Egemenliğin Çıplaklığı – Önder Özden

Homo Sacer serisinin ikinci cildi ? henüz Türkçe ?ye kazandırılmamış ? olan The Kingdom and The Glory?ye, Giorgio Agamben, şu savla başlar: birbiriyle işlevsel olarak bağlı olan iki politik paradigma, politik teoloji ve ekonomik teoloji, Hıristiyan Teolojisinin ürünüdür ve oradan devşirilmiştir. Politik teoloji aşkın egemen iktidarı tek bir Tanrı?da cisimleştirirken; ilahi ve dünyevi hayatın içkin bir düzenlemesi olarak anlaşılan ekonomik teoloji, aşkınlığın yerine oikonomia?yı koyar. Siyaset felsefesi ve modern egemenlik teorisi birinci paradigmadan gelişirken; yönetim ve ekonominin sosyal yaşamın her yanındaki zaferi ile karakterize olan biyopolitika ikincisinden türemiştir. Agamben için, ekonomik paradigma teolojinin içkin bir unsurudur. Çünkü teolojinin kendisi baştan itibaren ?ekonomik?ti ve basitçe ekonomi, teolojik paradigmanın sekülerleşmiş hali olarak değerlendirilemez. Buradan bakınca tarih politik değil baştan itibaren ?idari? ve ?yönetsel? bir problemdir, ekonomik teolojinin mantıksal sonucudur.

Ekonomik ilişkiyi, Agamben Aristoteles?le referansla, idari bir paradigma olarak anlamlandırır, epistemolojik değil. Başka bir anlatımla o belirli bir etkinlik olarak kurallar sistemine bağlı değildir ve deyim yerindeyse bir bilim oluşturmaz. Bu etkinlik, hanenin farklı bölümlerindeki işlevsel düzeni ve spesifik zamanda belirli problemlerle ilgili kararları işaret eder. Agamben oikonomia?yi, işlevsel bir organizasyonun ifadesi olarak algılar. Batı Düşüncesi teolojinin süzgecinden geçerken bu ekonomik paradigmayı bağrında taşıyarak gelişmiştir. Agamben?e göre mesiyanik topluluk politik terimlerle değil oikonomik terimlerle kavranmalıdır.

Oikonomi; Teslis inancının bir paradigması olarak teknik bir kavram hüviyeti kazandı ve Agamben?in düşüncesine göre, stratejik bir operatör olarak üçlemeyi kutsal birlik fikriyle uzlaştırarak, Teslis inancının problemlerini ?ekonomik? terimlerle ifade etmenin kavramsal bir aracı haline geldi. Başka ifadeyle, ekonomi ilahi varoluşu üçlemede, üçlemeyi de birlikte uyumlulaştırmanın teknik ifadesidir. Dolayısıyla, Hıristıyan tarih kavrayışı, ondan ayrılmaz bir şekilde, ekonomik paradigmanın işareti altında gelişmiştir. Ekonomik söylem, Agamben?e göre her zaman yönetimsel bir öz barındırmıştır, daha doğru bir ifade ile, ekonomi daima yönetsel, idari bir işlev anlamına gelmektedir.

Ekonominin Gizemi

Agamben?e göre, Hıristiyan teolojisi tanrılarla ilgili bir anlatı değildir; o ekonomi ve ilahi düzen, yani kendini açığa vurma, yönetme ve dünyanın korunması ile ilgilidir. Tanrı kendini bir üçlemeyle artiküle eder, ama bu ?teogoni? veya bir ?mitoloji? değildir; dahası, bu oikonomidir, yani, aynı zamanda ilahi yaşamın ve yaratıkların eklemlenmesi ve idaresidir. Şimdi bir gizemlilik aranacaksa bu Tanrı?nın, ilahi hayatı ve yaratıkların dünyasını düzenlerken kullandığı praksis olan ekonominin – onu teslise artiküle eden her olay üzerine saklı bir anlam veren – gizemidir. Teolojik düşünüş, tözü veya kutsalı kendi ekonomisinden ayırmakla varlık ile eylem arasında, töz ve praksis arasında bir ayrım inşa eder. Oikonomi doktrini tanrı ve yönetimi arasında bir ikilikten ortaya çıkar. Teolojik-ekonomik paradigma ve varlık ile praksis arasındaki ayrım buraya yönetimsel bir formun girmesini gerektirir. Yönetimsellik kendisini, ontoloji ile praksis arasındaki bu ayrılmayla ve bunların ?ekonomik? koordinasyonu ile sunar. Yönetim; belirli bir eylem formu olarak tanımlanır, zorunlu olarak şiddeti gerektirmez ve kendini yönetilen şeylerin doğası vasıtasıyla artiküle eder. İlahi yönetim ve yaratıkların kendi kendilerini yönetmesi birleşir: yönetmek şeylerin düzenini bilmek ve onların eylemesine izin vermek anlamına gelir.

Egemenliğin ?İçkinliği?, Yönetimin ?Aşkınlığı?

Agamben?in ortaya koyduğu Hıristiyan teolojisinin özellikleri kabaca şöyle özetlenebilir: Öncelikle ona göre, yönetim paradigması ikiliklerin üstesinden gelebilmek (varlık/praksis, ilahi dünya/yersel dünya vs) için icat edilmiştir ve yönetim bu ikilikleri buluşturacak bir makine olarak ele alınır. Tanrısal inayet, ekonomi aracılığıyla ikilikleri uzlaştırır. İlahi makine ?bir?ken kendini ikiye böler: içkin/aşkın, ilahi/dünyevi, egemen/yönetici vs ve her iki düzey birbirinden kesin olarak ayrılmaz bir biçimde içiçe girmiştir. Birinci düzey (aşkın) ikincisini (içkin) kurar ve meşrulaştırırken; ikincisi ilkinin düşüncelerini yürürlüğe koyar. Dünyanın yönetimi bu fonksiyonel ilişkiden, ikiye ayrılmadan kaynaklanır. Yönetimin eylemi tamamlayıcı bir etkinlik olarak anlaşılır. Yönetsel eylem, belli bir amaç edinmez, beraberinde bulunan eşlik eden bir etki olarak, genel yasadan ve ekonomiden kaynaklanır ve yönetsel eylem, genel ile özel arasında bir belirsizlik sunar ki işte bu onun ekonomisidir. Bu anlamıyla, aşkın hiçbir zaman içkinlik düzleminden ayrılmamıştır. İçkin düzlem aşkın düzlemin bir yansıması olarak ele alınmış ve sadece bir eylem gücü, aşkın düzlemin ifası olarak düşünülmüştür. Yönetimin eylemsel ontolojisi dolaylıdır ki bütün iktidarlar dolaylıdır ve birbirlerine vekalet ederler. Bu, iktidarın bir tözü değil ekonomisi olduğuna işaret eder. İki düzey arasındaki farklılık ve karşılıklılık yaratılmışların özgürlüğünü ihlal eden despotik bir iktidarı dışlar. Aksine, kendisini ikincil nedenlerin işlemesiyle ilan eden, yönetilenlerin özgürlüğünü varsayar.

Gerçek problem, Agamben?in anladığı anlamda, politik gizemin merkezi unsuru asla egemenlik, kral ya da yasa değildir; aksine yönetimsel aygıttır. Egemenlik ve yönetimsellik aynı oluşumun iki farklı yüzüdür ve harhangi bir merkezleri, tözleri bulunmamaktadır ve egemen ancak yönetsel pratik aracılığıyla egemen olabilmektedir. Egemenliğin bir tözü olamaz ve o her daim bir ekonomik padigma olarak, içinde barındırdığı, tözsüzlük, yani boşluk, sayesinde işler.

THE KINGDOM AND THE GLORY, Giorgio Agamben, çev: Lorenzo Ciesa, Stanford University Pres:Stanford, 2011.

(BirGün Kitap Eki, 134.sayı)

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
İğneyle Kuyu Kazanların Hikâyesi – Uğur Demirhanlı

Her hayatın anlatmaya ve okumaya/dinlemeye değer bir hikâyesi vardır. Bu açıdan, hayat hikâyelerimizin paylaşılamadan maziye karışması gerçek bir kayıp olarak...

Kapat