Fransız Devriminde Kadınlar – Galina Serebryakova

Galina Serebryakova´nın “Fransız Devrimi´nde Kadınlar” adlı yapıtı, temel sosyal ve siyasal ilişkilerin altüst olduğu bir dönemi kadın kahramanlar aracılığıyla anlatıyor. Ve bu kadın kahramanları doğuran toplumsal koşullara ayna tutuyor.Büyük Fransız Devriminin, Robespierre, Marat, Danton, St. Just, Desmoulins gibi önderleri hakkında pek çok şey bilindiği halde, devrimde rol oynamış bu kadınların adı pek geçmez. Oysa onlar ait oldukları sınıfın çıkarları ve bir kısmı da kendi cinslerinin kurtuluşu için mücadele verirken son derece büyük bedeller ödediler ve tarihin rotasının değişmesinde etkin rol oynadılar. Galina Serebryakova, geçmişe yeni bir gözle bakarak bu kadınları perde arkasından alıp gün yüzüne çıkardı. Jirondenlerin, başı giyotinde kesilen gizli lideri Madam Rolland, Marat´nın katili Charlotte Corday, kenar mahalleli kadınların önderi aktrist Claire Lacombe, sıradan hayatı Camille Desmoulinsle evlendikten sonra değişen zeki Lucile Desmoulins, Robespierre´ci Elizabeth Lebas, sırtında erkek giysileriyle atını Versailles Sarayına süren Jakoben Theroigne Mericourt ve aristokrat sınıfa mensup Josephine ile Madam Dubarry gibi kadınların hayatı, yaşadıkları dönemde ait oldukları sınıfların uğradığı zafer ve hezimetlere bağlı olarak nasıl değişmişse onların varlığı da çağlarındaki sınıf çatışmalarının seyrini derinden etkiledi. Galina Serebryakova, “Fransız Devrimi´nde Kadınlar” adlı çalışmasıyla, büyük devrime şimdiye dek yapılmamış bir şeyi yaparak bir başka mercek tutuyor. Bu yüzden, bu kitapla Fransız Devrimi´yle ilgili bütün bildiklerimiz yeni bir içerik kazanacak…” Tanıtım Yazısı

*DEVRİMDE KADIN PORTRELERİ
Thèoigne de Mèricort, Charlotte Corday, Manon Roland, Madam Du Barry, Claire Lacombe, Lucile Desmoulins, Olympe de Gouges; Devrimde öne çıkan kadın portreleridir. Kadınların Devrim içindeki konumunu tam da Devrim içinden göstermede biyografilere yer vermenin önem arz ettiği düşünülmektedir.
Tarihsel bir özne hakkında herşeyi bilmenin pek olası olmadığı, biyografi yazarının bireysel hayal dünyasının katılımı olmaksızın biyografi yazımı olamayacağı gerçeğinden hareketle ve biyografilerde tek bir kaynağa bağlı kalma mecburiyetinin olası tüm zaaflarının farkındalığı ile söz konusu kadın portrelerine yer verilecektir. Her biyografiden sonra kısa bir değerlendirme yapılmaya çalışılacaktır.
Thèroigne de Mèricourt; (Serebryakova,1998:17-29); topraksız bir köylünün kızıydı, monarşi karşıtıydı. Aristokratların gazeteleri ve mizah dergileri onu ?Sefil Kadın? diye tanımlıyordu. Devrimin ilk yıllarında Jokobenlerin yanında yer almış, ancak monarşistlere karşı kesin zaferin kazanılmasından sonra Jirondenlerin tarafına geçmiştir. Mèricourt, kadın-erkek eşitliğini, devrimin sloganlarından biri olarak değil, her günkü politik yaşamda, bilimde, işte gerçekleşmesi gerektiğini savunuyordu. Amazonlar taburunu kurmaya girişti. Bu girişimini Saint Antoine varoşlarındaki kadınlarla paylaşırken şunları söyledi: ?Kendimizi vatanımıza adamayı unutmamalıyız. Silahlanacağız: Doğa bile bu hakkı bize veriyor. Onlardan daha az yiğit, daha az cesur olmadığımızı göstereceğiz erkeklere; Avrupa?ya Fransız kadının kendi haklarının bilincinde olduğunu göstereceğiz…….Fransız Kadınları! Görevimiz büyüktür; yıllardır cahil ve köle durumunda kalan kadının, zincirlerini kırmasının tam zamanıdır……?
Mèricourt, ayrıca Saint Antoine varoşlarında bir kadın kulübü de kurdu. Jakoben- Jironden çekişmesinin kanlı sonuçlar doğurabileceğini sezen Mèricuort, 1793 ilkbaharında Jirondenlerin idam edilmelerinden ve Ulusal Meclisin dışına çıkarılmalarından önce, Paris?in tüm seksiyonlarına, iç barışın sağlanması için kadınların müdahalesini öneriyordu. Her bölgeden seçilecek altı yurttaş ?dostluk ve kardeşlik? yazan eşarplarla toplantılara katılacaklardı. Ancak önerisi gerçekleşmedi. Jironden liderlerin Meclisten kovulmasından hemen önce, Jakoben taraftarların saldırısına uğradı, gururu kırıldı, politikayla ilgilenmeyi
bıraktı, ruhsal bir hastalık geçirdi ve hastanede öldü.
Mèricourt?ün ?sefil kadın? olarak siyasal rakiplerce anılması, kadının sadece kendisi siyasal rakip olarak görüldüğünden değil aynı zamanda bir kadın olarak siyasi alanda var olma mücadelesi vermesindendir. Siyasal bir düzen kurma erkek kadın tüm yurttaşlara hak ve sorumluluklar yükler. İşte Mèricourt, bu hak ve sorumlulukları Saint Antoine varoşlarında yaptığı tüm konuşmalarda yer vermesi suretiyle yalnızca sınıfının temsilcisi değil aynı zamanda bir kadın hakları savaşçısıdır.

Charlotte Corday; (Serebryakova,1998:31-51); küçük bir malikane sahibi, fakir bir soylunun kızıydı. Monarşi taraftarıydı, devrimi gerçekleştirenleri, kutsal geleneklere, unvanlara el koyan iğrenç ayaktakımı olarak görüyordu. Corday, Marat?yı öldürmesi halinde, devrimin sonunun geleceğine safça inanıyordu.
Marat?yı öldürme planı hazırladı. Oysa ki Marat zaten ateşli hummadan ölümcül hastaydı. Marat?yı evinde öldürmeye gitmeden önce ?Soyuma Çağrı? başlıklı bir mektup yazdı. Mektupta şöyle diyordu: ?Dağlılar cinayet ve zorbalık sayesinde zafer kazanıyor…… Fransızlar acele edin, yoksa hatıralarınızdan başka hiç bir şeyiniz kalmayacak…… Fransızlar, düşmanlarınızı tanıyorsunuz. İleri marş!
Dostlarımızın ve kardeşlerimizin yaşaması için Dağlılar mahvolmalı…. Evet Fransa, senin huzurun, yasaların yerine getirilmesine bağlı; tüm dünyanın mahkum ettiği Marat?yı öldürmekle ben yasaları hiç de ihlal etmedim…. Eğer benim bu girişimim başarıya ulaşırsa, Fransızlar ben size yolu gösterdim. Siz düşmanlarınızı tanıyorsunuz. Düşmanı yenmek için ayağı kalkın. İleri!? Corday, Marat?yı evinde bir bıçakla öldürmüştü, Devrim Mahkemesi?ne çıkartıldı, hakkında idam kararı verildi. Onun idamı, Sankülotlar arasında memnunluk yaratırken, aristokratların ve Jirondenlerin gözünde onu bir kahraman yaptı.
Corday?in aristokratların ve Jiondenlerin gözünde çok güzel bir kadındı, Jokobenler ve Sankülotlar için ise tam bir gudubettir. Bu bağlamda dönemin resimlerine bakıldığında Corday?i hangi sınıftan birinin çizmiş olduğunu tespit etmek güç değildir. Ressamların fırçala darbelerinin sınıfsal bilinçten yoksun olamayacağı gibi, Corday?in Marat?yı öldürmesini de sınıfı adına yapılmış bir eylem olarak değerlendirmek yanlış olmayacaktır.

Manon Roland; (Serebryakova,1998:53-93) bir kuyumcunun kızıydı. Jironden taraftarıydı. Fabrika müfettişi olan kocası, Kurucusu Meclise Jironden milletvekili olarak girecek ve hatta bakanlık da yapacaktır. Jironden politikacılar üzerinde etkisi olduğu bilinen Madam Roland?ın Buzot ile arasında duygusal bir bağ olduğu bilinmekteydi ancak o hiç bir zaman kocasından ayrılmamıştı. Paris pleblerinden nefret ediyordu. Manon Roland?ın, aralarında Robespierre?in de bulunduğu birçok politikacının geldiği salonu vardı. Madam Roland 1791 sonbaharında Robespierre?e şöyle bir mektup yazmıştı: ?Yurtseverliğiniz tutkulu ocağı ülkenizde öyle zor, öyle şerefli bir yola girdiniz ki siz sevimli hükümdar, eminiz ki, düşüncelerini değiştirmeye deneyen namuslu insanların saygı ve memnuniyet hislerini açıkladığı, özgür elleriyle yazılmış bu mektup, sizi derin yalnızlığınızdan kurtaracaktır. Eğer devrim yürüyüşüyle, yasama kurallarının yardımıyla hiç değilse gazetelerde olsa bile tanışabilseydim entrikaya, despotizme, hileye enerjik bir biçimde ve aralıksız olarak karşı çıkmış olan sizi, doğru prensiplerini hiç bir zaman terk etmemiş az sayıdaki cesaretli kocanın arasından sayardım….?
Madam Roland başlangıçta salonundaki sohbetleri, sohbetlere katılmadan ve konuşanlara sezdirmeden dinlediğini daha sonra anılarında söylemişti. Ancak monarşinin yıkılmasından sonra, Madam Roland erkekler ateşli tartışmalar yaparken kendi kadın işleriyle uğraşıp suskun kalmak istememiş, sohbetlere katılmıştır. Ulusal Meclis?in her adımını takip eden Madam Roland, Buzot?nun konuşmalarını hazırlıyordu ve bu konuşmalar Fransız Yurtsever gazetesinde yayımlanıyordu. ?Biz kadınlar sizin kalbinizde hüküm sürmek istiyoruz?diyen Madam Roland?ın kocasını ve Buzot?yu yöneterek Ulusal Meclis?in kararlarında etkili olduğu bilinmekteydi. 1793 yılının başında Jironden-Jakoben çatışması
kızışmıştı. Hakkında tutuklama emri çıkan Madam Roland?ın kocası kaçmak zorunda kaldı, ancak o kaçınca Madam Roland tutuklandı. Hapishane günlerinde Jakobenleri alaya aldığı, Jirondenleri övdüğü dört cilt tutacak anılarını yazdı. Madam Roland, kaçak Jironden vekillerle işbirliği içinde olmakla suçlanıyordu.
Mahkeme için hazırlanmış konuşmasında şöyle diyordu: ?…Ben kimin dürüst ve mert bir yurttaş kimin vatanına sadık yüce gönüllü bir insan olduğunu gözlerimle görüyorum…..Eğer dostlarımın iyi hislerini korumakla suçlu durumuna düşmüşsem tüm dünyanın önünde suçlu olduğumu ilan ediyorum…. Devrim esnasında yasaların ve adaletin sık sık unutulduğunu biliyorum, burada bulunmam bunun kanıtı…? Hakkında idam kararı verilen Madam Roland, ölümünden önce soyu için son duygularını kaydetme talebinde bulunmuş ancak bu talebi reddedilmişti. Sonradan ona atfedildiği üzere, idam sehpasında, ?Ey özgürlük, senin arkana sığınılarak daha ne kadar suç işlenecek.? demiş değildir.
Bayan Roland?ın, Thèoigne de Mèricort, Claire Lacombe ve Olympe de Gouges ile gurur duyan Paris pleblerinden nefret ettiğini tespit etmek yanlış olmayacaktır. Özellikle salon toplantılarında, özellikle ikili sohbetlerde, evlilik dışı doğmuş Olympe?nin okuma yazma bilmediği için ateşli makalelerini bir sekretere dikte ettirdiğini dile getirmekten büyük keyif alıyordu. Jirondenlerin eşleri çoğunlukla politikayla ilgisiz, çocuklarıyla, ev işleriyle uğraşan kadınlardı. Bayan Roland sınıfında farklı bir kadındı. Kendi fikirlerini hiçbir yerde açıkça savunmamıştı, ancak Jirondin politikacıların gerisinde güçlü varlığı Paris varoşlarında hissediliyordu, dolayısıyla Bayan Roland Jirondinler içinde en çok öfke duyulan isimlerden biriydi.

Madam Du Barry;(Serebryakova,1998:95-101) gerçek adı Jeanne Bècu idi, meyhanede erkekleri eğlendiren kızlardan biriydi. Babasından sadece soylu bir unvan miras kalan, işi krala kadın temin etmek olan Jean Du Barry, Jeanne Bècu?yu meyhanede keşfetmiş ve onu Pampadour Markizi?nin yerine geçirmeyi planlamıştır. Bunun için Jeanne Bècu?ya bir geçmiş yaratmış, onu aptal ağabeyi ile evlendirmiş ve onu Kontes Jeanne du Barry yapmıştır. XV. Louis?yi etkisi altına almayı başaran Madam Du Barry; sınırsız yetkilere sahip olmuş ancak kralın ölümünden sonra kendi iktidarının da sonu gelmişti. Kralın ölümünden sonra onun Paris?i terk etmesi istenmişti.
Madam Du Barry bir müddet ortadan kaybolduktan sonra Paris?e dönmüş, ancak onun dönüşü özellikle evvelden onun oda hizmetçiliğini yapmış olan, erken yaşlardan itibaren monarşiye karşı nefret duyan, okumayı yazmayı seven ve kendini Sankülotlara yakın hisseden zenci Zamore?a şüpheli görünmüştü.
Madam Du Barry, monarşistlere para yardımı yapıyordu ve Devrimin düşmanıydı. Zamore, onun bu faaliyetlerinden, Devrim Mahkemesi?ni haberdar etti. Devrim Mahkemesi?nde yargılanan Madam Du Barry?nin idamına karar verildi. Fakirlerin arasında doğmuştu, fahişeliği unutulmuştu ve oda hizmetçisinin ihanetine uğramıştı. İdam sehpasındaki son sözleri şöyle idi:
?Birkaç dakikacık daha yaşamama izin verin bay cellat?. Zenci Zamore ise Devrimin mahvoluşuna ve Napolyon imparatorluğuna şahitlik etmişti, fakir ve unutulmuş bir şekilde öldü. Ölümünden sonra boş odasında üç frank, Rousseau?nun bir eseri, Robespierre ve Marat?nın resimleri vardı.
Özgürlük, özerklik ve kendi kendine yeterliliktir. Özgürlük, olaylar üzerinde etkili olma cesaretini gösterebilmektir. Madam Du Barry özgür bir kadındı. Madam Du Barry karşı-devrimciydi. Ancak onun karşı-devrimci yapan onun geldiği sınıf değil, geldiği sınıfı inkar etmekti. Fakirlerin arasında doğmuştu ancak kendisini hep aristokratlara arasında hayal etti, hayalini gerçekleştirdi. Cinselliğini kullanarak sınıf atlaması onu tarih sayfalarında monarşistlerin bile sahip çıkmadığı bir kadın yaptı.

Claire Lacombe; (Serebryakova,1998:103-133) taşralı küçük bir burjuvaydı, kırsal bölgelerde turnelere çıkan eski bir drama oyuncusuydu, ?dilber? diye anılıyordu. Başlangıçta Jakobenlere yakın durdu ancak sonradan Öfkelilerin tarafına geçti. Buzot bir keresinde Madam Roland?a Öfkeliler yanlısı kadınlar için şöyle demişti: ?İnanın, çamurun içine bulanmış bu şaşkın kadınlar iğrenç birer fahişe. Bu mide bulandırıcı bir görüntü.?Lacombe, ilk kez 1792 Temmuz?unda Yasam Meclisi kürsüsünde dilekçesini okurken fark edildi, şöyle diyordu: ?Kanun yapıcılar! …Tek bir despot dahi kalmayıncaya kadar hepsini yok edelim. … Bize güven veren liderleri başa geçirin, düşmanların ortadan kalktığını söyleyin.? 10
Ağustos?ta yaralanmasına rağmen çarpışmaya devam eden Lacombe?a yurttaş çelengi verildi. Öfkelilerden, Ulusal Meclis?e de seçilen genç gazeteci Leclerc ile aşk yaşadı. Pauline Lèone ile birlikte Devrimci Cumhuriyetçi Kadın Yurttaşlar Derneği?ni kurdu. Leclerc, Devrimci Cumhuriyetçi Kadın Yurttaşlar Derneği organizasyonunda Claire?e yardımcı oluyor, gazetelere kadın hareketlerini olumlayan yazılar yazıyordu. Leclerc, Claire?den ayrıldıktan sonra, onun arkadaşı Pauline Lèone ile evlenmiştir. Devrimci Cumhuriyetçi Kadın Yurttaşlar Derneği, Jirondenlere karşı açık tavır alıyordu. Kadın haklarının güçlü savunucusu Lacombe, bir konuşmasında kadın-erkek eşitliğine dair şöyle diyordu: ?Eğer kadınların savaşmaya yetenekleri varsa, devleti yönetmeye de var.?
Aristokratların ve ailelerinin tutuklanmasını birçok kez dile getiren Lacombe, aristokratlara karşı terörist önlemlerden yararlanılması ve anayasanın gerçekleştirilmesi talebini içeren Ulusal Meclis?e sunduğu ve yazdıklarını güçlükle okuma imkanı bulduğu dilekçesinde şunları ifade etmişti: ?Aranızda soyluları koruyan kimsenin bulunmadığını, hepsini defettiğinizi kanıtlayın. Büyük masraflarla cumhuriyetin her tarafından gelen halk temsilcilerinin, Mars Meydanındaki heyecanlı sahnede yalnızca oynamak için toplanmadığını tüm Fransa?ya kanıtlayın… Acilen mutluluğa kavuşmak isteyen halkın önünde konuşmak yetmez. Onun, sonuçları hissetmesini sağlamanız gerekir. Halk, kendilerini sabırlı ve ılımlı olmaya çağıran, altınlar içinde yüzen, göbeği yağ bağlamış insanlara nefretle bakıyor… Tüm şüpheliler için tutuklama emri çıkartın, fakat şüpheli gördüğünüz kişileri tutuklama garantisi yalnız kağıt üzerinde mi kalacak? ….Yeterli sayıda olağanüstü mahkeme kurmalısınız.? Lacombe, dilekçeyi okurken Ulusal Meclis salonunda uğultular yükselmişti. Kaldı ki Devrimci Cumhuriyetçi Kadın Yurttaşlar Derneği?nin Öfkeliler ile kurduğu ilişkiden bazı Jakobenler rahatsızdı. Lacombe, ne zaman Ulusal Meclis?te kürsüye yaklaşmayı denese, Robespierre başkandan, ona söz vermemesini talep ediyordu.
Çocuğu için şüpheli damgası yiyen Lacombe ve yöneticiliğini yaptığı dernek, ılımlı Jakobenlerin iftiralarına çok kez maruz kaldı, bir keresinde bu iftiralara şöyle yanıt verdi: ?Bizi Corday?e, Antoinette?e benzetmeye cesaret eden entrikacılar çıktı. Gerçekten de doğa ?Halkın Dostu?nu ortadan kaldıran canavarlar yaratıyor, ama acaba Corday bizim dernekten miydi? Bizim cinsimiz sadece bir canavar verdi, fakat erkek cinsi arasından çıkan sayısız canavarlar dört yıldır bize ihanet ediyor, bizi eziyor. Bizim gerçeğimiz halkın gerçeğidir, eğer bizi ezmeye kalkarsanız, bu baskıya karşı koyacağız.? 1794 başlarında dostlarından bazılarının izlenmesi, idama gönderilmesi nedeniyle Devrimden soğudu ve eski mesleği olan oyunculuğa döndü, ancak aynı yıl tutuklandı, bir yılı aşkın süre tutuklu kaldı, Thermidorcuların zafer haberini aldığında salıverileceğini düşündü, ancak hemen serbest bırakılmadı. Robespierre yanlılarıyla da bir müddet aynı hapishanede kalan Lacombe, 1795 yılının sonlarına doğru serbest bırakıldı, nerde ne nasıl öldüğü bilinmemektedir.
Lacombe taşralı küçük bir burjuvaydı, dolayısıyla onun Jakobenler içinde mücadele vermesi doğaldı. Ancak Lacombe, Devrimi Devrimci erkelere rağmen savunanlardandı. Onun sert çıkışları ılımlı Jakobenleri rahatsız ediyordu.
Lacombe, kadınların da erkeklerle eşit birer yurttaş olduklarını savunurken, sınıfının çıkarları için de mücadele vermiştir.

Lucile Desmoulins; (Serebryakova,1998:135-155) kralın maliye bakanlığında memurluk yapan zengin bir babanın kızı; Robespierre ile okul arkadaşlığı yapmış başarısızlık avukatlık tecrübesinden sonra gazetecilik yapmaya başlayan, Jakobenler içinde yer alan ancak sonradan Robespierre ile arası açılan ve Danton ile birlikte hareket eden Camille Desmoulins?in karısıydı. Lucile Desmoulins; eşinin yorulmak bilmez yol arkadaşıydı, onun yazdığı makaleleri temize çekerek ona yardımcı olmaya çalışırdı. Eğer Camille monarşist olsaydı, Lucile devrimden nefret ederdi, fakat Camille devrimci olduğu için Lucile?in dünya görüşü de bu doğrultuda belirlendi. Marie Antoinette?nın idamından önce günlüğüne şunları yazmıştı: ?Şirret kadın! Güneşin seni aydınlatmasına bile layık değilsin.?
Lucile, Öfkeliler?den hoşlanmıyordu, onların güzel konuşma, bilgi ve zarafet gibi meziyetlere sahip olmadıklarını düşünüyordu. Lucile?e göre bunlar, bir devrim armağanı olarak fakirleri kendi yanlarına çekerek varlıklı yurttaşların huzurunu kaçırıyorlardı. Onların özel mülkiyet hakkına kastetmeleri Lucile?e küstahça geliyordu. Lucile, kendine miras kalan malikanenin, ailesinin sahip olduğu rantların özgürlüğe ne gibi zararı olabileceğini anlamlandıramıyordu.
Robespierre ile de arası açılan Camille 1794 başında, Yaşlı Cordelier?de solculara karşı korkunç bir kampanya başlattı, kocasının ateşli polemikleri Lucile?i korkutuyordu. Lucile, taşrada olan Frèron?a bir mektup yazdı ve ondan kocasına yardım etmesini istedi, mektupta şöyle diyordu: ?Bu canavarlar Camille?i, zengin bir kadınla evlendiği için kınamaya cesaret ediyorlar… Ah onlar bir daha benim hakkımda konuşmasınlar, varlığımı unutsunlar, beni bir çöle yerleştirsinler….? Frèron, kendini riske atmaktan korktuğu için, baştan savma bir cevap verdi.
Camille oldukça sağa kaymıştı ve bu, Robespierre ve onun başını çektiği grubu hırçınlaştırıyordu. Camille, Jakobenler Kulübü üyeliğinden çıkartıldı, daha sonra da Danton?la birlikte tutuklandı. Lucile de Camille?in cezasını paylaşmak istiyordu ve diyordu ki: ?Ben niye özgürüm? Sırf kadın olduğum için mi sesimi yükseltmeye cesaret edemediğimi düşünüyorlar? Benim suskunluğuma mı güveniyorlar?? Camille?i kurtarmak için formüller düşünen Lucile, Robespirre?e mektup yazdı ancak yanıt alamadı, sonra ayaklanma başlatmak istedi, bundan vazgeçti, gardiyanı satın alabileceğini düşünerek Camille?i kaçırmada karar kıldı.
Camille idam edildi, sonra Lucile de, Camille?in tutuklu olduğu hapishanede isyan çıkarma teşebbüsünde bulunduğu gerekçesiyle tutuklandı, ancak Lucile mutluydu, idam kararı karşısında şöyle dedi: ?Böylece ben mutlu bir halde Camille?imi tekrar görebileceğim.?
Lucile Desmoulins, kocasından bağımsız bir kişilik gösterebilmiş değildir, dolayısıyla tarihte hep Camille?in eşi olarak anılacaktır. Lucile, genç kızlığında çeyizine konulmuş gümüş takımların, ailesinden ona miras kalan malikenin, ailesinin sahip olduğu büyük rantların özgürlüğe ne gibi bir zararı olabileceğini anlayamadan ölmüştür.

Olympe de Gouges; (Rullmann,1996:254-265) kasap bir babanın kızıdır. Asıl babasının, annesinin vaftiz babası olan, kentin belediyesinde yüksek bir görevlinin oğlu Jean-Jacques Le Franc de Caix olduğu iddiası vardır. Asıl adı Marie Gouze?dur, ancak kocasının ölümünden sonra adını değiştirmiştir. Jirondin taraftarıydı. Tiyatro oyunu ve roman yazarıydı. Kadınların yazdığı oyunların temsil edileceği bir tiyatro kurulması, devletin parasal açığının kapatılması için bütün tabakalardan gönüllü para toplanması gibi önerileri olan Olympe de Gouges , Devrim öncesinde, 1789 Mayıs?ında bir yazısında şöyle diyordu: ?Soylular taleplerini çekmeliydiler; üçüncü tabaka yasaları çıkarma hakkının yalnızca kendilerinde olmadığına inandırılmalıydılar. Din adamaları öncelikli hakların büyük bir bölümünden vazgeçirilmeliydiler.?
Devrim sonrasında, Olympe de Gouges, yurtseverlik, din adamları, sosyal reform ve evlilik gibi konularda yazılar yazdı. Ouma yazma bilmediği için makalelerini bir sekretere dikte ettirmekteydi. Kadın ve Kadın Yurttaş Hakları Bildirisi?ni yazan Olympe de Gouges, Marie Antoinette?e yazdığı mektupta: ?Bu devrim ancak bütün kadınlar kötü kaderlerinin farkında olurlarsa ve toplumdaki haklarını alamadıklarının bilincine varırlarsa tamamlanacak? demişti. Olympe de Gouges, bir kadın olarak kraliçeye başvurmuş ve kadınlar için kraliçeden siyasi destek istemiştir. XVI. Louis?nin idamına karşı çıkmış, Robespierre ile sert tartışmalara girmiştir. Mahkemede krala kendini savunmasını izin verilmesi gerektiğini savunuyordu. Bu onu siyasi bakımdan şüpheli duruma düşürdü, nitekim 1793 Temmuz?unda tutuklandı. Tutuklanma nedeni olarak, cumhuriyetçi rejimi eleştirdiği, yönetim biçimi olarak doğrudan halkın seçeceği bir sistemi teklif ettiği, bu seçimin de cumhuriyetçiler, Jirondinler ve monarşistler arasında olması gerektiğini savunduğu?Üç Kupa? isimli makalesi gösterilmişti. Halkın egemenlik erkine darbe indirdiği gerekçesiyle idam cezasına çarptırılmıştır.
İdamından kısa bir süre önce, Devrim Mahkemesi?nin Jakobenleri sevip sevmediği sorusuna, ayak direterek hep, ?iyi yurttaşları, toplumu destekleyenleri? sevdiğini, ama entrika yapanları sevmediğini söyledi.
Olympe, Devrimin gücünün Jakoben erkekler tarafından tüm kadınları ve Jakoben erkekler dışındaki eğilimlere sahip erkekleri hakimiyet altına almak için kullanılmasına karşı kendi yöntemleriyle mücadele etti. Kadınların sadece Jakoben erkekler tarafından değil aynı zamanda Jirondin erkekler tarafından da tam bir yurttaş olarak görülmediğine vurguladı, kadınların Devrim içindeki konumunu gözler önüne serdi. ?Kadın ve Kadın Vatandaş Hakları Bildirgesi? ile erkeklerin kadınlar üzerindeki tiranlığının tüm eşitsizlik biçimlerinin kaynağı olduğunu ispat etti.”

*FRANSIZ DEVRİMİ?NDE KADIN:EKSİK YURTTAŞ
WOMAN IN THE FRENCH REVOLUTION:DEFICIENT CITIZEN
Araş.Gör.Diren ÇAKMAK, Çankaya Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü

Fransız Devriminde Kadınlar
Galina Serebryakova
Evrensel Basım Yayın / Anı Dizisi
203 sayfa, Baskı Tarihi: 1998

Yorum yapın

Daha fazla İnceleme
Direnmenin Estetiği’ne Güven – Karşılaştırmalı Edebiyat Bağlamında Peter Weiss ve Vedat Türkali, Mediha Göbenli

"Direnmenin Estetiği?ne Güven, Alman yazar Peter Weiss?ın romanı ?Direnmenin Estetiği?ni, bizden bir yazarın, Vedat Türkali?nin ?Güven? romanı ile karşılaştırırken, ilk...

Kapat