Geç Bir Sonbahardı – Fırat Ceweri

(*)“Fırat Cewerî’nin ilk romanı olan “Geç Bir Sonbahardı” da yirmi sekiz yıl sonra, elli yaşında, yurduna dönüş hazırlıkları yapan, sürgün ve aidiyetini yitirmiş bir karakteri öne çıkarır. Bu da Ferda’dır. Ferda, katilin, olay mahalline dönüşü gibi, sürgün de doğup büyüdüğü zamanlara dönüş yapmak ister. Ya döner ve kırıklıklarla karşılaşırlar ya da yurdunu bıraktığı gün gibi anımsamakla yetinir. Onu bekleyenin ne olduğunu bilmeden, anılarının yüzü suyu hürmetine yola düşecek, onların izinden giderken bugüne kulak verecektir.
Fırat Cewerî, Kürt edebiyatının ve dolayısıyla dilinin önemli figürlerindendir. 80’li yıllardan itibaren Kürtçe yazan Cewerî bu dilin dirilmesi konusunda çok önemli çabalar harcamış ve bu çabasını artık roman mecrasında devam ettirmektedir. Bugüne kadar öyküleri, denemeleri, dünya edebiyatından ve tiyatrosundan (başta Beckett, Çehov, Dostoyevski, Steinbeck olmak üzere) Kürtçeye çevirileri ve on yıl düzenli aralıklarla editörlüğünü ve sahipliğini yaptığı, Kürt edebiyatında köşe taşı olan Nûdem dergisi ve yayınlarıyla tanınan Cewerî, “Geç Bir Sonbahardı” ile Kürt edebiyatında bireyi öne çıkaran modern bir romanla hatırı sayılır bir boşluğu doldurdu. Türkçeye sadece bir öykü seçkisi Solgun Romans adıyla çevrilen Cewerî, temel olarak sürgün ve yalnızlık, bireyin kayboluşu, tutunamamak, aydın bunalımı, ülke özlemi, baskı ve zulüm; aşk ve erotizm, erkek-kadın ilişkileri ve bu ilişkilerdeki iktidar sorunu; töre cinayetinin erkek üzerindeki etkisi gibi geniş bir yelpazeye dağılan konuları, karmaşık yollardan, büyük dertlerden sıyrılıp ayrıntıların dünyasında gezinerek anlatır.

Unutulan insanların hikâyesi
Katilin, olay mahalline ve maktule dönüşü gibi, sürgün de gün geçtikçe doğup büyüdüğü, özlemle geçirdiği zamanlara dönüş yapmak ister. Bazıları döner ve kırıklıklarla karşılaşır, bazıları ise ömürleri tükenip gidene kadar, yurtlarını bıraktıkları günden itibaren anımsarlar ve özlemle anarlar. Sürgün köklerini saldığı topraklarda son nefesini vermek ister. Romanın temel karakteri Ferda da böyle bir yerde durur. Aslında siyasi bir dönemin ve yakın dönem Kürt aydınlanmasının bireylerinden ve temsillerindendir. Bir kuşağın sembolüdür. Yurtsuzluk ve dünyanın ortasında her iki tarafa da ait olmama duygusu acının katmerini arttırır. Bir kahramandan öte kaybettiği gençliğini ve geçmişini aramayan bir anti-kahraman, tutulmayan ve tutunamayandır. Ülkesine döndüğünde attığı her çığlık önce kendisini yaralar.
Roman üç bölümden oluşur. Bu bölümler parçalı bir yapıyı yeniden kurmasının yanında, kendine ait bir yerde de durur. Üç bölüm üç roman gibi okunabilir. Bu da sırasıyla ülke, sürgün ve dönüş olarak aynı çatı altında toplanabilir. Ferda’nın çocukluğunun ve ilk gençliğinin geçtiği yurdu; sürgün zamanları ve yurduna geri dönüşü bu üç bölümü oluşturmaktadır. Birinci bölümü oluşturan uzun monolog daha çok sürgünlüğün, yurtsuzluğun ve başka bir toplum içinde “öteki” olma duygusunun verildiği yerdir. Burada Ferda’nın hikâyesi anlatılırken, Kürtlerin Avrupa’ya geçtikten sonra değişen, dönüşen, çoğu unutulan, kaybolan ve kaybeden, o yaşamın içinde silinip giden insanların hikâyesi de anlatılır.
Şeytanın Avukatı filminde Al Pacino “Suçluluk bir çuval tuğladır. At gitsin. Hafiflersin.” Diyordu genç avukata. Ferda da dönüşe hazırlanırken oğlu Cengo’ya gider ve yılların biriktirdiği kederi, acıyı ve en çok da oğluna karşı duyduğu suçluluk duygusunu hafifletmek ister. Yurduna dönerken biraz olsun rahatlamak niyetindedir. Bu yüzden Cengo’ya sürgün yıllarını anlatır. Anlatırken aslında Ferda’nın trajik hayatına kulak kesiliriz. Ve onun şahsında sürgün olmuş bireylerin psikolojilerini anlamaya çalışırız. Bu bölümde Cewerî monolog tekniğini seçerek okuyucuya özdeşleşme ve karakterin yerine düşünme, tepki verme şansını da yakalamıştır. Okuyucu bir an sonra kendini Ferda olarak görür ve onunla sevinip acılarına onunla birlikte kederlenir.

Kürtlerin talihi
İkinci ve üçüncü bölüm ise iç içe geçer. Aslında bu yazarın okuyucusuna gülümsemesi olarak da okunabilir. Yazarın biçimsel olarak ortaya koyduğu durum Ferda’nın bütün yaşamı boyunca aradığı anlamı da vermektedir. Burada Ferda’nın elli yaşında ülkesinde yaşamaya başlaması yani şimdiki zaman’ı mektuplar yoluyla verilirken, Ferda’nın hep peşinde koştuğu, uğruna ömrünü tükettiği çocukluğu ve ilkgençliği yani geçmiş zaman’ı da Ferid’in ağzından birbirinin içine geçerek verilir. Roman geçmiş zaman ile şimdiki zamanın birleştiği noktada biter. Kurgu ustalıkla kurulmuş ve ancak roman bittiğinde Ferda’nın yaşamının parçaları da bir arada toplanmış olur, yani roman bir bütünlüğe kavuşur. Cewerî parçalanan, kendine varmanın arayışlarını eksiltmeyen Ferda’nın hikâyesini anlatırken çevresinde olup bitenleri de ustalıkla ve içerden bir bakışla verir. Kürtlerin makûs talihini ve tarihini Ferda’nın yaşantısıyla birlikte ele alır. Bunu yaparken didaktik davranmaz. Belli bir tarafa ait olmamaya özen gösterirken, kişilerini var olan durumun içinde değerlendirir ve kendisi de onları anlamaya ve yaşama daha çok yaklaştırmaya çalışır. Onların özel yanlarıyla ilgilenir. Ağıt yakmayan bir havada ilerleyen roman aslında trajik bir süreci ve trajedinin menzilinde unutulmuş bir adamı anlatırken, santimantal bir havadan oldukça uzak durur. Acıyı estetize eder ve en hafif tabiriyle yenilir, yutulur hale getirir. Romanın bazı bölümlerinde şiddetin yüzü bütün çarpıcılığıyla kendini gösterip, insana insan olduğunu unuttururken, bazen de erotik bir gülüşle insanı kendine getirir, iyi ki yaşıyoruz dedirtip hem romanı hem de yaşamı rahatlatır.
Yazar, bu ilk romanında Ferda’nın hikâyesini anlatırken aslında Kürtlerin ve kısmen de Türkiye’nin anlatılmayan son elli yıllık hikâyesini de kişisel bir tarih okumasıyla anlatır. Unutkanlığın konforlu ülkesine şimdiden yerleşen geçmiş zaman dertlerini yeniden anımsatır. Bir yanda 80 öncesi Güneydoğusunun panoramasını sunarken diğer yanda 80 sonrasındaki Kürtlerin hikâyesini karakterinin mecrasında akıtarak romanın bütünselliğini ve odağını korur. Roman bütün bu söylenen genellemelere rağmen, bireyin kendini arayışının ve kayboluşunun hikâyesini merkezde tutmayı başarır.
Geç Bir Sonbahardı’nın parçalı anlatımı ancak roman biterken okuyucunun kafasında oluşan, bütünleşen bir hikâyeye dönüşür. Hikâyelerin örülüş biçimi, yeniden parçalanıp, farklı okumalara olanak sağlaması, onu biçimsel anlamda postmodern bir yere koyabilir. Ancak bir kalıba konulmaması gerektiğini de hatırlatmak gerekir. Çünkü romanda sürreal etkilenimlerden romantik etkilenimlere kadar geniş bir yelpazenin nüveleri mevcut. Yaşanılanlar, anlatılanlar klasik bir olay dizisinin etrafında geçmez. Daha geniş bir çerçevede yazar, kamerayı-gözlerini- kişilerin ve coğrafyanın üzerinde gezdirirken onları anlamlandırır. Romanın kurgusu da adeta karakterin yani Ferda’nın yaşamsal döngüsünü hatırda tutmaya yöneliktir. Çünkü Ferda da parçalanmış ve bütün ömrü boyunca bütün olmayı, ait olmayı aramıştır. Ferda bütünleştiğinde ortadan gizemli bir şekilde kaybolur. Roman da parçalı bir anlatıma sahipken bütünleştiğinde aniden biter. İkisinin de bitişleri bütünleşmesinin vesilesi olmuştur.
Geç Bir Sonbahardı, dilindeki yalınlık ve şiirselliğiyle, hikâyelerini örme biçimi ve yerel bir derdi evrensel ölçülerde anlatmasıyla, biçimsel anlamıyla özgün bir yerde durmakta ve Kürt romanını daha modern bir yere taşımayıp dünya edebiyatına mal etmektedir. Burada Muhsin Kızılkaya’nın bir çevirmen olarak emeğini unutmamak gerekir. Kürtçedeki yalınlığı Türkçede de koruyan ve edebi bütünselliğinden zerre eksiltmeyen bu çeviri en hafif tabirle çeviri kokmayan bir çeviridir.”
(*)Abidin Parıltı’nın 18/04/2008 tarihinde Radikal Gazetesi’nde kitaba dair yayınlanan yazısı

Kitabın Künyesi
Geç Bir Sonbahardı,
Fırat Ceweri,
Çeviren: Muhsin Kızılkaya,
İthaki Yayınları,
2008,
352 sayfa

Geç Bir Sonbahardı – Fırat Ceweri” üzerine bir yorum

  1. Kitabı okumadım ama sipariş verdim eminim beklediğime değecek. Şimdiden tebrik ederim. Diğer romanlar ve denemeler gibi bu da tek kelimeyle muhteşemdir. Şimdiden kaleminize yüreğinize sağlık. Sara

Yorum yapın

Daha fazla Kürt Edebiyatı, Romanlar
Yüzyıldır Üç İstanbul – Zafer Köse

Üç İstanbul’un sayfalarında hızla ilerlerken, birden duruyorsunuz. Bir şey hatırlamaya çalışır gibi belleğinizi zorladığınız duygusuna kapılıyorsunuz. Sanki bir şey söyleyeceksiniz...

Kapat