Eylemsizlik ile acımanın güzellemesi olarak işlevsiz empati

empatiEmpati ve Post-Empati
İnsanlar ‘erdemli’ davranırken kim bilir belki de cennette bir yer kapmak ya da vicdan sızısını dindirmek gibi gizli ve etik olmayan bir gündemle hareket ediyor olabilirler. Yardım severlik, iyilik yapmak, fedakarlık, tevazu ve empati gibi eylem ve duyguların arkasındaki niyeti ve ahlaklılığı sorgulamak, bir duyarsızlık, yabancılaşma ve konformizm çağında, bence öncelikle yapılması gereken bir şey değildir. Yine de çağımızda yaşanılan insani felaketlerin trajik boyutları, bizi empati kurmanın tek başına yeterli olmadığı bir durumla karşı karşıya bırakıyor.

Empati duygusunun kesintisiz zincirini sorgularsak, post-empati diyebileceğimiz empati sonrası bir durumla karşı karşıya kalırız. Sadece empati kurmanın yetmediği, onun yükümüne kulak vererek onu işlevsel ya da gavurcada (!) dendiği gibi operasyonel hale getirmenin gerekli olduğu bir durumdan söz ediyorum. Frenkçede ‘l’emphatie oblige’ olarak da özetlenebilecek bu ruh haline, empatinin eylemsel bir sonucunun olması, onun bir eylemsellik dayatması veya empatiden vazife çıkarmak da denebilir.

Seçkinci aydınların, din, cinsellik, etnik kimlik gibi konularda dar bir eylem repertuvarına sahip oldukları gözleniyor ya da tepkileri eylemsel olmayan bir empatiden öteye gitmiyor. Bunu yaparken bile çoğu seçkinci aydın, kolektif çekirdek korkuların da etkisiyle, Kemalizm’in bilinçaltını dışa vuruyor. Normu ya da Ortodoksluğu temsil eden bir otorite ile çatışmaktan kaçınan konformist bir aydın türünden söz ediyorum. Siyasi duruşuna resmi iedeolojide meşruiyet arayan bu aydın türünün, ‘Barışiçinyazarlar’ imza hamlesinin de kriminalize edilmesiyle birlikte siyaseten daha dar savunma pozisyonlarına çekildiğini görüyoruz.

Bir de Kemalist aydının alter egosu diyebileceğimiz türden Meşrutiyet’ten beri kuluçkaya yatmış bir Osmanlı aydını tiplemesi daha var. Dinci paradigmanın ruhu gereği anti-kapitalist ama aynı zamanda mezhepçi; bu yönüyle seküler hayat tarzına karşı her ideoloji ve etnisiteden herkesle geçici ittifaklar yapmaya hazır, rövanşist bir aydın türü bu. Mesela Ezidi kadınların İşid barbarlığı altında çektiği eziyetlere karşı onlardan bir empati beklemek, yukarıda saydığım her iki aydın türünün konformist olmaları bakımından neredeyse imkansızdır. Öte yandan kendini sol-liberal hümanist olarak niteleyen aydınların da ortak bir eylem dili oluşturamadıklarını ve tepkilerinin pasif empati sınırları içinde cılız kaldığını görüyoruz.

Bence empati dilsizlikten çıkmıştır. Dil geliştikçe empati azalır. Çünkü dil olunca sadece anlamaya çalışmaz, sorar, sorgularsınız. Acaba diyorum, Modernite denen şey bizi aczi ifade edecek bir dilden mahrum bıraktığı için, bu yüzden midir ki; barbarlığa karşı aciz içinde olduğumuz halde kendimizi muktedir kahramanlar gibi görüyoruz? Zira Modernite mutsuzluğumuzu ve tutsaklığımızı ifade edecek dilden bizi çoktan mahrum bıraktığı için kendimizi tüketim toplumunun aldatıları içinde mutlu ve özgür sanıyoruz. Bize dayatılan mutluluk ve hürriyet konseptlerini sorgulayamıyoruz.

En büyük kötülüğün en büyük iyiliğe ait olduğunu iddia eder Nietzsche; ben barbarlığın tanrılaştığı bir dünyada daha da ileri giderek en büyük kötülüğün eylemsizlik ile acımanın güzellemesi olarak da niteleyebileceğimiz işlevsiz empati duygusuna ait olduğunu iddia ediyorum.

Josef Hasek PhL
(Felsefe doktora öğrencisi, Tampere Üniversitesi/Finlandiya)

Yorum yapın

Daha fazla Felsefe, Psikoloji
Ezilenlerin dostu, zorbaların korkulu rüyası: Filozof Ahmed – Alain Badiou

Huzurlarınızda Ahmed, yüce filozof! Ezilenlerin dostu, zorbaların korkulu rüyası, her işin altından kalkmaya, her derde deva bulmaya kadir, annesinin kuzusu,...

Kapat