Stalin ve Hruşçov Hakkında, Benediktov ile Söyleşi, V. Litov

Aleksandr Benediktov genç yaşta Stalin tarafından Sovyetler Birliği Tarım Komiserliği?ne (Tarım Bakanlığı) getirilmiş biri. Daha sonra Köy İşleri Bakanı olarak da sorumluluk üstlenen Benediktov?u, Hruşçov döneminde Hindistan ve Yugoslavya?da elçilik görevi bekliyordu. Stalin?in 1953 yılında ölümünden kısa süre sonra partide ipleri eline alan ve liderliği üstlenen Nikita Hruşçov parti ve devletin üst düzeyindeki ?Stalincileri? bir bir saf dışı ederken, kendisine bazı konularda itiraz etmeye başlayan Benediktov?u unutmamıştı.
Benediktov daha sonra emekli oldu, ancak önemli bir dönemin birinci elden tanıklığını yapmış, sayısız kez Politbüro toplantılarına katılmış ve her iki liderle yan yana çalışmış olması, onu gazeteci ve araştırmacılar açısından ilginç birisi yapmıştı. Bunlardan Litov, son derece saldırgan bir üslup sayesinde Benediktov?un suskunluğunu bozmayı başardı, Stalin?in tarım bakanını önemli konularda konuşturmayı başardı.

Ancak Benedikotov?un kararlı yanıtları, söyleşinin 1970?ler SSCB?sinde yayınlanmasını neredeyse olanaksızlaştırıyordu. O dönem Sovyet yönetimi Stalin ve Hruşçov konusunda mutlak bir sessizliğe gömülmüştü (oysa o sıralar Sovyet halkı ve şimdi Ruslar hâlâ onları tartışıyor).

Litov?un söyleşisi 1989 yılında, yani Sovyetler Birliği?nin dağılmasına iki yıl kala, herkesin çok konuştuğu ama göz gözü görmeyen bir ortamda, yüksek tirajlı Molodaya Gvradiya dergisinde yayınlandı.

Stalin ve Hruşçov hakkında lafı dolandırmadan ne düşünüyorsa söyleyen, tarım sorunlarına, kadro politikalarına, Moskova mahkemelerine ilişkin tarihsel değer taşıyan açıklamalar yapan Benediktov, söyleşinin ilerleyen bölümlerinde bir kehanette de bulunuyor: Ülkemiz ikinci bir Hruşçov kaldırmaz!

Garbaçov ikinci bir Hruşçov muydu, daha ötesi miydi bu tartışılır ama Benediktov?un yıllar öncesinde öngördüğü doğrulanmışa benziyor.

Söyleşiyi Rusça aslından Candan Badem çevirdi. Kitap, Yazılama?nın ilgi çekeceğinden emin olduğumuz Kuruluştan Çözülüşe dizisinde yerini aldı.

Kitabın adı: Stalin ve Hruşçov Hakkında (Aleksandr Benediktov ile Söyleşi)
Kitabın yazarı: V. Litov
Yazılama sıra no: 6
Dizi: Kuruluştan Çözülüşe 2
Rusça?dan çeviren: Dr. Candan Badem
Kapak: Gökçe Erbil

Mehmet Yavuz Delişmen’in 29.02.2008 tarihinde Radikal Gazetesinde kitaba dair yayımlanan “Huysuz ve Stalinci!” adlı yazısı
1989 yılına kadar Sovyetler Birliği’nde hiçbir derginin yayımlamak istemediği ve artık bir ‘tarihsel belge’ olan söyleşide Sovyet tarihine ilişkin hemen bütün tartışmalı konulara dair ilginç değerlendirmeler yer alıyor
“Ülkemiz ikinci bir Hruşçov’a dayanamaz” diye bitiyor Stalin ve Hruşçov Hakkında. Hruşçov, bildiğimiz Nikita Kruşçev ya da kimi örneklerde rastladığımız gibi Khrushchev! Yayınevi, Rusça okunuşuna sadık kalmış ve iyi de yapmış. Yaşamımızın her alanına damga vuran Anglo-Sakson etkisine kendini fazla kaptıranların “Humeyni değil, Kumeyni” dediği bir ülkede yaşıyoruz ne de olsa…
Sovyetler Birliği’nin dağılmasından yıllar önce kayda düşülen yukarıdaki kehanet, hem Stalin hem de Hruşçov dönemlerinde Tarım Bakanlığı yapan İvan Aleksandroviç Benediktov’a ait. Gazeteci Litov’un Stalin döneminin ‘karanlık’ noktalarına dair yönelttiği sorulara yanıt verirken “Rusya’da her zaman çok şey birinci kişiye bağlı olmuştur ve olacaktır. Bizim düzenimiz böyle, bilim insanlarının diyeceği gibi, ‘genetik kodumuz’ böyle. Üstelik sosyalizmde bu daha çok böyle” diyen Benediktov, Garbaçov’un ülkenin başına geçeceğini sezmiş gibi, “geminin karaya oturması için işe yaramayan kaptanın ellerini dümenden çekmesi dahi yeter” öngörüsünde bulunuyor.
Ancak gazeteciyle, Stalin’in yakın çalışma arkadaşı arasındaki söyleşiyi asıl ilginç kılan, Benediktov’un Moskova Mahkemeleri, parti içi tasfiye ve idamlar, Lısenko olayı gibi Stalin döneminin en tartışmalı başlıkları konusunda şaşırtıcı bir dik başlılık göstermesi. Kabul edelim ki, şu ana kadar kararlılığını bu kadar zekice sergileyen bir başka Stalinci’ye rastlanmamıştır. İkna olursunuz, olmazsınız ama Benediktov’un tutarsız olduğunu asla söyleyemezsiniz…

Hruşçov’un hevesi
İşin ilginci, söyleşiyi gerçekleştiren Litov, muhatabını zor duruma düşürmek için elinden geleni yapmış: “Afedersiniz ama Stalin’in dürüst insanlara yapılan haksızlıklarda parmağı olmadığı yolundaki sözleriniz ikna edici değil.” Yanıt: “Siz herhalde konuya pek vakıf değilsiniz.”
Gerçekte, söyleşiyi bitirdiğimde, konuya ilişkin onca makale ve kitabı okumuş olmama karşın, “konuya pek vakıf olmadığım” hissine ben de kapıldım. Örneğin Stalin’in ölümünden önce Bakanlar Konseyi Başkanlığı’na Belerus kökenli Pantaleymon Ponomarenko’yu getirmek istediğini, Hruşçov’un parti içi temizliklerde en hevesli yöneticilerden birisi olarak öne çıktığını, Stalin döneminde günde on dört-on beş saat çalışan üst düzey yöneticilere Hruşçov’un geceleri çalışma yasağı getirdiğini, hemen herkesin zalim ve riyakâr birisi olduğunda birleştiği Lavrentiy Beriya’nın Stalin tarafından görevlerinden uzaklaştırıldığını Benediktov’dan öğrendim.
Sanırım eski Tarım Bakanı’nın (daha sonra Köy İşleri Bakanı ve sonrasında Hindistan ve Yugoslavya’da elçi) tartışmalı iddialarına güç kazandıran bir başka olgudan daha söz etmekte yarar var: Benediktov, zaman zaman Stalin’i acımasızca eleştiriyor. Belki temel, ölümcül konularda onu tereddütsüz savunmuş olmasını dengelemek için, kim bilir?
Aslında Benediktov’un Stalin konusundaki inadında bir tuhaflık daha var. Kendisi de, başka birçok yönetici gibi, bir ara nedensiz yere gözden düşüyor. Gerçi karısı uzun süre cezaevine kapatılan ünlü Dışişleri Bakanı Molotov’un durumuyla kıyaslandığında Benediktov’unki pek önemsenemez ama yine de insan psikolojisi bu, rütbe tenzilini pek kolay kaldıramaz!
Rütbe demişken, Benediktov’un 1930’lara ilişkin şu saptamasına kulak kabartmakta yarar var: “Stalin zamanında Sovyet hükümeti, üyelerinin yaş ortalaması açısından neredeyse dünyanın en genç hükümetiydi. Örneğin ben, 35 yaşımda SSCB tarım halk komiseri atandım ve bu istisna olmaktan ziyade, kuraldı.” Peki nasıl oldu da, Sovyetler Birliği bir süre sonra üst düzey yöneticileri görevlerinden ölümle ayrılan bir ülke haline geldi? 50’li yaşlarını süren Mihayil Garbaçov nasıl genç kuşağın temsilcisi olarak adlandırıldı?
Benediktov’da bu soruların yanıtlarına ilişkin sağlam ipuçları bulmak mümkün.

Nevzat Evrim Önal’ın 20.02.2008 tarihli Sol Gazetesinde yayımlanan kitaba dair “?Stalin ve Hruşçov hakkında? çözülüş üzerine” yazısı
Sovyetler Birliği?nin 1991 yılının sonunda görünüşe göre ?ansızın? çözülmesinin nedenleri, her sosyalistin kafasını meşgul etmiştir. Muhtelif sol akımlar, yalnızca Sovyetler Birliği hakkındaki değil, aynı zamanda onun çözülüşü hakkındaki görüş ve çıkarsamalarıyla da siyaset sahnesinde konumlanmışlar; böylelikle Sovyetler, yalnız varlığında değil, yokluğunda da sol siyasette bir turnusol kağıdı olma işlevini sürdürmüştür.

Çözülüşün temellerini Garbaçov, Yeltsin ve hempalarının komplolarından ötede arayan pek çok solcu için Stalin ve Hruşçov arasındaki kontrast, önemli bir tartışma başlığı oluşturmaktadır. V.Litov tarafından hazırlanan, önce Stalin?in kabinesinde Hruşçov ile yan yana Tarım Bakanı, ardından Hruşçov?un kabinesinde Köy İşleri Bakanı olarak bulunmuş olan İvan Aleksandroviç Benediktov ile söyleşi, yalnızca Sovyetler Birliği?nin iki lideri değil, aynı zamanda yıllar sonra yaşanan çözülüş hakkında da önemli ipuçları sunuyor.

Tarihin kişiselliği – kişilerin tarihselliği
Her ikisi de eş zamanlı olarak Sovyetler Birliği Komünist Partisi (SBKP) Genel Sekreterliği ve Halk Komiserleri Konseyi (Bakanlar Kurulu) Başkanlığı görevinde bulunmuş olan iki lideri karşılaştırırken, kuşkusuz bu liderlerin kişisel özellikleri tartışmada önemli bir yere sahip oluyor. Ancak, Carr?ın deyimiyle tarihin önemli insanların biyografilerinin toplamı olmadığını düşünüyorsak, Stalin ve Hruşçov yıllarında Sovyetler Birliği?nin nasıl dönüştüğünü, bu iki dönem arasındaki farklılıkları, yalnız kişisel erdemler veya eksikliklerde değil, aynı zamanda toplumsal zeminde ve iktidar aygıtında yaşanan dönüşüm ve başkalaşmalarda aramamız gerektiğini düşünüyorum.

Bu yüzden Benediktov ile yapılan uzun söyleşiyi bu çerçevede ele almaya, onun çalıştığı konum ve yaşadığı tecrübeler itibariyle önemi kuşkusuz olan gözlemlerinden Sovyetler Birliği?nin çözülüşüne dair çıkarsamalar yapmaya çalışacağım.

?Kadrolar her şeyi çözer?
Benediktov, söyleşinin başından itibaren sık sık Stalin döneminin bu sloganını hatırlatıyor. Lider ile kadrolar arasındaki öncülük ve yönlendirme ilişkisinin, aynı zamanda her liderin kendisine benzeyen kadroların önünü açacağını vurgulayan Benediktov, insanların ?hayata ve çalışmaya karşı tavırlarına göre yakın buldukları insanları kendilerine yaklaştırdıklarını (sf.65)? dile getiriyor.

Söyleşinin yapıldığı 1981 yılında, henüz çözülüşe on yıl ve üç SBKP Genel Sekreteri varken, Benediktov Sovyetler Birliği?nin sorunlarının temel kaynağını şöyle tanımlıyor: ?dertlerimizin temel kaynağı, parti-devlet yönetiminin düzeyinin keskin bir biçimde düşmesidir, parti etkisinin temel, belirleyici aracının, kadroların seçimi ve icranın denetimi olduğu hakkında Lenin?in dahice öğütlerinin unutulmasıdır. (sf.16)? Bu saptamadan yola çıkan Benediktov, Stalin ve Hruşçov?un kadroların seçimi ve denetimi konusundaki tutumlarına da çok önemli bir örnek veriyor. Stalin döneminde yönetici konumunda olan kadrolardan, Stalin?in kendi çalışma temposu olan günde 16 saat çalışmalarının beklendiği, bu kişilerin günün herhangi bir saatinde, bulundukları herhangi bir yerden aranmalarının doğal olduğunu aktaran Benediktov, hemen ardından ekliyor ?Hruşçov?un yeni tarzının ilk habercilerinden birinin birinin akşam saat 8?den sonra iş yerinde kalma yasağı olması tesadüf değildi. (sf.75)?

Öte yandan, Hruşçov?un SBKP?nin Genel Sekreterliğine gelirken, Benediktov?un işaret ettiği tempo düşmesine yönelik vaadlerde bulunduğunu, Molotov da ?(Hruşçov) zirvede daha sakin bir hayat vadediyordu, herkes bu fırsatın üzerine atladı (F.Çuyev, Molotov Anlatıyor, Yordam Yay. sf.325)? sözleriyle doğruluyor.

Benediktov, tam da bu başlıkta Molotov ile Hruşçov?un ayrıldığını vurguluyor. Ardından kendisinin de o dönemde Hruşçov?un önerilerini beğendiğini, böylelikle bakanlık için öngördüğü programı daha hızlı biçimde hayata geçirebileceğini düşündüğünü belirtiyor. Ne var ki, sonuç farklı oluyor:

?Bakanların hareket serbestliği Hruşçov zamanında gözle görünür biçimde daraldı ve her düzeyde talepkarlık ve sorumluluk da düştü. İş hakkında daha az, hayatın çeşitli nimetleri hakkıdan daha çok düşünmeye başladık. İşte tam da o zaman bir çatlama oluştuğunu, bu çatlağın daha sonra Hruşçov?un ardılları zamanında aparatın kitlelerden kopmasına yol açtığını (…) düşünüyorum.

?Ama esas mesele bu bile değildir. (…)50?li yılların ortasından beri kadrolardan talep edilenler azalmaya başladığında, hayat tam tersine bu talepleri yükseltme görevini koyuyordu önümüze. (sf.75-76)?

Her şeyi çözen kadroların, Sovyetler Birliği?ni ?çözecek? ihaneti işlemelerine giden yolun ilk taşları, kadroların önce öncülük çabasını, sonra fonksiyonunu yitirdiği, öncülük etmek için canla başla çalışmak yerine mesai saati bittiğinde evin yolunu tutmaya başladığı (hatta, daha doğrusu, böyle bir arayışa girmeye başladığı) kritik dönemeçte döşenmişti.

İdeolojik geri çekilme
Hruşçov?un kadrolarda yarattığı dönüşüm, kuşkusuz kadroların da bu dönüşümü aradığı, hatta toplumun genel olarak bir gevşeme ihtiyacı olduğu bir dönemde yaşanmıştı, dolayısıyla Hruşçov ile Stalin?in liderlikleri arasında, Molotov?un ?Stalin devrimciydi, Hruşçov ise değildi? biçiminde özetlediği fark, sadece kadroların dönüşümüne değil, aynı zamanda kadrolardan, hatta toplumun büyük kesiminden gelen bir gevşeme talebiyle örtüşüyordu. Bu talep ve talebe cevap verecek olan Hruşçov?un iktidara gelmesi kadrolarda, sonrasında da kadrolara yakın, bilhassa kentli toplumsal kesimlerde bir küçük burjuvalaşma süreci başlatmıştı.

Benediktov, Hruşçov?un bir yanda daha rahat bir hayat arayışında olan kadro kesimlerinden, diğer yanda da partinin yönetici ve öncü rolüne mesafeli entelijensiyadan önemli miktarda destek aldığını belirtiyor. Bu kişilerin fikirleri uğruna mücadele etmektense teslim olmaya ve ??mutlak? sınıflar dışı özgürlüğü övmeye, daha ?insancıl? ve daha ?demokratik? bir sistemin gerekliliğini kanıtlamaya girişmeye (s.71-72)? meyilli olduklarını ifade eden Benediktov, bu nedenle bu kesimlerin daima, sadece batıda değil, sosyalist toplumda da ilkesiz siyasetçilerin dayanağı olduklarını vurguluyor.

SBKP?nin öncülük yapmaktan vazgeçmeye başlaması, ideolojik mücadelenin yerini dışarı doğru ?barış içinde yan yana yaşama?, içeri doğru ise ?daha rahat bir yaşam? arayışının almasına neden oldu. Böylelikle, entelektüel çevrelerin yanı sıra, kentli emekçilerin kimi kesimlerinde de kendisini işçi sınıfından ayrı görme yönelimleri başlamış, ?partinin ideolojik mücadele alanındaki tıkanıklığı, kentlerde iyi eğitilmiş ve ?daha iyi yaşam? konusunda hem maddi hem entelektüel alt yapıya sahip olan milyonlarca Sovyet insanını burjuva ideolojisi karşısında savunmasız bırakmıştır (K.Okuyan, Sovyetler Birliği?nin Çözülüşü Üzerine Anti-Tezler, Nazım Kitaplığı, s.100)?

Benediktov, bu kesimlerin; politikayı gündelik, pratik hayatındaki değişimlere göre değerlendiren işçi sınıfına göre çok daha aldatılmaya açık olduğunu belirtiyor. Stalin?e yönelik suçlamaların en çok bu kesim içinde kabul gördüğüne işaret eden Benediktov, 1991 karşı devrimini görmemiş olsa da, Garbaçov ve hempalarının arkalarındaki tüm iç desteği bu kesimden aldıkları düşünüldüğünde, haklı çıkıyor. Nitekim Benediktov, röportajın sonunda, acı biçimde haklı çıkacağı bir saptamada daha bulunuyor:

?Planlı ve yönetilen gelişme koşullarında öznel etkenin rolü ölçülemez derecede büyür. Burada kadrolar, en başta yönetici kadrolar, gerçekten her şeyi çözerler. (İkinci bir) Stalin ve takımı gelirse, öyle adımlarla ilerleriz ki on-on beş yıl içerisinde o övülen Amerika dahil herkes geride kalır. Fakat eğer Hruşçov tipi küçük burjuva mayasını almış yöneticiler gelirse, kötü olacak. Ülkemiz ikinci bir Hruşçov?a dayanamaz. (s.103)?

Yorum yapın