Dünyayı Kendine Gömen Şair: Niyazi Börklü – Müslüm Kabadayı

?Dört elle sarılmışım dünya?ya
Felek gelse koparamaz yerimden
Bitmez bir türküdür yaşama
Düşmez olmuş dilimden? (?Ölmezlik Türküsü? şiiri, s.102) diyen şair-eğitimci Niyazi Börklü 22 Ekim 2012?de aramızdan ayrıldı. ?Uzun Ömürler Şehri Antakya?dan 1928?de ayağa kalkıp şimdi Erdek?te uzun uzun yatan Niyazi Börklü öğretmenimizin toprağı karanfil koksun.
?Ters dönecek bir gün dünyam / Bütün ışıklar sönecek / Ben dünyaya değil / Dünya bana gömülecek? diyerek ?ölmezlik türküsü?nü söyleye söyleye doğasını değiştiren hocamızın eşi Ayfer Hanım başta olmak üzere, tüm yakınlarına ve dostlarına da başsağlığı diliyorum. Bu inceliklerle dolu insanla ilgili olarak 2001 yılında kaleme aldığım bir metni sizlerle paylaşmak istiyorum.
Yeteneklerini insanlığın hizmetine sunan, birikimlerini başkalarıyla paylaşan, gelişmelerden dostlarını haberdar eden kişilere sempatim büyük. Günümüzde böyle insanlarla buluşmak zorlaşsa da, böyle dostlarım olduğu için de kendimi hep mutlu hissetmişimdir.
Beni bu anlamda mutlu eden dostlardan biri de Arif Okay. Antakyalı şairlerden Süleyman Ağabey?in oğlu. İstanbul?da yaşıyor; ama yüreği hep Antakya?da atıyor olmalı ki, burayla ilgili en ufak bir bilgi edinse, Antakya?ya gelen biri olsa hemen yazılı veya sözlü olarak haber verir. İşte Mayıs ayında verdiği haberlerden biri de eski eğitimcilerden Reyhanlılı şair Niyazi Börklü?nün Antakya?ya geleceğine dairdi. Hemen bu haberin peşine düştüm.
Niyazi Börklü adını ilk kez, 1950?lerde Antakya?da yayınlanan Sınırtaşı dergisinde görmüştüm. 1989?da Milli Kütüphane?de bir araştırma yaparken, Hatay?da yayınlanmış dergi ve gazeteleri tarıyordum. Ali Göçmen?in lise öğrencisiyken çıkarmaya başladığı bu derginin üç sayısı mevcuttu ve şair-yazarları arasında Niyazi Börklü de vardı. Arif Okay?ın babası Süleyman Okay?la lise yıllarından tanışan bu insanla, yarım yüzyıl sonra biz tanışma şansını yakalamış olduk.
23 Mayıs akşamı Antakya Öğretmenevi?nde buluştuk Niyazi Börklü?yle. 31 Mart 2001?de Antakya?ya geldiğinde görüştüğümüz Sabahattin Yalkın Ağabey?in getirdiği Yaşamak İstiyorum adlı şiir kitabının arka kapağındaki fotoğraftan benzeterek yanına yaklaştığım bu insan ayağa kalktığında, boyunun uzunluğundan utanmayacak kadar mütavazı biçimde eğilip kucaklaştığımızı belirtmek isterim.
Kısa bir sohbetten sonra Amik?in basıldığı Yeni Dünya Matbaası?na gitmeye karar verdik. O uzun boyuyla yavaş yavaş yürürken, ben de sorularımla o geniş dağarcığından birtakım bilgiler edinmeye çalışıyordum. Yürürken ikide bir 15-20 yıldır Antakya?ya gelmediğini, Antakya?da epey değişme olduğunu dile getirmekteydi. Ortaokul öğrenciliği için ilk kez Antakya?ya at arabasıyla Reyhanlı?dan geldiklerini, üniversiteyi İstanbul?da okuduğundan birkaç yıl Antakya?dan ayrı kaldığını, 1961?de Antakya Lisesi?ne Coğrafya Öğretmeni olarak atanınca, 1976?ya kadar da bir başka açıdan buranın havasını soluduğunu açıkladı. O yıllardaki soluğunun, bizim gibi daha genç kuşaktan hemşehrileriyle kültür-sanat dünyasında bir başka boyutta sürdürülüyor olmasından duyduğu sevinç gözlerinden okunan bu değerli eğitimciyle Amik Kültür Sanat Dergisi?nden Duran Yaşar, Faruk Bal, Mehmet Altınöz, İbrahim Deniz Aslan ve Abbas Güldiker?i de tanıştırdıktan sonra Antakya Parkı?ndaki Mini Golf Sahası?na gittik.
8-9 Mayıs sel günlerinin ardından yatağına çekilen Asi?nin meltem serinliğinde şiirlerinden örnekler okumaya başladı Niyazi Börklü Öğretmenimiz. Öncelikle şiirin bir amacı, bildirisi olması gerektiğine inandığını belirterek, şiir anlayışını yansıtan ?Yazmak İstediğim Şiir?ini okudu dokunaklı sesiyle. Şu kesiti sizlerle paylaşmak istiyorum bu şiirden : ?Yüce dağlardan aşağıya/ Yayla suları akar ya/ Kekikler yavşanlar arasından/ İşte öyle aksın dizeler/ Aksın barışa mutluluğa/ Engellerden aşarak/ Ak köpükler saçarak/ Sönsün Dünya?da kin ateşleri/ Karamsarlık olmasın dizelerimde? (s.9)
O?nun liseden arkadaşı Sabahattin Yalkın, Amik?in 6. sayısındaki (Nisan 2001,s.5) ?Yetmişlik Delikanlı-Yaşamak İstiyorum? başlıklı yazısında şöyle demektedir : ?Elli yıllık arkadaşım, kentlim Niyazi Börklü, elli yılda yazdığı şiirlerden bir demet sunuyor bize: Yaşamak İstiyorum… Dört ölüme ayrılan kitap 48 şiirden oluşmuş. Hilesiz,hurdasız,içten,lirik şiirler… Bazı yerlerde zekice örülmüş toplumcu şiirler.” Bu temi işlediği ?İnsanlık Dramı? şiirinin son bölümünde tezat sanatına da başvurduğu şu dizelere dikkat kesildiğimi belirtmeliyim: ?İnsan olduk/Yaşamayı bilmedik/Az yaşadık çok öldük?.(İnsanlık Dramı, s.18) Paranın saltanatının insanlığın birçok alanda yıkımına yol açtığı acıları çoğu kere yaşamış, tanık olmuş bir şair olarak, şu dizeleriyle bu saltanatı yıkma istenci duymamak mümkün mü… ?İçime dek işler sesi/ Para paraya değince/ Öyle zoruma gider ki/ Şu tiridine bandım türküsü/ ?Para verdim aldım? deyince? (Parasızlık,s.30)
Niyazi Börklü?nün şiirlerine eğitimciliğinden, özellikle de coğrafya öğretmenliğinden gelen terimler, kavramlar da girmiş durumda. ?Dağ, yayla, ova, nehir? sözcükleri yanında ?jeolojik çağlar, kuaterner? terimleri dikkati çekmekte-dir.(Bana Doğru, s.13-14) Yine evrime dair kurguladığı şu dizeler aynı şiirde yer almaktadır : ?Yumuşakçaydım omur-galı/ Önce yumurtluyordum sonra doğurdum/ Süründüm yol aldım yürüdüm yol aldım/ Geliştim bilinçlendim/ Önce ayaklarım vardı/ Sonra ellerimi kullandım?
Şair, yaşam felsefesini de şöyle ifade etmektedir : ?Ben zor koşullarda okudum; 1942?de Reyhanlı?dan Antakya?ya at arabasıyla geldim okumak için. Kaldığımız evin tavanından yıldızlar görünüyordu. Benden önceki yurtsever ve toplumcu öğretmenlerimin, aydınların bana verdiklerini daha da geliştirerek, ben de başkalarıyla paylaşmaktan hep mutluluk duydum. Annem ve babam tarafından 85-90?dan önce ölen yok. O yüzden ben de onlar kadar yaşarım, diye düşünüyorum. Ölmeden de bugüne kadar dergilerde kalan şiirlerimden bir kitap oluşturmak istedim. ?Yaşamak İstiyorum? böyle çıktı ortaya.? Niyazi Börklü Öğretmenimiz, kitabın baskısının kaliteli olmamasından ve dizgi yanlışlarından da rahatsızlık duyduğunu, bizim de belirtmemiz üzerine, dile getirmekten kendini alamadı. Yayın hayatında dizgi ve baskının ne denli olduğunu hala kavrayamamış bir ortamda sanat yapmanın zorluğunu, bir kez de onun içindeki acıdan hissettim o an. Bu acı dindirilmeli artık, çağdaşlık adına.
1928 yılında doğduğu Reyhanlı?dan şu anda emekliliğini geçirdiği Bandırma?ya kadar uzanan eğitim, kültür ve sanat serüveninde çok hareketli olduğu anlaşılan Niyazi Börklü?nün ilginç anılarından birini örnekleyerek yazımı noktalamak istiyorum. Antakya Lisesi Edebiyat Öğretmeni Ziya Kılıçözlü, derste kuva-yi milliyeyi anlatan bir şiir okumuş ve şiirde geçen ?yekvücut? sözünden hareketle kendisine şöyle sormuş: ?İnsanlar ne zaman yekvücut olur?? Kendisi de espri olsun diye, ?Aşık olduklarında hocam.? demiş. Demiş ama, bu usta öğretmenin bakışlarının, hala gözlerinin önünden gitmeyecek kadar etkili olduğunu da bu yaşa gelince daha iyi anlamış.

Müslüm Kabadayı

Yorum yapın

Daha fazla Biyografiler, Makaleler
?Dünyaya kendi utancını gösteren kitaplar? – Güney Özkılınç

Son günlerde çeşitli gazetelerde, artan kitap yasaklamaları haberlerini okuyoruz. Haberler okunduğunda bunun merkezi hükümetten değil de yerel bazı yöneticilerin eksikliklerinden...

Kapat