Önemsemek Üzerine Notlar – Nejdet Evren

Önemsemek; içsel ya da dışsal bir olguya değer verme, onu öncelikli bir sıraya koymadır. Önemsemenin aktif / etken ve pasif / edilgen iki tarafı vardır. Bunlardan birincisi önemseyen ikincisi ise önemsenendir. Bu durum bireyler arasındaki bir değerlendirme olduğunda ise etken ve edilgenlik sürekli yer değiştirirler. Önemseme subjektif /öznel bir yargıyı içinde barındırır. Bu yargı, sosyal çevre tarafından kişiye öğretilir. Burada çoğu kez öğretilerin dayatmaları ile karşı karşıya kalınmaktadır. Kişi bu öğretileri ve kısmen dayatmaları olduğu gibi benimseyebilir. Ancak bunu yapmayıp kendi değerleri ile bu sürece/değerler halkasına müdahale ederek/etkiyerek yeni bir değerler/önemler zinciri oluşturabilir. İlk durumdaki kişi, bu durumun ya farkındadır ya da değil. Farkında ise dışsal ve içsel zorlamalara bağlı olarak ya katlanır ya da bunları yok sayarak kendi yargısı ile örtüştüğünü düşündüğünden olduğu gibi benimsemiş olur. Sonuç olarak, önemsemenin hepsinde ortak olan taraf kişisel/öznel bir yargı barındırmış olmalarıdır.

Önemseme, hiyerarşik bir değerler sistemi yaratırken ilk sıradan başlayıp zincirin son halkalarına doğru daha az önemsenen olguları meydana getirir. Bu zincir sonsuz sayıda ilerlemez. Önemseme bir yerden sonra karşıtı ile zıtlaşır ve halka o yerde kopar. Tam o noktada önemlinin zıttı, önemsiz durmaktadır. Önemsememe/değer vermeme yargısı da, önemseme/değer verme yargısı ile eş-düzey bir yapıdadır. Aynı kaynaktan beslenirler ve fakat farklı denizlere dökülürler. O denizlerden biri ak-köpüklü, diğeri ise kara-köpüklüdür. Ortadaki halkalar ise gri tonları meydana getirirler. Ak-kara arasında bir renk tayfı oluşur.
Neden önemseriz?
Küçüksu, 19 Şubat 2009

Önemsemek İlgi Farkı, Önemseme Görünme Nedir?

Önemsemenin öznel yapısı türler arasında insan türünü işaret eder. Ancak, diğer türlerin de önemsedikleri bir gerçektir. Bunun diğer türler açısındaki önemi hala tam olarak çözümlenebilmiş değildir. Örneğin balinaların karaya vurmaları bilinçli bir tepkidir ve bu, onların önemsedikleri bir olgunun her hangi bir şekilde azalması/yok olması yada onların görmek istedikleri yer/zamanda olmamasından kaynaklanan bir tepkidir. Onlardaki bilinç düzeyinin insan türü kadar olmaması eylemlerinin bilinçsiz olduğunu göstermemektedir. Yapılan gözlemlerde, Orangutanların meta-alış-verişinde bulundukları ve bu şekilde kullanım değeri taşıyan eşyayı önemsedikleri tesbit edilmiştir. Buradan hareketle gelişmiş düşünce yapısına bağlı olarak önemseme/önemsememe değerler sisteminin türler arasında da bir hiyerarşik yapılanma gösterdikleri görülmektedir. Canlı türleri arasındaki önemseme zincirinin hiyerarşik yapılanmasını bir yana bırakarak, insan türünün önemseme/önemsememe yargısının/değerler zincirinin kendisi/oluşumu/sonuçları üzerinde duracak olursak nasıl bir manzara ile karşılaşacağız?

Canlı/cansız tüm biçimlerin temelinde var olan atom-altı parçacıkların yoğunluk/ısı/enerji/kuvvetler arası denge gibi fizik yasalarına bağlı olarak hareketleri, devinimin kendi yasaları çerçevesinde meydana gelir ve bunların bir yargısı/önemli/önemsiz bir değerlendirmesi olmaz. Parçacıklar ile düşünen canlı türü olarak insanın davranışları arasındaki temel fark, tarihsel belleğe bağlı olan bilinçtir. Parçacıklar temel yasaları içerisinde koşullar aynı olduğu sürece kararlıdırlar. Bu kararlılık bilinçli insan için geçerli değildir. Bundan hareketle toplumsal yapı içerisinde ortaya çıkan davranışlar ve ilişkilerin kaotik bir yapıda oldukları söylenemez. Buradan şu sonuç çıkar; düşünen canlı aynı zamanda öğeleri bir araya getirerek yaratan canlıdır. Örneğin metan ve karbondioksit gazlarının doğal seyirleri üzerine etki ederek ozon tabakasının koruyucu kalkanı delinebilir ve bu şekilde dünyanın bir çöle dönmesi yaratılabilir. Ve canlı formatların yaşama şansı kalkar. İnsan, bunu yaratabilecek bilgiye sahiptir. Zira, sera etkisi denilen olgu da insan türünün doğal kaynakları çevreyi/doğayı önemsememesi sonucunda ortaya çıkan yaşamsal bir olgu değil midir?

Bu tesbit ile önemler zincirinin ilk halkasını yakalamış oluruz; Canlılık/yaşam. Yaşam, -bilinçli insandan söz ettiğimize göre-, güdüsel olmayan bir değerdir. Canlılık/yaşam aynı zamanda bir var-olmadır. Yaşamı önemsemek var olmakla eş değerde bir olgudur. Burada hemen şu soru akla geliyor. Canlı neden var-olmak ister? Yaşamı önemsemek gereklilik midir?

Canlı doğum ile ?gerçek kişi? dünyaya gelmiş olur. Hakların sahibi olması ise, döllenmeye başladığı ilk saniyelerden itibaren başlar. Dölüt/zigot seçme şansına sahip olmadığına göre, var olmayı/yaşamını sürdürmeyi bilinçli olarak önemseyip/istemesini ondan bekleyemeyiz. Ancak, bu durum onun, var olma/yaşama hakkının önemsenmemesini gerektirmez. O, bilinçli bir tercih ile ortaya çıkan yeni ve farklı bir varlık olarak artık önemlidir. Buradan hemen şu tesbiti yapmamız mümkündür: Cenine müdahale ancak tıbbi zorunluluk söz-konusu olduğunda yapılmalı, değilse var olma/yaşama hakkı önemsenmelidir. Genel kanı bunun tersine bir düşünceye dayanır. Bireyler zigotun oluşumuna engel olabilecek yöntemleri biliyor iseler bu yöntem ile oluşumun başlamasını önlemelidirler. Bunu yapmıyor iseler yeni olguya keyifleri istediği için müdahale etme hakkını yitireceklerdir. Yukarıdaki soruya dönecek olursak; ?canlı neden var olmak ister?? sorusuna baktığımızda ilginç bir durum ile karşılaşmış oluruz. Zigot bunu önemsemez; çünkü bir yargısı henüz oluşmamıştır. O zaman atom altı parçacıkların bağlı oldukları temel yasalar gereğince var-oluşunu sürdürecek/devinip/dönüşüp/büyüyecektir. Atom-altı parçacıkların önemseme değerleri/amaçları olmadığına göre şu sonuca varmak mümkündür: var-olmanın temelinde önemsemek düşüncesi yatmaz. Buradan başka bir sonuç daha çıkar ki o da, önemsemenin bireyin oluşum evresinde onun geliştirdiği bir düşünceler sistemi olduğudur. Bu oluşumu etkileyen faktörler/süreçler ?konunun dağılmaması amacı ile- şimdilik kapsam dışı bırakılmıştır.
4 Mart 2009

?kişi? sosyolojik bir tanımdır ve insana özgüdür. Kişilik ise kişinin ayrılmaz bir parçası olan var-olma biçimidir. Kişi hakkı ise var-olma hakkı ile ilgilidir ve bu kişilik kazanmak ile başlar. Tür olarak insan hakkı ise salt insan olmasına bağlıdır. Bunun, onun her hangi bir iyelik bağı ile bağlı olması ya da olmaması ile hiçbir ilgisi yoktur. Demek ki, kişi toplumsal bir değer taşıdığı için önemlidir ve buradaki önem kişinin yaşamayı önemsemesinden faklı olarak toplumsal bir içeriğe sahiptir. Buradan hareketle başka bir tesbit yapabiliriz: önemseme bireysel yargılar içerseler de toplumsal bir içeriğe sahiptirler.

Yaşamak neden önemlidir sorusu hem bireysel hem de tarihsel/sosyal açılardan değerlendirilmek durumundadır. Her iki olgu tikel ve çoğulun diyalektik süreçleri ile açıklanabilir. Yaşamı önemsemek kişinin var-olma biçimi ile egosuna seslenirken, sosyal içerik ile zenginleşir ve egosu ile çelişir. Bu çelişki tarihsel dokusunda birey ve toplumu aynı anda etkisi altına alarak her iki olguyu değiştirip, yenileyerek ?neden? sorusuna verilen yanıtı sürekli güncel tutar ve önemler halkasında ilk sırayı korumasını gerçekleştirir. Bu aynı zamanda bireysel egonun aşılmasını / sosyalleştirilmesini sağlar. Birey egosunu yendikçe çoğalır ve sosyalleşirken bir o kadar var-olma biçimi/yaşamayı önemsemesinin değeri artar.
5 mart 2009

Yaşamak bir süreçtir ve o süreçte var-olma biçimi yargısal olarak değerli kabul edildiği için önemsenir. Bu yargı, bireysel, toplumsal ve tarihsel bir dokuya sahiptir. İnsan bedeni duyuları ile bir bütünlük içerisinde olup ruh denilen olgudan ayrıştırılamaz. Ruhun/duyguların/algılamaların ve bedeninin uyumlu ve özgür olması yaşamak hakkı kadar önemlidir. Bu iki olgu madalyonun iki yüzü gibidirler; ayrıştırılamazlar. Bu iki olgu bir arada olmadıkça salt yaşamak ile içeriği doldurulmuş yaşama hakkı arasında bir fark kalmayacaktır. Köle ruh/duygu/bedenin de yaşadığını görmek mümkündür. Demek ki, yaşama verdiğimiz önem ve bir açıdan anlam onu farklılaştırmaktadır. Değerler halkasında ruh/duygu/düşünce ve beden özgürlüğü yaşamak hakkına duyulan değer ile eş-düzeyde bir öneme sahip olmaktadır. Özgürlük neden önemlidir ki? 8 Mart 2009

Özgürlük, üzerinde çok konuşulan, tartışılan çok sayıda tanımı olan sosyal içerikli bir kavram/bir olgudur. O kadar önemsenen bir olgudur ki, çoğu zaman eş-değer olduğu yaşama hakkının önüne geçer. Özgürlük birey ile toplum arasındaki çelişkilerin belki de en büyüğü ve en karmaşık olanıdır. Toplumların özgürlüklerinden söz etmek ancak özgür bireylerin oluşturduğu bir toplumsal doku için geçerli tanım olabilir. Bir zamanlar Site Devleti-nin yurttaşı olanların ?bir açıdan elit yöneticilerin ? özgür oldukları benimseniyordu. Yurttaş olmayanlar ile diğer canlı türleri arasında ?ki, kastedilen hayvan türüdür- bir fark gözetilmiyordu. Köleciliği benimseyen toplumların özgürlüğü önemsemeleri köle ve efendi çıkarları/karşı-çıkarları temelinde yükselmektedir. Köle için özgürlüğün önemi, efendi için çok farklı olacaktır. Aynı durum, toprak ağası ve emekçi köylü ile patron ve emekçi arasında da faklılık gösterecektir. Demek ki, özgürlük temelinde yaşama hakkı kadar önemsenen bir değer olarak sosyal ve tarihsel bir içeriğe sahip olduğu kadar üretim ilişkilerinden de bağımsız değildir.

Özgürlük neden önemlidir sorusu hala yerli yerinde durmaktadır.

Önemsenen değerler halkasında özgürlük, kölelik halkasının tam karşısında durmaktadır. İlkel atalarımızdan ?Austrolopitecus Africanus- bu güne kadar, topluluk halinde yaşayan insan türü, doğal yaşamdan koparak sosyal yaşamın bir parçası haline dönüşerek bir düşünceler sistemi oluşturmuştur. Doğal özgürlükler ile sosyal özgürlüklerin çelişmesi kaçınılmaz görünmektedir. Doğal belirleyiciliğin türler ve cinsler arasında güç dengesi/dengesizliği güçlü olandan güçsüz olana doğru bir egemenlik kurma ve buna uygun toplumsal kalıplar/yargılar oluşturma düşüncesini geliştirmiştir. Bu düşünce sistemleri soyutlama yaparak köleci anlayışlarını gizlemeyi başarmış/benimsetmişlerdir. Kadın türünün egemenlik altına alınması ile doğal özgürlük toplumsal özgürlüğün ilk kırılma noktasında yeni bir boyut kazanmıştır. Demek ki, özgürlük içerik olarak güçler dengesi/dengesizliği arasındaki yaşanan bir içeriğe sahiptir. Sosyal olarak bireyin konumu diğer birey/bireylerin konumu ile ölçümlenen bir değerdir. Öyle ise yaşama hakkı ve özgürlük de etkileşim içerisinde olan bireyler-arası ilişkilere göre tanımlanmak durumundadır. İnsanın biyolojik olarak bedensel varlığını yapa-yalnız bir şekilde sürdürmesi olanaklıdır. Böylesi bir insanın yaşama hakkından ve özgürlüğünden söz edilemez. Neden mi? Çünkü, Yaşama hakkı ve özgürlük en-az ikili ve çoğunlukla çoklu ilişki kalıpları için önemsenen bir değerler halkasını oluşturmaktadırlar.

Algılar/duygu/düşünceler doğumdan sonraki süreçte bireye eşlik eden, bedensel var-oluşu ile sıkı bağlantılı ve toplumda hazır bulunan değerler halkasının bireyin dünyasına eklemlenmesi ile oluşurlar. Böyle olunca çoğu kez bir yaşama hakkı ve özgürlük tanımı ile kuşatılmış oluruz. Ancak, bunun gerçek anlamda özgürlük olup olmadığını tartışarak anlayabiliriz. Özgürlük değeri, var-olma biçiminden farklı olarak tarihsel bellek/bilinç ile beslenmek durumundadır. Başka bir deyişle, canlının türüne bakılmaksızın var-olmasının değeri, özgürlük söz konusu olduğunda bir şey ifade etmez. Daha açık söylemek gerekirse, özgürlük, bireysel ve toplumsal değerlerin çatışmasına bağlı olarak gelişen bilinçli bir değerdir ve ancak bu çatışma yaşandığında bir anlam ifade eder. ?Ceninin özgürlüğünden söz edilemez-
8/9 Mart 2009

Özgürlük, bireyin sözlü ve eylemsel olarak kendisini gerçekleştirebileceği ve içinde bulunduğu toplumca da benimsenen yaşamsal bir alandır. Doğum ile kazanılan kişi hakkı ancak bireyin kendisini gerçekleştirmesi için duyumsadığı alan içerisinde kişilik ile olgunlaşır ve et-kemiğe bürünür. Bireyin özgürlüğü yek-diğerinin kendisini gerçekleştirmesi için duyumsadığı alanı genişletme çabası ile büyüyerek bireye geri döner. Bu nedenle toplumun kendisini gerçekleştirme düşüncesi ile birey özgürlüğünü daraltması o toplumun gerilemesine neden olacaktır. Özgürlüğün bireyin kendi alanını genişletip diğer bireyleri hiçe sayması şeklinde yapılandırılması da güçler dengesi/dengesizliği içerisinde güçlü olanın özgürlüğü ve diğerlerinin köle ruha sahip olması ve bazen de kaotik bir düzensizliğe neden olacaktır. Üretim yapısı ile de bağlantılı olduğuna göre, bireyin düşünsel ve eylemsel üretiminin özgür olması ancak bireyin gereksinim duyduğu kullanım değerlerinin toplumun tüm bireyleri için üretilebilmesine bağlıdır. Bu ise, üretim araçları üzerindeki yabancılaşmanın ve tekelin yok edilmesi ile mümkündür. Toplumsal yapı, dengeler/dengesizlikler zinciri üzerine kurulmuşlardır. Zincirin en-zayıf halkasının kopması korkusu ile statükoyu korumak eğilimi gösterir. Bu eğilim, bireysel özgürlüğü toplum adına kısıtlamayı emreder. Özgürlükler konusunda birey ile toplum arasındaki çelişki bunun sonucunda ortaya çıkar. Hiçbir birey, var-olma ve kendisini gerçekleştirme konusunda doğal yapısı gereği sahip olduğu değerden ödün verdiği için bir-araya gelmiş değildir. Bu değerler karşılıklı olarak korunabildikleri ölçüde toplumsal anlaşma/konsensüs sağlanabilir. Özgürlük bu yönü ile bir tercihler zincirini oluşturur. Özgürlük kulağa hoş gelen ve duyguları okşayan bir olgudur. Kendisini yeniden üretebilmesi için bir bireyin tüketmesi gerekeni oluşturabilmesi için toplumsal bir dayatma ile karşı karşı olduğu bir ortamda özgürlük yoktur.

Doğal var-oluş biçimi özgürlük değildir. Çitler ile çevrili alana kapatılan bir canlı türü ile kendi doğasında olan aynı tür arasında bir değerlendirme yaptığımızda kısıtlı ve özgür olduklarını söyleriz. Bu nicel bir karşılaştırmadır. Nitel olanı ise kendi doğasında diğer türdeşleri ile olan ilişkileri ve yaşam alanı ile ölçülendir.

Demek ki özgürlük, var-olma biçimi ile ilgili bir tercihtir ve bu tercih, üretime katılan tüm bireylerin -katılamayanları da gözeterek – kendilerine yabancılaşmadan kullanım değeri/yeniden üretim için tüketim değerini yaratmaları ile mümkün gördükleri bir tercihtir. Bu tercih, köleliğin tüm biçimlerine/gizlenmiş yapılarına karşı durma tercihidir. Bu tercihi, daha fazla düşünen/yaratan canlı türü olarak ?insan? ın yapması hem gerekli hem de kaçınılmazdır.

Özgürlük sonuç itibariyle, bireyin kendisini gerçekleştirmesi /gerçekleştirememesi/gerçekleştirmemesi ile ilgili bilinçli bir tercih olduğu için önemlidir. Özgürlük tercihi bir değerdir ve var-olma hakkından ayrıdır.
10 Mart 2009

Şöyle bir toparlarsak;  Önemsemek,

1- Bir değer yargısıdır,
2- Bu yargı öznel görünse de sosyal/tarihsel içeriğe sahiptir,
3- Hiyerarşik bir yapıdır,
4- Karşıtını/önemsizi içinde barındırır,
5- Bilinç/tarihsel bellek ürünüdür,
6- Bir tercihtir,
7- Amacı vardır,
8- Özgür olan ve olmayan ortamlara göre farklılık gösterir,
9- Üretim araçları ve ilişkileri ile sıkı bağlı ve onlar üzerinde etkili sonuçlar doğuran bir tercih/değer yargısıdır,
10- Üretim olmadan var-olamaz.

Her önemsenen olgu mutlaka değer verilen bir olgu değildir. Kölelik ve savaş olguları önemsenir ancak değerli değillerdir. Önemsenen ile değer verilen ve önemsiz ayrışırlar. Şu sonuca ulaşmak olasıdır; önemli olanın zıttı ile değerli olanın zıttı her zaman örtüşmezler. Savaş ve doğurduğu sonuçlar önemsenir ve ?savaş?ın karşıtı ?barış? önemli ve değerlidir. Ancak bu önerme ters çevrildiğinde çok farklı bir sonuç ortaya çıkar; ?barış?ın karşıtı olan ?savaş? ilk örnekteki gibi bir sonuç doğurmaz; şöyle ki, ?barış? önemli ve değerli iken karşıtı ?savaş? önemli olmakla birlikte değerli değildir. Demek ki, örtüşme olumsuzdan olumluya doğru ise mümkün/olası/var ve olumludan olumsuza doğru ise yoktur. Bu ilke ise yer ve zaman boyutunu aşarak tüm olguları kapsayan bir ilke konumunu kazanır. Başka bir anlatımla; olumsuza doğru yönelimin her yer ve zamanda yanlış olmasıdır. Bilinç bir tercih yapabilme olgusu olmasına karşın bu ilkeyi ters-düz edemez. Bilinçli tercihin olumsuza yönelmesi onun doğru olduğu sonucunu ortaya koymaz. Bilinçsel tercihin olumsuzdan yana kullanılıp olumlu gösterilmesi ise tamamen yalan/aldatmaca üzerine örgütlenmesi ile mümkündür. ?barış için savaş gereklidir? önermesinde olduğu gibi…
15 mart 2009

Önemsenip de değersiz görülen olgu önemsiz görülen olgudan ayrılır. Nükleer bir silah maliyet değeri ve doğurduğu/doğuracağı sonuçlar açısından önemsenir, ancak bu, onun değerli olduğunu göstermez; geniş anlamda değersiz bir araçtır. Her değersiz olgu aynı zamanda önemsenmeyen olgu ile örtüşmez. Tercihler sistemine göre önemsenmeyen olgu aynı zamanda değersizdir. Kullanım değeri olmayan bir inci, tercihler sistemine göre önemsiz ve değersizdir. Ancak, yine tercihler sistemine göre aynı inci, çok önemli ve değerlidir. Bir olgu/cisim ya da varlığın önemli/önemsiz-değerli/değersiz olduğunu bireysel/toplumsal tercihler belirlemektedir. Bireysel/toplumsal tercihleri belirleyen olgular nelerdir? Bu, bir yönüyle NEDEN ÖNEMSERİZ? Sorusuna verilecek yanıt ile örtüşmektedir?!
18 mart 2009

Önemsemenin zıttı olan önemsememek bir yok sayma edimidir/durumudur; bu durum, aktif değil pasif bir durumdur. Buna, durgun/hareketsiz edim de denilebilir. Önemsemek için nasıl bir bilgi birikimi gereksiniyorsa önemsememek için de eş-düzey bir bilgi birikimine gereksinim vardır. Bir bilgiye dayanmayan hem önemseme hem de önemsememe edimleri kişiye ilişkin değil; a-priori/peşin/önceden benimsenen dayatılmış bir olgudur. Bu durum, önem zincirinin tüm halkaları için geçerli bir durumdur. ?Neden? sorusu sorulduğunda bilgiye giden yolda ilk adım atılmış olur. Sorgulanmadan benimsenen önemli/önemsiz olgular ?ki, buna artık ?önem zinciri? diye tanım koyarak sürdüreceğim- bunların gerçekte öyle olduklarını göstermez. Kişisel gerçeklerin de bir diğeri için gerçek olmasını gerektirmediği gibi…Ancak, kişisel gerçek her ne ölçüde gerçeklerden uzakta olsa, dayatılmış önem zinciri yargısından en-azından kişisel olarak daha değerli/daha önemlidir. Böyle olmasaydı, insan topluluğunun sürü-den bir farkı kalmayacaktı.

Diğer canlı türlerinin bir çoklarında sürü ile birlikte hareket etmek var-olma biçimi olarak göze çarpar. Tümünün temelinde Elias Canetti?nin ?Kitle ve İktidar? adlı araştırma/incelemesinde tanımladığı gibi ?korku? yatmaktadır. Karanlıktan hep korkulmuştur. Bu nedenle aydınlık her zaman önemsenmiş, Güneş bir kurtarıcı olarak doğduğunda tüm canlılar ona yönelmişlerdir.

Günün bereketi/bolluğu gecenin sırtında taşınır.

Önem zincirinin kişisel yanı onun toplumsal yanından ayrı ve kopuk değildir. Her topluluk bir bireyde olduğu gibi topluluk olarak varlığını sürdürme eğilimi taşır. Bu nedenledir ki her topluluğun topluluk olarak önem zinciri vardır. Birey kendi önem zincirini oluştururken diğer birey/bireylere göre bir değerlendirme yapar. Önem zincirinin anlamı/değeri, ötekinde/diğerinde yarattığı anlam/değer ile bir sonuç doğurabilir. Demek ki, önem zinciri olgusu bir diğerinin yargısal alanına gereksinir ve ona hitap eder. Böyle olunca, rahatlıkla söylenebilir ki, önemli/önemsiz olgular sosyal/toplumsal bir açıya ve içeriğe sahiptirler. Bunları belirleyen etkiler içerisinden çıktığı sosyal yapının oluşumunu belirleyen etkiler ile örtüşür.

Bir canlının varlığını sürdürmesi için doğal şarları kullanması onun önemsediği anlamına gelmez. Bir terliksi var olmak için doğal alanı kullanır ve karşı-güçler ile savaşım halindedir. Bu eylemliliği onun yaşamayı önemsediği anlamına gelmez. Yaşamak gerektiği için yaşamak ile yaşamayı önemseyerek yaşamak arasında fak vardır. Demek oluyor ki, salt yaşamın kendisini korumak edimi onun önemsendiğini göstermeye yetmez. Yaşamın ne için/amaçla korunması gerektiği sorusuna verilecek yanıt ile aradaki fark daha da belirginleşecektir. Buradan hareketle bir belirlemede bulunmak mümkün hale gelmektedir. Önem zinciri ile erek/amaç sıkı bağlantılı olgulardır. Terliksi-nin var olma mücadelesinin bir değer/yargısı içermemesine karşın bir balinanın intihar etmesinin bir değeri/yargısı olduğunu gösterir. Bu son durum insan türü için de geçerlidir. Balina hangi koşulda olursa olsun değil, önemsediği koşullarda yaşamak için böyle bir davranış sergilemektedir. Yaşamak ne kadar önemli ise ölmek de insan için o kadar önemli hale gelir. Öyle olmasaydı beş-bin yıldır ölenler için yapılan dinsel/toplumsal/kişisel ayinler/ağıtlar/gösteriler açıklanamayacaktı. Doğum olayı gibi ölüm olayı da insan türünün önemsediği bir olgudur. ? Ve bu olgu sadece insan türüne has değildir- Ölüme karşı kayıtsız kalmak ya da onu bilinçli olarak göğüslemek ölümün önemsenmediği anlamına gelmez; tam tersine çok önemsendiğini gösterir. Hasan Sabbah?ın müritleri ölmek istemişlerdi. Toplumsal ve tarihsel birikim ölüm olayını önemler zincirine eklemlemiş olmakla bir dayatmada bulunur. Zamana karşı yıpranma ve biyolojik dönüşümün kaçınılmazlığı yaşamayı önem zincirinin ilk halkasına yerleştirmiştir. Böyle olunca ölmek önemli bir olgu olmakla birlikte temelde istenmeyen/amaçlanmayan bir olgudur, ancak önemsiz değildir.

Sonuç doğuran her olgu toplumsal ve bireysel yargılar ile ve yine doğurdukları sonuç ölçeklerinde önem zincirinde yerlerini alır.

Bir olgu ile ilgilenmek onu önemsemeye/hakkında bilgi edinmeye yönelik bir çabadır. Bu uğraş o olgunun önemsendiğine işarettir. Ne ki, bu uğraş sonuçlandırılmadan önem zincirine bir halka olarak eklenmez. Bir olgunun önem zincirine eklemlenmesi için ilginin bilgi düzeyine ulaşması gerekir. Bilgiye dayanmayan ilgi saman alevi gibidir; yanar ve hemen söner. Buradan hareketle şu değerlendirmede bulunmak mümkündür; önem zinciri bilgiye dayanır ve bilgiye dayanmayan yargı önemli bir sonuç doğurmaz; bu nedenledir ki önemsiz sayılır. Dikkat edilecek olursa buradaki önemsiz ile önemsenmeyen olgu farklıdır. Ve yine buradan hareketle; önemsizliğin ilk halkasını bilgisizlik oluşturur denebilir. Bunun farkında olunup olunmamasının önemi yoktur.
?Cahille sohbeti kestim? sözü buradan çıkmış olmalı
13/14 Nisan 2009 Küçüksu

Yaşamaya önem veren ve bunu biyolojik sürdürülebilir bir yapı olmaktan çıkartarak anlamlı bir yapıya dönüştüren insan türü, yaşamayı önemsediği ölçeklerden daha fazla kendi sonunu hazırlayan, bunu içerisinde var-olduğu canlılığı/devinimi önemsemeyerek gerçekleştirir. Bu durum, gerçekten, insan türünün tarihsel belleğindeki gelişkinlik düzeyine ters düşen, anlaşılması olanaklı ve fakat benimsenmesi imkansız bir antagonizmadır. Yaşamayı önemseyerek onu daha da anlamlı kılmak için farkında olmadan ya da bilerek giriştiği canlı/doğayı yıkma/tahrip etme eylemi ile kendi sonunu hazırlar. Aslında hazırladığı bu kötü durum doğrudan kendisi üzerinde ve açık bir etki yapmadığından bu durumu görmezlikten gelir. Kötü olan bu sonucu önemsemez. Onun için yaşamın son bulması elbette önemsiz değildir. Ancak, bu son durumdaki önemsememesi, ilgisiz kalmayı/aldırmamayı ifade eden bir duygu/düşünce olarak beliren bir durum olarak ortaya çıkar. Önemsiz sayılan/değersiz görülen olgu ile kayıtsız kalınan olgu aynı değildir. Yukarıda değinildiği gibi ozon tabakasını işlevsizleştirecek bilgiye sahip olan insan türü bunu zaten tedrici olarak yapmaktadır. Bu eylemi ani olmayıp tedrici olduğundan yaşayan kitle üzerinde gerçek bir baskı oluşturmaz, bu nedenle görmezlikten gelinir.

Aldırmazlık, her ne kadar önemsiz/değersiz görme olgusundan farklı ise de, ona çok yakındır. Her an önemsiz olana dönüşebilecek bir mesafede durmaktadır. Aldırmazlık bir genel-yapı haline geldiğinde ise önemsiz olgusu ile örtüşür ve buna sefalet demek kaçınılmazdır. Tarihsel bilgi/belleğe sahip olan insan türünün sefalet ile yatıp-kalkması geçmişin yaratıcı akıl/emek birikimine gösterdiği büyük bir saygısızlık örneğini oluşturur. Bu saygısızlığın temelinde ise yenemediği egosu vardır.

İnsan türü, doğal güçler ve dengeler karşısında kat-etmiş olduğu mesafeyi dikkate alarak kendisini diğer türlerden belirgin bir şekilde ayırmayı başarmış görünmektedir. Bu durum ona hak ettiği bir ayrıcalığı tanısa bile, diğer herhangi bir türden daha üstün olduğunu göstermez. Üstünlük duygusunun önemler zincirinin artı halkasında yer aldığı gözlemlenir. Tam karşıtındaki eksi kutupta ise alçaklık/aşağılık duygusu durmaktadır. Manyetik bir çekim yasası olan artı ve eksi kutupların bir-birlerini çekmeleri olgusuna bu değerle söz-konusu olduğunda da karşılaşılır. Sanki fizik yasası ile ruhsal/toplumsal yasalar bire-bir örtüşme eğilimi gösterirler. Üstünlük duygusu mutlak surette bir ötekine gereksinim duyar. Çünkü bu duygu bir ölçümlemeye dayanır. İnsan türü ilk zamanlar önce kendisini/insanı diğer canlı türlerinden üstün görmüş ve giderek bu yargıyı kendi türü içinde kullanmaya başlamıştır.
16/17 Nisan 2009

Yapılan açıklamaların ışığında;

11- Önemsemek ve değerli görmek ayrı olgulardır.
12- Önemliden önemsize doğru olumlama olanaklı iken tersi olanaklı değildir.
13- Önemsizlik ve değersizlik eş-anlamlı değildir.
14- Önem ve değer olgularını toplumsal yapı içerisindeki bireyler belirlerler.
15- Önemsememek, önemsemenin tersine aktif değil pasif bir edim/edimsizliktir.
16- Önemsiz değerlendirmesi bilgiye dayanmak zorundadır.
17- Önem zinciri sosyal bir içeriğe sahiptir.
18- Önem zinciri bir-ötekine gereksinim duyar.
19- Gereklilik ayrı bir olgu, önem/sizlik ayrı olgulardır.
20- Amaç/erek önem zincirinin temel taşıdır.
21- Önem zinciri zaman ögesi ile yıpranır ve değişir; sabit değildir.
22- İlgi, önem zincirine atılan ilk adımdır, bilgi ile halka tamamlanır.
23- Önemsemek her zaman ileriye doğru atılmış bir adım anlamına gelmez.
24- Önem zincirinin yıpratanlarından belki de en önemli ikinci ögesi kayıtsızlıktır.
25- Önemsizlik halkasının ilk zinciri, bilgisizliktir.

Önem zinciri kapalı bir halkadır. Bir ucunda önemsenen/değer verilen/korunmak istenen ögeler, diğer ucunda ise önem verilmeyen/değersiz/gözden-çıkartılan ögeler bulunur. Halkanın tamamlanması bu ögelerin birlikteliği ile olanaklıdır. Önemli/önemsiz bu nedenle eş-değerdedirler. Bu halka önemliden önemsize doğru ise; öncesinde koruma ve sonrasında uzaklaşma eğilimi taşır. Zigot yaşamak için devinirken bir önemseme düşüncesi ile davranmaz. Önemseme olgusu ona doğumdan sonra eklemlenir. Kişi neden önemsediğini algılamaya başladığı andan itibaren farklı olanı görmeye başlar. Farkında olduğu sürece tarihsel belleği ile karşılaşır. Farkında olmadan önem zinciri halkalaşmaz. Bu nedenledir ki, önem zincirinin ögelerinden biri de farkında olmaktır. Farkında olma düşüncesi kişiseldir. Topluma mal olduğunda ise toplumsal bir yargı durumunu alır/dönüşür. Farkında olmanın toplumsal yargı olarak aktarılması çok sayıda kuşağın varlığını gereksinir.

Önemsemediğini söylemek önemsemenin olumsuzudur. Önemsememenin dışlama karakteri önemsemenin içselleştirilmesinin tersi/zıttı-dır. Önemsenen olgular içselleştirilirlerken, önemsenmeyenler dışlanırlar. Bunun, korku, korunma, sahiplenme, iktidar ile ilişkisi olmalıdır/vardır. Korkular korunmayı, sahiplenme korkuyu, korkuların tümü ise iktidarı ve onu yok etmeyi doğurur. İktidar olunmanın arzulanan bir durum/olgu olmasının temelinde korku/kaybetme duygusu yatar.

Önemsememek eylemi de önemsemek eylemi gibi iki tarafı barındırır. Ancak, önemsemede aktif/pasif iki yan bulunduğu halde önemsememede her iki yan da pasif/edimsizdirler. Önemsememek ile gelişen karşı-direnç/karşı-koyum önemsememenin aktif önemsemesini oluşturur. Bu durum her ikisinin eşitlendiği noktayı gösterir. Önemsenmeyişe karşı geliştirilen aktif önemseme, önemsenmemenin zıttı değildir; ona karşı geliştirilen yeni ve farklı bir önem zinciridir. Burada paradoks gibi görünen olumsuzun olumsuzu, kendi olumlaması olmakla; olumlamanın seçilen temel noktaya göre farklı olmasını gerektirir/ifade eder/anlatır. Böyle olunca, şunu söylemek olanaklıdır; önem zinciri yer/zaman gözetilmeden bir çerçeve olarak vardır; ancak, yer/zaman/kişi ile içeriği/temeli/görüntüsü değişen bir tablolar/zincirler halkasıdır. Önem zinciri bu nedenle sürekli renk değiştiren bir halkadır.
Küçüksu, 2 Mayıs 2009

Önem/değer, önemsiz/değersiz ilişkilerinde önem ile değerin ve önemsiz ve değersiz olgularının tam anlamıyla örtüşmedikleri söylenebilir. Sömürgeciliğin ne olduğunu bilmek önemli bir bilgidir; çünkü, onun ne olduğunu bilmeden onu yok etmek/ortadan kaldırmak olanaklı değildir. Buradaki önemsenen ?bilgi? kendince önemli ve değerlidir. Kendince derken ?bilgi? nin önem ve değerine atıf yapılır, yoksa üzerinde düşünülen/bilgisine ulaşılan ?örnekte olduğu gibi sömürgecilik- değer verilmez. (Bu tablo doğal olarak sömürgeci güçler açısından tam ters olarak değerlendirilecektir.) Bu ayrışma bizi önemsemenin farklı bir yapısına götürür. Önemsemenin hatırlanacağı gibi hem aktif hem de pasif ögeleri vardı. Ancak öyle anlar/zamanlar/olgular vardır ki önemseme tercihi içerdiği değer yargısından değerli olma/kabul edime söz konusu olduğunda ayrışır ve önemsemenin aktif/pasif ögeler örtüşürler. Yukarıda açıklandığı gibi ?bilginin kendince önemli olması şeklindeki önem yargısı? pasif ögesi olmayan, bir açıdan pasif ögenin aktif öge içinde eridiği bir önemsemedir. Bu durum, önem halkası için ayrık/istisnai bir durumdur. Benzer/aynı durum önemsiz/değersiz ve hiç-e saymak durumunda da kendisini gösterir. Bireyin kendisini hiç-leştirerek algılamaya çalışması, hiç-ten var/yoktan var olma düşüncesi ile aynıdır. ?Hiç? yersiz ve zamansızdır, öncesi ve sonrası/yönü de yoktur.

Önemsizlik yargısı kendi içinde bir değerli olmadır. Bu nedenle hiç-e sayılmak ile önemsiz/değersiz sayılma arasında fark vardır. ?Hiç? tam anlamıyla bir reddiyetçiliği ifade eder ve yargısı yoktur; ne önemli olanın ne de önemsiz olanın ?hiç? karşısında bir farkı ve anlamı da yoktur. Soyut düşünce halkası ile var-olmanın dayanılabilir yükü dayanılmaz olarak algılandığında sonsuzluk/uzay/zaman dilimi içerisinde bir toz zerresi gibi görünen birey ?hiç? olduğu düşüncesine kapılır. Bu bir yanılgıdır. Sonsuzluğu tanımlayan düşüncenin kendisi olduğuna göre bu durum onun bir hiç olmadığının kanıtıdır. Düşünce bireyseldir. Bu durum tarihsel bellek ile çatışkı içerisinde değildir. Birey düşüncesinin kendine olan kanıtı onun/bireyin/insanın da hiç olmadığına kanıttır. ?bu durum diğer canlılar/cansızlar için de geçerlidir; insan türü gibi düşünmüş olmaları gerekmiyor- Einstein?ın dediği gibi sonsuzluğun insan beynine/düşüncesine nasıl sığdırıldığını anlamak zor olmasa gerek. Düşüncenin kendisi sonsuzluğun varlık nedeni değildir. Varlık ve algılama arasındaki fark buradan ortaya çıkar. Toz zerresi gibi görünen birey tarihsel belleği ile bu durumunu önemser. Çünkü o, tarihin nesnesi değil öznesi olma eğilimindedir. Bunu her şeyden önce kendisi için yapar. Tarihin nesnesi olan bireyler ve bunların oluşturdukları kitleler de sonuç doğurucu eylemlilik içerisinde bulunurlar; bu nedenledir ki, değersiz görülürler ve fakat önemlidirler. Bu son durumda değersiz görülen ile önemsenenin örtüştüğünü görmek mümkündür. Değersiz görüp önemsemek edimi örtülü bir şekilde her iki olguyu da aktif hale getirmektedir. Önem halkası bu şekiller ile aktif-pasif/nötr/aktif-aktif halka biçimlerini olarak kendi etrafında sarmal bir yapı oluşturur.

Bireysel ve topluma mal olmuş tercih nedir? Bu tercihler nasıl şekillenir? Doğurdukları sonuçlar örtüşür mü? Neden Önemsenir?

Toplumsal yapıların gözle görülemeyen ağları/kolları vardır. Bir örümcek ağı bu yapı karşısında çok basit ve ilkel kalır. Toplumsal ağlar bireyi çepe-çevre kuşatmakla kalmaz onun tüm bilincine/belleğine sahip olmak/etkimek/nüfuz etmek ister. Bunu yaparken bireyi kendi içerisinde eritmek/içselleştirmek/yok etmek eğilimi taşırlar. Üstelik gözle görülemedikleri/elle tutulamadıkları için bir örümcek ağından daha karmaşık ve tehlikeli olurlar. Kuşatılmanın farkında olmayan birey/ler bu ağın zavallı/sefil/güçsüz kurbanları olurlar.

Önem halkası insana ilişkin ve sosyal/tarihsel bir yargı olup temelinde özgürlük düşüncesi yatar. Özgürlük düşüncesi önemsemenin temel nedeni olmasa da onun bir gerekliliğidir; neden önemsemek gerektiğinin gösterir. Özgür olmayan toplumsal yapılarda da üretim vardır. Ancak paylaşım ve tüketim o toplumun mal-edinme biçimine göre şekillenir. Buradaki biçim, ilişki kalıplarını/kuralları belirleyecek bir güce ulaştığından önem halkası üzerine etki ederek onu köreltir. Her birey tam/sağ doğmakla kişi hakkı edinse de aslında gözle görünmeyen/biyolojik olarak algılanmayan bir sakatlığı hazır bulur. Doğuş anındaki tarihsel bellekteki kırılma ona ilişkin olmadığından bunun biçimlenmesi aşamasındaki etkime istenci onu farklılaştırır ve önem halkasını toplumsal ağın yok edici yapısına karşı dirençli hale getirir. Özgürlük tutkusu bu nedenle bireysel bir karakter taşır ve yansımasını toplumdaki diğer bireylerde bulur. Önem zincirinin ilk halkasını yaşama/var olma hakkı oluştursa da özgürlük olmadan hiçbir değere sahip değildir. Bu halka genişleyerek yol alır ve özgürlük toplumsal ilişki kalıpları ile şekillenirken değer kazanır. Doğal özgürlük ile toplumsal/tarihsel özgürlük hem öz ve hem de biçim olarak ayrılırlar. Birey için ikincisinin bir anlamı/değeri vardır. Ceninin özgürlüğünden söz edemediğimiz gibi bir adada yapa-yalnız yaşayan bir insanın da özgürlüğünden söz edilemez.
Batı, 11/14 Mayıs 2009

26- Farkında olmak, önem zincirini/halkasını dayatmalardan korur.
27- Kaybetme korkusu ile iktidar olma duygusu/istenci karşılıklı beslenirler ve önem zincirinde içselleştirildikleri oranda yer edinirler.
28- Önem zinciri genel bir çerçeve sunar; içeriği bireyler/topluluklar/toplumsal yapılar tarafından doldurulur.
29- Önem zinciri tek yönlü değil sarmal bir zincir/halkadır. Aktif-pasif-nötr ögeleri taşır.
30- Değersiz görülen ile önemsenen örtüşebilir.

Neden Önemseriz?/ Neden Önemsenir?/Önemsemek-Önemsememek Nedir?

Tüm bireylerin doğru/yanlış, haklı/haksız, tam/eksik, iyi/kötü vs. şeklinde mutlak surette bir amacı/ereği vardır. Amaçlar oldukça çeşitlenirler; kendisi, o, öteki,ülke, toprak,düşünce,yeme,bir şekilde yaşama, etik, hukuk, doğa, eşitlik,özgürlük, paylaşım vs.vs. Her birey böylesi bir/birden fazla tarihsel bu değerlerden birine/bir-çoğuna yönelir. Neden mi yönelir? Bu yönelim onun var-olma biçimi/özü olduğundandır. Yönelimlerin bir kısmı geçicidir; kısa sürede gerçekleşir ve hemen sonlanır. Diğer bir kısım yönelimler vardır ki kişi/birey var-olduğu sürece o yönde kararlı bir yürüyüş sürdürür; işte bireysel amaç/erek burada ortaya çıkar. Belki de buna temel amaç/erek de diyebiliriz. Doğal olarak bireysel yönelimlerin bir olgu ile sınırlı olmadığı anlaşılır bir durumdur. Bireyler birden fazla amaca aynı anda yönelim eğilimi taşırlar/yönelirler de…Bir amaç gerçekleştiğinde o yerini hemencecik bir günceline bırakırken sırada bekletilenler de onun yerini alırlar. Bu, su ile dolup boşalan havuz gibidir. Zaman olur ki birden fazla amaç aynı anda güncelleşir ve at-başı giderler. Hepsine aynı anda yetişilmediğinde bir tercih yapılır ve ?ilk önemsenen? ?amaç? a yönelinir. Önem halkası/zinciri ile kişisel/toplumsal/tarihsel amaç/erek arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır. Bu ilişki, fizikteki kütle çekimi ile ivme arasındaki gibi ayrılmaz bir ilişkidir.

Amacı/yönelimi/ereği olmayan birey ve toplum için önem zinciri/halkası oluşmaz ve yoktur.
Neden mi önemseriz?
Bir amacımız olduğu için.
Amaç nedir?
Özgür yaşamak…

Küçüksu/Batı, 19 Şubat/16 Mayıs 2009
Yazan: Necdet Evren

Yazıdaki Resim:
Vincent van Gogh
(Groot-Zundert, 1853 – 1890, Auvers-sur-Oise)
The Sower
Oil on jute, mounted on canvas. 73.5 x 93 cm.
Vincent, Painted in 1888 in Arles, De la Faille 450.

Önemsemek Üzerine Notlar – Nejdet Evren” üzerine bir yorum

  1. Düşünsel gücümüze güç katan kalemine, çoğalan sevgimizle atan yüreğine sağlık…

    “Önemsemek Üzerine Notlar” başlıklı eşsiz analiz ve değerlendirmeler içeren yazını Evrim DEMİR’in eylemi ardından bir kez daha okumak istedim. Çünkü Evrimin tarihin karanlık girdabında aydın kalacak olan eylemi, önemsemenin hem sosyolojik hem de psikolojik tepkimesi ve sentezi gereği pratiğini sergilemektedir.

    Sevgili Nejdet, yan yana geldiğimizde uzun uzun tartışacağımız ve fakat şimdi burada belirtmek istediğim öncelikli husus önemseme/önemsememe sarmalındaki sıralama çeşididir.Sıralamanın ilk hanesinde yer alan önemsenen bir den fazla olabilir mi? Birden fazla ise tercihler nasıl ve neye göre yapılacaktır?

    Evrim Demir; acıların, şiddetin, savaşın, ölümlerin olmadığı barış içinde ve özgür bir yaşam için ölümü tercih etmiş ve bedensel acıyı göz ardı ederek tarih sayfalarında aydınlıkla anılacak eylemi gerçekleştirmiştir. Burada önemsenen/ önemsenmeyen pozitif/negatif ve aktif/pasif durumlar mevcut ve fakat hepsi aynı sıralamada. Avukat olmak isteyen ve özgürlük mücadelesini sürdürme potansiyeli olan bu güzel kadın tek bir aktif eylem ile bir çok olguyu içinde barındıran bir denkleme imza atmıştır.Bu denklemin ikinci bir “önemsemek üzerine notlar” yazısına zemin hazırlayacağı kanısındayım.
    Sevgili Nejdet,eşsiz değerlendirmelerin, analizlerin ve düşüncelerini hayranlıkla ve sevgiyle selamlıyorum…

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Fahri Petek: Bir Hayat, Üç Can (*) – Hasan Akarsu

Yazar, ozan M. Şehmus Güzel, Türkiye işçi ve sol hareketi üzerindeki araştırma, inceleme çalışmalarıyla tanınıyor. ?Fahri Petek: Bir Hayat, Üç...

Kapat