Büyüler de Gerçek Olabilir ? Seda Esen*

Başka bir dünyayı tasarlamak, tasarladığın o dünyanın, o yerin haritasını çizmek, o yerin içinde debelenmek, emeklemek, yürümek ve sonra koşmak. Fantastik edebiyatın önde gelen temsilcisi Ursula K. Le Guin, hayal kurmanın ihtişamını gösteren, hayalleri ve ütopyaları anlatan bir bilimkurgu yazarı. Bilimkurgu yazarı ama içinde ne robotlar var ne de makineler, insan var, insanlar var, onların halleri var. Sırf bu sebeple de bir ejderhayla Ged vasıtasıyla bile olsa ilişkiye geçebiliyorsunuz. Onunla konuşabilme ya da ona yazabilme fırsatı buluyorsunuz. Normalde inandırıcı gelmeyen büyücüler, efsunlar, duvarlar, krallar, ejderhalar, bir anda öyle gerçek oluveriyor ki. O duvara siz de çarpıyorsunuz ya da o duvardan siz de geçiyorsunuz. Ejderhayı görüyorsunuz onun gerçek ismini fısıldıyorsunuz kulağına. Büyüler yapıyorsunuz siz de. Bir anda tüm rüyalar hiç olmadığı kadar gerçek oluveriyor. Bazen ağlayarak uyanıyorsunuz, sarsılıveriyorsunuz. Le Guin?in Yerdeniz Yolculuğu kısa ve kolay bir yolculuk değil. Tam beş ana durağı var. Doğuyor, büyüyor, cinselliğinizi keşfediyor, yeniden başa dönüyor ve ölüyorsunuz.
Burada önemle üstünde duracağımız kısım cinsiyet alanı olacaktır. Le Guin, kadınlığının farkında olarak yazan bir yazar ama bu, onu tek başına önemli kılacak bir özellik değil. Eğer böyle olsaydı birçok kadın yazardan farkı olmayacaktı. Onu diğer kadınlardan ayıran yalnızca ?beden?e veya ?kadın bedeni?ne vurgu yapmıyor olmasıdır. O ?beden?i yazmaktan öteye geçerek dünyayı, ilişkileri, insanları yeniden yazmaya çalışıyor. Le Guin bu yazma eylemi içinde de yapıtını özgür bırakıyor.
?En becerikli denetim altında bile, sözcükler hiçbir zaman tüm tasavvurunuzu kapsamayacaktır. En eşduyumlu okur söz konusu olduğunda bile, gerçek aksayıp kısmileşecektir. Yazarlar güzel bir şeyi uzaya fırlatıp sonra da onun yanarak düşmesini seyretmeye alışmak zorundadırlar. Ayrıca yapıt kendi başına havalanıp yazarın tasarlayıp hayal ettiğinden çok ötelere, bildiğini bile bilmediği yerlere uçtuğunda, denetimi elden bırakmayı da öğrenmelidirler. Tüm yapıcılar ruhun faaliyetlerine pay bırakmalıdır.? (2)
Dünyamıza fırlatılan Yerdeniz Yolculuğu her okunduğunda okuyucuya farklı kapılar, yollar açacak türden. Karakterlerin dönüşümleri, olayların akışı her okunduğunda daha farklı algılanabilir gibi gözüküyor. Bu yüzden de Le Guin yapıtının her halini seyretmeye alışmış gözüküyor. Kendi de belki bu sebepten üçleme olarak başladığı yolculuğu beşleme olarak bitirmeye karar verdi. Le Guin?in ruhunun faaliyetleri yolculuğu devam ettirdi. Şu anda bu yolculuğa ilk defa çıkmış birinin gözlemlerini okuyoruz. Bu yüzden belki de bu yazının altına ?Bu yazı değişebilir? notu düşülebilir. Bir dahaki gözlemin neler olacağına belli mi olur?
Bu yazı, olayların akışı içinde önemle bir karakter ama aslında üç karakter üzerine yoğunlaşacaktır. Ardından kısa da olsa bir film kahramanına değinecektir. Öncelikle Yerdeniz Yolculuğu?nda bu karakter düşünülenin aksine kitaplarda görünür idareyi elinde tutan Ged olmayacaktır. Asıl idare sahibi Arha, Tenar ve Goha olacaktır. Yutulmuş Arha, gerçek ismiyle Tenar ve bir ev kadını bir eş olarak Goha. Ursula neden bir kadını üç kişilik içinde anlatmış olabilir? Kendisi de hem bir yazar hem bir anne hem bir eş olduğu için mi kendini Tenar gibi gördü? Yoksa her kadının böyle bir bölünmüşlüğü mü oluyor hayatta? Yani eve gidip yemek yapmak, çocuklarına bakmak zorunda olan Goha, Arha olarak aklından büyüleri de geçiriyor muydu? Mezarlar Mahalli?ne ait gücünü de elinde mi tutmaya çalışıyordu? Ve en sonunda gerçek ismiyle Tenar olarak tüm kadınlığını ve gücünü mü fark ediyordu?
Herkes belirlenmiş bir cinsiyet içine doğuyor, hepimizin cinsiyetleri daha anne karnında belli, ona göre hayata pembe ya da mavi renklerle başlıyoruz. Dolayısıyla içine doğduğumuz bu cinsiyet durumu, önde ya da arkada ya da tam ortada başlamamızı sağlıyor. Rollerimiz ona göre bize dayatılıyor. Annesinin biricik ?kız?ı Tenar, beş yaşında istemediği bir şekilde (istemediği değil de tercih etmediği ? beş yaşındaki bir kız için istemek ya da tercih etmek ne anlama geliyorsa artık-) Mezarlar Mahalli?nin başrahibesi oluyor. Arha oluyor. Serinin tamamında baskın karakter olan Ged?in yardımıyla kendi ?Tenar?lığını bularak Mezarkent?ten kurtuluyor. Özgürlüğe kavuştuğu zamandan sonra uzun bir süre yolculukta adı geçmiyor. Ve Tenar bir anda Goha olarak karşımıza çıkıyor. Klasik bir ev kadını biçiminde, çocuklarını yetiştirmeye çalışan, eşine iyi bir kadın olan, eski bir büyücü. Ne yutulmuşluğundan ne de başrahibeliğinden izler taşıyarak. Peki beş yaşında tercih yapmaya henüz muktedir olmayan Tenar, Goha olmak için bir tercih yaptı mı? Evet yaptı. Sıradan olmak, göze batmamak, her kadın nasıl davranıyorsa öyle davranmak için önce bir koca, sonra da çocuklara sahip oldu. Atuan Mezarları?nın(3) sonunda Tenar?ı bir seçimin eşiğinde bırakmıştık. Kolay olmayan, zor bir seçim yapacaktı. Yol, yukarıya doğru çıkıyordu ama yolcunun oraya varıp varmayacağı belli bile değildi.

Tehanu?da (4) bu seçimin eşiğindeki kadını bir ?ev kadını? olarak okuyunca kahraman Ged gibi çok şaşırıyoruz. Çünkü Tenar, o seçimi yapmalı ve yoldan yukarı yüklü bile olsa çıkmalıydı. Tehanu kitabı Goha ve Tenar arasında bu gidip gelmeleri barındırıyor. Tenar, bir ev kadını olduğu bu kitapta birinin hayatını kurtarmaya çalışıyor. Kitaba da ismini veren Tehanu (Therru)nun hayatını. Tehanu, ateşler içinde yanmış, yüzünün bir tarafını kaybetmiş, tecavüze uğramış, hastalıklı, korkak bir çocuk. Henüz seçimleri yok. Tenar?ın bu çocuğun yardımına koşması bir dayanışmaya örnek verilebilir. Kendisi gibi olanı seçer Tenar. Eşitler arasında bir dayanışma. Therru çocukluğunda bir boşluğa itiliyor. Aynı Tenar?ın çocukluğundaki gibi. Çok sonraları bu acınacak çocuk ama bir yandan da kendisinde garip güçlerin olduğu gözlemlenen Tehanu, Ged ve Tenar?ı düştüğü olumsuz durumdan kurtarmak için kavminden adam toplayıp getiren çocuk olacaktır.
Le Guin önceleri kadınlar hakkında yazamama sebebini kendi satırlarıyla şöyle aktarıyor: ?Annem, neden kadınlar hakkında yazmadığımı sormuştu. ?Nasıl yazacağımı bilmiyordum ? pek azımız biliyorduk ? çünkü erkeklerin kadınlar hakkında yazdıklarının gerçek olduğunu, kadınlar hakkında yazmanın doğru yolu olduğunu düşünüyordum. Ben bunu yapamıyordum.? (5) Sonraları Le Guin, bir kadın gibi yazmaya başladığını söylüyor. Yerdeniz Yolculuğu?nun ilk üç kitabından sonra. Belki de onun için En Uzak Sahil?de (6) göremediğimiz kadın karakterler bir anda Tehanu?da çoğalıyorlar. Ursula, ?kadın?ı düşünerek yazdığı bu yolculukta neden kadını sadece güçlü bir karakter olarak anlatmadı da hem bir eş, hem bir anne, hem bir büyücü, hem tecavüze uğramış, hem yaşlı, hem genç, hem güçlü hem güçsüz kadınları anlattı? Bunun cevabı çok basit. İnsanın tüm hallerini yazdığını düşündüğüm Ursula, kadınları da tüm halleriyle yazıyor.
Yazının başında da bahsettiğim gibi Le Guin, ilişkileri yazıyor, dünyayı yazıyor. Bazılarımıza deli saçması gibi gelen ejderhalarla, büyücülerle, sihirbazlarla, Mezarkentlerle yapıyor bunu. Bu açıdan Yerdeniz Yolculuğu anneliği, arkadaşlığı, dostluğu, aşkı, yoldaşlığı anlatıyor. Kahramanların birbirleriyle olan diyaloglarından çok anlam çıkartabiliyoruz. Örneğin, bir bölümde Ged?in, Tenar?ın bir ev hanımı olduğunu gördüğü zamanki şaşkınlığı şöyle dile getiriliyor:
??Ged bunu duyunca çok kızacak diye düşündüm!? Konuşurken gülüyordu.
?Kızdım,? dedi adam.
Kadın bekledi.
Adam, ?Hayal kırıklığına uğradım,? dedi.
?Kızdın,? dedi kadın.
?Kızdım,? dedi adam.
Adam kadına bir bardak şarap koydu.
?Gücü tanıyacak kadar gücüm vardı, o zamanlar,? dedi adam.
?Ve sen ? sen, o korkunç yerde, Labirent?te, o karanlıkta parlıyordun??? (7)
Ged, Tenar hayatına asıl gücü olan büyücülük sanatıyla devam etmediği için hayal kırıklığına uğruyor. Biz de yolculuğa Ged?le devam ederken aynı şaşkınlıkla izliyoruz Tenar?ı, ondan daha güçlü olmasını diliyoruz içten içe. Sıradan olmamasını, toplumun ona dayattığı şeyi, o rolü üstlenmemesini diliyoruz. Ama aynı adam Ged, artık hiçbir gücünü kullanamayacak bir durumdayken bile şunu söylemekten geri durmuyor: ?Hiçbir kadın başbüyücü olamaz. Olduğu şeyi, onu olmakla bozacaktır. Roke?un büyücüleri erkektir. ? güçleri erkek gücüdür, bilgileri erkek bilgisi.? (8)
Bir adam, Tenar?a ?Tenar?lığını keşfetmesini sağlayan adam bile bir kadından başbüyücü olamayacağından bahsediyor. Çelişkili bir ilişkiyi anlatıyor Ged ve Tenar bizlere. Tam da hepimizin yaşadığı bir ilişkiyi anlatıyor. Tenar?ın büyücülük sanatını devam ettirmesini isteyen Ged, onun başbüyücü olamayacağını da vurguluyor. Birilerine inanırken onun için sonuna kadar inanıp inanmadığımız önemli. Yerdeniz serisinde böyle insani yarıkları bulacağımız bir sürü diyalog var. Bu sebepten de insanın olduğu yerde ejderhalar, efsunlar, büyüler saçma gelmiyor, inandırıcılığını yitirmiyor. Tam da bu noktada Ursula?nın fantastik yazımını büyülü gerçekçilik akımına belki bir yönden benzetebiliriz, her ikisinde de mantık dışı öğeler var ama bu gerçeküstü öğeler, normal bir ilişkiye de uyarlanabilecek biçimde gerçek duruyorlar.
Yerdeniz?le ilgili Ursula?nın şu cümleleri önemli: ?Ben Yerdeniz?i önceden niyet edip icat etmedim. Kendi kendime ?Hey, bak, ada bir arketiptir, takımada süper bir arketiptir, öyleyse haydi bir takımada yapalım!? demedim. Ben mühendis değil kâşifim. Yerdeniz?i keşfettim.? (9) Bu keşfedilen harika takımada arada bir her insan tarafından yeniden keşfedilmeli. Uzun bir yolculuk ama her defasında büyümenin, doğmanın, cinselliğin, yeniden dönüşün ve ölümün keşfi olabileceği için katlanılabilir bir yolculuk.
Şüphesiz Ursula bu yolculuk içerisinde keşif yaparken gerçek hayatın içindeydi. Gerçek hayatın hikâyelerinden, yaşanmışlıklarından bahsediyordu. Burada konudan uzaklaşmadan bir ek olarak bu yolculuktaki birkaç öğenin 1957 İtalya yapımı Cabiria?nın Geceleri (10) adlı filmin içinde de var olduğunu göstermek istiyorum. Bu melodramatik yapıt, kadınlığı anlatması açısından önemlidir. (11) Cabiria, Roma?nın arka sokaklarında fahişelik yaparak hayatını kazanmaktadır. Gerçek aşkı arayan ne kadar yenilse de her defasında yaşadığı hayal kırıklıklarından sonra hayata yeniden umutla başlayan bir kadındır. Hayatı yaşama inancını hiçbir zaman yitirmemiştir. Bir başrahibeyken de bir ev hanımıyken de umudunu hiç yitirmeyen Tenar gibi. Bu iki metinde de geçen umut öğesi ve kadınların batıp çıkarak da olsa sürekli mücadele etmeleri, bir fahişenin hayatının üzerinden ya da bir büyücünün üzerinden de anlatılsa gerçektir. 40.000 liret için Cabiria?nın çantasını çalan Giorgio da, onu Mezarlar Mahalli?nden çıkardıktan sonra da dönmesi gerektiğini söyleyen Ged de bu kadınların yıkılmalarına ya da yok olmalarına neden olamazlar. Tenar?ı Mezarlar Mahalli?nden kurtulmaya çalışırken okuduğumuz zaman o labirentteki her adımı Roma?nın arka sokaklarında Cabiria?nın o bitmez tükenmez enerjisiyle yürüdüğü yollardaki adımlarını hatırlatır gibi.
Kadının toplumsal olarak baskı görmesinin çeşitli yansımaları bu iki eserde birbirinden farklı olarak verilmiştir. Tenar, Goha olurken bir seçim yapmış ve insanlar arasında göze batmamak için kendi güçlerini bir kenara bırakarak, kendine bir aile kurmuştu. Tenar?ın sonradan göstereceği cesareti Cabiria, Venetto Caddesi?nde gösteriyordu. Herkesin zengin olduğu Venetto Caddesi?nde Cabiria?nın minik bedeni salınıyordu. Cabiria, yeri geldiğinde göze batmaktan da korkmuyordu. O kendisini koruyacak bir erkek fikrinden daha çok ona aşık bir erkek fikrinden hoşlanıyordu. Goha, tekrar Tenar olurken Cabiria?nın en başta fark ettiği şeyi fark ediyordu. İki kadın, iki mücadeleci kadın. İki farklı zaman iki farklı mekanda yaşanan olaylar kadının kendini kurması açısından geçirdiği evreleri gözler önüne seriyor.
Burada cinsiyetçilik yapmadan şu denebilir: kadınlığı(nı) merak eden, kadın olmanın zorluklarını her gün yaşayan kadınlar ve bunu gören ya da fark eden erkekler için iki ayrı eser, iki yolculuk.

Yazan: Seda Esen*

Notlar
(1) *Seda Esen, esen.seda@gmail.com, Galatasaray Üniversitesi, Felsefe Yüksek Lisans.
(2) Ursula K. Le Guin, Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar, çev. Deniz Erksan, Bülent Somay, Müge Gürsoy Sökmen, (İstanbul: Metis Yayınları, Mayıs 1999), s. 66.
(3) Ursula K. Le Guin, Atuan Mezarları, çev. Çiğdem Erkal İpek, (İstanbul: Metis Yayınları, 2008).
(4) Ursula K. Le Guin, Tehanu, çev. Çiğdem Erkal İpek, (İstanbul: Metis Yayınları, 2008).
(5) Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar, s. 114.
(6) Ursula K. Le Guin, En Uzak Sahil, çev. Çiğdem Erkal İpek, (İstanbul: Metis Yayınları, 2007).
(7) Tehanu, s.83.
(8) Tehanu, s.188.
(9) Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar, s.17.
(10) Le Notti Di Cabiria, Yönetmen: Federico Fellini, Senaryo: Federico Fellini, Ennio Flanio ve Tullio Pınelli, Oyuncular: Gıulietta Masina, François Perier, 1957, 113 dk.
(11) Bu film daha birçok açıdan ele alınabilir fakat bu metindeki amacım sadece kadınlık halleriyle ilgili olduğundan film kısmi olarak ele alınmıştır.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
PAUL ELUARD

Paul Eluard?ın Hayatı Gala?ya Mektuplar (1924-1948) Kesintisiz Şiir

Kapat