Halkın Sesi ? Jean Vautrin

( * ) Ömrü iki aydan biraz fazla sürmüş Paris Komünü, ezilenlerin, aşağılananların, sefillerin kahramanı olduğu bir destandır. O gerçekleşen ütopyalardan biri olarak, hayatın dışına itilenlerin yolunu aydınlatmaya, onlara ümit vermeye devam ediyor. Komün, günde on beş saat çalışan, açlıkla savaşan ve yaşayabilmek için fahişelik yapmak zorunda kalanların öfkesidir. Bu öfke, Fransız hükümetinin başbakanı Adolphe Thiers?nin askerlerini bozguna uğratacak, iki milyonluk Paris?i zapt edecek bir devrimle sonuçlandı. Şehrin en yoksul bölgelerinden Montmartre?da 18 Mart 1871?de başlayan isyan, 28 Mayıs?ta büyük ve kanlı mücadelelerin ertesinde, Belleville Ramponeau?daki son barikatın da düşmesiyle sona erdi. Komün?ün yenilgisinin arkasında, başbakan Adolphe Thiers?ye bağlı askerlerin, başkaldıran ?ayaktakımını? cezalandırmak için giriştiği acımasız kıyım vardır. Etrafı kuşatılarak yakılan Paris, sokak ortasında infazlara, toplu katliamlara ve tecavüzlere sahne olacaktı. Fakat her şeye rağmen Komün?ün ruhu, egemenlerin kıyıcı nefretine ve aradan geçen uzun zamana rağmen hâlâ yaşıyor. Zira o, tarihin tersine çevrilebileceğinin, ezilenlerin dünyayı altüst edebileceğinin en iyi örneklerinden biri olarak duruyor.
İşte Fransız yazar Jean Vautrin, siyasi gerilim, polisiye ve tarihi roman gibi türlere dahil edilebilecek Halkın Sesi adlı romanında, egemenlerin oluşturageldiği tarihte kızıl bir gedik açan Paris Komünü?nün hikâyesini anlatıyor. Komün?ün ortaya çıkışından sonlanmasına kadar geçen süreyi kapsayan roman, isyanı başlatan yoksul kesimin nitelikli bir resmini çizmesinin yanı sıra, dönemin burjuva sınıfını ve tehlikelerle dolu yeraltı dünyasını da ustalıkla kurguya dahil ediyor. Roman temelde, gizli polis Horace Grondin ve subay Antoine Tardagnan isimli karakterleri arasındaki bir kovalamaca ekseninde ilerler. Fakat roman bunlara ek olarak, çok sayıda hayali ve gerçek karakter de barındırıyor. Böylelikle, karakterlerini tasvir edişindeki yetkinliği, sokağa dair gerçekçi gözlemleri ve epik üslubuyla Vautrin?in, ataları Victor Hugo, Balzac ve Alexander Dumas?ya yakışır bir yapıta imza attığını söyleyebiliriz. Halkın Sesi?nin, bize, bilhassa Hugo?nun Sefiller?ini; orada karşımıza çıkan karakterler ile Paris atmosferini anımsatması, yapıtın özgünlüğünün başat göstergelerinden.

Kahramanlar ve alçaklar
Bir cinayetle açılan Halkın Sesi, binlerce insanın yok edildiği katliamla sonuçlanır. Polislerin, öldürülerek Seine nehrine atılan bir kadının cesedini bulmalarıyla başlayan roman, gittikçe dallanıp budaklanan bir olaylar ve ilişkiler ağına doğru yol alır. Romanın merkeze alınan öyküsü ise, gizli polis Horace Grondin ile önceleri devlet için görev yapan bir subay olan, ardından Komün güçlerine katılarak hayatının rotasını silbaştan değiştiren Antoine Tardagnan arasındaki hesaplaşmadır. Bu kovalamaca, romanın çerçeve öykülerindendir. Zira, kurgunun Paris Komün?üne dair tasvirlerinin büyük bölümü ve karşımıza çıkardığı tiplerin neredeyse tümü, söz konusu iki karakterlerle doğrudan ve dolaylı ilişkileri sonucunda varlık kazanıyor. Tardagnan, geçmişte yaptıklarından dolayı yaşadığı vicdan azabıyla; aynı zamanda cesareti ve kahramanlıklarıyla öne çıkar. Âşık olduğu kadın Gabriella ve devrim için savaşmak, ona kendisini affettirebileceği bir fırsat sunmaktadır. Grondin ise, tam anlamıyla geçmişine saplanıp kalmıştır. Tanrıya dahi sırtını dönecek denli büyük bir yıkım yaşamış olan Grondin?i hayata bağlayan tek şey, düşmanı olarak bildiği Tardagnan?dan intikam almaktır.
İşte bu intikam öyküsü, bizi, Komün için savaşanlarla onu yok etmeye çalışanlara; cinayet, kadın ticareti gibi kirli işler çeviren Ourcq çetesi üyelerine; polislere, muhbirlere ve hainlere kadar çok sayıda karakterle tanıştırır. Yalnız burada yer alan kişiler, kendi öyküleriyle hayat bulmalarının yanı sıra, hem bir mekân hem de bir gerçeklik olarak Komün?den, yani sokaktan soyutlanmaz. Her bir karakterinin Paris?le iç içe oluşu, romanın bütünlüğünü sağlayan başlıca etmendir. Yine burada, olayların merkezinde yer alanlar da dahil, hiçbir karakter gereğinden fazla yer işgal etmez. Yazar, karakterlerini dengeli bir şekilde sunmak için, üçüncü tekil anlatımın imkânlarından da yararlanmış. Ayrıca, nispeten uzun denebilecek romanın, kısa tutulmuş bölümler halinde tasarlanışı, metnin sürükleyiciliğine katkıda bulunuyor. Burada, yazarın özellikle sonlara doğru başvurduğu, iyi düzenlenmiş metin oyunları da bulunuyor. Kurgu ilerlerken araya giren Vautrin, klasik romanlarda rastladığımız gibi, bambaşka bir karakteri ya da olayı, kendine has bir üslupla tasvir etmeye koyuluyor.
Öte yandan Halkın Sesi, hayal ürünü karakterler kadar, dönemin gerçek kişilerine de yer veriyor. Zaten roman adını da, Komün?ün ateşli savunucularından gazeteci-yazar Jules Vallès?nin sahibi olduğu Le Cri du Peuple gazetesinden alıyor. Vallès dışında anarşist kadın liderlerden Louise Michel, Komün?e tutkuyla bağlı ressam Gustave Courbet, hükümet generalleri Claude Martin Lecomte ile MacMahon, başbakan Adolphe Thiers ve Komün?ün askeri gücü Ulusal Muhafızlar?ın ünlü generali Polonyalı Jaroslaw D ombrowski , romandaki gerçek kişilerden bazıları.

Paris?in panoraması
Kuşkusuz, ilginç karakterler barındırmasına rağmen, Halkın Sesi?nin gizli başkahramanı, adından da anlaşılacağı üzere Komün?e güç veren yığınlardır. Burada anlatılan savaş sahnelerinin tümünde, kadınların, yeniyetmelerin ve hatta çocukların da içinde bulunduğu, elinde umudundan başka hiçbir şeyi olmayan halk yer alır. Romanın, neredeyse kapalı mekânlara hiç girmemesinin, sadece çatışmalar olduğu zaman değil, genel olarak sokakta geçmesinin bir nedeni de budur. Dolayısıyla halk gibi Paris de, kurgunun önemli ayaklarından birini oluşturur. Roman böylece, iki güç arasında yaşanan savaşlar üzerinden barikatlara, ateşler içinde kavrulan şehrin farklı bölgelerine ve kara sularıyla Seine nehrine doğru yol alarak, Paris?in derli toplu bir panoramasını çiziyor. Burada, yığınların dünyasına inemeyen aydınlar da eleştiriliyor. Örneğin gazeteci Vallès bir yerde, devrimin başarısızlığa uğramasının sebebinin, ?Filozofların ve sanatçıların, kendi hayallerini, sigara dumanlarını, kendi gözlükleriyle gördüklerini, çalışmaktan çarpılmış ellerin umutlarıyla karıştırmaları? olduğunu söyler. Fakat romanın, bir halk güzellemesinden ibaret olmadığını da bilhassa belirtelim. Çünkü Vautrin, Komün taraftarlarının başıbozuk davranışlarını da görmezden gelmez. Romanda, Komün ilan edildikten sonra evlerine baskın yapılıp sindirilmeye çalışılan burjuvalar da ve kimi zaman pervasızlığa varan şiddet kullanımı da işleniyor.
Son olarak Halkın Sesi?nin, yalnızca ele aldığı dönemle değil, olayları işleme tarzıyla da ilgi çekeceğini söyleyebiliriz. Roman, özenli ve yoğun anlatımı, zengin karakterleri, sürükleyici olay örgüsü ve özellikle yığınları tasvir edişindeki yetkinliğiyle edebi bir lezzet sunuyor. Romanın, trajik bir döneme odaklandığı halde, bazı karakterlerinin gülünç durumlarıyla metnin karamsarlığını dengelediğini de ayrıca belirtelim.
( * ) Yazan: Erkan Canan
23/10/2010 tarihli Radikal Kitap Eki, Bir bahçe ateşler içinde! adlı yazı

KİTAPTAN BİR BÖLÜM
Kirli eller, temiz kalpler
Blanche Meydanı?nda barikat az önce düşmüştü. Amazonların çoğu katledilmişti. Direnişe, Elizabeth Dimitrieff?in korumasındaki Louise Michel komuta etmişti, en son ana kadar. Dövüşmekten bitkin düşen
?Kızıl Bakire?, yarı kendinden geçmiş bir halde Clignancourt yolundaki bir siperin içine yuvarlanmış ve öldü zannedilip bırakılmıştı.
Ele geçen yoldaşları, alçak, şeref duygusundan uzak, dönek, zalim kalabalığın, hakaret ve küfür yağmurunda yıkanıyorlardı. Özelliklede onları taşa tutan çocuklar, kötülükte sınır tanımıyorlardı.
Adelaide Fontieu da yakalanınlar arasındaydı. Yorgun savaşçı kadın grubunun arasında ağır adımlarla yürüyordu; küçük Amazon şapkası gözlerinin üzerine inikti. Kimseyle göz göze gelmeden, uzaklara bakıyordu. Fakat Girardon Sokağı?na geldiklerinde, bir kapıcı onun farkına vardı. Kulübesinden fırlayan kadın, hastalıklı ve haince bir merakla yaklaşıp Adelaide?ın şapkasını düşürüp ve ciyaklamaya başladı:
?Sürtük! Orospu! Vurun onu! Öldürün! Eli kanlı faişe?

Tanıtım Yazısı
Kahramanlarının zayıflıkları, yetenekleri, hırsları, aşkları, cinsel tercihleri ile boğuştukları ve kişisel tarihleri ile hesaplaştıkları ve sonunda salt insan olarak çırılçıplak kaldıkları romanında Jean Vautrin, Paris Komünü’nün kocaman kalbinin attığı sokaklarda dolaştırıyor bizi.

… Havada “Marseillaise” patlıyordu tekrar tekrar. Çok sık duyulsa bile, bu hınç dolu marş, binlerce kararlı ses tarafından hep bir ağızdan söylediğinde öylesine etkileyiciydi ki Sefalete yazgılı, hor görülen, aşağılanan insanları tekrar dimdik ayağa kaldıran, onlara, tam teslimiyete düşmek üzerelerken, sokakları evrensel bir haykırışla tekrar fethetme kuvveti veren muhteşem bir güçtü o…

“Yaşasın Komün”

Bütünüyle birbirine karışmış toplumsal katmanlar, iç içe geçmiş sıralar, düzensiz bir biçimde birbirini sıkıştırıyor, insanlar görülmemiş bir ortak ruhla, birlikte ciğerlerine hava dolduruyor, birlikte bağırıyorlardı. Kalabalıklar hâlâ akmaya devam ediyordu. Gelmekte olanların dışındaki neredeyse herkes, zaten oradaydı. Günün halkın günü olduğuna inanıyorlardı. Onlar temiz bakışlı, tırnakları kararmış, yüzleri sevinçle parıldayan proleterlerdi. Akıyor, akıyor, kaynaşıyorlardı.

Mahallelerden, fabrikalardan gelenler… Salkım salkım insan… Yontulara sarılmış kızlar, lamba direklerine tırmanmış çocuklar… Heykellerin tepesine oturanlar, çatılardan sarkanlar… Sakatlar, derbederler, ihtiyarlar, sokak çocukları, mavi gömlekli işçiler, redingotlu küçük burjuvalar… Her yaştan, her çeşitten yığınla insan alanı tıka basa doldurmuştu. Kocaman tertemiz gökyüzüne küçük beyaz dumanlar püskürterek patlayan toplar, askeri alayın az sonra oraya ulaşacağını anons ediyordu…

Paris Komün’ü ve sınıf gerçeği, tüm yalınlığı ile gözler önüne serilirken Komün’ü yaratanların seslerini içimizde duyuyoruz.

Kitabın Künyesi
Halkın Sesi
Özgün Adı: Le Cri Du Peuple
Jean Vautrin
Çeviri: Sermet Yalçın
Literatür Yayıncılık / Tarihsel Romanlar Dizisi
Baskı Tarihi: Ağustos 2010
714 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Politika
Anadolu’da Osmanlı Reformu ve Tarım – Donald Quataert

Özellikle son dönemlerde hızla gelişen Osmanlı tarihçiliği içinde, en ihmal edilmiş alanlardan birini tarım ve köylü çalışmaları oluşturur. Bu eksiklikte,...

Kapat