Dede Korkut’un Poetik Modernizasyonu – Yücel Kayıran

Enver Gökçe, 40 Kuşağı?nın kuyuya atılmış Yusuf?udur. Türk şiiri ortamında, Enver Gökçe?den bahsedilirken, sanki eğitimsiz bir köylüden bahseder gibi bahseden bir söylem yaygındır. Oysa 1940 Kuşağı?nın üniversite mezunu olan iki şairinden biridir Enver Gökçe. DTCF?nin Türkoloji bölümünü 1948?de bitirir. Bitirme tezi, kırk yıl sonra da değerini yitirmemiştir ve Eğin Türküleri adıyla, ölümünden sonra yayımlanır.
Enver Gökçe, 1940 Kuşağı içinde, Türkiye?nin gerek doğusu ile batısını, gerekse köy ile şehri, poetik bir yarılmaya düşmeden aynı tinsel evren içinde gösteren tek şairiydi. Daha ilk şiirlerinde, şehre ve batıya ilişkin olan Görüş Günü, Fakültenin Önü, Turan Emeksiz adlı şiirleriyle doğuya ve köye ilişkin olan Gök Mustafa, Gelmeyen Bahar, Köylülerime adlı şiirleri aynı poetikanın oluşturduğu tinsel evreni dile getirirler. Oysa 40 Kuşağı?nın diğer şairleri, batıyı/şehri ve doğuyu/kırı dile getiren şairler diye ikiye bölünmüşlerdir. Gökçe?yi ayırıcı kılan diğer özellik, 40 Kuşağı toplumcu şiirini, toplumcu gerçekçi çizgiye taşımış olmasında ortaya çıkar. 40 Kuşağı?nın toplumculuğu daha çok izleksel düzeyde dile getirilen yoksulluk ve savaş aleyhtarlığı düşüncesinde odaklanırken, yoksulluk ve savaş aleyhtarlığı Gökçe?de, ete kemiğe bürünüp, örneğin; Kore/ Dağlarında/ Tabakam/ Kaldı/ Mahpus/ Damlarında/ Özgürlüğüm/ Hey/ Meri/ Kekliğim/ Yeter/ Çektiğim dizeleriyle, tarihsel bir yer edinirken Marksist bilinç kazanacaktır.
Türk şiirinde, yoksulluğun ontolojisine ilişkin tinsel veriler, ilk defa Gökçe?nin şiirinde ortaya çıkar. Bunlardan biri ?of? ünleminin kullanımıdır. ?Of? ünlemini, Türk şiirinde, en iyi kullanan şairdir Enver Gökçe. Ay karanlık/ Gecedir./ Anamdır./ Yatar Of?ınan. Of, yoksulluğun, yani insanın voruluşsal olarak bulunduğu durumdan hep daha eksik bir duruma düşüşüne bedenin artık dayanamamasının dışavurumudur. Yol/ Parası/ Veremedim/ Diye/ Şu/ Dağları/ Bana/ Açtırdılar/ Şu/ Yolları/ Bana/ Hacizlere/ Gitti/ Suna/ Gibi/ Keçim/ İneğim/ Meri/ Kekliğim (Meri Kekliğim) dizeleri, bu yoksulluğun, tarihsel bağlamını dile getirir. Yol Vergisi?yle ilgili bu gerçeklik, Türk şiirine Enver Gökçe ile girmiştir.
Yoksul bırakılmak, siyasal bir gerçekliğe dayanır Gökçe?nin şiirinde. Örneğin; Hepten/ Suya/ Verdik/ Çünkü/ Suyu/ Yoktu./ Toprağı/ Gazı/ Tuzu/ Işığı/ Yoktu/ Bu/ Köyleri/ Suya/ Verdik/ Eli/ Ayağı/ Tekerleği/ Kağnısı/ Yoktu diye başlayan Ve de ?Gavur İçinde Yesirdiler? adlı şiirinin şu kısmı, bir yandan köylerin isim değiştirilmesi meselesine, diğer yandan da dersim katliamına göndermede bulunur: Ve/ Soğuk/ Avsan/ Pulur/ Hıdır-öz/ Ve/ Huni/ Su/ Payniği/ Zalbar/ Ve/ Pul/ Ve/ Güci/ Kırani/ Haksini/ Henisik/ Hulmin/ Karapınar/ Ecizlü/ Vahşin/ Venk/ Ve/ Payamlı/ Ve/ Süderek/ Haritadan/ Silindiler/ Bir/ Sabah?

Toplumcular arasındaki köprü
Yoksulluğun, onun şiirindeki bir diğer dışavurumu ise, güçlünün karşıtı olma, ontik olarak güçten yoksun bırakılma durumu, dolayısıyla horlanma ve buna rağmen arkasızlıktır. Gökçe?nin öznesi, bu varlıksal durumda yer alan, bütün bir halk olarak çoğul öznedir… Gökçe?nin şiiri, oluşturduğu tinsel evrenin içerdiği sorunları bakımından, 40 toplumculuğu ile 70 toplumcu gerçekçiliği arasındaki tek köprüydü. Oysa sadece Tahir Abacı sahip çıkacaktır, Gökçe?ye. ?Yaşamıyla şiiri arasındaki paralellik, onun övülme nedenlerinden biridir.? (Doğan Hızlan)
Enver Gökçe, otuz bir yaşındayken, Menderes hükümetinin yürüttüğü ?TKP Tevkifatı? kovuşturması sonucunda, politik tutuklu olarak cezaevine girer ve yedi sene fiili olarak hapis yatar; ve daha zor şartlar altında, iki yıl sürgün hayatı yaşayacaktır. Yazgının dönüşüme uğradığı bir tutukluluk olmuştur bu. Spike Lee?nin yönettiği, 25. Saat adında bir film vardır. Filmde, Edward Norton?un oynadığı Monty karakteri de, otuz bir yaşındadır ve hapse girip yedi yıl yatacaktır. Film, Monty?nin son 24 saatini, artık hayatı bitmiş, mahvolmuş bir insanın son anlarını gösterir gibidir bize. Yirmi bir yaşında cezaevine girip yedi yıl yatarsanız, yirmi sekiz yaşınızda hayatınızı yeniden kurabilirsiniz, otuzlu yıllarınız mahvolmamıştır henüz. otuzlu yıllar, insanın kendisini ortaya koyma, kendini gerçekleştirme yaşlarıdır. İnsan varoluşunun dünyevileşmeye açıldığı yıllardır. Otuz bir yaşınızda, yedi yıl yatmak üzere cezaevine girerseniz hayatınız bitmiş demektir. Lee?nin göstermek istediği de budur. Monty?nin yedi yıl sonrasını göremeyiz ama Gökçe?nin yedi yıl sonrasını biliyoruz. Hiç evlenmemiştir. Mahkûmiyeti sona erdiğinde, 1981?de ölümüne kadar, neredeyse hiç iş bulamayacaktır. Dahası, cezaevinde hastalanmış, ve aslında hayatı bitmiştir. Mehmed Kemal, Acılı Kuşak?ın ikinci basımında, Gökçe?nin gençliğinden söz ederken, ele avuca sığmayan bir Enver Gökçe?den bahseder; cezaevi sonrasını betimlerken ise ?ne geçimini sağlayacak parası, ne de hastalığını iyileştirecek elinden tutanı vardı? ifadesini kullanır.
Bununla birlikte, hapishane koşullarının ?ilham evresini? mahvetmesine de izin vermez Gökçe. Yusuf ile Balaban şiirinin ilhan evresi, bu dönemde ?gelir?. Bu ilham evresini şöyle anlatır şair: ?Bu arada benim önemli yapıtlarımdan birisi olan Yusuf ile Balaban?ı yazmaya başladım. O devrelerde böyle bir şiir çalışması yapacağım belliydi. Bir takım sıkıntılar başlamıştı ve şiirin ilk mısraları dökülmeye başladı. Ve; zaman akar, zaman geçer/ zaman zindan içinde dizeleriyle başlayan şiir kafamda şekillenmeye başladı. Ve sonuçta otuz şiirlik bir destan kısa bir müddet içinde zannederim bir ay içinde bitirmiş oldum. Destan böylece tamamlanmış oldu. Ben de rahatlamıştım ama, asıl iş bu parçaların dışarıya çıkarılmasıydı.? Şiirin dışarıya çıkarılmasını sağlar Gökçe. Şiir, elden ele geçer, şairler tarafından okunur. Yani nüshalar çoğaltılır ama buna rağmen nasıl olur ise, bu nüshalar kaybolur ve bilindiği gibi, geriye, şiirin sadece beş bölümü kalır. Gökçe?nin şiiri de, sanki kuyuya atılmak istenmiş gibidir. Poetik bakımdan, kuyuya atılan nedir?
Enver Gökçe, Nâzım Hikmet?in değil, Cahit Külebi, Ahmed Arif, Faruk Nafiz ile Tecer?in asi çocuğudur. Gökçe?nin, Ülkü dergisinde yayımlanan Bir Alıp Satıcı Gönül adlı ilk şiirinde yer alan şu dizeler, fikir verici niteliktedir: Bir han köşesinde yatmayınan Kerem diyorlar,/ Ne tuhaf bu insanlar derdini dökmeyinen/ Çaresiz derde bulunmaz merhem diyorlar. Han Duvarları?nın etkileyici tinselliği göz ardı edilemeyecek boyuttadır. Kuşkusuz işaret ettiğim bir etkilenme meselesi değil, Gökçe?nin, şiire, hangi poetik güzergâhtan girmiş olduğuna dikkat çekmek. İçerik bakımından daha bu ilk şiirde de Faruk Nafiz?e bir başkaldırı söz konusudur. Yine, Enver Gökçe, Köylülerime adlı şiirine, Kutsi Tecer?in tepki gösterdiğini, bu şiiri sevmediğini kendisine ilettiğini, kendisinin de şaka yollu, onun sevmeyeceği daha nice şiirler yazacağını söylediğini, anlatır. Poetik olarak Gökçe?nin şiiri, Çamlıbel ile Tecer?in dile getirdikleri ?memleket?in, gerek gerçekliğinin ve gerekse onu betimleyen dilinin öyle olmadığına ilişkin bir başkaldırıdır.
Poetik başkaldırının netliği, Yusuf ile Balaban Destanı?yla ortaya çıkar. Bugün elde kalan parçaları göstermektedir ki, Yusuf ile Balaban Destanı, Gökçe?nin poetik projesini gerçekleştirdiği ana yapıtıdır. Bu poetik projeyi, Dede Korkut?un poetik modernizasyonu ifadesiyle kavramlaştıracağım. Gökçe, kendi gerçekliğini dile getirecek poetik dilin kaynağını Dede Korkut Oğuznameleri?nde bulur. Yapıtı göstermektedir ki, içinde yaşadığı çağın sorunlarını, başına gelenleri ve bütün bu olup bitene karşı direncin felsefi kaynağı olan Marksist bilinci dile getirecek poetik dil, Gökçe?ye göre, Dede Korkut Oğuznameleri?nin dilidir. Gökçe?nin halk şiirini kendi geçmişinden bildiğini ve divan şiiri eğitimi aldığını da biliyoruz. Şöyle anlatıyor Mehmed Kemal: ?Üniversite?de Edebiyat bölümüne girmişti. Eski yazı okumadığı, bilmediği için de harıl harıl eski yazıya çalışıyordu. Elinde divanlar, eski yazı şiir kitapları görürdüm. Şiire kendine özgü bir sesle girmesinin nedeni, eski şiirleri çok okumasından gelen birikimi olmalıdır…? Bu poetik sentez, Türk şiirinde ilk defa ortaya çıkıyordu. Kuyuya atılan işte bu sentezdir.

Yücel Kayıran
03/09/2010 tarihli Radikal Kitap

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Borçla Büyümek (!): Leeds ve Fiorentina – Osman Bulugil

1999?2000 sezonunda UEFA Kupası yarı final maçıyla hafızalarımızda yerini aldı Leeds United. Sportif açıdan başarılı sayılabilecek bir dönem geçiriyorlardı ve...

Kapat