Edebi belleği korumak

Paris’te Camus’nün Sartre ile oturduğu kafeler hâlâ korunurken, biz Türkiye’de edebiyatın tartışıldığı bütün benzer mekanları birer birer kaybediyoruz. Birçok sanatçının atölyesinin ve evinin bulunduğu İstanbul Beyoğlu?ndaki Narmanlı Han’ın satıldığı ve “yenileneceği” haberleri, edebiyat çevrelerinin bugünlerde en çok konuştuğu konulardan biri haline geldi. Bugün Narmanlı Han’da hâlâ Ahmet Hamdi Tanpınar’ın o çok sevdiği mor salkımlar bahar ayında açıyor ama Narmanlı Han’a ancak dışarıdan bakabiliyoruz, demir bir kapının ardından. Oysa burası bir müze olsa, güzel olmaz mıydı?

Yıl 1947? Orhan Veli İstanbul?da, o zamanlar İstanbul?dan bile sayılmayan Sarıyer?de, şehre inip de âşık olduğu Nahit Hanım?a mektup gönderecek parayı bile zor bulmaktadır. Bir yandan da en iyi şiirlerini üretmektedir. Nahit Hanım?a, mektuplarını göndermesi için bir adres verir: Büyükdere Caddesi, 77, Sarıyer.? Sahi nerede şimdi bu adres? İçinde bulunduğumuz yıl, Orhan Veli?nin doğumunun 100. yılı; peki ya biz, şairi anmak için neler yapıyoruz? Ne yazık ki, Türkiye?de edebiyatçıların mirasını koruyabildiğimiz söylenemez, bu konuda sınıfta kaldık gibi görünüyor. Hatta en son, Kültür ve Turizm Bakanlığı?nın, birçok şair ve yazarın kişisel belge ve eşyalarının sergilendiği Yıldız Sarayı içindeki Edebiyat Müzesi?ni boşaltması için Türkiye Yazarlar Sendikası?na 8 Mayıs?a kadar zaman tanıdığı haberini okuduk.

Ethem Onur Bilgiç

Batı özentiliği gibi gelebilir kulağa ama gerçek; Prag?a gittiğinizde buram buram Kafka kokar. Ya da St. Petersburg?da, elinizde Dostoyevski?nin Suç ve Ceza?sı, kitapta Raskolnikof?un bulunduğu bütün mekanları gezebilirsiniz. Ya da Dublin?de James Joyce rotalarında; elinizde bu sefer bir harita, Ulysses?in ya da Dublinliler?in izini sürebilirsiniz. Yazarların müzelerinden yemek yedikleri restoranlara kadar hemen her şey korunuyor. Üstelik bu durum sadece ?dünyaca ünlü? yazarlar için geçerli değil, birçok ülkenin birçok sokağında daha önce belki ismini bile duymadığımız yazarların en azından izleri yaşatılıyor. Ne de olsa bir kenti tanıtmak sadece resmi tarihini anlatmak değil; Galata Kulesi?nde Orhan Veli?den dizeler de olmalı…

Örneğin Paris?te Camus?nün Sartre ile oturduğu kafeler hâlâ korunurken, biz Türkiye?de edebiyatın tartışıldığı bütün benzer mekanları birer birer kaybediyoruz. Ahmet Hamdi Tanpınar?dan Bedri Rahmi Eyüboğlu?na birçok sanatçının atölyesinin ve evinin bulunduğu İstanbul Beyoğlu?ndaki Narmanlı Han?ın satıldığı ve ?yenileneceği? haberleri, edebiyat çevrelerinin bugünlerde en çok konuştuğu konulardan biri haline geldi. Bugün Narmanlı Han?da hâlâ Tanpınar?ın o çok sevdiği mor salkımlar bahar ayında açıyor ama Narmanlı Han?a ancak dışarıdan bakabiliyoruz, demir bir kapının ardından. Oysa burası bir müze olsa, güzel olmaz mıydı?

İstanbul yazarların Kâbe?si gibi

Yazarların ve şairlerin izini bir kere sürmeye başladık mı karşımıza birçok yerden İstanbul çıkıveriyor. Cemal Süreya?dan Turgut Uyar?a, Nâzım Hikmet?ten Tevfik Fikret?e, yazarların satırlarından, şairlerin dizelerinden adeta İstanbul?un geçmişini de yaşıyoruz; biz farkına varmasak da onların kişisel tarihleri de bu şehirle birlikte yaşlanıyor. Ece Ayhan?ı anarken Nilgün Marmara?dan söz etmemek olmaz aslında. Ayhan?ın evsiz kaldığında ilk yerleştiği yerin Nilgün Marmara?nın Kızıltoprak?taki evi olduğunu biliyor muyuz? Ya da Tomris Uyar, Gündökümü?nü nerede yazmıştı? Kitaplarında İstanbul?u anlatan, en bilinen eserine Fatih-Harbiye ismini seçmiş Peyami Safa?ya dair bir şeyler hemen gözümüze çarpabiliyor mu İstanbul?da bugünlerde?

Edebiyat tarihimize dair silinen pek çok yapı ve mekan var. Ama öte yandan bütün izleri de kaybetmiş değiliz. Mesela her yıl 19 Mayıs?ta, Burgazada?daki Kalpazankaya?da Vedat Günyol ve Sait Faik anılıyor. Günyol?un 1964 yılından bu yana birçok kez Peride Celal ile birlikte buraya gittiğini ve her yıl öğrencilerinden sevenlerine farkı insanlarla bu ritüeli gerçekleştirdiğini bilen sevenleri, ölümünün ardından da bu geleneği yaşatmaya devam ediyor. Bu noktada tabii, Pera Palas Oteli?ndeki Agatha Christie?nin odasını da hatırlayabiliriz.

Ankara?dan diğer şehirlere

Ali Çetinkaya

İstanbul?dan ayrılıp Türkiye?nin diğer şehirlerine baktığımızda, yazarlar ve mekanları hakkında ulaştığımız bilgiler daha da azalıyor. Edebiyatın başkenti İstanbul olarak kabul edilse de, nice edebiyatçının yolu Cumhuriyet sonrası dönemde Ankara?dan da geçmiş. Örneğin uzun yaz akşamlarında Ankara Palas?ta Yahya Kemal?den Orhan Veli?ye birçok kişinin katıldığı yemekler verilirmiş.

Anadolu kentlerinde ise durum daha da vahim! Oysa birçok kişi ?hiç gitmemiş olsa bile? mesela Erzurum?u Ahmet Hamdi Tanpınar?ın Beş Şehir?inden, Kütahya?yı Reşat Nuri Güntekin?in eserlerinden, İzmir?i Attilâ İlhan?ın dizelerinden tanımamış mıdır? Bodrum biraz da Halikarnas Balıkçısı ve Datça da Can Yücel değil midir? Üstelik yitirilen izler, sadece Türk yazarların izleri değil? Don Quijote?nin yazarı Cervantes?in Beşiktaş?taki Kılıç Ali Paşa Camii?nde işçi olarak çalıştığı da söylenir, biliyor muyuz?

Aslında öyle çok yazarın kişisel tarihi ülkemizle kesişmiş ki; bilmediğimiz ya da öğrenmek istesek de kaynaklarına zor eriştiğimiz öyle çok anekdot var ki… İşte küçük bir örnek: 1922 yılında Ernest Hemingway, genç bir gazeteci olarak işgal İstanbul?una gelir. Bir yandan İstanbul?dan haberleri gazetesine geçerken bir yandan da kenti anlatır. ?Limandan yukarı çıkan yokuşun orta yerindeki Galata semti, Barbary Coast’un en dehşetli eski günlerine taş çıkartacak kadar küçük bir yer. Her milletin ve bütün müttefiklerin askerleri burada kurulu tuzağa düşürülüyor.?

Hırvatistan?da nüfusu yüz bini bile bulmayan Pula kentine gittiğinizde, sizleri bir masa başında oturmuş James Joyce heykeli karşılar. Yazar 1904-1905 yılları arasında, o zamanlar askeri bir üs olan kente İngilizce öğretmeye gelmiştir. Hadi orası Avrupa, sanatı edebiyatı daha bilinçli bir şekilde koruyor, diyelim; Etiyopya?nın, başkente sekiz saat uzaklıktaki ufacık Harar kentinde bile Arthur Rimbaud?nun orada yaşadığı zamanlara dair eserleri yaşadığı evinde sergilenirken biz neden ?turizm? ve ?kültür? alanlarında yükseltmeye çalıştığımız ülkemizde elimizin altındaki bu mirası koruyamıyoruz?

TÜRKİYE?YE YOLU DÜŞMÜŞ YAZARLARDAN BAZILARI

Gustave Flaubert: 1845 yılında Türkiye?ye gelir. Çoğunlukla Pera?daki bir otel odasında ve özellikle Beyoğlu-Galata Mevlevihanesi civarında vakit geçirir.

Edmondo de Amicis: İstanbul?da geçirdiği zamanlarından ardından 183 gravür ile süslediği İstanbul kitabını yayımlar.

Pierre Loti: İstanbul?a bir dönem yerleşmeyi seçen Pierre Loti, adını Eyüp?teki tepeye dahi verir.

Mark Twain: 1867 yılında İstanbul?a gelen yazar, izlenimlerine 1869 yılında yayımlanan The Innocents Abroad or The Pilgrim?s Progress kitabında yer verir.

Jorge Luis Borges: İstanbul?da geçirdiği zamanın ardından, ?Birçok değişik ulusun gölgesi burada dolaşıyor olmalı,? diye yazar.

Kültür Bakanlığı edebi mirasın korunmasında ne noktada?

Onur Atay

Kültür ve Turizm Bakanlığı?nın -sürecin çok hızlı ve verimli ilerlediğini söyleyemesek de- son yıllarda edebi mirasın korunması yönünde çeşitli çalışmaları bulunuyor. Bakanlığın bu konudaki en umut verici çalışmalarından biri, ?Edebiyat Müze Kütüphaneleri Projesi.? Yedi farklı ilde yedi edebiyat müze kütüphanesinin açılması hedeflenen projede, son olarak altıncı Müze Kütüphane, Kütahya Evliya Çelebi Müze Kütüphanesi olarak açıldı. Şimdiye kadar açılan diğer Edebiyat Müze Kütüphaneleri ise şöyle: Ankara?da Mehmet Akif Ersoy, Adana?da Karacaoğlan, İstanbul?da Ahmet Hamdi Tanpınar, Diyarbakır?da Ahmed Arif ve Erzurum?da Erzurumlu Emrah Edebiyat Müze Kütüphanesi. Ancak bu yeterli mi? Elbette değil. Bu noktadaki bir diğer sıkıntı da, yapılan çalışmaların kamuoyuna yeterince duyurulamaması ve Müze Kütüphanesi olarak açılan bu mekanların neredeyse boş kalması?

Zaman zaman yerel yönetimler de edebi mirasın korunması yönünde projeler başlatıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesinde yer alan ?İstanbul?un 100?leri? serisi, iyi örneklerden biri… Örneğin serinin on dördüncü kitabı İstanbul?un 100 Romanı?ydı… Ancak İstanbul özelinde yapılan bu çalışmaların ?İstanbul 2010 Kültür Başkenti? kapsamında başlaması ve 2010 yılının ardından hızla azaldığı da göz ardı edemeyeceğimiz da bir gerçek maalesef!

Çorum?un İskilip ilçesinde açılan Bedri Rahmi Eyüboğlu Müzesi ya da Diyarbakır?daki Cahit Sıtkı Tarancı Evi de yine sevindirici yerel örneklerden. Aynı şekilde, en azından yaşadıkları mekanların belirlenmesi amacıyla İstanbul?daki Mısır Apartmanı?nda Mehmet Akif Ersoy?un yaşadığı dairenin restore çalışmaları, Çanakkale?de Ece Ayhan?ın yaşadığı evin sokağına şairin isminin verilmesi de sevindirici örneklerden.

İstanbul?da Kadıköy?e gidenlerin gözüne bir zamanlar mutlaka çarpmıştır, Rıhtım Caddesi?ndeki terk edilmiş o büyük konak… O konak Ahmet Haşim?in de bir dönem yaşadığı konaktır aslında; neyse ki yıllarca süren terk edilmişliğinin ardından Kadıköy Belediyesi tarafından restore edilerek Kültür Merkezi yapılmaya hazırlanıyor.

NELER YAPILABİLİR?

Sabahattin Ali, ?Dışarıda deli dalgalar/ kirpi duvarları yalar/ Seni bu dertler oyalar/ Aldırma gönül aldırma? dizelerini Sinop Cezaevi?nde yazmıştır. Bugün Sabahattin Ali?nin kaldığı koğuş, müzeye dönüştürülen Tarihi Sinop Cezaevi?nde görülebiliyor. Mesela aynı şey Bursa Cezaevi için de yapılamaz mı? Hani Nâzım Hikmet?in, ?Sevdalınız komünisttir/ On yıldan beri hapistir/ Yatar Bursa Kalesi?nde? dizelerine konu olmuş, on iki yılını geçirdiği Bursa Cezaevi? Ki burada Nâzım Hikmet?le beraber aynı dönemde Orhan Kemal ve ressam İbrahim Balaban da yatmıştır.

Bir diğer örnek; daha çok ?Fahriye Abla? şiiriyle tanınan Ahmet Muhip Dıranas?ın 1966?da kendi elleriyle Sinop?ta yaptığı ahşap ev, bugün hâlâ vârislerle ilgili hukuki süreçler nedeniyle atıl durumda?

Sadece evler ya da müzeler değil, mekanlar da yaşamalı

Edebiyat mirası kişisel girişimlerle de korunmaya çalışılıyor… İstanbul Cihangir?deki Orhan Kemal Müzesi mesela, Orhan Kemal?in oğlu Işık Öğütçü tarafından bin bir uğraşla açıldı ve yaşatılmaya çalışıyor. 2011 yılında Radikal gazetesinden Pınar Öğünç?ün dile getirmesi ile Oğuz Atay?ın Tutunamayanlar?ı yazdığı ve hayatının aşkı Sevin Seydi ile Cihangir?de oturduğu apartmanın (Hayriye Caddesi, No: 9, Kat: 2) yıkılacağını öğrendik. Haberin de etkisiyle bina yıkılmaktan belki de son anda kurtuldu ancak diğer taraftan da binayı olduğu gibi bırakmak yeterli mi? Yazar Necati Güngör?ün girişimiyle Cemal Süreya?nın 80?lerde yaşadığı evin duvarına da en azından bir plaket asıldı. Yazarın adının verildiği Cemal Süreya Sokak?taki Başak Apartmanı?nın önünde en azından bu plaket görülebiliyor.

Elbette yazarların yaşadıkları evler önemli ama ya nice edebiyat tartışmalarının yaşandığı, peçeteler üzerine şiirlerin yazıldığı, aşkların ve aşk acılarının şahidi mekanlar… Bir zamanların ünlü Markiz Pastanesi (daha önce de aynı yerdeki Lebon), 1950?lerde sanat çevresinin akşamüstü duraklarının başında geliyordu. Şimdi kaç kişi biliyor bunu? Ya da yine Cemal Süreya?nın akşamlarının değişmez mekanı Hatay Meyhanesi de evi kadar önemli değil mi? Ki buradan sadece Süreya değil, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Tomris Uyar, Refik Durbaş gibi isimler de geçmişken? (Bu arada Hatay Meyhanesi?nde tutulan anı defterleri, Hatay Meyhanesi Defterleri adıyla YKY tarafından kitaplaştırılarak yayımlanmıştı.)

MEZARLAR

Paris?teki Père Lachaise Mezarlığı adeta sanatçılar için bir anma mekanı haline dönüşmüş durumda. La Fontaine?den Victor Hugo?ya edebiyatçıların, Jim Morrison?dan Isadora Duncan?a, hatta Ahmet Kaya ve Yılmaz Güney?e sanatçıların mezarları burada yer alıyor. Bu mezarlığın oluşturulması, sanat mirasının korunması adına bilinçli bir girişim. Aynı şekilde Moskova?da, Nâzım Hikmet?in mezarının da bulunduğu Novodeviçi Mezarlığı da buna bir örnek.

Türkiye?ye baktığımızda ise bu açıdan herhangi bir çalışma bulunmuyor. Oysa birçok edebiyatçımızı barındıran Aşiyan Mezarlığı niye bunun için bir örnek olmasın? Aşiyan Mezarlığı?na gittiğinizde Ahmet Hamdi Tanpınar?ın mezarının başında sizi yazarın dizeleri karşılar: ?Ne içindeyim zamanın, ne de büsbütün dışında.? Sadece Tanpınar?ın değil, edebiyatımızın birçok büyük isminin de mezarları bulunuyor Aşiyan?da: Orhan Veli, Özdemir Asaf, Yahya Kemal Beyatlı, Tezer Özlü, Tevfik Fikret, Attilâ İlhan ve Demirtaş Ceyhun?un da mezarları buradadır. Öte yandan, mezarlığın içinde bu mezarları bulmak, oldukça zor.

Edebi belleğimizi koruma konusunda sadece edebiyatçıların yaşadıkları mekanları değil, hem hayatlarına hem de yazılarına damga vuran mekanları da yitiriyoruz. Sadece edebiyatçılar hakkında değil, aynı zamanda edebiyatın çeşitli dönemlerine damgası vuran yerler hakkında da bir çalışma yapılması çözümlerden biri olabilir. Ki kapsamlı bir edebiyat tarihi taramasının ardından kentlerin çeşitli bölgelerine tanıtım yazılarının konması bile bir farkındalık yaratabilir. Büyükdere?nin girişindeki ufak bir levhayla, Galata Mevlevihanesi?nin yanına koyulacak ufak bir tanıtım broşürüyle ya da Bodrum?da Halikarnas Balıkçısı?nın her gün uğradığı Azmakbaşı Kahvesi?nde yazarın bir fotoğrafının koyulması bile yeterli olabilir. Akla o kadar çok mekan geliyor ki? Vedat Türkali?nin Bir Gün Tek Başına kitabında bahsi sıkça geçen Şişli ve Şişli Camii çevresi? Nice yazarın yolunun düştüğü Bab-ı Âli, Beyazıt ve diğerleri? Bu konuyu düşününce soruların birbiri ardına ortaya çıkması kaçınılmaz. Edebi belleğimizi nasıl koruyabiliriz? Edebiyatı ve edebiyatçıları anlatan müzeler, kısa ve uzun dönemli sergiler açılabilir mi? Kültür mirasımızı korumak için ne gibi çalışmalar yapmalıyız?

Şehirlerin Edebiyat Haritaları

Edebi belleğin korunabilmesi için ?Edebiyat Haritaları?nı gündeme getirebiliriz ilk olarak. Bir bahar günü İstanbul?u elimizde bir ?edebiyat haritası? ile dolaşmak güzel olmaz mı? Cihangir?de Oğuz Atay?ın Tutunamayanlar?ı yazdığı evden başlayıp Orhan Kemal Müzesi?nin hemen altındaki İkbal Kahvesi?nde soluklanmak, ardından ara sokaklardan Orhan Pamuk?un İstanbul?a kazandırdığı eşsiz bir armağan olan Masumiyet Müzesi?nde bir romanın izini sürmek. Sonra Galatasaray Lisesi?nin karşısına geçip orada kimlerin okuduğunu öğrenmek; derken Narmanlı Han?ın bahçesinde Ahmet Hamdi Tanpınar ve Bedri Rahmi Eyüboğlu?nun izlerini takip etmek; Haldun Taner?in ?Şişhane?ye Kar Yağıyor? öyküsünü yazarken nereyi düşündüğünü merak etmek ve Yüksek Kaldırım?da Orhan Veli?nin dizelerini anımsamak… Güzel olmaz mı?

Ya tüm Türkiye için böyle bir harita çıkarmak… Gittiğimiz ya da yaşadığımız şehirlerde edebiyatın izini sürmek…

Türkiye?deki Edebiyat Müzeleri

Aşiyan Müzesi (Tevfik Fikret?in Evi), İstanbul
Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müzesi, İstanbul
Mehmet Akif Ersoy Evi, Ankara
Ziya Gökalp Müzesi (Evi), Diyarbakır
Cahit Sıtkı Tarancı Kültür Müzesi, Diyarbakır
Yunus Emre Müzesi, Eskişehir
Divan Edebiyatı Müzesi, İstanbul
Sait Faik Abasıyanık Müzesi, Burgazada
Hüseyin Rahmi Gürpınar Müzesi, İstanbul
Âşık Veysel Müzesi, Sivas
Masumiyet Müzesi, İstanbul
Orhan Kemal Müzesi, İstanbul

Gözde Demirel
(26-05-2014, http://www.sabitfikir.com/)

Yorum yapın

Daha fazla Edebiyat Haberleri
Şekispir’den Shakespeare’e: Üstadın Anadolu Macerası

Önceleri Şekispir, Şekspir ya da Şekspiyer diye anılmaya başladıysa da 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra artık ülkemizde de Shakespeare diye...

Kapat