Edip Cansever: Elimden gelse boş zamanlarımı laboratuvarlarda geçirirdim.

Şiirlerinizde makine dünyasına, onun verilerine bir tutkunluk seziliyor. Sözgelimi ‘uçaklı gök’, “Ağaç, diken çamaşır makinesi”, “Aşkın radyo aktivitesi” “Güzel atomların yaptığı hayali biraz açıklar mısınız?

İnsan aklının son serüvenleridir şiir. Gecikmiş şiir olamaz. Toplumun gereksinmeleri beni makine dünyasını çözümlemeye onun şiirini yapmaya götürüyor. Biz, bilimin en gelişmiş çağındayız şimdi. Yeni fiziğin kuralları etkiyi silip süpürüyor. Göğe uydular salınıverecek nerdeyse. Füzeler uçuruluyor, fotoğraflar çekiliyor onlarla. insanın uzayları düşünmesi, günlük işleri sırasına giriyor artık. Bir göğe mi bakacağım, yani başımda bir buzdolabı. Yolda mı yürüyorum, otomobiller, motorlu araçlar gırla. Boşluk tepkilerle delik deşik. Yalnız başıma mıyım? Atomların, hidrojen bombalarının kokusu sarmış yüreğimi. Ama ben bu makine dünyası karşısında iyimserim. Makinenin insan zekasını sınırlayacağını, onu güdümlü bir motor haline getireceğine inanmıyorum. Üstelik tüplere, kil borulara, çeliklere, vidalara tutkunum. Benim mutluluğumu sağlayacak olan o cansızları insan insan seviyorum. Elimden gelse boş zamanlarımı laboratuvarlarda geçirirdim.
(Erdal Öz, A Dergisi, 1 Kasım 1956)

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Milan Kundera’ya Göre Dört Büyük Romancı kimdir?

Kapat