Düşmemiş Bir Uçağın Karakutusu ? Tülay German ?Karanlık dünyaya ışık salan kız?

??Benim için şarkı söylemek: Sevincimi, kederimi, öfkemi, sevgimi, tüm duygularımı dinleyicinin önüne sermek…
Bin çeşit renkle nakış işlemek… Yiğitliğin alıyla, kederin karasıyla, acının sarısıyla, umudun mavisiyle… Bir çeşit haykırış, ağlatı, özgürlük, coşkunluk… Sonu, sınırı olmayan bir zevk. Sesim ise, beni güzel’e, mut’a götüren bir araç, bir armağan.”
Tülay German

“Hem toplum, hem de birey olarak özgür olmanın olabilecek her şeyden daha önemli olduğunu hep söylemiş, bunu, yaşadığı hayat ile her gün herkese göstermiş Tülay German”
Naim Dilmener (Radikal)

“Işıklar üzerine çevrildiğinde sahnenin ortasına saplanmış titreşen bir kılıçtır. Söylediği şarkıların sözleri ise topraktan fışkırmış, bu kılıcın etrafında dönen folklor dansçılarını andıran alevler gibidir.”
Radi Fiş (Oktobor-Moskova)

“Az bulunur güzellikte bir ses rengi, ‘hafif şarkı’ alanında unutulmaya yüz tutan ses kullanma ustalığı, opera şarkıcılarından bile bir çoğunun erişemediği bir nitelik: İyi uyumlanmış bir piyano kesinliğiyle söyleyiş.”
İlhan Mimaroğlu (Yeni İstanbul)

“İnanılmaz zenginliği olan bir sese ve az rastlanan bir anlatma gücüne sahip bir yorumcu.”
Tim Paterson (Guardian-New York)

“Büyük bir güç, duyarlılık, sadelik ve içtenlik”
Rock And Folk

“Tüm halkların sevincini, acılarını anlatan, haksızlıklara karşı koyan Türk ruhunun sesi…”
Tele Star

“Sesini duyup aşık olduğum kadın… Bizim kuşağa türküleri o sevdirdi.”
Hıncal Uluç (Sabah)

“Şaşırtıcı bir ses tekniği”
Le Monde De La Musique

TÜLAY GERMAN’IN TÜRKÜLERİNİ DİNLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Zamanımızın Bir Kahramanı – Naim Dilmener
(15/07/2001 tarihli Radikal 2)

Kalan Müzik ve Çınar Yayınları, ülkemizde pek başvurulmamış bir şey yaparak, Türk Popu’nun öncülerinden Tülay German’ın “’62-’87 Burçak Tarlası” adlı albümü ile “Düşmemiş Bir Uçağın Kara Kutusu” adlı kitabını aynı anda yayımladılar. Doğrusunu söylemek gerekirse, hem albüm hem de kitap mükemmel ve her ikisinde de her şey dört başı mamur bir şekilde bir araya getirilmiş. Bu nedenle, biri diğerinin eksik ya da açıkta bıraktığını tamamlıyor değil; ayrı zamanlarda yayımlansalardı da hiçbir şey farketmeyecekti ama, ikisinin birden yayımlanması Türk Popu’nun öncüsü ve ilk superstar’ı Tülay German’a daha fazla dikkat edilmesini sağlayacak. Bu da olmaya başladı bile. Aklı başında her yazar, her eleştirmen, kitap ya da albüme, bazen ikisine birden gerekli ihtimamı göstermeye başladı. Tülay German, bunu fazlasıyla hak eden biri. Efsanevi Tülay German için ne yapsak yetmez. Türk Popu’nun temelini atan, harcını karan isimlerden biri hatta en önemlisi Tülay German, ama bu kadar da değil. Bunu yaparken; doğru bildiği yoldan bir an bile sapmamış, Murathan Mungan’ın dizeleri ile söylersek “sokakların Deniz’lere çıkması” için ömrü billah çalışmış çabalamış, bunun her şeyin önünde geldiğini bir an olsun unutmamış birisi Tülay German. Bu yoldan sapmasını hiçbir şey sağlayamamış hem de: Na para, ne pul, ne şöhret, ne pırıltılı yaşam, ne yüz binler satmış ve listeleri alt üst etmiş plaklar, ne aradaki mesafeler, ne Paris… Ne de başka herhangi bir şey. Bu açıdan bakıldığında, yalnızca müzik alanında değil, herhangi bir alanda, son elli yıl içinde, geçmişine ve kendisine sadık kalabilmiş neredeyse tek isim. Bunu yapabilmek imkansız gibi ama Tülay German bunu yapmış biri işte, üstelik bağırıp çağırmadan, “bakın ben buradayım” diye çığlıklar atmadan, ortalığı toza dumana boğmadan. “Sessiz sitemsiz” bir şekilde, oturduğu yerden, takdir, taltif ve alkış beklemeden. Çoğu insan, bu olağanüstü yaşamı, bu yeni yayımlanmış kitap ve albümden öğrenmiş olacak.

Bu koyu günlerden
Sanatçının “Düşmemiş Bir Uçağın Kara Kutusu” adlı kitabı, büyük ölçüde, 1996 yılında Bilgi tarafından yayımlanan “Erdem’li Yıllar” adlı kitaba dayanıyor. Ama bu ikinci kitap çok daha ‘serinkanlı’. Sanatçının Erdem Buri’yi kaybetmesinin hemen ardından yazmaya başladığı “Erdem’li Yıllar”, Buri ile ilgisi olmayan hiçbir olay ya da ayrıntının yer almadığı bir kitaptı, bu ikinci kitapta ise ağırlık sanatçının kendisinde, o günleri kavramamıza, anlamamıza yarayacak yüzlerce satır ve ayrıntı var bu sefer. Kalan’ın yayımladığı albüm de yalnızca bir albüm değil, burada da karşımıza bir başka kitap çıkıyor. Türk Popu için yaptıkları saymakla bitmez eleştirmenlerimizden Murat Meriç; son derece uzun ve yorucu geçmişe benzeyen bir hazırlık sonrası, Tülay German’ın geçmişini mükemmel bir şekilde toparlayıp aktarmış bize. Albümün kendisi de, bu çabayı boşa çıkarmayacak ya da karşılıksız bırakmayacak kadar sağlam. Albüm, yalnızca Tülay German’ın mevcudu kalmamış bile olsa, bir şekilde bilinen plak ya da şarkılarını değil, hiç bilinmeyen, tamamen habersiz olduğumuz ve arşivlerde yıllar yılıdır bugünü bekleyen şarkı ve kayıtları da bir araya getirmiş. Odeon’un deneme maksadı ile yapmış olduğu 1962 tarihli “Senin Şarkını Söylüyorum” ve “Mutlu Günler”, bu bilinmeyen şarkılar arasında en fazla önem taşıyanlar. Murat Meriç’in de söylediği gibi, Odeon, eğer nazlanmasa da bu plakları piyasaya sürseydi, bu şarkılar Türk Popu’nun ilk şarkıları ya da plakları olacak ve “Bak Bir Varmış Bir Yokmuş”un tahtına kurulmuş olacaklardı.

Yarına seslenen
Albüme de adını vermiş olan “Burçak Tarlası”, Tülay German’ın hayatını boydan boya etkilemiş bir şarkı, her şey onunla başlamış onunla bitmiş gibi. Şanar Yurdatapan’ın düzenlediği “Kara Tren” ile birlikte Anadolu Pop akımının doğmasına yol açmış olan bu şarkıyı Doruk Onatkut düzenlemişti. Aslında bu şarkı, plak yapılmasına karar verilmeden çok önce sahnelerde söylenmekteydi Tülay German tarafından ve o zamanki düzenlemesi Erdem Buri tarafından yapılmıştı. Zaten, Türk Popu’nun yollarını açacak önerilerin tamamı Erdem Buri tarafından yapılmıştır sanatçıya. O zamanlar ağırlıklı olarak caz söyleyen Tülay German’a, “artık Türkçe şarkı söylemesi gerektiğini” tavsiye eden Erdem Buri, sanatçının kabul etmesi üzerine de, bu işe; başta Ruhi Su, Melih Cevdet Anday ve Yalçın Tura olmak üzere son derece önemli isimleri seferber etmiş, kısa bir zaman içerisinde, Tülay German’ın bütün repertuarının Türkçe şarkılardan oluşmasını sağlamıştı. “Burçak Tarlası”nın Balkan Melodileri Festivali’ndeki başarısından sonra, bu şarkıyı plak yapmak isteyen firmaların hepsi sıraya girmiş olmasına rağmen, Tülay German arkadaşı olan Aykut Sporel’in teklifini kabul eder, bunun üzerine Ezgi Plak kurulur ve firmanın ilk plağı da “Burçak Tarlası” olur. Ancak sahnelerde “bakın şu deyyusun kaç tarlası var” şeklinde söylenen bir dize, Aykut Sporel’in ısrarları ile “bakın şu adamın kaç tarlası var” şekline dönüşür plakta.
“Deyyus” sözcüğünün yerini “adam”ın alması da pek bir işe yaramaz aslında; bu şarkının böylesine yaygınlık kazanmasından huzursuz olanları asıl rahatsız eden onlara “deyyus” denilmiş olması değil “kaç tarlası var?” sorusunun alenen sorulmuş olmasıdır. Bu onları çileden çıkarır ve bunlardan birinin As Kulüp’te bu şarkıyı söylediği sırada Tülay German’a silah çekmesi üzerine de sanatçı kararını verir ve Paris’e gider. O gün bugün oradadır Tülay German. Ama bu son kitap ve albümünden kolaylıkla anlayabildiğimiz gibi, her zaman bizimle birlikte, her zaman müzik ile içiçeymiş: Timur Selçuk’un düzenlediği Türküleri (“Gelin Ayşe”, “Tombalacık Halimem”, “Aras Üste Buz Üste”, “Olam Boyun Kurbanı”) söylemiş, Zülfü Livaneli ile (“Günlerimiz”, “Yiğidim Aslanım Burda Yatıyor”) çalışmış; Aşık Ali İzzet’ten (“Bir Allahı Tanıyalım”) hiç vazgeçmemiş; Yılmaz Güney’i (“Doğrul Koçum Doğrul”) bağrına basmış; hepimizin yüreğini dağlayan şeyler (“Şarkışla’ya düşürmesin Allah sevdiği kulunu”) onu da derinden yaralamış. “Bu koyu günlerden yarına seslenen” Tülay German’ın şarkıları herkes için hâlâ çok önemli olmalı. “Benim yokken, deyyusların neden üçer beşer tarlası var?” sorusunu kendinize bir kere daha sorup, bir cevap bulamadığınız için yeniden derin bir karanlığa saplanmak üzereyken elinizin altında bulunsun bütün Tülay German şarkıları. Aşık Ali İzzet’in dediği gibi “karanlık dünyaya ışık salan kız”dır o.

Bulursanız kaçırmayın
Burçak Tarlası – Ezgi – 45’lik Yarının Şarkısı – Ezgi – 45’lik O Eski Günler / Sevmem Bir Daha – Philips – 45’lik C’Est Joli De S’Aimer / Kumbaya – Philips – 45’lik Le Chant Des Poetes – Arion – CD Yunus’tan Nâzım’a – Kalan – CD Erdem’li Yıllar – Bilgi – Kitap Düşmemiş Bir Uçağın Kara Kutusu – Çınar – Kitap’62 – ’87 Burçak Tarlası – Kalan – CD

Karanlık Dünyaya Işık Salan Kız – Murat Meriç
(10/11/2007 tarihli Radikal Gazetesi)

Tülay German ismi size neyi çağrıştırır bilmiyorum ama benim aklıma düşürdüğü kelimeler müziğin bir hayli dışında: Dirayet, istikrar, güzelik ve elbette özgürlük! Kendi adıma bu kavramlarla sahiden tanışmam Tülay German’la tanıştığım zamana tekabül ediyor. Araştırmaya ve sorgulamaya başlamam da… Dolayısıyla, yeni bir Tülay German albümünün herkesten çok beni heyecanlandırdığını rahatlıkla söyleyebiliyorum!
Kalan Müzik, Tülay German’ın ekseriyetle Paris’te kaydedilen caz şarkılarını bir albümde topladı: ‘Sound of Love’. Bu, memlekette yayınlanan üçüncü Tülay German albümü. German, 30 Mart 1966’da Erdem Buri ile birlikte Türkiye’yi terkederek Paris’e yerleşti ve o günden sonra neredeyse hiç gelmedi. Ama öncesinde (ve sonrasında) yaptıkları, bugün bile aşılamaz hamleler olarak tarihte yerini aldı.
Ne yaptı peki? Bir kere Anadolu-pop akımını başlattı. Tek bir düzenlemeyle: ‘Burçak Tarlası’. Bu, aslında bir ekip çalışmasıydı. Ruhi Su’dan türkü söylemeyi öğrendi, Doruk Onatkut ve Erdem Buri bu türküleri (İlhan Usmanbaş ve Yalçın Tura’dan da feyz alarak) Batı müziğine aktardı. Zamanın Müzisyenler Sendikası başkanı Muammer Yeşil’in girişimleriyle düzenlemeler 1964’te Yugoslavya’da yapılan Balkan Melodileri Festivali’nde görücüye çıktı. Ekip (ki German’ın yanı sıra memleketin en iyilerinden oluşan Milli Orkestra eşliğinde Tanju Okan ve Erol Büyükburç da vardı) ödül alıp dönünce orada seslendirilen türküler hızla plak yapıldı. Tülay German’ın ‘Burçak Tarlası’, diğerlerinin önüne geçerek çok büyük satış rakamına ulaştı.
Sonrası malum: Hürriyet tarafından düzenlenen Altın Mikrofon Armağanı Yarışması sayesinde Batı müziği yapanlar türkülerle, türkü dinleyenler Batı müziğiyle tanıştı ve bunun sonucunda yepyeni bir akım doğdu. Moğollar’ın yıllar sonra adını koyduğu bu akım Anadolu-pop’tu ve Tülay German ilk yıldızıydı.
Sadece Anadolu-pop türünde plaklar yapmadı German: Aranjman söyledi, caz standartlarına meyletti ve memleket popunun ilk bestelerine ses verdi. O kadar sevildi ki söylediği mekânlar doldu, taştı.
Âşık Ali İzzet Özkan onun için bir türkü bile yaktı: ‘Sallanı sallanı geldi sahneye/Avrupa’da birincilik alan kız/Güzel yanakları benzer lambaya/Karanlık dünyaya ışık salan kız/…/Tülay güzel German güzel boy güzel/Ahlâk güzel sesi güzel huy güzel/Ali İzzeti sana hayran ey güzel/Keklik gibi süzülerek gelen kız…’
Tülay German’ın ‘güzelliği’ tam da bu noktada ortaya çıkıyor: Bunlar olurken ve önünde bir yıldız olmak, çok para kazanmak için bütün yollar açılmışken o, Türkiye İşçi Partisi mitinglerine katılıyor ve şarkılarını onlar için söylüyordu. 1965 seçimlerinin hemen öncesinde yaptığı ‘Yarının Şarkısı’, belki de seçim propagandası için yazılmış ilk şarkıydı ve işe yarıyordu: TİP, bu seçimlerde Çetin Altan’ın da içinde bulunduğu 15 milletvekilini meclise sokuyordu!
‘Mecnunum Leylamı Gördüm’, ‘Kızılcıklar Oldu mu?’, ‘Tombalacık Halimem’, ‘Olam Boyun Kurbanı’, ‘Gelin Ayşe’, ‘Dere Geliyor Dere’ o günlerden kalma düzenlemeler. Kiminde Doruk Onatkut’un, kiminde Timur Selçuk’un imzası var. Bunların bir kısmı o dönem plak olarak yayınlandı, bir kısmıysa yıllar sonra, 2001’de yayınlanan ‘Burçak Tarlası 62-67’ içinde dinleyiciye ulaştı.
Fransa’da da pek çok plak yayınladı Tülay German. Festivallere katıldı, mühim insanlarla aynı sahneyi paylaştı, hep ‘güzel’ işler yaptı. İlhan Mimaroğlu ile yaptığı elektronik müzik eseri ‘Tract’, enteresan bir düzenlemeydi. Bir diğer enteresan işbirliği (yine Mimaroğlu sayesinde) Charles Mingus ile girişilendi.
Hikâye aslında acıklı: Mingus, Duke Ellington’ın ölümü üzerine yazdığı şarkıyı Tülay German’ın seslendirmesini ister. Şarkı kaydedilir, ancak önce Tülay German’ın geçirdiği bir trafik kazası, sonra da Mingus’un beklenmeyen ölümü yayınlanmasını engeller. ‘Duke Ellingston’s Sounds of Love’ elimizdeki albümün açılışında ilk kez dinleyiciyle buluşuyor. Bu bile albümün ne kadar mühim olduğunun göstergesi!

Dikkat, bu bir caz albümü!
Laf albüme geldi ya, yanlışlık olmasın diye baştan söyleyelim: Elinizde tuttuğunuz, bir caz albümü. Tülay German’ı, bugüne dek alıştığımız tarzının dışında dinliyoruz. Ancak bunu hiç yadırgamıyoruz çünkü German bildiğimiz tavrını ve tarzını burada da sürdürüyor. ‘Sound of Love’, her biri birbirinden kıymetli 20 şarkıdan oluşuyor ve bunların çoğu ilk kez bu albümde karşımıza çıkıyor.
Bunların arasında Tülay German için özel yazılmışlar da var, Janis Joplin’e adanmış bir şarkı da. ‘Burçak Tarlası ’62-67’de bir caz standartı vardı: ‘Summertime’. 1960 yılında Odeon tarafından deneme maksadıyla plağa alınmış, yayınlanmamış bir şarkıydı bu ve ilk kez bu albümde su yüzüne çıkmıştı. Dinlediğimizde hayran olunacak bir yorumla karşılaşmıştık: Bir yandan ürkek ama diğer yandan alabildiğine usta işi. Burda, aynı kaydı bir kere daha dinliyoruz ve olgunluk dönemine ait diğer şarkılarla arasında asla farklılık olmadığını görüyoruz. Dahası, albümdeki eski zaman kayıtları bu kadarla kalmıyor. Örneğin Şevket Uğurluer eşliğinde 1960’ta yapılmış bir kayıt daha var ki, German’ın aslında usta işi bir başlangıç yaptığının ispatı.
Bir başka kayıt, 1963 tarihli ve bu kez Uğurluer, triosuyla Tülay German’a eşlik ediyor: ‘Antonio Vargas Heredia’. Hele bir ‘Dere Geliyor Dere’ uyarlaması var ki leziz ötesi! Düzenlemeyi Timur Selçuk yapmış, arpı Lily Laskine çalmış. Tarihini sorarsanız, 1968. Albümdeki şarkılar 1960-80 arasında kaydedilmiş. Bunlar arasında en enteresanı 1980’de evde kaydedilen Lorca’nın bir şiiri üzerine yazılmış ‘Los Quatro Muleros’.

İki nedenden dinlenmeli
‘Sound of Love’ kelimelerle özetlenemeyecek bir albüm. Mutlaka dinlenmesi gerek. İki nedenden: Hem Türkiye’de de bir zamanlar caz yapıldığının ispatı, hem de Tülay German’ın ne kadar iyi bir şarkıcı olduğunun.
Albümü dinlerken sanatçının anılarına göz gezdirmekte de fayda var. Bilgi Yayınevi tarafından 1996’da basılan ‘Erdemli Yıllar’ı şu anda bulmak çok zor. Ancak bu kitabın geliştirilmiş ve elden geçirilmiş baskısı olduğunu söyleyebileceğimiz ‘Düşmemiş Bir Uçağın Karakutusu’, Çınar Yayınları tarafından Mayıs 2001’de basıldı ve arandığında bulunabiliyor. Tabii daha önce yine Kalan tarafından basılan iki albümü atlamayalım: Bu yazı içinde bahsi sıklıkla geçen ‘Burçak Tarlası’ ve Fransa’da yaptığı geç dönem çalışmaların bir toplamı olan ‘Yunus’tan Nazım’a’…
Tülay German bu ülkenin gördüğü göreceği en büyük değerlerden. Kendi adıma hâlâ beni heyecanlandıran tek isim olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Ne mutlu ki dört yıl önce şahane bir olay başıma geldi ve bir İstanbul gecesinde Tülay German’a refakat ettim. Sadece bunu yaşamış olmak bile bu satırların yazarı için hayatın güzelliğini gösteriyor.
İzninizle özel bir teşekkür cümlesi kurarak bitireceğim yazıyı: Bugün müzik üzerine yazıyorsam, buna sebep Tülay German ve Erdem Buri’nin ‘birlikte’ yaptığı çalışmalardır. ‘Burçak Tarlası’nı bu kadar erken keşfetmeseydim memleket müziğini merak etmeyecek, belki bambaşka bir yerde olacaktım. Bu albüm vesilesiyle Tülay German’a bir kere daha teşekkür ediyor, Erdem Buri’nin anısı önünde saygıyla eğiliyorum.

Tülay German?ı hatırlamak – Avni Özgürel
(5 Nisan 2010 tarihli Radikal Gazetesi)

Yıl 1964, lise 1. sınıf öğrencisiydim. Bağlamayı herhalde fena çalmıyordum ki ?yetenekli çocuk? olarak ara ara radyonun konser programlarına çağrılıyordum. Sonradan radyonun baş sazcısı olan Mehmet Erenler, ilerde halk müziği sanatçısı olarak ünlenen Şakir Öner Gürhan, Muammer Aslaner v.b ile… O yıllarda bağlama çalıyor olmak, müziğiyle uğraşmak köylülük işareti sayılırdı, yani pek revaçta bir şey değildi.
Bizde halk kültürünü aydın katının ilgi halesine taşıyan kişi Pertev Naili Boratav?dır. Halk müziğini taşıyan ise Ruhi Su… İdeolojik sebeplerle pek çok haksızlıklara uğramış olsalar da zihinlere çaldıkları mayanın tuttuğu bugün meydanda…
Benim yaş kuşağımın genci halk müziğini Ruhi Su?nun öğrencisi Tülay German?la sevdi… Âşık İhsani, Âşık Nesimi Çimen, Âşık Ali İzzet?i ondan dinledi. Ve ?aranjman? denilen Fecri Ebcioğlu?nun ?Bak bir varmış bir yokmuş?la icat ettiği müziğin defteri German?ın ?Burçak Tarlası?yla kapandı.
İKSV?nin 2010 programında yer verdiği KOR VE ATEŞ YILLARI belgeseli German?ı hatırlamaya vesile oldu. Düşmemiş Bir Uçağın Karakutusu adlı otobiyografisini aşkın ne demek olduğunu bilmeyen herkes okumalı. Kitaba adını veren cümle, sanat ve düşünce ufkumuzun kayan bir yıldızına, Erden Buri?ye ait… Sevdiği kadına tutkusunu anlatıyor Buri: ?Alışverişe gittiğinde özlüyorum. Bazen, sokakta yürürken veya bir kahvede otururken Tülay gösterir, Erdem, bak ne kadar güzel kız, diye. Gözüm görmüyor ki. Benim için en güzel, Tülayka?m. Doyamadan gideceğim bu dünyadan. Bir tek isteğim var: Sonra, çok sonra olsun. Bir uçağa binelim uçak düşsün, beraber gidelim..?

Kitabın Künyesi
Düşmemiş Bir Uçağın Karakutusu
Yazar: Tülay German
Yayınevi: Çınar Yayınları
Tür: Anı
Basım tarihi: 2001 İstanbul
Sayfa Sayısı: 240

Tülay German Hakkında Bilgi
1935 yılında İstanbul’da doğan ve henüz dört yaşındayken şarkı söylemeye başlayan sanatçı, Ankara Radyosu’nda, Ayşe Abla’nın Cumartesi akşamları çocuklar için yaptığı programlarda Schubert’in “Serenad”ını ve “Ihlamur Ağacı”nı söyledi. Ferdi Statser’den piyano dersleri aldı.

1956 yılında Üsküdar Amerikan Kız Koleji’ni bitiren Tülay German, ailesinden habersizce Ankara’da Süreyya gazinosunda sahneye çıktı. 1960 – 1962 yıllarında caz şarkıcısı olarak isim yaptı, İstanbul Radyosu’nda Hulki Saner’in hazırladığı “Melodi Kervanı” adlı programda yer alan ilk Türk şarkıcısı oldu, radyoda Salim Ağırbaş Beşlisi’nin haftalık programlarında caz şarkıları söyledi.

Müzik yaşamının ilk yıllarında Atıf Yılmaz’ın evinde Ruhi Su’dan ders aldı. Aşık Nesimi Çimen ve Aşık Ali İzzet’ten öğrendiği türküleri, çağdaş yorumla söyledi. 1960’lı yıllarda dörtlü dinletilerde çalıp söylediler. Timur Selçuk’la albüm çalışmaları yaptı.

1962’de eşi Erdem Buri ile “Çoksesli Türk Popüler Müziği”ni gerçekleştirdi. 1964 yılında, Yurdaer Doğulu, Erol Büyükburç, Tanju Okan gibi sanatçılarla, Milli Orkestra ile katıldığı “Balkan Melodileri Festivali”nde, eleştirmenlerin en beğendiği şarkıcı seçilip, dönemin popüler yayın organı olan Arena dergisine kapak oldu ve Türk Pop müziğinin ilk “hit”i kabul edilen “Burçak Tarlası” plağını doldurdu. Bu plakla birlikte, “Aranjman” adıyla bilinen batı müziği şarkılarına Türkçe sözler yazılarak oluşturulan ve yıllarca hüküm süren ‘tür’ tarihe karışır ve Türk Popüler müziği bu albümden sonra gerçek anlamda doğmuş olur.

Caz dünyasının efsanevi sanatçılarından Charles Mingus, German’ın Tract albümünü dinleyince, Duke Ellington’un ölümü üzerine yazdığı şarkıyı seslendirmesini ister. Duke Ellington’s Sound of Love, önce German’ın geçirdiği bir trafik kazası, ardından Mingus’un ölümü üzerine yayınlanamaz. Avrupa’nın ünlü virtüozlarından François Rabbath ile de çalışan sanatçı, Zülfü Livaneli’nin Günlerimiz albümüne de Yiğidim Aslanım ve albümle aynı adı taşıyan şarkılarını seslendirerek konuk olmuş, Rabbath, Cahit Berkay, Erol Erdinç ve Engin Yörükoğlu ile birlikte bu albüme katkıda bulunurlar.

1966 yılı başında plak yapmak üzere Paris’e gitti. Fransızca on plak doldurdu. Fransa’da, Belçika’da, Almanya’da, Polonya’da, Tunus’ta, Fas’ta, Hollanda’da ve Brezilya’da radyo ve televizyon programları yaptı, konserler verdi, çeşitli festivallere, televizyon ve radyo programlarına katıldı. Fransa’nın en önemli konser salonlarında Charles Aznavour, Lèo Ferre, Moody Blues gibi isimlerle birlikte konserler verdi. A.B.D için İlhan Mimaroğlu’nun kendisi için yazdığı “Tract” albümünü doldurdu.

Fransa’da Türkçe olarak yaptığı albüm, Charles Cros Akademisi 1981 Plak Büyük Ödülü`nü aldı.

Tülay German, en son olarak “Nazım Hikmet’e Saygı” adlı bir albüm doldurduktan sonra, 1987 Hollanda konseriyle sahnelerden çekildi. 1988’de dünya piyasalarına çıkan “The Song of Poets” (Şairlerin Şarkısı) derleme albümü, 1999 yılında “Yunus’tan Nazım’a” adı altında Kalan Müzik tarafından Türkiye’de yeniden çıkarıldı.

Sanatçı, müzik yaşamının yanı sıra yazarlık da yapmaktadır. Yayımlanan iki kitabının dışında 1999’dan beri Adam Sanat dergisinde yazıları çıkıyor.

Ödülleri
* Fransa’nın en büyük ödülü sayılan “Académie Charles Cros Grand Prix du Disque”, 1981, Bu ödülü, Türkiye’de sadece 1971’de Moğollar, 1988’de Ruhi Su almış olup, Pink Floyd, Jimi Hendrix gibi isimlere verilmiştir.
* “Balkan Melodileri Festivali”, 1964, Eleştirmenler En Beğenilen Şarkıcı”

Diskografisi
45’likler
* Burçak Tarlası / Mecnunum Leylamı Gördüm, 1964
* Kızılcıklar Oldu mu / Yarının Şarkısı, 1965
* La Chanson De L’oubli / Le Coeur D’un Ange, 1967
* O Eski Günler / Sevmem Bir Daha, 1967
* Kumbaya / C’est Joli De S’aimer, 1968
* Dere Geliyor Dere / Kara Kızın Türküsü, 1968
* Aras Üste, Buz Üste / Seni Alıp Kaçayım, 1968
* Mara Eva / Mara Eva 2, 1970
* Kumbaya – Parler A la Pluie / N’allez Pas Lui Dire

Albümleri
* Tract, 1975
* Yunus’tan Nazım’a, 1999
* Burçak Tarlası, 2001
* Sound of Love

Kitapları
* Erdemli Yıllar, 1996, Bilgi Yayınevi,
* Düşmemiş Bir Uçağın Karakutusu, 2001, Çınar Yayınları

Yorum yapın

Daha fazla Biyografi Kitapları, Müzik Kitapları
Che ? Çizgilerle Yaşam ? Sid Jacobson / Ernie Cólon

Sid Jacobson ve Ernie Cólon, Ernesto "Che" Guevara de la Serna'nın çarpıcı bir portresini çizmek üzere bir araya geldi! Etkileyici...

Kapat