam içte çöreklenen konuların da üstünden geçiyor. Roman, kadına yönelik şiddetin güncesinin tutulduğu bugünlerde, bugünlere nerelerden geçilip gelindiğini anlayabilmek adına 80?li yıllardan gönderilmiş bir mektup adeta.

Ayten Kaya Görgün adını daha öncelerde çeşitli edebiyat dergilerindeki öyküleri ve mizah dergilerindeki yazılarından hatırlayan olacaktır. Yazarın, mizah yazılarından öte öyküleri, edebiyatımız yeni bir ?öykücü? kazanacak dedirtirken, Görgün bir romanla okuyucuların karşısına çıktı: Arıza Babaların Çatlak Kızları.
Roman, yazarın daha önceki öykülerini ve yine bu öykülerinde yansıttığı hassasiyetlerini bilenler için çok da yabancı olmayan temalarla bezeli aslında. Genel olarak kadının toplumdaki yerini sorgulayan, aile içindeki kadın algısını kaşıyan, kadın-erkek ilişkilerinde kadının neden hep ?ezilen? taraf olduğunu tartışan ve erkeğin bu toplumda kadına ettiği türlü eziyete rağmen neden hâlâ ?saygınlığının? sorgulanmadığı vurgusunu yapan bir romanla okuyucu karşısına çıkmış Ayten Kaya Görgün. Artık gazete ve televizyonlarda kadına yönelik şiddet haberlerinin ?güncesinin? tutulduğu bugünlerde, zamanlama açısından da oldukça manidar ayrıca. Ancak Görgün?ün romanını; ele almaya, edebi bir dille sayfalara dökmeye çalıştığı bu geniş konuya rağmen sadece ?kadına yönelik şiddet? adlı bu derin havuza da hapsedemeyiz. Sayfalar ilerledikçe hiç gündemden düşmeyen başka konulara da dallarını uzatan, bir problemi sadece bir odağa bağlı tutmadan, geniş bir alana yayarak merkezine inmeye çalışan bir roman Arıza Babaların Çatlak Kızları.

?İNSAN NE KADARINI YÜKLEYİP, NEREYE KADAR SÜRÜYEREK TAŞIYABİLİR Kİ ÇOCUKLUK VATANINI??
Roman bir göç sahnesiyle açıyor kapılarını bize. Doğu illerinin birinden kalkıp Ankara?nın Mamak?ına gelen bir ailenin göç hikâyesi bu. Romanın ?giriş? bölümünde anlatılan bu göç sahnesi, aslında Arıza Babaların Çatlak Kızları?nın çok boyutlu yapısının da bir göstergesi. Romanın sadece ?kadın sorununa? endeksli bir metin haline indirgenemeyeceğinin kanıtı.
Birçok göçmenin de hikâyesini içinde taşıyor aynı zamanda romanın bu bölümü. Kayboluşları, kaybedişleri ve tekrar kazanabilmek için verilen delice uğraşları dile getiriliyor bu girişte.
 Bunun yanında gittikleri topraklara ne kadar ?yerleşseler? de hep ?göçmen? kalacaklarının vurgusu aynı zamanda giriş. Bu bağlamda ?kimlik?, ?dil?, ?aidiyet?, yani genel olarak ?kültür? sorununun da kapılarının aşındırılacağı, biraz tekmelenip biraz hırpalanacağı belli ediliyor. Girişten küçücük bir parça, Ayten Kaya Görgün?ün dilinden bu konu hakkında önümüze nasıl pencere açıldığını gösterebilmek adına önemli: ?Her şeyi göze alanlar aysız bir gece vakti, yalnız kabı kaçağı, öteyi beriyi, tası tarağı, çoluğu çocuğu, yatağı yorganı, çulu çaputu değil; ellerindeki nasırı, dudaklarındaki duaları, kulaklarındaki ninnileri, içlerindeki sesleri, soludukları dağ kokusunu, dillerindeki dikenleri, dedelerinin anlattığı kaçgöç hikâyelerini, söyledikleri türküleri, akıllarındaki gelgideri, kuşkularını, kendilerinden öncekilerin sırtlarına bindirdiklerini, yaşayıp biriktirdikleri ne varsa güçleri yettiğince yüklediler kamyonun tepesine; kendileriyle birlikte. Kamyona yüklediklerinden, içlerine attıklarından daha çoktu geride bıraktıkları. İnsan ne kadarını yükleyip, nereye kadar sürüyerek taşıyabilir ki çocukluk vatanım?? (s. 6).

 Sonrasında ise yazarın kahramanlarına; babalara-annelere, ?çatlak kızlara? ve onların yine onlar gibi taşradan gelip Ankara?nın Mamak?ına yerleşmiş komşularının ?renkli? dünyasına doğru yol alıyor roman. Romanın hikayesi, ise aynı zamanlarda, yine aynı yerlerin farklı noktalarından ateşlenen iki ayrı olayın bir paralel düzlemde kesişmesinden doğuyor. Bu ana hikâye ise bazı yan olaylarla desteklenip omurgası sağlama almıyor. Roman da bu noktadan sonra asıl anlatmak istediği konuların çevresinde dolaşmaya, dile gelmeye başlıyor.

ÜÇ KAÇAK
 Romanın hikâyesine hız veren, eksenine oturmasını sağlayan ilk olayın kahramanı Sakine. ?Balıkçıoğlu lşhanı?nın en üst katında, Avukat Aysun Abla?nın yanında işe başlamadan iki yıl kadar önce, Sakine ÖSYM duvarına çarpıp sırtüstü düşmüş ve aylarca bir böcek gibi debelenip durmuş? binlerce insandan sadece biridir Sakine. Babası Paşa amca, annesi Fincan teyze ve kardeşi Sevgi ile beraber ?mutlu mesut? yaşan tısına devam ediyordur. Annesi ve kardeşiyle beraber hemen her gün aşağılanıp dövülmeleri de mutluluklarına mutluluk katar. Ancak yeni çalışmaya başladığı iş- hanındaki avukatın bürosunda bir gün anlam veremediği bir olay yaşar. Hayatında hiç görmediği biri içeri girip onu döver ve ortada hiçbir neden yoktur. Aksi gibi bu olayı anlatıp inandırabileceği kimse de yoktur. Ne babası ne de annesi onun bu başına gelenlere inanacak değildir. Bu olayın şokuyla akşam eve gelip sofraya oturduğunda, babasının yıllardır ağzından düşürmediği Fincan teyzeye dört yüz lira başlık parası vermesi hikâyesinden ve bir ritüel haline getirdiği üç aylık maaşıyla aldığı pastırmaları kimseyle paylaşmamasından sonra ise isyan bayrağını çekip evden kaçmaya karar verir. Romanın ana hattını sürükleyen ikinci olayın başında ise Eylem var. Hıdır amcadan olma Nafiye teyzeden doğma Eylem, kardeşleri Figen ve Taylan?la birlikte ?mutlu bir ailedir?. Eylem, sevgilisi Mustafa ile birlikte geçirdiği ?mutlu? bir günün ardından akşam yemeğine saçları ?bok? içinde gelince Hıdır amcanın şartelleri atar. Eylem?in yolda düştüğünü söylemesi de yetmez Hıdır amcayı sakinleştirmeye, inanmaz buna ve kızına saldırır. Ancak Eylem kendini banyoya çoktan kapatmıştır. Hıdır amcanın kapıyı kırmasıyla da Eylem?in banyo camından kaçtığı anlaşılır. Sorun bunla da bitmez ayrıca: Eylem çıplaktır! Üzerinde bir bornozla evini terk etmiştir.
Mahallenin bu iki ?kaçağının? etrafında şekillenen romanın destekçisi ise Fincan teyze olur. O da ?gözüne dursun pastırmalar? diyerek kızından habersiz, ancak kızıyla beraber evi terk eder. Kocasının yıllardır başına kaktığı başlık parasını, yani iki inek parasını bulmak için yollara düşer ve mahalledeki kaçak sayısı üçe çıkar.

80?LERDEN MEKTUP
Arıza Babaların Çatlak Kızları?nın omurgası tüm bu ?trajikomik? olaylar çerçevesinde şekillense de alttan alttan yazarın ağzında dolaştırdığı bir ?mizah? da söz konusu. Romanda geçen olaylara ?kadın? yörüngesinden bakıldığında, her gün tanık olduğumuz dehşet tablolarının nereden, nasıl çıktığına dair de güzel bir örnek meydana getirmiş yazar. Kadın-erkek ilişkilerinde Türkiye?de yaşanan bunca zulmün nasıl anlatılacağı, nasıl insanların zihnine girilebileceği noktasında da güzel bir fikir ortaya atmış ayrıca. Ancak yazarın kadın ve erkek dünyasından doğurduğu ?tip?lerin, belli bir amaca hizmet etmek için yaratıldığı izlenimi, roman açısından bazı eksiler de getirmiyor değil. Fakat bu da romanda işlenen konuların ?ağırlığında?, geri planda kabul edilebilir durumlar arasında yer alıyor.

Romanın sadece kadın ve kadına dair sorunları içermediğini çok başka dalları da bu merkezden uzaklaşmadan yakaladığını söylemiştim. Görgün?ün değindiği bu konular da genelde ?uçta? görülen, ancak ?içte?, tam içimizde yer alan başlıklardan meydana geliyor. Bu konular ise belli bir karakter üzerinden değil de tüm karakterlere az biraz serpiştirilerek veriliyor. Özellikle ?dil? ve ?kimlik? sorgulaması romanın, kadın sorunlarından sonra değindiği konuların başını çekiyor. Bunun yanında, romanın 80?lerin boğucu atmosferinde geçmesi nedeniyle ?siyaset? de roman kahramanlarının ve atmosferinin şekillenmesi noktasında önem taşıyor.

Göçle birlikte şekillenen bir neslin geçmişiyle, yani kendi ailesi ve gelenekleriyle hesaplaşması bir diğer yanıyla Görgün?ün romanı. Bu bağlamda ?gelenek-modern? tartışması da romanın etrafında gezindiği sorunlar arasında yer alıyor. Bugün toplumda yaşananları hâlâ inatla ?gelenek?le açıklayan zihniyete de güzel bir cevap ayrıca. Kadın-erkek ilişkilerinde toplum olarak gördüklerimizi, yaşadıklarımızı anlayabilmek adına geçmişten, 80?lerden günümüze yollanmış bir mektup değerinde Arıza Babaların Çatlak Kızları.

Eray Ak
Cumhuriyet Kitap, 8 Aralık 2011, Sayı 1138

Kitabın Künyesi
 Arıza Babaların Çatlak Kızları,
 Ayten Kaya Görgün,
 Ayrıntı Yayınevi,
2011 Yılı
160 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Yeni Sinsiyet Tipolojisi’nin “Biz” Söylemi ve Retorik Arsızlığı – Zafer Yalçınpınar

Yeni Sinsiyet olarak kavramlaşan tavrın projelendirdiği birliktelik görüngüsü, hayret verici bir biçimde ?tipoloji? tanımıyla çelişmektedir. ?Yeni Sinsiyet ve Bazı Enstrümanları?...

Kapat