Edebi eserler ve televizyon dizileri – Sadık Güvenç

Edebi eserler sinemaya kaynaklık eder. Ölümsüz eserler, geniş kitlelere ulaşmak için bir yol daha bulmuş olur. Okuma oranının düşüklüğü, geniş kitlelerin televizyon (dizi) bağımlısı olduğu düşünüldüğünde yöntem olarak doğrudur edebi eserlerden dizi yapılması. Bir genç kızımızın aynı adlı kitabı kitapçı vitrininde gördüğünde ?anneciğim, uyanıklar dizinin kitabını çıkartmışlar,? diyecek kadar ilgi çekmesi de ayrıca dikkate değer.

Hanımın Çiftliği (Orhan Kemal, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1972, roman, 352 s.) televizyon dizisi yapıldı ve oldukça da ilgi gördü.İyi de oldu. Değerli bir yazarımız yeniden gündeme gelmiş oldu. Diziyi, kitabı okumuş olduğum halde ilgiyle izledim. Tekrar yayımlanınca da izledim. İzleyici çekme (raiting) adına eserin oldukça dışına çıkıldı. Senaryo tekniğini fazla bilmem. Elbette görsellik için bir takım eklemeler, çıkartmalar olacaktır. Ne var ki uyarlamanın da bir sınırı olmamalı mı?

Öğrencilerime ?falanca yazardan herhangi bir eser okuyan var mı?? diye sorduğumda ?okumadım ama diziyi (filmi) izledim.? diyene rastlıyorum. Ya da bir eseri sınıfta tanıttığım zaman ?hocam o hikaye öyle bitmiyordu, unutmuşsunuz.? diyenlerle karşılaşıyorum. Öğrencilere yazar, eser hakkında araştırma inceleme ödevi verdiğimde de karşıma eserden farklı bir hikaye özeti gelebiliyor.

Hanımın Çiftliği adlı roman ile aynı adlı dizideki olay örgüsünü şöyle bir karşılaştırmak istiyorum:
Romanda Güllü, Zaloğlu Ramazan?la evlenmek istemediği için babası ve ağabeyi Hamza tarafından dövülür. Hamza, Güllü?nün sevdiği genç adamı (Kemal?i) öldürür ve bu yüzden hapse düşer. Roman boyunca Kemal yalnızca bir hayaldir.
Dizide Kemal, ölmemiştir. Neredeyse baş kahramanlardan biridir.

Romanda toprak ağası Muzaffer Bey, zorla ve hile ile topraklarına el koyduğu köylülerden Habip tarafından pusuya düşürülerek öldürülür. Dizide ise Muzaffer Bey Güllü?nün ağabeyi Hamza?ya öldürtülür ve Hamza bu suçtan dolayı idam edilir.

Yazarın önemli mesajlarından biri böylece yok edilmiştir. Adaletin olmadığı, zorbalığın olduğu yerde halk kendi adaletini uygular.

Hamza?nın Muzaffer Bey?i öldürme sebebi ise oldukça basittir: Muzaffer Bey ölürse çiftliğin yönetimi bize kalır. Oysa romanda Muzaffer Bey, Güllü?nün ailesine kol kanat olur. Burada tabiki kendi çıkarı vardır. Çiftliğin işlerini yürütecek insanlara ihtiyaç vardır. Öyleyse bu insanlar, genç kadının ailesi ve yakınları neden olmasın?
Dizide bunun tersi bir durum işlenmiştir. Özellikle Güllü?nün babası ile olan ilişkileri oldukça serttir. Örneğin Güllü?nün, babasını kırbaçladığı bir sahne vardır. Evet romanda Güllü babasına karşı kızgındır. Kendisini sevdiği adamdan ayırmıştır. Ama hepsi o kadar. Zaten Muzaffer Bey, Güllü?yü babasını affetmesi konusunda ikna etmiştir.
Romanda Hamza?nın keyfi gıcırdır. Hem hapishanede hem çiftlikte Muzaffer Bey ona arka çıkmıştır. Muzaffer Bey?in arabasıyla pavyonlarda gezmektedir.

Demem o ki romandaki Hamza karakteri ile dizideki Hamza karakteri uzaktan yakından örtüşmüyor.

Dizide gördüğümüz bazı olaylar ve durumlar romanda hiç yer almamaktadır. Bu da yazarın bu romanda vermek istediği anadüşüncenin silikleşmesine yol açmaktadır.

Elci Cemşir?in Ramazan?ın meyhanesindeki şarkıcı kadına aşık olması ve onunla birlikte yaşaması, Cemşir?in bu yolda öldürülmesi olayı romanda yoktur. Elci Cemşir, romanda üç dört karısı olan tembel ve yarı hasta biridir. Biraz bön, biraz neme lazımcıdır. Onu yönlendiren Berber Reşit?tir. Dizide ikinci bir hikaye olarak anlatılan şarkıcı kadın romanda hiç yoktur. Yine romanda dayısı Muzaffer Bey tarafından kovulan Zaloğlu Ramazan?ın sefil bir yaşam sürdüğünü, sokaklarda sarhoş dolaştığını görmekteyiz. Dizide ise Ramazan Pakize ile evlenir, kendi ayakları üstünde durur, meyhane sahibi olur, zorda kalan eski nişanlısı Güllü?ye arka çıkar.

Yazarın romanda vermek istediği aile hukukunun hiçe sayılması, miras hukukunun geçersiz sayılması vb. durumlar diziyi senaryoya çevirenler tarafından görmezden gelinmiştir.

Romanda Pakize, yoksul fabrika işçisi genç kızların içinde bulunduğu trajediyi anlatmak için seçilmiştir. Karnı doyasıya fabrikada çalışan bu genç kızların aldıkları para geçimlerine yetmemektedir. Kolay yoldan para kazanmak için bir sürü neden vardır. Kenar mahalle insanının yoksul ve yoksun durumundan yararlanmak isteyen bazı açıkgözlerin boş vaadleriyle kötü yola düşen genç kız tipidir Pakize. Dizide ise yoksul ama dik başlı, açık göz, tuttuğunu kopartan, örnek bir kadın olarak karşımıza çıkıyor. Yazarın bir mesajı daha görmezden geliniyor.
Romanda Hâlide diye biri yoktur. Dizide ise Hâlide Muzaffer Bey?in kız kardeşidir. Dizinin Amerikanvari olmasına neden baş kahramanlardan biridir.

Yine anlamadığım olaylardan biri de romanda Muzaffer Bey?in ölümünden sonra doğan bebeğin adı Muzaffer Erdoğan?ken dizide Muzaffer Ali olmasıdır.

Dizide, gerilimi tırmandırmak adına Kemal?in annesinin evi yakılır ve Kemal?in yaşlı annesi bu yangında ölür. Bu işi planlayan Hâlide?nin amacı suçu Güllü?nün üzerine atarak Kemal ile Güllü?nün arasını açmaktır. Yazarın bu olaylarla uzaktan yakından ilgisi yoktur. Romanda tek yangın vardır: Romanın sonunda Habip?in öncülüğünde köylülerin hanımın çiftliğine yaptıkları baskın sırasında çıkan yangındır.

Dizide bebeğin kaçırılması, Güllü ile Avukatın Avrupa gezisi vb. olaylar ballandıra ballandıra sündürüldükçe sündürülüyor. Bu olaylar da romanda yoktur.

Romanlar, şiirler, hikayeler, halk hikayeleri, mesneviler, masallar, destanlar? sinemaya, tiyatroya esin kaynağı olmalıdır. O zaman yazar amacına ulaşmış olur. Uyarlama yapılırken eser güncellenebilir de. (Aşk_ı Memnu?da olduğu gibi. Faytonların yerini son model otomobiller alır.) O zaman buna bir çözüm yolu olmalı. Eserin adına bir ekleme mi yapılır, uygun bir yerde açıklama mı yapılır? Eserin aslına ve yazarın okuyucuya vermek istediği ana düşünceye bağlı kalınmalı. Değilse buna başka bir ad koymalı.

Hanımın Çiftliği 1950?li yılların Türkiyesini anlatır. Demokrat Parti?nin estirdiği rüzgârdan sebeplenmek isteyen köylüler (ağalardan hesap sormak için), ağalar (Amerikan yardımından yararlanıp tarım makineleri almak için), siyasiler (mebus olmak için, yönetimde söz sahibi olmak için) birlikte umutlanmaktadırlar. Ağaların traktörleri, makineleri arttıkça köylüye olan ihtiyaçları azalmakta, köylünün çaresizliği gittikçe katlanmaktadır. Köylünün umudu tükendikçe kişisel hırsı olanların peşine takılmaları da o oranda yükselmektedir. Umudu tükenen insanların yıkıcılığa yönelmeleri kaçınılmaz olacaktır. Elinden bir iş gelen ?usta?ların her yerde ekmek bulabileceğinin altı çizilirken vasıfsız insanların açlığa mahkum olacağı da vurgulanmaktadır. Güvencesiz, sigortasız işçi her an açlığa mahkumdur.

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Romanlar, Sinema, Yazarlarımızın son çalışmaları
Koji Yamamura’ dan Franz Kafka ‘nın Köy Hekimi öyküsünün kısa filmi

Japon yönetmen Koji Yamamura?nın 2007 Ottowa Uluslararası Animasyon Festivali?nden Büyük Ödül ile dönen ve gösterime girdiği birçok festivalde de ödül...

Kapat