Günlerle Yolculuk 1 – 2 – Kemal Özer

“Bu kitap; 1999-2009 yıllarında yalnızca edebiyatla uğraşan bir insanın, en az 1999-1935 = 64 yaşına ulaşmış kıdemli bir şairin yaşadığı, düşünebileceği her konuda dertleşip duruyor okuyucuyla.

Deneyimler aktarıyor. Edebiyatla ilgili pek çok izlenimi, birçok tasarıyı, olurdüşler olmazdüşleri (ne iyi) didikleyerek kapsıyor.

“Genel günlük” değil… Tam bir belli alan günlüğü: “Edebiyatçı günlüğü”. Edebiyatçı günlükleri içinde ise “şair günlüğü” öne çıkmış.

Bir sanatçının; güzelduysal çabalarının yanı sıra, topluma karşı görevlerinin de olduğunu, hep vurguluyor, akıllıca, inandırıcı biçimde de söylüyor söyleyeceğini. Bir başka deyişle bu kitap aynı zamanda “bir toplumcu şairin günceleri”.

Bu günlüklerde, öykü, yazı, anı tasarıları, kitap hazırlamaların kaygıları da büyük yer tutuyor. Siz de bir yazarsanız, gençseniz, kitap hazırlamalarında gelecekteki gecikmelerinizi, ertelemelerinizi, tasarılarınızı, sizin yerinize Kemal Özer’den şimdiden okumuş olacaksınız. Bunları okurken, yok siz de yaşlıysanız, zaman zaman günceleri değil de özellikle anılarınızı nasıl yazacağınızı da aralarda düşünmeye, tartışmaya başlayacaksınız.”
Tanıtım Yazısı

Kitabın Künyesi
Günlerle Yolculuk – 1
Yazar: Kemal Özer
Yayınevi: Hayal Yayınları
Baskı Tarihi: Eylül 2009
240 sayfa

Kemal Özer’in Kendi Anlatımıyla Yaşam Öyküsü
­­­­­­
1935 yılında İstanbul’da doğmuşum. Annem (Kevser), bugün Bulgaristan sınırları içinde kalan topraklarda doğup büyümüş, ailesiyle birlikte İstanbul’a göç etmiş sonra. Babam (Mehmet) ise, yirminci yüzyılın ilk yıllarında Sivas’ın Karaözü köyünden asker olup başkent İstanbul’a gelmiş, bir daha da baba ocağına dönmemiş bir başka göçmen. İstanbul, ikisinin yaşam çizgilerinin kesiştiği ve benim yaşantımın odaklaştığı yer oluyor. Çocukluk deyince, Devlet Demiryollarında tren sürücüsü olan babamın görevi dolayısıyla dört yıl kadar kaldığımız Çerkezköy’ü ve İstanbul’da Aksaray’da geçen günleri anımsıyorum. İlk anılarımdan biri, sabah erkenden uyandırılıp Atatürk’ün bana gösterilişi oluyor. Üstü açık bir otomobil, güneş gözlüğü ve kasket. Trakya manevraları için Atatürk’ün Çerkezköy’den geçtiğini ve gördüklerimin düş olmadığını, anılarımdaki görüntüyle tarih kitaplarındaki görüntünün örtüştüğünü sonraları biraz da şaşkınlıkla ayırt etmişimdir. Üzerimde iz bırakan ve kafamı uğraştıran ilk tanıklık bu.­ Çocukluğumda tanıklık ettiğim ikinci duygu, babamın başka çocukların babası gibi her akşam eve gelmemesi duygusudur. İşi gereği, iki gecesini dışarda, bir gecesini evde geçiren bir baba ve başkalarından ayrı olmak kaygısı. Bir daha değişmemek üzere dar gelirli yaftası yapıştırılan bir aile, nasılsa satın alınıp başımızı soktuğumuz iki katlı bir ev. Çerkezköy’den İstanbul’a küçük bir göç yaşadığımı bu arada belirtmeliyim. Evet, Aksaray’da bu küçük evde yirmiüç yıl geçiriyorum. İlkokulu 1942-47 arasında okudum. Babam, Edirne’den Sirkeci’ye treni getirdikten sonra kalp krizi geçiriyor ve ?adî malûl? emekli oluyor. Sonra da geçim darlığı artıyor ve evimizin odaları, buna koşut olarak, azalıyor. Çünkü yeni bir gelir kaynağı ?keşfediyor? aile. Odaları üniversite öğrencilerine ?pansiyon? veriyoruz. Beş odamız var; geçim daraldıkça oda sayısı azalıyor. Sonunda iki oda kalıyor kendimize.­ İlkokulu bitirdiğim yıl, babamın bir baba yurdu olduğu, akrabalarımın bir bölüğünün orada yaşadığı öne çıkıyor. Karaözü köyüne ilk uzun yolculuğum. Köyde, tanıdığımdan başka, benzersiz insanlarla karşılaşıyorum. Toz toprak içinde oynaşan bebelerden dişi dökülmüş ninelere kadar herkeste garip bir tutku. O köyden kimlerin yetiştiğini, ne iş tuttuklarını herkes sayıp döküyor ve onur duyuyor bundan. Kaç öğretmen, kaç subay, kaç ebe, kaç doktor yetişmiş, herkes biliyor ve kendi çocuğuymuş, yakınıymış gibi hepsini herkes benimsiyor. Kızılırmak geçiyor köy içinden ve Sinan’dan kalma bir köprü, üzerinde. Köyün ozanı, bizim gelişimiz için de türkü yakıp sazıyla çalıyor söylüyor bir akşam.­ Emekli olduktan sonra babamın beni yetiştirme konusunda neler düşündüğünü de öğrenmiş oldum. Okumama karşı değildi, ama kendi deyimiyle ?hayatı anlamalı?ydım. Bu yüzden, koskoca bir yaz tatilimi, Aksaray pazarında manav çıraklığı, araba iterek sokak satıcılığı denemesine kurban etmişti. Emekli olurken verdikleri parayı o yaz tüketince benim de yakamı bırakmış oldu babam. Sonradan, kendisini başarısız bulduğunu, benim de başarısız, beceriksiz olmamam için kent yaşamasında para kazanmanın tek yolu olarak gördüğü ticarete beni zorladığını düşünmüşümdür.­ Bense, sokak aralarında yapılan sporla yetinmek istemiyor, spor alanlarına çıkmayı düşlüyordum. Bir yandan da, 1948 ya da 1949 yılında birdenbire karşılaştığım bir öykü kitabı aracılığıyla edebiyata yönelmiştim. Evimizdeki odalardan birinde pansiyon oturan bir öğrenci taşınmış, annem arkasından odayı süpürürken somyayla duvar arasına düşmüş bir kitap bulup bana vermişti. Yazarı Sait Faik’ti ve adı Lüzumsuz Adam’dı bu kitabın. Çocuk dergileri ve okul kitaplarındaki parçalar dışında ilk okuduğum kitap bu oldu ve beni derinden etkiledi. Okuldaki yazı ödevleri dışında yazdığım ilk denemeler, o kitaptakilere benzetmeye çalıştığım öykülerdi. Bir süre sonra, daha kolay yazıldığını görerek şiir yazmaya başladım. Varlık dergisini ve Varlık yayınlarını tanımıştım. Şiirlerimi daha çok Varlık dergisinde okuduğum şiirlere benzetmeye çalışıyordum. Bu yüzden, örneğin karısına seslenen bir adamın ağzından dizeler bile döktürüyordum. Çevremde ilk beğeniler, onları dergilere gönderme cesareti verdi. Bu arada, ortaokul son sınıfta kendi el yazımla defter sayfalarına yazıp yayınladığım dergide, sınıfımızdaki kızları iğnelediğim için Pertevniyal Lisesi’nden Kumkapı Ortaokulu’na gitmek zorunda kalmıştım. Lisede edindiğim arkadaşlıklarda, tanıştığım öğretmenlerde bu okul değiştirme olayının önemli bir payı olduğunu düşünürüm. Çünkü Kumkapı Ortaokulu’nu bitirenleri yalnız İstanbul Erkek Lisesi’ne alıyorlardı.­
Şiir yazmak ve yayınlansın diye dergilere göndermek, sıkılgan biri için o kadar güç değildi. Ama başarılı olacağıma o kadar inandığım sporda, birtakım işlemler yaparak yarış alanına çıkmak bayağı ürkütücüydü. İlk büyük cesareti gösterdim, kendi başıma beden eğitimi bölge müdürlüğünde sağlık denetiminden geçip kart çıkarttım. İnönü Stadı’nda atletizm yarışlarına katıldım. Uzun ve yüksek atlamada dereceye bile girdim, madalya aldım. Ne yazık ki sürekli olamadı, daha ötesini becerip spor yaşantımı sürdüremedim. Yeni serpilmekte olan bedenime atletizm çalışmaları ağır gelmişti.­
Sanıyorum, sporda bu yarım kalan isteklerim şiire daha çok yönelmeme neden oldu. Yılmadan gönderdiğim şiirlerden biri sonunda basıldı. Ankara’da, Harika adlı bir dergide. ?Bir Yer Var? adını taşıyan ve 25 Ağustos 1951’de basılan bu şiir şöyleydi:­

Ağaçsız, gölgesiz bir yer var­
İçinde gezdiğim;­
Ayaklarım, ellerim dünyadayken­
İçinde olduğunu hissettiğim.­
Bir yer var;­
İçinde olduğum halde­
Nerde olduğunu bilemediğim,­
Hududunu göremediğim.­
Bir yer var;­
Ben uyuyunca uyuyan,­
Uyanınca uyanan,­
Benimle birlikte yürüyen.­
Bir yer var;­
İçinden insana sesler gelen,­
Benimle konuşan, dertleşen­
Halimizi bilen ve gülen.­
Ağaçsız, gölgeliksiz bir yer var­
Benimle birlikte büyüyen…
­
İstanbul Erkek Lisesi’nde beni sanata çeken öğretmenlerle karşılaştım. Özellikle Salim Rıza Kırkpınar’ın bu konuda büyük etkisi oldu. Kendim gibi yazan, edebiyat heyecanı ve sevgisi taşıyan arkadaşlar edindim. Adnan Özyalçıner, Konur Ertop, Ergin Günçe, Önay Sözer, Oktay Tuncer…­ Bu sürede okul içinde yoğun bir sanat etkinliğinin yanısıra dışarda da, özellikle taşra dergilerinde şiirlerim yayınlanıyordu. 1955 yılında, liseyi bitirip Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne girdim. Üniversitede özellikle Ahmet Hamdi Tanpınar ve Mehmet Kaplan’ın etkileri geldi. Başka fakültelerden arkadaşlar edindim. Onat Kutlar, Ergin Ertem, Erdal Öz, Demir Özlü, Ferit Öngören, Doğan Hızlan, Ülkü Tamer, Ece Ayhan, Hilmi Yavuz…Liseden ve üniversiteden bu arkadaşlarla birlikte a dergisi’ni kurduk 1956 yılında. Bir yandan da yeni yeni yazarlarla, ozanlarla tanışıyor, çevremizi genişletiyorduk. Cemal Süreya, Edip Cansever, Asım Bezirci, Sezai Karakoç, Memet Fuat, Yusuf Atılgan, Hüseyin Cöntürk vb.­
Bu ilk dönemin sonunda başka bir şeyle karşılaştım: Yazdıklarıma benim diyebilme gereksinimi. Herkes yazıyordu; onlardan beni ayıran, şiirlerime benim diyebileceğim bir şey katmalıydım. Ardında yalnız benim olan bir karşılığı olmalıydı yazdıklarımın. Bu karşılığın ancak kendi yaşantım olabileceğini düşündüm ve o zamana kadar yazdıklarımı toptan yoksadım. Bir yandan üniversitede Tanpınar’ın dersleri, bir yandan Pazar Postası sanat ekinde Muzaffer Erdost’un İkinci Yeni adıyla andığı, savunuculuğunu yaptığı şiir hareketi, yeni bir şiir oluşturmamda etkili oldu. Özgün bir şiir dili yaratmak, yıkılmaz bir şiir yapısı kurmak, yazdığım her şiirde bir mükemmellik gözetmek istiyor, İkinci Yeni’nin çağrışımlara dayanan, dizeyi şiire birim yapan, anlamı rastlansala kadar indirgeyen atılımından yararlanıyordum.­
Bu ikinci dönemde yazdığım şiirlerden bir bölüğüyle ilk kitabımı yayınladım. 1959 yılında, Gül Yordamı adıyla. Aynı yıl, haftalık Kim dergisinde düzeltmen olarak çalışmaya başladım. Fakültedeki bir kız arkadaşıma sevdalandım. İçeriğinde bu ilişkinin büyük yer tuttuğu sonnet biçiminde 16 şiirimi Ölü Bir Yaz adıyla yayınladım 1960 yılında. Aynı yıl, Cumhuriyet gazetesindeki düzeltmenlik görevine geçtim. 1961 yılında, beni yaşam serüveniyle etkileyen babam öldü. Elli yıl kent yaşantısına bir türlü ayak uyduramamış, göçebeliğini alttan alta sürdürmüş bu bozkır insanının anısıyla oluşturduğum ve ona adadığım şiirlerimi Tutsak Kan adıyla bastırdım. 1962’de fakülte arkadaşımla evlendim. Yedeksubay öğretmen olarak Amasya’nın Destek köyü okulunda iki yıl çalıştım. Bir kızım dünyaya geldi. 1965-70 arasında kitapçılık yapmaya başladım. Şiir ve sinema alanında 13 kitap ve 20 sayılık Şiir Sanatı dergisini yayınladım.­
1963’ten 1970’e kadar olan yaşantım için söylenecek ayrıntı çok değil. Gazetedeki işi sürdürme, kitapçılık, yayıncılık gibi birkaç olgu… Bunun dışında, herkesi sürükleyen, giderek ilgilendiren ve ortak eden bir toplumsal kaynaşma, oluşma ve devinim sözkonusu edilmeli. Öyle ki, kişinin yaşantısıyla toplumun yaşantısı gittikçe birbirine yaklaşıyor, çakışıyor. Daha doğrusu bunun böyle olduğunu hızla ortaya koyan günler yaşanıyor. Saydamlık artıyor, neyin ne olduğu ortaya çıkıyor. Emek/Sermaye ilişkisi ve çelişkisinde yerini almak da saydamlaşan konulardan. Yalnızca akılcı bir yaklaşım değildir bu elbet. Etiyle kanıyla içinde olmak, kafayla gönülle özümlemek gibi çok daha derin, köklü, yaşamın tümüne damgasını vuracak genişlikte bir eylemdir.­
Saydamlık artınca, kişioğlu kendi konumunu daha iyi kavrıyor. Yaptığı sanatın ne olduğunu, nasıl olması gerektiğini de. ?Sanata ilginin başlangıç nedenleri?? sorusuna şu karşılığı vermişim 1972’de bir dergide: ?Bilinçlenmeden önce her şeyi birbirinden ayırıp tek başına ele alabiliyor kişioğlu. Böyle olunca da sanatı türlü karşılıklarla algılayabiliyor. Ülkemizde ve benim gibi içe kapanık kişilerde çoğunluk bir yücelme gereksinimi, kendini bir şeyle özdeşleştirme, aşma aracı oluyor sanat. Kendini önce kendisine, sonra çevresine, giderek topluma kabul ettirme olanağıyla bir tutuluyor. Bu yolda hazırlanmış kılıflar dergilerden, kitaplardan, kısaca sanat eğitimimizden geçerek bize gelip yeteneğimize göre yapıtlarımızda gerekli uzantıları sağlıyor. Kılıflar, yani önceden kotarılan avuntular o kadar iyi düzenlenmiş, öyle iyi besleniyor ki, köklü bir bilinçlenme olmadan bunları aşmak, bir bakıma sanata yeniden başlamak olanaklı değil.?
1960’tan önce a dergisi’ni çıkarmış, sonradan şu ya da bu oranda dünyaya bakışları değişmiş eski arkadaşlarla Yeni a Dergisi’ni yayınlamaya başladık 1972 Nisanında. Gerek bu dergide, gerekse daha sonra, yaşama bir bütün olarak bakma, onu bir bütün olarak kavrama, şiiri yaşamın hizmetine koşma gereğiyle ve bilinciyle yazmayı sürdürdüm. 1973, 1974 ve 1975 yıllarında üç şiir kitabı, bir de Nasrettin Hoca öykülerini şiirleştiren yapıtımı yayınladım. Bundan sonrası için şiirin yanısıra incelemeler, araştırmalar yapmak gibi, çocuklar için kitaplar yazmak gibi tasarılarım da var.

(Öykü dergisi ? Mart 1976)

Kemal Özer’in Yaşam Öyküsü (1935 – 2009)
(Wikipedia – Özgür Ansiklopedi)

Kemal Özer 1935?te İstanbul?da doğdu. Babası Devlet Demir Yollarında tren sürücüsüydü. İstanbul Erkek Lisesi?nde orta öğrenimini bitirdi. İstanbul Üniversitesi edebiyat fakültesinde Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde öğrenim gördü. Öğrenim yıllarında arkadaşlarıyla birlikte a dergisi?ni (1956-60) çıkardı.Cumhuriyet gazetesinde (1960-81), Karacan Yayınları?nda (1981-82) çalıştı. Kitapçılık ve yayıncılık yaptığı 1965-70 arasında, şiir ve sinema alanında kitapların yanısıra Şiir Sanatı (1966-68) dergisini yayınladı. 1972?de arkadaşlarıyla yeniden yayınladıkları Yeni a Dergisi?nin kurucu ve yazarları arasında yer aldı. Varlık dergisinin yönetmenliğini üstlendi (1983-90). Türkiye Yazarlar Sendikası?nın ikinci başkanlık görevinde bulundu (1999-2000). Kendi kurduğu Yordam Yayınevi?nde kitaplarını yayınlamayı 1989?dan 30 Haziran 2009 tarihinde ölümüne kadar sürdürdü.

İlk üç şiir kitabıyla İkinci Yeni hareketinin içinde yer aldıktan sonra, dünyaya yeni bir bakış ve ona bağlı olarak yeni bir sanat anlayışıyla yazdığı şiirler çeşitli yankılara neden oldu. Toplumcu gerçekçi diye nitelenebilecek bu dönemde, toplumsal ve siyasal olaylara, insanların bu olaylar karşısında tepkilerine, duygu ve düşüncelerine tanıklık etmeyi amaçladığı görüldü. Özellikle 1970-80 arasında yayınladığı 4 kitapta ağır basan bu eğilim, genel tutum değişmemekle birlikte yeni boyutlar kazanıp yeni ilgi alanlarına yayıldı. Araya Giren Görüntüler?de 12 Eylül?ün psikolojik tanıklığı ve sorgulaması, Sınırlamıyor Beni Sevda?da sevdaya getirilen toplumsal yorum, Bir Adı Gurbet?te baskılara uğrayan, acı çektirilen insanların yazgısı aracılığıyla kimlik sorunu, Oğulları Öldürülen Analar?da yıllardır yitirilen oğullar aracılığıyla analara yaşatılanların toplumda oluşturduğu birikim, Onların Sesleriyle Bir Kez Daha?da yoğun bir yasakçı dönemin ardından emekçilerin yeniden konuşmalarına tanıklık yer aldı.

Aldığı ödüller:

1976 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü:
Sen de Katılmalısın Yaşamı Savunmaya

1982 Ömer Faruk Toprak Şiir Ödülü
Kimlikleriniz Lütfen

1991 Yunus Nadi Şiir Ödülü
İnsan Yüzünün Tarihinden Bir Cümle

1993 Ferit Oğuz Bayır Düşün ve Sanat Ödülü
Bir Adı Gurbet

1999 Damar Dergisi Edebiyat Emek Ödülü

2000 Truva Kültür ve Sanat Ödülü

2001 Dionysos Şiir Ödülü

Şiir kitapları:

Gül Yordamı (1959)
Ölü Bir Yaz (1960)
Tutsak Kan (1963)
Kavganın Yüreği (1973)
Yaşadığımız Günlerin Şiirleri (1974)
Sen de Katılmalısın Yaşamı Savunmaya (1975)
Geceye Karşı Söylenmiştir (1978)
Kimlikleriniz Lütfen (1981)
Araya Giren Görüntüler (1983)
Sınırlamıyor Beni Sevda (1985)
İnsan Yüzünün Tarihinden Bir Cümle (1990)
Bir Adı Gurbet (1993)
Oğulları Öldürülen Analar (1995)
Onların Sesleriyle Bir Kez Daha (1999)

Toplu basım şiirler:

Çağdaş ve Boyun Eğmeyen (1985)
XX. Yüzyıldan Duvar Kabartmaları 1-2 (2000)

Öykü kitabı:

Baba ile Kız (1999)

Deneme kitapları:

Umut Edebiyatı Yedi Canlıdır (1992)
Acı Şölen (1992)
Gün Olur Söze Yazılır (1992)
Yaşadığımız Günlerin Yazıları (1996)
?Benim Ellerimi Al, Benim Gözlerimi Kullan? (1999)
Bendeki Görüntüler (2000)
Şiiri Sorgulayan Yazılar (2000)

Anı kitabı:

İkinci Yeni?den Toplumcu Şiire (1999)

Gezi kitapları:

Güldeki Şafak (1979)
Düşmanı Kardeş Yapmak (1994)

Günlük kitapları:

Tanık Günler 1 (1993)
Tanık Günler 2 (1994)
Gölgeden Güneşe ( 1999)

Çocuk kitapları:

Nasrettin Hoca (1975)
Tatil Köyünün Çocukları (1981)
Trenler Ne Güzeldir ( 1983)
Dünya Onlarla Daha Güzel (1992)
Şiirlerle Ezop Masalları (1993)
Çiçek Dürbünü (1994)
Şiirlerle Andersen Masalları (1995)
Sinemayı Seven Çocuk (1997)
Sorulardan Bir Gökkuşağı (1999)
Güneş Arkasına Baktı (2000)

Derleme kitapları:

Soruların Gündeminde (1995)
Oradaydım Diyebilmek (1995)
Eleştirilerin Gündeminde (1999)
Sanatçılarla Yazışmalar 1 (1999)
45. Sanat Yılında (2000)

Söyleşi kitabı:

Sanatçılarla Konuşmalar (1979)

Antoloji kitapları:

Şiirlerle İstanbul (1992)
100 Şiir (1995)
Dünden Bugüne Türk Şiiri (Asım Bezirci?yle, 2002)

Çeviri şiir kitapları:

Haydut Otu (Lubomir Levçev?ten Fahri Erdinç?le, 1979)
Benimdir Bu Dünya (Georgi Cagarov?tan Fahri Erdinç?le, 1982)
Kurşun Asker (Lubomir Levçev?ten Fahri Erdinç?le, 1984)
Temiz Yürekle (Attila Jozsef?ten Edit Tasnadi?yle, 1986)
Zamanın Sözü (Nicolae Dragoş?tan Erem Melike Roman?la, 1989)
Zambak ve Gölge (Federico Garcia Lorca?dan Gülşah Özer?le, 1990)
Sevdiğime Seslenir Gibi (Pablo Neruda?dan Sibel Özbudun?la, 1992)
Suskun Sesler (Romen kadın ozanlardan Ergin Koparan?la, 1992)
Kuşlar Havalanıyor Yüreğimden (Sara Mathai Stinus?tan Gülşah Özer?le, 1997)
Köpüklenen Gök (Miklos Radnoti?den Edit Tasnadi?yle, 1997)
Granit Destanı (Lıçezar Elenkov?tan Ömer Çandır?la, 1997)
Bir Yıldızdı Taşıdığım (Lubomir Levçev?ten Gülşah Özer?le, 1999)

Yorum yapın

Daha fazla Biyografi Kitapları, Denemeler
Editörün Bir Feylesof Adayı Olarak Portresi… ya da Dolaylı Hayvan – Hikmet Temel Akarsu

Vasıflı, beklenmedik, şaşırtıcı; şaşırtıcı olduğu kadar da doyurucu bir deneme kitabından söz açmak dileğindeyim: Dolaylı Hayvan. Boğaziçi Üniversitesi Yayınları?ndan çıkan...

Kapat