Güven, Vedat Türkali

Vedat Türkali 1956 yılında cezaevinde iken Güven romanını yazma düşüncesi  kendini gösterir. 90’lı yılların başından itibaren ise on yılı aşkın süre Londra’da Güven romanını yazmaya yoğunlaşır. Ve Vedat Türkali, Türkiye Komünist Partisi?nin tarihi niteliğindeki, İkinci Dünya Savaşı döneminin siyasal yapısının sergilendiği Güven adlı romanını 1999 yılında yayınlamıştır.
Zaman, İkinci Dünya Savaşı’nın var gücüyle devam ettiği 1940 ‘ların başı. İstanbul Üniversitesi’nde okuyan bir avuç anti-faşist devrimci genç, dönemin tek muhalefet partisi olan illegal Türkiye Komünist Partisi’ni aramaktadır. Bir avuç insan, 1940’ların Türkiye’sindeki tüm boyutlarıyla sergilenen karanlığı bir ucundan yırtmak için mücadele vermektedir… Vedat Türkali, beş kitaplık ve iki ciltlik romanı boyunca Komitern belgelerine dayanarak, hakkında verilen “desantralizasyon” kararının öncesindeki ve sonrasındaki TKP’nin durumunu romancılığının bilinen ustalığıyla; iç monologlar ve diyaloglara, olayların, olguların, kişilerin akışıyla ortaya koyar. Türkali, İkinci Dünya Savaşı yıllarındaki Türkiye`yi anlatan “Güven”de Türkiye Komünist Partisi`nin tarihini sürece tanıklık etmiş bir yazar olarak tüm içsel dinamikleri ve sorunsallarıyla gözler önüne sererken, yalnızca o dönemdeki sol hareketin değil, demokratından faşistine, iş adamından polisine bir toplumun tüm farklı kesimlerinin aynalığını yapar. Türkali`nin coşkulu anlatımı karakterlere ve olaylara ilişkin derin bakışıyla birleşince, Türk edebiyatında benzersiz bir roman çıkar karşımıza: Toplumun her kesiminin görüşlerinin tarafsızca, ustalıkla aktarıldığı uzun bir yolculuk, bize kendi yanıtlarımızı üretmemizi sağlayacak yepyeni araçlar eden dev bir yapıt…

“Güven romanının öyküsü çok eskilere dayanır. Sevim Belli ve ben o öyküyü en iyi bilenlerdeniz. Savaş yıllarını hatırlayalım. Savaşın ilk yıllarında Nazi Almanya’nın orduları zaferden zaferden koşmuş. Stalingrag’ı kuşatmışlar. Kafkasların en yüksek doruğuna gamalı haçlı bayrağı dikmişler. Ülkemizi tek parti CHP yönetiyor. Bu parti kapılarını yobaza ve faşiste açmış, bileşim değişikliğine uğramış. Başkan Saraçoğlu, Almanların adamı. ‘Biz Türkçüyüz’ diye nutuklar atıyor. Alman zaferi bir olupbitti sayılıyor. Buna hazırlık olarak azınlıkları yıkmayı hedef alan ‘varlık vergisi’ yasallaştırılmış. Gayri-Müslim azınlıklar için Doğu Anadolu’da toplama kampı kurulmuş. Bu kapkara resimde bir tek aydınlık alan var. Tek muhalefet partisi, yeraltındaki Türkiye Komünist Partisi. Genç Abdülkadir(Vedat Türkali) ve arkadaşları kapı kapı onu arıyorlar. Başlarına ne geleceğini bile bile. Ve bulunca da o kapıyı açtırıncaya kadar çalıyorlar. O günlerde bu gençler Türkiye’nin en bilinçli, yurtsever insanları idiler. Güven romanında Türkali yaşadığı bir öyküyü anlatıyor. O romanın er geç yazılacağını daha o günlerde bize söylüyordu. Aradan geçen yarım yüzyılın birikimini içeren bu yapıt sonunda yayınlandı ve olay oldu. Okuyucu o günlerin insanlarını tanımış oluyor, onları seviyor ve onlara saygı duyuyor. Böyle bir olayı yaratan kişi doğru yoldadır.” Mihri Belli

“Cumhuriyet tarihinde radikal bir değişimin miladı da sayılabilecek 1940?lı yılları yanı başımızda patlayan II.Dünya Savaşı atmosferi içerisinde, merkezine TKP hareketini ve o hareket atrafında örgütlenen üniversite gençliğini yerleştirerek işleyen ?Güven?, Türkali?nin söyleşilerinde de belirttiği gibi hem bir yaşanmışlığın izlerini taşıyor, hem de yıllar sonra açılan Komintern belgelerine dayanıyor.
Parti tarihinde bir kırılmayı işaret eden ?desantralizasyon? kararı etrafında gelişen olaylar ilk bakışta yalnızca siyasi meselelere ilgili okuyuculara hitap ediyor yargısı uyandırmakla birlikte, o dönemin toplumsal yapısındaki farklı sınıf ve kesimlerden gelen çok sayıda farklı insan tipini, işçisiyle, öğrencisiyle, polisi, memuru, tüccarıyla, kadını ve erkeğiyle canlı portreler halinde, tutkuları, aşkları, cinsellikleri, inançları, zaafları ve kimilerini çıkarcı yanlarıyla romanına katan Türkali, içinde yaşadığımız bugünün somut tarih öncesine gönderiyor okuyucuyu.
Türk romanında Cumhuriyet tarihinin ?tartışmalı? bölgelerine pek adım atılmaz. Adım atmaya niyetlenen metinlerse, artık sansür korkusundan mı diyelim, yoksa yazarlar o tarihe objektif bakamadıklarından mı, bir türlü başarılı olamamıştır. Ermeni tehciri, Serbest Fırka, Istiklal mahkemeleri, Kürt İsyanları, Varlık Vergisi ve Aşkale kamplarıyla II.Dünya Savaşı yılları, 6/7 Eylül olayları gibi, Cumhuriyet ile başlayan yasaklı ve acılı tarihi ile TKP de o ?tartışmalı? bölgelerden, tarihimizin kara deliklerindendir.
Resmi tarihin, tarihin resmisini sevenlerin ve siyaset erbaplarının 1940?lı yılları bir bellek yitimi ile nakletmeleri alıştığımız, kabul etmesek bile anladığımız bir ideolojik duruş; ne var ki, toplumların vicdanı, halkların ya da tarih dışı bırakılanların ?vakanüvisti? olması gereken edebiyatın bu dönemlere ilişkin sessizliğini anlamak zor doğrusu. Doğrudan sol muhalefete karşı girişilen baskıcı uygulamalara duyulan bir uzaklık değil kastettiğim: II. Dünya Savaşına doğrudan katılmamış olsalar bile, bu coğrafyada yaşayan insanlar savaşın etkilerini -yokluk, açlık, yaygınlaşan karaborsacılık, uzayıp giden kuyruklar, vb. toplumsal sorunlar olarak- yakından hissetmişlerdi. Neredeyse bütün temel ihtiyaç maddelerini kapsayan karaborsa ekonomisinin ve karneli hayatın bir efsane halinde toplumsal bilincimize kazındığı o karanlık dönem rüşvetçi memurları, tek parti çevresinden savaş zenginleri, yoksul çocuklarının beş yıla uzayan askerlikleri, gizlenemeyen Alman taraftarlığı, ırkçı akımları ve aydınlara yapılan baskılarıyla tarihçilerin, toplumbilimcilerin ve edebiyatçıların -gerek o yılllarda gerek sonrasında verdikleri- ürünlere yeterince yansımadı.
Vedat Türkali, Cumhuriyetin II. Dünya Savaşı yıllarındaki işte bu dehşet tablosunu -TKP tarihine paralel biçimde- mümkün olan en geniş biçimiyle gözler önüne sererken gerçek bir aydın tavrı sergiliyor; olup bitenleri gören, olayların ardındaki dinamikleri soruşturan ve tarihin bir kesitini gelecek kuşaklar için anlaşılır bir hale getiren bu tavır, yazarın dile getirdiği gibi ?gerçeklerin devrimci? olduğuna duyulan inancın gereğidir.
?Eğer bir roman iyi bir romansa ve dönemini de bilinçli bir şekilde yansıtıyorsa, zaten bir kavgaya girmiştir. Bir şeyler dağıtır, bir şeyler verir? diyor söyleşisinde Vedat Türkali. İyi romanlar yazarak dağıtmaya, vermeye çalıştığı daha iyi bir dünyanın mümkün olduğu düşüncesidir. İçerde anti demokratik uygulamalara, insan hakları ihlallerine, dışarıda küreselleşmenin azgın ve yayılmacı iktidarına karşı direnen bir yazarın yapması gerekeni yapıyor, elindeki yegane silahı kalemiyle sesini duyurmak istiyor. Yazıyor Vedat Türkali, çünkü gözler önüne sermek istediği bir yalan, dikkatleri üzerine çekmek istediği bir düş, sosyalizme duyduğu hiç bitmeyen inancı var?” A. Ömer Türkeş

Vedat Türkali 90’lı yılların başından itibaren sessiz bir sürece girmiştir. Bunun en büyük nedeni de Türkali’nin; “Bir Gün Tek Başına, bu kitabı yazmak için kullandığım bir müsfetteydi,” dediği Güven’i yazmak için on yılı aşkın süre Londra’da yaşamasıdır. Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP) tarihçesini niteliğinde kaleme alınan Güven’in ilk adımları 1956 yılında Türkali cezaevindeyken atılmıştır. Türkali bu kitabı kaleme alırken ilk tepki yıllarca çalıştığı yayınevinden gelmiş ve yayınevi böyle ‘tehlikeli’ bir kitabı basmak istememiştir. Gendaş Yayınevi ile anlaşan Türkali’nin kitabı çıkar çıkmaz farklı kesimlerden sesler yükselmiştir. Kimilerince bu kitap Türkiye sosyalist hareketinde önemli bir rol üstlenen TKP tarihinin çarptırıldığını söylerken kimileri de kitabı edebi açıdan ele alarak değerlendirmiş ve ‘Güven’deki çelişkili noktalara dikkat çekmiştir. Yazarın yaklaşık 50 yıllık özleminin ürünü olan ‘Güven’ edebiyat çevrelerinde tartışılmaya devam ediyor.

Vedat Türkali’nin Hayatı
Asıl adı Abdülkadir Pirhasan. 1919 yılında Samsun?da doğdu. İstanbul Üniversitesi Türkoloji bölümünü bitirdi. Maltepe ve Kuleli Askeri Lisesi?nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 1951?de siyasal eylemlerde bulunmakla suçlanarak tutuklandı. Askeri mahkeme tarafından dokuz yıl hapis cezasına çarptırıldı. Yedi yıl sonra koşullu olarak serbest bırakıldı.

Vedat Türkali 1944?1950 ağır baskı döneminde devrimci sanat çevrelerinde ilk kez el altında dolaştırılan gizli şiirleriyle (özellikle ?İstanbul? şiiri ile) tanındı. Şiir uğraşlarını gizlilik döneminden sonra düştüğü hapishanede mapusluk süresince de sürdürdü.

1958 yılında cezaevinden çıktıktan sonra sinema alanında çalıştı. 40’ın üzerinde senaryo yazdı ve üç filmin yönetmenliğini yaptı. Senaryolarını Vedat Türkali takma adı ile yazıyordu. Film alanındaki emekleri günümüz Türk Sineması?nda seçkin bir yer tutar. Geniş izleyici yığınlarını da saran bu çalışmalarının genç Türk Sineması?nın oluşum ve gelişiminde etkin bir yeri olduğu bilinen bir gerçektir.

Yazdığı üç tiyatro oyunu, ulusal gelenek ve değerlere dayanan oyunlar olarak (ikisi türkülerle işlenmiş epik yapıda) özgün öncü nitelikler taşır. 141. Basamak 1970?de Ankara?da sergilendi. Bu ölü Kalkacak 1976 yılında İstanbul Belediye Şehir Tiyatrosu?nda sergilenirken yasaklandı. Dallar Yeşil Olmalı 1985?de yayınlandı.

Vedat Türkali, Türkiye Yazarlar Sendikası ve Barış Derneği yöneticilik ve üyeliklerinde bulundu. Aydınlar Dilekçesi ve Barış Derneği davalarından yargılandı.

İlk romanı Bir Gün Tek Başına 1974 yılında yayınlandı. Bu roman sanatsal ve yazınsal görüşlerinden ödün vermeden sinematografik özelliklerin romana aktarıldığı üstün başarılı bir yapıt olarak heyecanla karşılandı. Türkali, Bir Gün Tek Başına’da 27 Mayıs Askeri Darbesi öncesindeki Türkiye aydınlarının bunalımlı çıkmazını sergiler.

İkinci romanı Mavi Karanlık ağır koşullarda aydınlar arası hesaplaşmaya dayanan acı umutsuz bir sevi romanı olarak 1983’te yayınlandı. Üçüncü romanı Yeşilçam Dedikleri Türkiye, Türk romanında bir dönüm noktasıdır denilebilir. Bu yapıtında da Türkali, bir tarih parçasının karmaşasındaki Türkiyenin çelişkilerle yüklü acı tatlı serüvenini bölüşen tanıklarıyla yüzyüze getiriyor okuyanları.

Bu Gemi Nereye (1985) adlı düz yazıları, söyleşileri, soruşturmalarından oluşan kitabı, Türk Sineması üzerine araştırma yapacaklar için kaynakça niteliğindedir.

Önsözlerinde Türk Sineması’nın yapısı ile ilgili önemli açıklamaları içeren iki senaryo kitabı var: 1. Üç Film Birden-1979 (Bedrana, Kara Çarşaflı Gelin, Analık Davası) 2. Eski Filmler- 1984 (Otobüs Yolcuları, Karanlıkta Uyananlar, Güneşli Bataklık, Umutsuz Şafaklar)

1990’da Tek Kişilik Ölüm romanı yayınlanır. Gerçek kişilere ve gerçek olaylara dayalı bir dönem romanıdır. Daha sonra ki on yıl boyunca Türkiye Komünist Partisi?nin tarihi niteliğindeki, İkinci Dünya Savaşı döneminin siyasal yapısının sergilendiği Güven adlı iki ciltlik romanını yazar. Bu romanı rahat yazmak için 10 yıl Londra?da kalır.

Bunların dışında düz yazıları, söyleşileri, savunmaları Tüm Yazıları Konuşmaları (2001) adlı bir kitapta toplanmıştır.

Komünist (2001) adlı bir anı kitabı vardır. Bu kitap çocukluğundan, tutuklanma sürecine kadar ki yaşamından kesitler içerir.

Son romanı Kayıp Romanlar (2004) dır. Doktor Nahit Kotar yıllar süren siyasal sürgünden, tutkuyla bağlı olduğu İstanbul’una dönebildiğinde yetmişinin sonlarındadır. Devrimci bir emeklilik yaşam çizgisi çekmiştir kendince. İstanbul’uyla özlem giderecek, dış ülkelerde sürekli içinde olduğu sanat etkinliklerini ülkesinde izleyecek, artık kapalı olan eski örgütü adına dış ülkelerde sürdürdükleri etkinliklerden üstünde kalmış yüklüce parayı vereceği en uygun örgütü arayıp bu ağır yükten kurtulacaktır. Bir de roman yazmayı düşünmektedir bu arada.

Çelişkilerle çalkalanarak değişen, değişemeyen Türkiye’de şaşkınca dolaşmaya başladığı daha ilk günlerinde bir genç kız çıkar karşısına. Aralarında yaş uçurumu olan, inandıklarının tam karşısında değerler tablosunu benimsemiş görünen bu genç kızla, Esme’yle karşılaşması yeni bir dönem başlatmıştır yaşamında. Kızgınlıklar, karşılıklı suçlamalar içinde bağlı oldukları değerleri tartışmaları, birbirlerini gizli, açık, kaçınılmaz biçimde de kendilerini sorgulamaya başlamalarıyla yepyeni bir yola düşerler. Ülkenin özgürlük kavgası, tarihten gelen, çözüm bekleyen Kürt, Ermeni sorunları, tüm bu sorunlarla birlikte dış-iç egemen karanlık güçlerin, mafyaların kanlı gölgesi vardır bu bin bir tehlikeyle dolu yolun üzerinde.

Vedat Türkali, senaryoları, oyunları ve romanları ile ulusal ve uluslararası alanda bir çok ödüller almıştır. Bir Gün Tek Başına adlı romanı ile 1974 Milliyet Roman ödülü ve 1976 Orhan Kemal Roman ödülü; Çekoslovakya?da Carlovy Vary Film Festivali?nde Bedrana filmiyle, 1982 Cidale, Güneşli Bataklık ile 1982 sendika ödüllerinden başka Dallar Yeşil Olmalı oyunu ile de 1970 TRT Sanat ödüllerini almıştır.

1 Mayıs 2004?den – 1 Mayıs 2005?e kadar ki bir yıl, aydınların, sanatçıların, kültür sanat kurumlarının ve insan hakları savunucularının katılımı ile “Vedat Türkali Yılı” ilan edilmiştir. Çok çeşitli etkinliklerle geçen bu bir yıl, ilk kez yaşayan bir aydına armağan edilmiştir.

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar
Benden Selam Söyle Anadolu?ya, Dido Sotiriyu. ?Düşman, savaştır. Savaş ve onu körükleyen çıkarlar??

Yunanistan?da 50 baskı yapan, dünyada 10 dile çevrilen, 1909`da Aydın`ın Şirince`sinde doğan Dido Sotiriyu'nun 'Benden Selam Söyle Anadolu'ya', özgün adıyla...

Kapat