Fabrika Yolu – Zafer Köse

Fabrika Yolu: Zafer Köse’nin beşinci kitabı. Kitap sekiz öyküden oluşuyor. Köse’nin ikinci öykü kitabı. Aşağıda yazarının önsözünü aktarıyoruz:

Kuş Sesleriyle
Bu öyküleri, genellikle gecenin karanlığı sona ermeden hemen önce ve günün ilk ışıklarıyla birlikte yazdım. Çünkü serbest zaman kullanabilmenin yolunu, güne zorunlu olarak başlamadan iki buçuk saat erken kalkmakta buldum. Geç yatarak yorgun bir günden artakalan hayatı yaşamak yerine, erken kalkarak peşin peşin o günden alacağımı almak, yıllar önce verdiğim en sevdiğim kararım oldu.

Sadece yazmak değildi, sabahları yaptığım. Ondan daha fazla zaman, okumakla geçti. Hatta bir şey okumayacağım veya yazmayacağım sabahlarda da, güne başlamadan önceki serbest zamanımı hep kullandım. Bir dosta mektup yazıp e-posta ile göndermek, pencerenin önüne oturup yavaş yavaş aydınlanan sokağı seyretmek, kuş seslerini dinlemek?

Ne güzeldi o sesler! Kuşların sesleri ne kadar çeşitliydi, bilseniz! Seri bir şekilde şakıyanlar, telaşla ötenler, aralıklarla kalın sesler çıkaranlar, içli ezgiler yaratanlar, cıvıldaşanlar? Onlarla iç içe geçen binbir çeşit böcek, kedi, köpek sesleri? Birbirini tamamlayan bu seslerin arasında inanılmaz bir uyum vardı. Her sabah, dünyaya şaşarak dinledim bunları.

Yazmakta olduğum ?Fabrika Yolu? adlı öykünün tıkandığı bir sabah, başımı bilgisayar ekranından kaldırıp pencereye çevirdiğimde, yeni aydınlanmış dünyadan gelen sesler, birdenbire önemli bir gerçeği anlamamı sağladı. Aslında çok eskiden beri bilinen bir gerçekti bu: Bütün bu canlılar, o sesleri insanlar dinlesin, huzur bulsun, hayran kalsın diye çıkarmıyordu. Beslenme uğraşlarının, çiftleşme çabalarının, yuva yapma hazırlıklarının sesleriydi onlar. Hayatta kalmak ve türünün devamlılığını sağlamak içindi o canlılık. Dünyanın en güzel sesleri, hayat mücadelesi içinde üretiliyordu.

Öyküyü bırakıp sokağa attım kendimi. Seslerin arasına daldım. Sokaklar geçtim, caddeler boyu yürüdüm. İnsanların yeni bir güne başlamasını izledim, seslerini dinledim.

Bir esnaf, canlı ve biraz da gürültülü şekilde dükkanının kepengini açtı. Bir öğrenci, sırtında dünyadan ağır çantasıyla okuluna yürüdü. Bir fabrikanın servis aracı, homurtuyla durağa yanaştı. Sonra da iş arayanlar sökün etti.

Öğlene doğru iyice kızıştı dünya. Herkes karnını doyurmak çabasındaydı. Çoluk çocuğun beslenmesi, büyütülmesi, okutulması gerekiyordu. Tedavi edilecek hastası olanlar da vardı, sevdiğine kavuşmak için çırpınan da. Kimi ekmek parası peşindeydi, kimi konut kredisi ödüyordu, kimi daha güzel bir otomobil hayali kuruyordu. Makinalar çalışıyor, insanlar koşuşturuyor, tarlalar sürülüyordu.
Sadece geçim derdi değildi, insanların hayat mücadelesi. Kimi gönlünü doyurma uğraşındaydı, kimi hayatın yeni bilgilerinin peşindeydi. Kişiliğini kanıtlamak için uğraşanlarla düşüncelerini paylaşmak isteyenlerin sesleri iç içe geçiyordu. Gazeteler okunuyor, radyolar dinleniyor, sohbetler ediliyordu.

Ne güzeldi o sesler! İnsanların sesleri ne kadar çeşitliydi, bilseniz! Dünyanın en güzel sesleri, hayat mücadelesi içinde üretiliyordu.

Edebiyatın işi, bu sesleri iletmek, daha doğrusu, bu seslerin gerçekliğini yeniden yaratmak olmalıydı. Hayatta güzel olan sadece buydu. Dönüp duran dünyadaki bu hayat mücadelesiyle bağlantısı koparsa, hikaye tıkanıp kalırdı.

Ertesi sabah daha saatim çalmadan kalkacağıma emindim. Fabrika Yolu?na devam edecektim. Hevesle, umutla, mutlulukla?

Ama akşama doğru bozuk sesler daha çok duyulur oldu. Hayat mücadelesinde yapılan hileler, güzelim bir şarkının içindeki akordu bozuk çalgı gibi tırmaladı kulakları. Yalanlar ortalığa saçıldı, sömürüye kılıflar hazırlandı. Kalbimin ortasında bir acı büyüdü.

İşsizler, işsizliği bir suç gibi görmeyi öğrendi. Yoksullar okumamışlığı ve mesleksizliği kendi hataları olarak benimsedi. Ne geleneklerinin ne de içinde oldukları sınıfın değerlerini içselleştirdiler. Lumpenliği yükselttiler. Onlara ulaşmaya çalışan sesler boğuldu, medyanın cazgırlığı kapladı doğayı.

Sevgiye bile yozluk bulaştı. Kalbimin ortasında bir öfke büyüdü.

Gece oldu, karanlık oldu, uykusuzluk oldu.

Gecenin karanlığı sona ermeden biraz önce çalan saatim beni uyandırdı. Uykusuzluğumu ve kalkmak istemeyecek kadar hevessiz oluşumu, akşamdan kalan mutsuzluğuma yordum. Bir denemek için bilgisayarı açınca, kanım damarlarımda yeniden dolaşmaya başladı. Parmaklarım tuşların üzerinde işledi, sözcükler ruhumu kurtardı.

Pencereden giren günün ilk ışıklarına, hayat mücadelesinin mucizeler yaratan sesi karışıyordu. Kuşlar ötüşüyordu. Bu ses, çok yakından ama birazcık dışından algılanınca daha da güzel oluyordu.

Sadece Fabrika Yolu?nda değil, diğer öykülerde de, olayları ve durumları anlatmaktaki asıl amacım, sabahları duyduğum o kuş seslerini size iletmek oldu. Hayat mücadelesinin seslerini. Kuşların sesi, satır aralarındaki hüzünle, öfkeyle birlikte size ulaşsın istedim. Bir de sevgiyle birlikte. En çok da umut olsun istedim satır aralarında.
Alıntı: http://kultur.sol.org.tr/haberler/yazarimiz-zafer-kosenin-yeni-kitabi-cikti-296

Tanıtım Bülteni
Küçük tartışmalara mahkûm edilen adamın öyküsü yok bu kitapta. Yıllardır kafamda taşıdığım o hikayeyi henüz yazamadım.
Aslında büyük konularla ilgilenen biri değil o. Tek başına dünyayı kurtarmak, kimsenin düşünmediğini düşünmek, herkesten farklı olmak gibi takıntıları yok.
Düşündüğünü açıkça söylerken bile yanlış anlaşılmaktan korkmak istemiyor. Karşısındakinin söylediklerinde, dinlediğinden farklı amaçlar olsun istemiyor. Herkes hak ettiği kadar tüketsin, bir de herkesin doğuştan bazı hakları olsun istiyor. Anlamsız hedefler peşinde koşanların gündemindeki tartışmalara katılmak istemiyor.
Ama olmuyor. İşyerinde, apartmanda, televizyonda sürekli küçük tartışmaların içinde buluyor kendini. Onlardan uzaklaştıkça, hayatın dışında kalmaya başlıyor. Akıp giden hayatın içine girmeye çalıştıkça, küçük tartışmalara mahkûm oluyor.
Hakkında böyle bir hüküm olduğuna göre, mutlaka bir suçu olmalı. İnkar edemediği ama kabullenmediği, diğer insanlarla ortak bir suçu.
İşte o adamın hikayesini yazamadım.
Bazen, yazdığım her öykünün, aslında onun hikayesinin bir kısmı olduğunu hissediyorum. Belki de bir gün, bütün yazdıklarımın toplamı, küçük tartışmalara mahkûm edilen adamın hikayesini oluşturacak.
Zafer Köse

KİTABIN KÜNYESİ
Fabrika Yolu
Zafer Köse
Siyah Beyaz Yayınları / Roman Dizisi
Türkçe
İstanbul, 2010, 1. Basım
118 sayfa

İÇİNDEKİLER
Kuş Sesleriyle (Önsöz) 7
Bir Toplantı 13
Mahsuscuktan 25
Fabrika Yolu 49
Veda 65
Bir Olay 75
O Kızın Babası 87
Üç Haftadır 97
Bizim Havuz 105

Yorum yapın

Daha fazla Öykü Kitapları
Hamburg’da Yalnızlık – Süleyman Deveci

Hamburglu yazar Süleyman Deveci, bu defa yeni bir öykü kitabı ile okurlarıyla buluşuyor. Öykülerin genel konusu bu defa yalnızlık. Bugüne...

Kapat