Eserleriyle Çarlık Rusya’sını bir doktorun hastalığı teşhis etmesi gibi anlatan yazar, Anton Pavloviç Çehov

“Sanırım Anton Çehov’la karşılaşan herkes, içinde ister istemez daha yalın, daha doğru, daha kendisi olma isteği duyardı… Çehov hayatı boyunca hep kendi ruhsal bütünlüğü içinde yaşadı; her zaman kendisi olmayı, iç özgürlünü korumayı başardı. Başkalarının özellikle de daha kaba insanların Anton Çehov’dan beklediklerine hiç aldırmadı… Bu güzel yalınlığın içinde, kendisi de yalın, gerçek ve içten olan her şeyi sevdi ve kendine özgü bir güçle başkalarına da yalın olmayı öğretti.” Maksim Gorki

Rus tiyatro edebiyatının ve modern kısa öykünün büyük ustalarından biri sayılan yazar Anton Çehov, özgürlüğe kavuşmuş bir kölenin torunu ve bir taşra bakkalının beş çocuğundan ortanca oğludur. İlk ve ortaöğrenimini doğduğu kentte tamamladı. Babası, ticaretten çok dini ve artistik konulara eğilimleri olan sert ve otoriter bir adamdı. Bu ağır hayatı Çehov için anlamlı kılan tek kişi, duygusal ve anlayışlı bir insan olan annesiydi.
Babasının baskısıyla kilise korosunda ilahi söyleyen Çehov, ticarette başarı sağlayamayan babasının yerine dükkân işleriyle de ilgilendiğinden lise eğitimi uzadıkça uzadı. Çehov, bir süre Yunanlı çocukların devam ettiği yerel bir okulda okudu. Daha sonra on yıl boyunca lisede Yunan ve Latin klasiklerini temel alan bir eğitim gördü. Düş gücüne fazlasıyla olanak tanıyan bu eğitimÇehov’un yaşamı boyunca klasiklerden hoşnut olamamasına yol açacaktı. “Kılıflı Adam” ve “Edebiyat Öğretmeni” adlı hikâyeleri lise dönemine aittir. 1876’da babasının iflas etmesi üzerine ailesi Moskova’ya göçtüğünde, kendisi bir ağabeyi ile birlikte Tagangrog’da kalarak liseye devam etti. Üç yıl boyunca, henüz çok genç olmasına karşın kendi hayatını kendi kazandı. Zor koşullar altında geçen çocukluk yılları, hikâyelerinde çocuklara geniş yer vermesine ve hep hüzünlü, incinmiş çocukları anlatmasına neden oldu. 1879’da liseyi bitirdi ve Moskova’ya giderek tıp fakültesine girdi; 1884’te doktor oldu. Tıp öğrenimi sırasında ailenin geçimine katkıda bulunmak için çeşitli dergilerde yazılar yazdı. 1883?86 yıllarında Oskolsi (Alıntılar) dergisinde 300’den çok yazısı çıktı. 1886’dan sonra yazıları, dostluk kurduğu yayımcı Suvorin tarafından Novoye Vremya (Yeni çağ) dergisinde yayımlandı. Ve takma ad kullanmaktan vazgeçerek, öykülerini kendi imzasıyla yayımlamaya başladı. Bu dönemde köylülere yardım için düzenlenen eylemlere katıldı.
Bu dönemde yazdığı yazılarını “Melbourne’ün Masalları” adlı kitapta toplayarak üniversiteyi bitirdiği yıl ilk kitabını yayınladı. Çehov tıp öğrenimini bitirdiğinde yazılarıyla yaygın bir ün kazanmıştı.
Çehov, üniversiteyi bitirir bitirmez hekimliğe başladı. “Cerrahlık”, “Cansız Ceset”, “Kaçak” adlı hikâyelerini bu dönemde yazdı. Hekimlik çok vaktini aldığından yazmasına engel olmaya başlayınca hekimlikten vazgeçip yazarlığa yöneldi. Yazarlığına hekimliğinin izleri görülür. Pek çok kimse onun Çarlık Rusya?sını anlatışını, bir doktorun hastalığı teşhis edişine benzetir.1887’de “Alacakaranlıkta” adlı öykü kitabıyla Rus Akademisi tarafından verilen Puşkin ödülü nü kazandı. Aynı yıl ilk büyük tiyatro oyunu “İvanov”, Moskova’daki Korsch Tiyatrosunda sergilendi.
Ünlü öyküsü “6. Koğuş” 1892’da yayınlandı. Aynı yıl kolera salgını olan bölgelerde doktor olarak aktif rol oynadı. Merkez Rusya’da bir Melikhov adını verdiği bir malikâne satın alarak taşındı ve yaşamında “Melihova dönemi” denilen yeni bir dönem başladı. Bu dönemde yaratıcılığının zirvesine ulaştı. Sürekli kendisini ziyaret gelen dostlarını malikânede ağırladı.
Çehov Çar tarafından mahkûm edilen kişilerin yaşam koşullarını yerinde incelemek için 1890?da bir tutuklu ve sürgün yeri olan Sahalin Adasına gitti. Oradan döndükten sonra izlenimlerini Sahalin Adası adlı kitapta yayımladı. Çehov, insanların içinde bulunduğu kötü koşulların değişmesi için herkesin sorumluluk duyması ve bir şeyler yapması gerektiğine inanıyordu. Bir araştırma tezi niteliğini taşıyan Sahalin Adası, hapishane koşullarında bazı iyileştirmeler yapılmasına yol açtı.
1891’de Avrupa gezisine çıkan yazar, Rusya’ya döndükten sonra, en güçlü yapıtlarından 6 Numaralı Koğuşta özgürlükçü düşünceleri savundu. Bu dönemde yazdığı oyunlar arasında başyapıtlarından Martı ise, ilk kez 1896’da St. Petesburg’da sahnelendi. İzleyicinin alışık olmadığı türden bir oyun olduğu için başarısızlığa uğradı.

Ünü Çar tarafından da kabul edilen Çehov, Akademi üyeliğine seçilmiştir. Ne var ki, 1902’de, Çar II. Nikola’nın Gorki’nin Rus Bilimler Akademisi’ne üye olmasını onaylamaması üzerine, 1900 yılında onursal üye seçildiği Akademi’den Vladimir Korolenko?yla beraber ayrıldı. Martı’nın ünlü oyuncusu Olga Knipper ile evlenen Çehov, sağlığının giderek kötüleşmesine karşın, Vişne Bahçesi’nin 1904’teki ilk sahneye konuşunda bulunduğu ve aynı yıl Almanya’daki sağlık merkezlerinden biri olan Badenweiler’da veremden öldü.
Çehov 1894 Martında bir akciğer kanaması geçirdi. Sağlığının düzelmesi için Karadeniz kıyısındaki Yalta’ya yerleşti. Burada onu görmeye gelen Tolstoy, Gorki ve Bunin gibi yazarlarla sık sık görüşme ve tartışma olanağı buldu.
1895’te “Martı” oyununun ilk versiyonunu yazdı. “Sakhalin Adası”nı yayınladı. Tolstoy ile tanıştı. Oyunun St. Petersburg’daki ilk gösterimi başarısızlıkla sonuçlandı.
1897’de Fransa’ya giderek Dreyfus davasında Zola’yı destekledi. Liberal halkçılık, Tolstoyculuk ve ”dekadans”la hesaplaşma bağlamında maddeci ve demokratik temele dayalı bir dünya görüşüne bağlandı.1899’da sağlık nedenleriyle (akciğer veremi) Yalta’ya taşındı. O sırada Kırım’da yaşamakta olan L. Tolstoy ve M. Gorki ile yakın dostluk kurdu.
1897’de Köylüler adlı uzun öyküsünü yayınlattı. 1898’de Sanat tiyatrosunu Stanslavski ile birlikte kuran Nemiroviç-Dantçenko Martı?yı sahnelemek için Çehov?dan izin istedi, bu arada Çehov, ilerde evleneceği aktris Olga Knipper’le tanıştı. Martı oyunu büyük başarı elde etti.
1898’de ünlü oyun yönetmeni Konstantin Stanislavski, Martı’yı Moskova Sanat Tiyatrosunda yepyeni bir anlayışla sahneye koydu. Oyun bu kez büyük bir başarı kazandı. Bu oyunu Vanya Dayı, Üç Kız Kardeş ve yazarın ölümünden az önce tamamladığı Vişne Bahçesi izledi. Bu yapıtlarının tümü de, insan doğasının iç gerçekliğini dile getiren, bu nedenle de tiyatro sanatında yeni bir çığır açan yapıtlardı.
1899’da Vanya Dayı’nın ilk gösterimi yapıldı, Toplu Yapıtlarının ilk cildi yayımlandı.
1901’de Üç Kızkardeş sahnelendi; Çehov, Kafkasya seyahatinden sonra bir ev yaptırdığı Yalta’ya döndü ve Olga Knipper ile evlendi.
1904’te “Vişne Bahçesi” Moskova’da sahnelendi. Sağlığı bozulan Çehov, eşi ile birlikte doktorlarının tavsiyesiyle Almanya Bodenwagler’e taşındı. 1 Temmuz gecesi son şampanyasını içtikten sonra uyudu ve bir daha uyanmadı.
Çehov’un bütün yapıtları ölümünden 40 yıl sonra 20 cilt halinde yayımlandı. Bu yayının 8. cildinde Çehov’un sayısı birkaç bine ulaşan mektupları yer alır.

Çehov’un hikayelerinde çocuklar oldukça geniş yer tutar. Onun hikâyelerinde mutlu, coşkulu çocuklar çok azdır. Tıpkı kendi çocukluğu gibi hüzünlü, incinmiş çocuklar vardır. Bu nedenle Çehov, geçmişe dönüp bakmaktan hep korktuğunu, “Bende otobiyografya fobi var.” deyişiyle belirtmiştir.

Çehov üzerine yazanların çoğu onun Çarlık Rusya’sını anlatışını, bir doktorun hastalığı teşhisine benzetirler. Çehov’un bilime olan bağlılığı şu sözlerinden bellidir: “Darwin’i okuyorum. Ne haşmet! Müthiş seviyorum onu.”

Çehov’un sistemli, düzenli bir sosyal- politik görüşü yoktu. Her türlü haksızlığa, bayağılığa, dalkavukluğa, ikiyüzlülüğe düşmandı. Eserlerinde bu sosyal kusurları ele aldı. (“Memurun Ölümü”, “Madalya”, “Bukalemun”)
Çehov’u artık okuyucunun her türü seviyordu. Eleştirmenler de onun sanat gücünü kabul etmişlerdi; ama yazarı karamsar olmakla eleştiriyorlardı. Çehov’sa karamsarlığı bütün ömrü boyunca reddetti. Hayatına böylesine ilgi gösteren insan karamsar olamazdı. Stanislavski de bu iddiayı kesinlikle reddederek şöyle diyordu: “Anton Pavloviç gördüğüm en büyük iyimserdir.”
Çehov’un hayat sevgisini kendisine ruhça en yakın kahramanı, “Vanya Dayı”daki Astrov, güzel ifade ediyor. Hayatından memnun olup olmadığı sorusuna şu karşılığı veriyor: “Genel olarak hayatı severim; ama bizim hayatımıza, taşra hayatına, Rus hayatına, esnaf hayatına tahammül edemem, ruhumun bütün gücüyle hor görürüm.”

Çehov’un hayat sevgisini kendisine ruhça en yakın kahramanı, “Vanya Dayı”daki Astrov, güzel ifade ediyor. Hayatından memnun olup olmadığı sorusuna şu karşılığı veriyor: “Genel olarak hayatı severim; ama bizim hayatımıza, taşra hayatına, Rus hayatına, esnaf hayatına tahammül edemem, ruhumun bütün gücüyle hor görürüm.”

Tiyatro oyunlarının Yapısı ve Özellikleri
Çehov tiyatro yapıtlarında, 1905 Devrim öncesi Çarlık Rusyası’nın şehir-taşra ikiliğini kendinde barındırdığı kadar, aristokrasinin çöküşü ile birlikte ortaya çıkan yeni koşulları da kendinde barındıran, toplumsal yaşamın çelişmeli birliğini yansıtır; eskimiş, ömrünü yitirmiş, eski toplum düzeninin insanlarını, yeni bir düzenin gelmesi umudu karşısında ele alarak, bu insanların iç dünyalarında toplumsal dış dünyanın dramını ortaya koyar; yaşamın dokunaklılığını, gündelik yaşamın kendi varoluşu içinde verir ve yaşamı ”kendiliğinden” oluşturur.

Bu nedenle, Çehov’un oyunlarının en önemli iki öğesi, tıpkı yaşamın kendisi gibi, onun çelişkin birer yansıları olan oyun kişileri ile -dramatik- iç eylemdir. Bu kişiler, genel karşıtlığı içinde, duydukları boşlukta değer anlayışını yitirmiş ama bunun farkında olan, gündelik yaşamın sıkıcı ve aynı zamanda katı gerçekleri karşısında ezilen ya da buna bireysel ve nihilistçe başkaldıran; toplumsal değişim dinamiğinin ortaya çıkardığı, yeni ekonomik güçlere sahip; halktan yana toplumsal bir yaşam değişikliğini esinleten aydınlardır. Bu kişilerin bir bölüğü, yaşamın tutkulu, hoşgörülü, çalışkan, bozulmamış geleceğe açık yanını verirken öbür bölüğü yaşamın, boş, sıkıcı, yılgınlıkla kapalı, düş kırıklığına uğramış, gerçeği örten, anlamsız kılan, ömür dolduran, yiten yanılsamalarla avunan, geçmişte kalan yanını verirler; aralarında oluşan dramatik çatışma, bütün bir toplumsal çelişmenin genel görünümünü -atmosferini- yansıtır. Bu atmosfer, kişiler arasında ”mecazi” bir karşılıklı anlaşma diliyle kurulan iç eylemden doğar.

Çehov’un duygusallık ile fars, melodram ile alaylama arasında ince bir dengeye dayanan oyunlarındaki bu iç eylem, iç diyalogla, ”iç deneyim” ile sağlanır. Karşılıklı konuşan iki kişi birbirleriyle iletişim kurmadan düşüncelerini birbirlerine ve izleyiciye duyurur. Tematik olarak yineledikleri sözler ile yoğun duyguları arasında kurulan karşıtlıkla kendilerini var ederler. Çehov’un şiirsel ve buruk gülmeceli üslubunu belirleyen bu iç eylem; kişilerin ”zımni” olarak kendilerini ortaya koymaları, ”zımmen çatışma”ları, oyun kişileri ile izleyici arasında bir uzaklık da yaratarak, izleyicinin karşısındaki ”yaşam tuhaflığı”nı eleştirel bir gözle izlenilip yaşantılaştırmasına yol açar. Bu simgeci ve izlenimci psikolojik anlatım bütünlüğü, yapısal birer öğe olarak zaman ve mekan ile de yakından bağıntılı; iç eylem, zaman ve eşya ile doğrudan ilintilidir. Örneğin, geçen mevsimler, çocukların büyüyüşü, geliş ve gidişler, zamanı iç yaşantıya, iç gelişime bağlarken, -Martı’da olduğu gibi- oyunun dış mekandan gitgide iç mekana, açık ve geniş alandan gitgide kapalı ve dar alana sıkışması da mekanı iç yaşantıya, iç gelişime bağlar. Böylece, Çehov’un oyunlarında bütün yapısal öğelerin bütüncül birliğiyle iç eylemlilik yoluyla kendiliğinden kurulan ”atmosfer”, yaşamı da kendi yansısı olarak sahnede vareder ve ”insanlık komedyası”nı, yaşamın doğal (çelişkin) gülmecesini oluşturur.

Çehov’un kaleme aldığı ilk oyunlarından günümüze yalnızca ”Platanov” (1878) kalmıştır. Mali (küçük) Tiyatro’nun geri çevirdiği bu oyun, Çehov’un daha sonraki oyunlarının bütün öğelerini içermekle birlikte, uzun ve hantal yapısı ile diyaloglar halinde yazılmış bir romandır. Gününün düşkırıklığına uğramış, yüzeyde aydın tipini işleyen İvanov (1887), ciddi oyun doğrultusunda dış eylemi öne çıkarır. Melodram ve romantik öğelerin kendini daha çok duyurduğu ”Leşi” (1889, Orman Cini) ise, geleneksel dramatik tarzdan ayrılarak, daha karmaşık ve yargıdışı kalmaya yönelik bir oyun olup, Vanya Dayı’ya temellik eder. Çehov’un ”şakalar” olarak nitelendirdiği tek perdelik küçük oyunları, gülmece yazarlığının ve Gogol-Turgenyev esinlenimleri uzantısında, vodvil ile farsı birleştiren, kesintisiz bir eylem akışı içinde kesin çizgili kişileri işleyen güldürülerdir; ”Na Bolşoy Doroge” (1884, Dağ Yolunda) ”Lebedinaya Pesniya” (1888, Kuğunun Şarkısı), ”Medved” (1888, Ayı), ”Predlozheniye” (1888, Teklif), ”Svadba” (1889, Bir Evlenme), ”O Vrede Tabaka” (1886, Tütünün Zararları), ”Yubiley” (1891, Jübile).

Çehov, oyun yazarı olarak ününü 1898’de Moskova Sanat Tiyatrosu’nda oynanan ”Çayka” (1896, Martı) adlı, Rusya’da oyun yazarlığında yeni bir çığır açan oyunuyla kazanmıştır. Sanatçının temel görevini ve yaşarken kendini doğrulamasını konu alan ve ”psikolojik-lirik” oyun tarzının ilk örneği olan oyunun başlıca özelliği, Çehov’un öbür büyük oyunlarında da açıkça görüleceği gibi, gündelik yaşamın görünüşte önemsiz olanın daha derin katlarına inerek, bunlara yüksek düzeyde dramatik bir nitelik kazandırmasıdır. Çehov, ”Martı”yı ”komedya” olarak nitelendirirken, yaşama uzaklık ile yaşamı ayrıcalık arasındaki çelişkiyi işleyen ”Dyadya Vanyı”yı (1899, Vanya Dayı) ”taşra yaşamından sahneler” olarak, duyarlı insanların istekleri ve düşleri ile çağdaş yaşamın bayağılığı arasındaki çelişkiyi veren ”Tri Sestri”yi (1900, Üç Kızkardeş) ”dram”, soyluluğun kaçınılmaz çöküşü ve yaşam değerleri ile yeni güçlerin ve kuşakların değerleri arasındaki çelişkiyi yansıtan ”Vişyovy sad”ı da (1903, Vişne Bahçesi) yine bir ”komedya” olarak nitelendirir. 19. ve 20. yüzyıl Rus ve dünya edebiyatında derin etkiler bırakmış olan Çehov, bugün de en çok oynanan ve yorumlanan oyun yazarlarından biri olma sıfatını korumaktadır.
Çehov’un tiyatro sevgisi çocukluk yaşlarında izleyici olarak başladı. Vodvil olarak adlandırdığı birer perdelik oyunlarıyla, dörder perdelik oyunlarından ilk ikisi olan “İvanov” ve “Orman Cini”ni 1887-1890 yıllarında yazdı.

Vodvilleri taşra tiyatrosunda büyük başarı kazandı. Bir Moskova tiyatrosunda sahnelenen “İvanov” da çok büyük başarı sağladı. Orman Cini’nin aynı başarıyı sağlamaması üzerine Çehov oyun yazmaya uzun süre ara verdi. “Martı”yla yeniden oyun yazmaya başlaması ikinci başarısızlığı beraberinde getirdi. Bunun üzerine Çehov tiyatroyla ilgisini kesmeye karar verdi. Bir mektubunda şöyle diyordu: “700 yıl yaşasam bir piyes yazmam. Nesine isterseniz bahse girerim.” Bunları yazarken tiyatro sevgisini hesaba katmamıştır. Bu sırada “Vanya Dayı” büyük övgülere layık görülüyordu. “Martı”nın ikinci sahnelenişinde kazandığı büyük başarı da “Üç Kız Kardeş” ve “Vişne Bahçesi”ni yazmasına sebep oldu.
Çehov’un oyunlarında geçiş dönemi Rusya?sının, bir rejimin son döneminin, etkileri görülmekteydi. Alt üst olmuş değerler, yıkılan toplumsal katmanlar, laçkalaşmış ilişkilerin varlığı en üst seviyedeydi. Oyunlarında Rus toplumunun tüm katmanlarından tipler görürüz.
Hemen hemen tüm oyunlarında yinelenen tipler yok olan aydınlardır. İşlenen bir başka ana konu da, dönemin de etkileriyle “gelecek umudu”dur. Ayrıca özveri, sabır, çalışkanlık da oyunlarında sıkça işlenen konulardır.

Çehov’un oyunlarında dikkat çeken bir husus genç karakterlerin daima coşkulu, dinamik, dürüst, uyumlu olması; yaşlı aristokrat kökenli karakterlerin de uyumsuz, çekilmez tipler olmasıdır. Bu da Çehov’un Çarlık Rusyası’na olumsuz bakış açısının bir gösterisidir.

Çehov’un sahnelenmeye dair dikkat ettiği hususlardan biri de doğallıkla bağdaştırılabilecek işlevselliktir. Çehov’a göre oyunun başında sahnede bir tüfek varsa, o tüfek oyunun sonunda mutlaka patlamalıdır.

Yazar, kahramanlarını, yaşamı, yaşanılanları olduğu gibi göstermek gerektiğini düşünüyordu. Yaşam nasılsa her şey öyle olmalıydı. Tüm duygular yan yana ve doğal olmalıydı. Çehov’un Martı’nın oyuncularına söylediği gibi:
“Her şey basit olmalıdır… Tümüyle basit… Teatral olmamaktır esas olan….”

Diğer oyunları:
Tatyana Repina (A. Suvorin’in aynı adlı oyununa ek, 1889),
Tragik Po Nevole (Şaka, 1889; Kendi Yüzünden Tragedya Kahramanı Olan Adam),
Noç Pered Sudom (Bitmemiş Komedya, 1891, Duruşma Öncesi Akşam).

Mehmet Özgül’ün 09.07.2004 yılında Radikal Gazetesi’nde çıkan yazısı
Anton Çehov (1860-1904) Tagounrog’da (Azak Denizi’nin kuzeyi) doğdu. Altı kardeşten üçüncüsüdür. Babası bakkal, dedesi toprak kölesiyken özgürlüğünü satın almıştır.
Çehov, ilk-orta-lise’yi (Gymnaziyum) Tagounrog’da bitirdi. Babasının dükkanında çalıştı, ailenin dindar olması dolayısıyla kilise korosunda ilahiler söyledi. Kardeşleriyle bol bol okuyup tartıştı; çevresindeki insanların gülünç yönlerini önce çıkardığı ilk öyküleri, el yazması dergilerde yayımladı. Ailesinin Moskova’ya taşınmasından sonra Tagounrog’da kaldı. Özel dersler vererek geçimini sağladı.
Moskova tıp fakültesine girdi. ‘Oskolki’, ‘Budilnir’ ve ‘Straboza’ adlı edebiyat dergilerinde Antoşa Çehonte takma adıyla öykülerini yayımladı. Kısa sürede ün kazandı. Neşeli, eğlenceli öyküleri hem okurları güldürüyor hem de toplumun ciddi sorunları üzerinde düşündürüyordu.
1880’lerin ortalarında yazmaya başladığı öykülerde, coşku ve çılgınca sevinç yerini kedere bırakır. Çünkü 19. yüzyıl sonlarında Rus toplumunda gerici hareketler, çarların, yöneticilerin baskıları artmıştır. 1861’de yasalaşan toprak köleliği ile ilgili reformlar uygulamaya ve yaşama geçirilmemiş, halkçılık ve ilericilik akımları köreltilmiştir. Ülkedeki karamsarlık, çöküntü Tolstoy, Dostoyevski dönemindeki yani 30-40 yıl önceki yazarların öğreticiliğine, yol göstericiliğine fırsat vermemektedir. Toprak köleliğini kaldıran yasanın oturmamışlığı dolayısıyla insanlarda kişilik eksikliği vardır, sürü gibidirler onlara yeni ülküler verecek yazarlardan ürkmekte, okudukları kitaplarda eğlendirici, hoş şeyler bulmak istemektedirler. İşte Çehov, bu yeterince gelişmemiş büyük okur kitlesini eğlendirici öyküleriyle peşinden sürükler. Böylece herhangi bir akıl hocalığı yapmadan, onların bilincini etkiler, güzel şeylere yönlendirir.
Çehov yazar olarak, ülkü ve düşüncelerini okurlarına aşılamaya kalkmadığı için, okurları çevrelerindeki gerçekleri kendi yargılama gücüyle değerlendirme olanağını elde ederler. Anton Çehov’un yapıtlarında olumlu ya da olumsuz tipler yoktur. Onun yarattığı kişiler, yani kahramanlar ne kadar kötü olsalar da suç kendilerinde, doğup yaşayıp, eğitildikleri dar çevrede değil, Rus kültürünü kapsayan koşullardadır. Günlük yaşamlarındaki küçük olaylar insanların bütün yaşamını allak bullak edebilmektedir. O bakımdan sıradan olaylar tıpkı toplumsal büyük olaylar gibi insan yaşamını etkileyebiliyor. En başta çürümüşlükle, durağanlıkla, ruhsal körlük ve çöküntü ile mücadele edilmelidir. Durum böyle olunca Çehov’a göre insanoğlu önce kendi yaşamından memnun olmalı, bu bilinçle hareket etmelidir. Bilinci bu yolda uyanan kişiler gerçek yaşama adım atabilirler. Bununla birlikte Çehov’un kahramanları edilgendir. Varoluşlarını kuşatan koşulları kırıp, parçalayacak güçleri yoktur.

Bir üniversite gibi…
1890 yılında verem hastası iken Çehov, Çarlık Rusyası’nda kürek mahkumlarının, sürgünlerin yeri olan Uzak Doğu’daki Sahadlin adasına gider. İzlenimlerini yazar. 1892’de Moskova yakınlarındaki Melihovo semtine yerleşir. Yazar ve hekim olarak çalışmalarını burada sürdürür. Bir yandan kolera salgınına karşı, açlığa karşı yardımları örgütlerken bir yandan da kendi olanaklarıyla köy çocukları için okullar açar. Melihova’daki evi, kendi kuşağındaki genç yazarlar için sürekli ziyaret edilen bir üniversite gibidir. 1898’de Kırım’da Yalta kentinde yaptırdığı yazlık evine taşınır. 1904’te tedavi için yurtdışına çıkar, Almanya’da ölür.
Kendi döneminin manevi yaşamının başlıca sorunu olan insan kişiliğinin özgürleşmesi konusu Çehov’a sanat alanında önemli açılımlar getirmiştir. Lev Tolstoy’a göre Anton Çehov, bütün dünya için geçerli olan yeni yazım biçimleri geliştirmiştir. Kendisinden önceki büyük Rus yazarlarının geleneğine uyarak edebiyatı büyük halk kütlelerine daha çok yaklaştırır. Milyonlarca sade insan onun yapıtlarında kendilerini bulurlar. Onun yazış tarzı insanlarda öyle bir gerçeklik duygusu uyandırır ki, sanki kahramanları ve olayları yazar anlatmıyor, Çehov’un yapıtlarında anlatılanları sanki yaşamın kendisi onların gözleri önüne seriyor izlenimi edinirler. Okurlarını, anlatılan olay ve kahramanlarla karşı karşıya bırakan yazar bunun bir edebiyat yapıtı olduğunu unutturur onlara. Yazar okurlarıyla doğrudan yüzyüze gelmekten kaçınır, ortaya koyduğu olayla ilgili olarak açıkça tavır koymaz. İlya Ehrenburg’un çok yerinde betimlemesiyle Çehov bir olayı anlatmaktan hele hele kanıtlamaktan uzaktır, yalnızca göstermekle yetinir. Durum böyle olunca anlatılan olayla ilgili yazarın ne düşündüğünü öğrenemeyiz, çizilen tabloya kahramanın gözüyle bakarız yalnızca.
Çehov, özlü yazar, yapıtları son derece yoğundur. Sayısı 300’ü geçen öyküleri 19. yüzyıl sonuna kadarki Rus yaşamının bütün alanlarını kapsar.
‘Martı’, ‘Vanya Dayı’, ‘Üç Kız Kardeş’, ‘Vişne Bahçesi’ adlı piyesleriyle tiyatro sanatında yeni bir çığır açmıştır.
Çehov’a ilgi gerek Rusya’da gerekse, başka ülkelerde gittikçe artmaktadır.

Yorum yapın

Daha fazla Biyografiler
Lev Tolstoy, Andersen ve masalları için ne dedi?

?Marko Vovçek?in çevirisiyle yayınlandığı zaman, bu masalları anlamamıştım. On yıl kadar sonra ise bu küçük kitabı alıp okudum ve Andersen?in...

Kapat